• Teşrik tekbiri getirmeyi unutmayınız

Bizdeki ruh inancının menşei ve kurandaki ruh kavramı

susran

Acemi Üye
Silver
#1
Ruh, gaybi bir konudur, gaybin yegâne alimi (âlimul-gayb) de Yüce Rabbimizdir. Dolayısıyla ruh hakkındaki bütün bilgilerimizi Kurana dayandırmak mecburiyetindeyiz. Bu gün ruh hakkındaki bütün bilgilerimiz kulaktan dolma, atalardan gelme bilgilerdir. “Galat-i meşhure, hakikat-i fasihadan üstün gelir” dendiği gibi bu gün meşhur olmuş yanlış bilgiler Kurandeki gerçeklerden üstün tutar hale gelmişizdir. Şimdi ruh hakkında yazacağım yazı hakkındaki tepkiler, umarım yukarıdaki vecizeyi doğrular mahiyette olmaz. Bu konuda daha önce başka bir siteye yazdığım bir yazıyı buraya indiriyorum, umarım gerçeklerin ortaya çıkmasına vesile olur. “Barika-i hakikat, müsademe-i efkarden doğar =hakikat şimşeği, fikirlerin çarpışmasından doğar” derler. En doğrusunu Rabbimiz bilir.

BİZDEKİ RUH İNANCININ MENŞEİ VE KURANDAKİ RUH KAVRAMI 3



Kabir azabı konusu çok tartışılan bir konudur. Hakkında K.Kerimde sarih bir delil bulunmamasına rağmen, bazı ayetleri, rivayetlere adapte ederek kabir azabının varlığını ispat etmeye çalışırlar.
-Peki, insan öldükten sonra azabı tadacak olan kimdir, çürüyüp gitmiş olan beden mi, ruh mu, ruh ve beden ikilisi mi?
-Hiç kimse azabı beden çekecek diyemez, çünkü mevcut fiziki kanunlarına aykırıdır.
-Azabı ruh çekecek derseniz ruh denen şeyin, iptidai dinlerden gelip beynimize yerleşen ruh inancında olduğu gibi mustakil olarak varlığını sürdürdüğünü ispat etmeniz gerekir. K.Kerime göre ruh, mustakil varlığı olan bir şey değildir. Ruh bir programdır. Bir bilgisayarda elektrik can mesabesinde ise, ruh da Windows programı mesabesindedir. Nasıl ki elemanları montajlanmış, cereyana da bağlanmış bir bilgisayar, görmez, işitmez, hiçbir şey anlamaz durumdayken Windows programının yüklenmesiyle görür, işitir, istediğinizi anlar duruma geçerse, Adem(as)a ve ademoğullarına ruh üflenerek (yüklenerek) görür, işitir ve gönül sahibi kılınmıştır.Elektriği kesilmiş bir bilgisayarda program hiçbir işe yaramaz, hiçbir şey duymaz, anlamaz. Tıpkı ölülerin hiçbir şey duymadıkları gibi. “wema ente bimusmiin ma fil-kubur= sen kabirdekilere bir şey duyuramazsın”. Bu konu aşağıda daha etraflıca anlatılacaktır.


RUH İNANCININ DOĞUŞU
Animizm


İlkel dînî bir şekil ilmi olan "animizm" tabiri, Latince "Anima" kelimesinden türemiştir. Yunanca "Anemus" gibi Latince "Ani*ma" ve "Animus" kelimeleri aslında "rüzgâr" ve "hava" anlamına gelir. Fakat daha sonra asıl anlamları unutulup canlı ve hayat gi*bi benzer anlamlarda kullanılmıştır. "Animizm"i ıstılahı olarak, her eşyada bir ruh bulunduğu inancını taşıyan sistem olarak kul*lanılır. Fakat bu kelimenin "Antropoloji" ve "sosyoloji" ilimlerindeki anlamı, Dinler Tarihindeki anlamından biraz farklıdır. Fel*sefedeki "animizm" ise, Dinler Tarihindekinden tamamen farklı*dır. [56] Bu farkı gösterebilmek için Dinler Tarihindeki "animizm" dilimize "ervahiyye", felsefedeki "animizm" ise "ruhiyye" kelime*leri ile tercüme edilebilir.
Dinler Tarihi bilginlerinden "Tylor" ve takipçilerine göre "animizm", ilkel kavimlerin en eski inancıdır. Bugün Afrika, Ameri*ka ve Avustralya'da yaşayan vahşi kabilelerin tabiat inançlarında halâ "animizm''in esasları görülmektedir.
İlkel insanlarda, ruh fikrinin doğmasına sebep olan şey, Ölüm ve rüya gibi kendileriyle çok yakından ilgi*li olan hayat şartlarıdır, İptidai insanlar bu iki olaydan kendile*rinde beden haricinde etkin bir şey (prensip) olduğunun farkına varmışlardır. Can çekişen bir insanda, yaşamın sona erdiğini be*lirten şey, soluğun kesilmesi olduğundan, bedenden farklı olan bu şeyin soluk ve hava cinsinden bir şey olduğu kanaatini ver*miştir. Demek ki ilkel insanlar, bedenden farklı olarak kabul et*tikleri bu şeyi de yine maddi olarak düşünmekten kurtulamamış*lardır.
Avustralya ko*lonilerinden her kavmin ruhu değişik bir şekilde tahlil ettikleri haber verilmektedir. Fakat bütün bu şekiller incelenip birbiriyle karşılaştırıldığı zaman, hepsinde ruhun maddi olmayan bir cisim gibi düşünüldüğü görülmektedir. Hatta bazı kabileler, ruhun dünyada iken, bedenden ayrı olarak birtakım cismani ihtiyaçları*nın olduğunu düşünmüşlerdir. Bunlara göre ruh, hem yiyebilen hem de yenebilen bir şeydir. Ara sıra bunların dışına çıkmakta*dır. Bedenden tamamen ayrıldıktan sonra da bu hayata benzeyen bir hayat geçirmektedir. Yiyip içmekte hatta avlanmaktadır. Bun*ların inancına göre bedenden çıkan ruhlar, yiyip içerler, avlanır*lar, ağaçların dallarında uçuşurlar hatta uçuştukları zaman zenim (bayan) insanların dahi işitebilecekleri bir ses, bir titreme meydana geti*rirler.
Avustralya klanlarının değişik ve birbirine zıt fikirlerine naza*ran bunlara göre "ruh"un üfleme veya hayaletle mukayese edile*bilmesi son derece ince bir şeydir. Fakat her halde bir madde gi*bi tasvir edildiği anlaşılmaktadır. İlkel insanların ruhu son dere*ce ince bir madde, diğer bir tabirle "hava" ve "rüzgâr" gibi bir şey olarak düşünmeleri, her dilde ruha verilen isimlerin kaynağının "hava" ve "rüzgâr" manasını ifade eden kelimelerden alınmış ol*masıyla da sabittir, Fransızca'da ruh anlamına gelen "esprit" keli*mesi Latince "teneffüs etmek" anlamına gelen "spritus" kelime*sinden türemiş olduğu gibi İngilizce ve Almanca'da ruha atfedi*len "Soul" ve "Selle" kelimeleri de Gotik lehçesinde "fırtına" anla*mına gelen "Saivala" kelimesinden alınmıştır. Yunanca'da "ruh" manasını ifade eden "Psyche" kelimesi de aynı kökten gelmesi hasebiyle bunlara örnektir.
Eski Sanskrit dilinde "ruh" anlamına gelen "Atman" kelimesi aynı zamanda "rüzgâr" ve "hava" anlamlarına da gelmektedir. Ay*nı zamanda Farsça'da ruh anlamına gelen "revan" aynı zamanda hareket yani rüzgârla ilgili bir manaya delâlet etmektedir. Arap-Ça'daki "ruh" kelimesinin de "rıh" ve "rayiha" kelimeleri gibi ha*va ve rüzgâr anlamına geldiği bilinmektedir. İbraniler de ruh ye*rine "mefeşe" ve "ruh" kelimelerini kullanmışlardır. Bu iki keli*mede "nefes almak" anlamına gelen bir mastardan türemiştir.
İnsanlar ölüm denilen sonun, soluğun kesilmesinden ibaret olduğunu zannederek ruhu, hava gibi bir şey olarak kabul ettikleri gibi "rüya"lardan ilham alarak bu ruhun ayrı bir cevher ve gayri cismani olduğu sonucuna varmışlardır.
Her insanın uyku sırasında "rüya" denilen bir olay yaşadığı bi*linmektedir. Rüyada günlük hayatı tekrar yaşar. Uzak yerlere gi*der. Birçok yerde dolaşıp, birçok şeyler görür. Birçok olaylara ka*rışır. Aklanır, kavga eder, ölmüş babasıyla, yakınlarıyla görüşüp konuşur. Fakat gözlerini açtığında, kendisini yine yatağında bulur...
İlkel insanların bu gibi esrarlı olaylar karşısında hayret içinde kalmaları, bunlardan, kişiliklerinin cismani varlıktan ibaret ol*mayıp insanda ayrıca bir varlık daha olduğu sonucuna varmaları çok doğaldır. İşte insanda ceset karşılığı olarak bir de ruhun bu*lunduğu fikri bu şekilde doğmuştur.
. Bugün dahi Avustralya klanlarına göre ruh bedenden ayrı ve bağımsızdır. Çünkü uyku ve baygın*lık durumlarında olduğu gibi, zaman zaman bedeni terk edebil*mektedir. Bu ayrılık ve uzak kalma ölümden sonra kesin bir şe*kil almaktadır. Bedenin tamamen çürümesine rağmen ruhun ayrı bir alemde seçkin bir hayat geçirdiğine inanılmaktadır.
Avustralya yerlilerine göre ruhun bir parçası olan son nefes çıkıp insan öldüğü zaman ruh tamamen bedeni terk etmiş olmaz. Son nefesin çıkmasıyla ruhu bedene bağlayan bağ kopmamış gevşemiştir. Bu sebeple son nefesle bedenden ayrılan " ruh, yine ölünün yanında kalmaktadır. Bunun için bu ruhu kati bir suretle, ölüden uzaklaştırma amacıyla birtakım özel ayinler yapılmakta, bazı işaretler ve belli hareketlerle bu ruh bedenden uzaklaşmaya davet ve teşvik edilmektedir. Hatta kolayca uçabil*mesi için yollar ve çıkışlar hazırlanmaktadır.

Bunlara göre ruhun bedenden kesin bir şekilde ayrılması, esaslı bir değişim ile mümkündür. Bu değişiklikle birlikte ruh başka bir isim almaktadır: "Arunta" ve "Loritja" kabilelerinin ya*şayan insanın ruhuna "Guruna" ismini verdikleri halde, öldükten sonra bu ruhu "İfan" ismiyle andıkları haber verilmektedir. Çün*kü ruh, ait olduğu kişinin güzel ve çirkin huyları, seçkin vasıfla*rı ile donanmış olmakla birlikte, (bedeni) terk ettikten sonra ye*ni bir varlık olmuş, kendisi için yeni bir hayat başlamıştır. Ruh*lar alemine gidebilmesi için, bu şekilde bir değişime ihtiyacı var*dır. Ölümden sonra ruhların çekildikleri bu alem, değişik kabi*leler tarafından çeşitli şekillerde tasvir edilmiştir. Hatta aynı ka*bile arasında, değişik yaklaşımlar görüldüğü haber verilmektedir. Bazı kabilelere göre ruhlar alemi yerin altındadır. Her klanın ku*rucusu olan ataları öldükten sonra bu aleme giderek kendileri için ayrı ayrı bölgeler ayırmışlardır. Bundan dolayı yeryüzünde totem sahibi her grubun ruhlar aleminde de özel bir yeri vardır. Diğer bazı kabilelerin inançlarına göre ölü ruhlar, denizlerin öte*sinde bir ada veya göl kenarında meskundur. Bazıları ise ruhlar alemini gökyüzünde, bulutların ötesinde tahayyül etmektedirler
"Tylor"a göre ilkel kavimlerde görülen atalar kültü putlara tapma "fetişizm"; sihirbazlık, cincilik, fal bakma... gibi şeylerin tümü de, "animizm"den doğmuştur. İlkel kavimler, hürmete lâ*yık olarak gördükleri baba ve atalarının ruhlarını, tabii ruhlar olarak kabul ettiklerinden, onların gerektiğinde kendilerine yar*dım edeceklerini düşünmüşler ve yardımlarına lâyık olabilmek için onlara ibadet edecek kadar ileri gitmişlerdir………….
……………………………………………….
NOT: Bunlar, Şemsettin Günaltay’ın “Dinler Tarihi” kitabından kısaltılarak alıntılanmıştır.
Görüldüğü gibi bizlerdeki ruh inancı da bunlardakinden pek farklı değildir. Bizdeki evliya menkıbelerini bir düşünün. Mezardakilerden ders almalar, tefsir okutmalar… Bazı seçkin kişilerin ruhlarının kınından sıyrılmış kılıç gibi hayattaki durumundan daha güçlü duruma geçmeleri vs..
KURANDAKİ RUH KAVRAMI:
Şu ana kadar hepimizde hakim olan ruh anlayışının menşeini anlattık. Şimdi de Kuran-i Kerimin bize verdiği ruh kavramı üzerinde duracağız. K.Kerimde “ruh” kelimesi tam 22 yerde geçer, fakat bizde mevcut olan ruh anlayışımıza uzaktan, yakından benzerlik arz eden bir ifadeye asla rastlanmaz. K.Kerimde ruh, üç manada kullanılmıştır:
1- Vahiy, Kuran mesajları.
2- Vahiy meleği yani Cebrail manasında, Cebrail için meslek unvanı olarak kullanılmış.
3- Ruh üflemek yani gerek Adem (as) ve gerekse diğer insanlar tasviye edilip uygun hale gelince görme (gördüğünü değerlendirme), işitme (işittiğini değerlendirme) ve gönül (sevme, nefret etme) gibi özellikleri kazandıran bir program yükleme manasında kullanılmıştır. Bunlar ikinci bölümde anlatılacaktır.

Devamı var.


 
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
B Ruhlar 3
nides Ruhlar 0
nides Ruhlar 3

Benzer konular

susran

Acemi Üye
Silver
#2
KURANDA RUH KAVRAMI:

Kur’anda Ruh nedir, ruh ile nefs aynı mıdır, Kur’an-i Kerimde nasıl kullanılmıştır? Halkın ruh inancı nasıldır? Bu gün ruh konusunda halkın inancı şöyledir:
“Ruh ezeli değildir yani sonradan yaratılmıştır fakat ebedidir yani ölümsüzdür” derler. Bu inançta olan sadece Müslümanların avamı değil, bilgilerini Kur’anla test etme ihtiyacını duyan sayılı sayıdaki ilahiyatçılar hariç, din adamlarının da büyük çoğunluğu ayni inançtadırlar. Ruh kelimesini bazen can manasında kullanırlar, bazen da ruh’un candan farklı bir şey olduğunu, canın hem insanlarda hem de hayvanlarda bulunduğunu, ruh’un ise sadece insanlarda olduğunu söylerler. “İnsan ölürken ruh bedenden ayrılır, kendine has bir aleme yani berzah denilen bir aleme gider, kıyamet gününde insanlar tekrar diriltilip kendi bedenlerine iade edilinceye kadar bu berzah aleminde beklerler” derler. Ruh ölmüş kişinin bedeni ile irtibatı tam kesmez, ameline göre kabirde ya azap çeker veya cennet nimetleriyle nimetlenir derler. K.Kerimde “nefs” kelimesi can, kişi, kişilik, kimse manalarında kullanıldığı halde bir çok meal veya tefsir yazarları nefs kelimesi yerine ruh kelimesini maalesef kullanırlar. Halbuki K.Kerim kavramlarını canımızın istediği gibi kullanamayız, bu yetki kimseye verilmemiştir. K.Kerimde “can” manasında kullanılan kelime “nefs” kelimesidir. Örneğin:
Bakara..207
- Yine insanlardan kimi de vardır ki, Allah'ın rızasına ermek için nefsini {canını] feda eder. Allah ise kullarına çok merhametlidir.
[006.093] [DI] Allah'a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vahyedilmemişken «Bana vahyolundu, Allah'ın indirdiği gibi ben de indireceğim» diyenden daha zalim kim olabilir? Bu zalimleri can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış, « nefislerinizi (Canlarınızı) verin, bugün Allah'a karşı haksız yere söylediklerinizden, O'nun ayetlerine büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı azabla cezalandırılacaksınız» derken bir görsen!
Nefs kelimesinin “kişilik” manasında kullanıldığına örnek ayet:
Zümer suresi ayet 42:

اَللّٰهُ يَتَوَفَّى الْاَنْفُسَ حٖينَ مَوْتِهَا وَالَّتٖى لَمْ تَمُتْ فٖى مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتٖى قَضٰى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْاُخْرٰى اِلٰى اَجَلٍ مُسَمًّى اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

39/42-Allah (ölenin) ölümü zamanında, ölmeyenin de uykusunda nefislerini (kişiliklerini yani şuurlarını) alır. Bu suretle hakkında ölümü hükmetdiğininkini tutar, diğerini muayyen bir vaktâ kadar salıverir. Şübhe yok ki bunda iyi düşünecek bir kavm için kat'î ibretler vardır.
Böylece, Nefs kelimesinin ruhla karıştırılan en önemli iki kullanılış şekline değinmekle iktifa edeceğim, konunun dağılmaması için.

Kurani kavramlar yine Kur’ana göre değerlendirilmelidir. Aksi takdirde telafisi gayr-i mümkün bir sürü İslam dışı inançların doğmasına sebep olur. Nitekim Kur’an dışı ruh kavramı bütün batıl inançların ve şirkin ana kaynağı olmuştur. Ruhçuluğa (animizme) dayanmayan hiçbir şirk inancı yoktur. İlk çağlardaki totemcilik ve putperestlikten günümüzdeki türbe perestliğe ve şahıs perestliğe kadar hepsinin ana kaynağı yanlış ruh inancı yani animizimdir. Günümüzün müşrik Müslümanları (!) türbeye gider, orda yatandan, pardon, orda yatanın ruhundan yardım diler, imtihanda muvaffak olmasını, ev -araba vermesini Allah’tan istetir. Çünkü onun ruhu sağdır, bizi işitir, görür, bizim namımıza Rabbimizden istekte bulunur. Rabbimiz, bize yapmadığını onun hatırı için bize yapar(!)..
K.Kerimde ruh kelimesi 22 yerde geçmektedir.Şimdi bunlara bir göz atalım. K. Kerimde ruh kelimesi nasıl kullanılmıştır, hangi manalar yüklenmiştir, bizim yüklediğimiz manalarla bir ilgisi var mıdır? Şimdi bunları göreceğiz:
K.Kerimde Ruh kelimesi şu üç manada kullanılmıştır:
1) Vahiy yani Kuran mesajları manasında
2) Vahiy meleği yani Cebrail (as) manasında
3) İnsanlara görmeyi ve gördüğünü tanımayı, işitme ve işittiğini anlamayı, sevme, nefret etme gibi gönül sahibi olmayı sağlayan bir programın yüklenmesi manasında kullanılmıştır.


Şimdi “RUH” kelimesinin K.Kerimde hangi manalarda kullanıldığını görelim:


1-VAHİY YANİ KURANİ MESAJLARI MANASINDA KULLANILAN “RUH” KELİMESİ:

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرٖى مَا الْكِتَابُ وَلَا الْاٖيمَانُ وَلٰـكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدٖى بِهٖ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَاِنَّكَ لَتَهْدٖى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

42/52 ŞURA: Ve işte sana böylece emrimizden bir ruh (mesaj)vahyettirdik, sen kitab nedir? İyman nedir? Bilmiyordun ve lâkin biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidâyet vereceğiz ve emîn ol sen her halde doğru bir yola çağırıyorsun.
رَفٖيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِى الرُّوحَ مِنْ اَمْرِهٖ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهٖ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ
40/15 Mumin: dereceleri yüksek Arş'ın sahibi (Allah), buluşma gününün dehşetini haber vermek için kullarındandilediğine emrinden olan ruhu (mesajı)indirir.

يُنَزِّلُ الْمَلٰئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِهٖ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهٖ اَنْ اَنْذِرُوا اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا اَنَا فَاتَّقُونِ
16/2 Nahl: Bulaç - Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh (mesaj) ileindirir: Benden başka ilah yoktur, şu halde benden korkup sakının, diye uyarın."

وَيَسَْلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّى وَمَا اُوتيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَليلًا (85) وَلَئِنْ شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّذى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِه عَلَيْنَا وَكيلًا (86) اِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ اِنَّ فَضْلَهُ كَانَ عَلَيْكَ كَبيرًا (87)

17/85,86,87 İsra: Bir de sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh (vahiy) Rabbimin emrindendir.Size ise pek az bilgi verilmiştir."[vahyin gönderiliş mekanizması konusunda size çok az bilgi verilmiştir.]
86. Hakikaten, biz dilersek sana vahyettigimizi ortadan kaldırırız; sonra bu durumda sen de bize karşı hiçbir koruyucu bulamazsın.
87. Ancak Rabbinin rahmeti (sayesinde vahiy= gönderilen mesaj bâki kalmistir). Çünkü O'nun sana lütufkârlığı çok büyüktür.

NOT: Dikkat edilirse burada sorulan “ruh” tan kasıt, vahiydir ve vahyın mahiyetidir. Burada insanlara canlılık verdiği, ölürken ayrılıp gittiği tasavvur edilen ruhtan sorulmuyor, ve neden bir peygamberden bu sorulsun ki? Böyle bir soru sorulacaksa Peygamberlere değil, tabiplere, bilim adamlarına sorulur. İkinci ayet de zaten sorulanın bu olmadığını, vahyın mahiyeti konusunda olduğunu açıkça göstermektedir.[Bu konuda Tefhimul-kuranda daha geniş açıklama bulabilirsiniz.Bak: 17/87. ayet, 104 alt not]


Bütün bu ayetlerden anlaşıldığı gibi “ruh”, Allah’ın emrinden, yani emir ve nehiyleri gibi komutlarındandır. Bu ruhu yani emir ve nehiylerini kullarından dilediğine, meleklerini indirerek vahyettirir. Bu ayetlerden anlaşıldığına göre “ruh”, ilahi mesajların tümüdür yani Kuran ayetleridir ve yaşam programıdır.


2.RUH KELİMESİ BU İLAHİ MESAJI İLETEN VAHİY MELEĞİNE YANİ CEBRAİL (AS)A DA AD OLMUŞTUR. BİR NEVİ MESLEK UNVANI:
نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَمينُ (193)
26/193 Şuara: Onu Ruhu'l-Emin(Cebrail)indirdi.

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذينَ امَنُوا وَهُدًى وَبُشْرى لِلْمُسْلِمينَ (102)

16/102 Nahl: Söyle onlara: "Onu Rabbinden hak olarakRühu'l-Kudüs(Cebrail),iman edenlere sebat vermek ve müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için indirdi."

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلئِكَةُ صَفًّا لَايَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمنُ وَقَالَ صَوَابًا


78/38 Nebe:Ruh'un(Cebrail'in)ve meleklerin saf saf kıyama duracakları gün, Rahman'ın izin verdiğinden başka hiç kimse konuşamaz; o da doğruyu konuşacaktır.

تَعْرُجُ الْمَلئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسينَ اَلْفَ سَنَةٍ

70/4 Mearic:Melekler veRuh (Cebrail), süresi elli bin yıl tutan bir günde ona yükselip çıkarlar.

تَنَزَّلُ الْمَلئِكَةُ وَالرُّوحُ فيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ اَمْرٍ

97/4 Kadır: Onda melekler veRuh(Cebrail) , Rablerinin izniyle (yapılacak) her iş için peyderpey inerler.

فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
19/17 Meryem: Onlarla arasına bir perde çekti. Derken kendisineruhumuzu(Cebrail'i)gönderdik de o, düzgün bir insan şeklinde ona göründü.


Birinci bölümde vahyedilen mesaj için “ruh” kelimesinin kullanıldığını görmüştük. Bu ikinci bölümde de en önemli görevi Allah’ın mesajlarını, insanlardan Resul seçilen zatlara ulaştırmak olan Cebrail (as)a da meslek unvanı olarak “ruh” dendiğini gördük, tıpkı usta, terzi doktor, mühendis vs dendiği gibi.

Şimdi de “ruh” kelimesinin K.Kerimde üçüncü bir kullanılış şekli olan “PROGRAM” manasında kullanıldığı ayetleri göreceğiz.

3.”RUH” KELİMESİNİN PROGRAM MANASINDA KULLANILDIĞI AYETLER:
فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فيهِ مِنْ رُوحى فَقَعُوا لَهُ سَاجِدينَ
15/29 Hicr: Bunun için, Ben onu muntazam bir insan kıvamına getirip içineruhumdan(sıfatlarımdan az da olsa bir cüz’ünü aksettiren programdan)üflediğim zaman, derhal onun için secdeye kapanın.

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فيهِ مِنْ رُوحى فَقَعُوا لَهُ سَاجِدينَ

38/72 Sad: Onu şekillendirip Ruhumdan(sıfatlarımdan az da olsa bir cüz’ünü aksettiren programdan)ona lifledim mi, derhal ona secdeye kapanın!"
ثُمَّ سَوّيهُ وَنَفَخَ فيهِ مِنْ رُوحِه وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْئِدَةَ قَليلًا مَا تَشْكُرُونَ
32/9 Secde: Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içinekendi ruhundan(sıfatlarından az da olsa bir cüz’ünü aksettiren programdan)üfledi ve sizin için işitmeyi, o görmeleri ve gönülleri yaptı. Siz çok az şükrediyorsunuz!

وَالَّتى اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا ايَةً لِلْعَالَمينَ
21/91 Enbiya: Ve o dişiyi (Meryem' i) de ki, o namusunu korudu da kendisineruhumuzdan(sıfatlarımızdan az da olsa bir cüz’ünü aksettiren programdan)üfledik ve kendisiyle oğlunu alemlere bir mucize yaptık.

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرنَ الَّتى اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فيهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِه وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتينَ

66/12 Tahrim: Irzını korumuş olan, İmrân kızı Meryem'i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona (karnındaki çocuğuna) ruhumuzdan(sıfatlarımızdan az da olsa bir cüz’ünü aksettiren programdan)üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi.

Yüce Rabbimiz kâinatı yarattı, düzeltti, her şeyin ölçüsünü belirledi sonra yoluna koydu. Karalar, denizler, havadaki gazlar, bitkiler, otçul ve etçil hayvanlar hepsi bir ölçü dâhilindedirler. Otçul hayvanın kaçıp kurtulma şansı ile etçil hayvanın avını yakalama şansı bir denge içindedir, arayanlar için herkesin rızkı eşit mesafededir:

سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلى (1) اَلَّذى خَلَقَ فَسَوّى (2) وَالَّذى قَدَّرَ فَهَدى (3)
Rabbinin pek yüce olan ismini takdis et.
O rabbın ki yarattı da düzenine koydu
O rabbın ki ölçüsünü koydu ve yolunu gösterdi


وَجَعَلَ فيهَا رَوَاسِىَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ فيهَا وَقَدَّرَ فيهَا اَقْوَاتَهَا فى اَرْبَعَةِ اَيَّامٍ سَوَاءً لِلسَّائِلينَ
[041.010] [DV] O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.

فَقَضيهُنَّ سَبْعَ سَموَاتٍ فى يَوْمَيْنِ وَاَوْحى فى كُلِّ سَمَاءٍ اَمْرَهَا
[041.012] [FK] Böylece onları, iki gün içinde yedi gök var etti ve her göğün içine de görevini vahyetti.

وَاَوْحى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذى مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ


[016.068] [E2] Senin Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin.


Yüce Rabbimiz canlı-cansız bütün yarattıklarına görevlerini vahyetti, yani programladı,bunlar bunun dışına çıkamazlar. Adem (as)a ve adem oğullarına da bir program yükledi. Bu program diğer yaratıklara yüklenen programdan farklıdır. Yüce Rabbimiz adem oğullarına yüklenen bu program hakkında şöyle buyuruyor:


فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فيهِ مِنْ رُوحى فَقَعُوا لَهُ سَاجِدينَ
[15:29]Ben onu düzenleyip(yükleyeceğim programa uygun hale getirip)ruhumdan(sıfatlarımdan az da olsa bir cüz’ünü aksettiren programdan)üflediğim(yüklediğim)zaman, derhal onun için secdeye kapanın!"
Burada Yüce Rabbimiz kendi ruhundan yani özelliklerinden Adem’e yüklediğini bildiriyor.
Bu ayetleri bazı cahil veya kötü niyetli kişiler öyle yorumluyor ki tabir caizse, müşrikler bunların yanında çok masum duruma düşerler. Öyle ki, kendilerini Allah’tan bir parça sayarlar, çünkü ruhumuz haşa Allah’tan bir parçadır, biz Allah’tan koptuk tekrar ona döneceğiz, beden bir kılıftan ibarettir, insanda aslolan ruhtur, ruh da Allah’tan gelmektedir..Yunus Emrelerin, Mevlanaların vs. nin terennümleri işte bunlardır. Haşa Allah ruh ve bedenden mi mürekkeptir? İhlas suresini okurlar, hem Allah samed’dir derler hem de bu saçmalıkları dile getirirler.
Halbuki ruhumdan üfledik demek, sıfatlarımdan bir nebze yükledik demektir. İnsanı hur yapan, irade sahibi yapan bu programdır. İnsana iyilik yapma yetisi de, kötülük yapma yetisi de verilmiştir. Bu durum şu ayeti kerimede bildiriliyor:

وَنَفْسٍ وَمَا سَوّيهَا (7) فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْويهَا (8) قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّيهَا (9) وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّيهَا (10)


nefse ve onu düzenliyene and olsun ki
(Rabbi) ona surumsuzluğu da sorumluca hareket etmeyi de ilham etti.
kişiliğini temiz tutan umduğuna ermiştir.
Onu kirletip batıransa kayba uğramıştır.


İşte Rabbimiz insana yüklenen programın hayra da şerre de musait olduğunu, şerde kullanırsa kayba uğrayacağını, hayırda kullanırsa umduğuna ereceğini bildiriyor. Yüce Rabbimiz rahmetinden dolayı yüklenen bu programın kullanım kılavuzuna da Peygamberleri vasıtasıyla bildirmiştir. K.Kerim de insanda mevcut olan fıtrat programının kullanım kılavuzudur.


Bunu bu günün teknolojisiyle anlatırsak:
İnsan bir bilgisayar gibidir. Bilgisayardaki elektrik insandaki can gibidir. Bilgisayarın bütün parçalarını monte ettin, elektriğe de bağladın fakat hiçbir işlem yaptıramıyorsun. Çünkü ruhu yoktur. Bilgisayarın canı elektriktir, ruhu ise Windows programıdır. Windows programı yüklü değilse hiçbir işlem yaptıramazsın. Yani bilgisayarı bilgisayar yapan bu programdır, sadece canlılık yani elektrik akımının varlığı değil. Ama elektriğe bağlı olmayan bir bilgisayarda bu program asla çalışmaz.
İnsanda görme, gördüğünü tanıma, işitme, işittiğini anlama değerlendirme, bir de bunları korumak için bir hafıza merkezi olduğu gibi bilgisayarlarda da bilgi işlem merkezi, hard diskler gibi hafıza merkezleri vardır.
Günümüz insanlarının atalar dininden gelme ruh inancını K.Kerim onaylamaz.K.Kerim can için nefs kelimesini kullanır. K.Kerim: “mallariyle nefisleriyle cihad edenler….” der. Keza“görevli melekler nefislerini alırken..”der. Bizde ise atalar dininden kalma bir ruh inancı vardır. Güya insan ölürken ruhu bedenden ayrılır, o mustakil olarak yaşar, ruh ezeli değildir ama ebedidir” derler. Bunlar gaybi konulardır, gabya ait bilgi ancak haberi sadık ile sabit olur. Halbuki bu tür inançların hiçbir delili yoktur.

SORU: Sen ölürken insandan ayrılan ve mustakillen bir varlığı olan bir ruhun varlığını kabul etmiyorsun. Halbuki K.Kerimde “[002.154] [DI] Allah yolunda öldürülenlere «Ölüler» demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.” deniyor. Başka bir ayeti kerimede de: “[003.169] [E0] ve sakın Allah yolunda katledilenleri ölmüşler sanma, hayır, hep hayattadırlar, Rablarının ındinde yaşarlar. Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.” deniyor. İnsanın bedeni öldüğüne göre, ruh diye mustakil varlığı olan bir şey yoksa bu rızıklanacak olan, kendisinden sonra gelecek olan şehitleri müjdelemek isteyen kimdir?
CEVAP: Ölen kişi için zaman mefhumu yoktur, Hz Adem zamanında ilk ölen insanla dünyanın sonunda en son ölen insan için mezarda kalış süreleri aynıdır, çünkü zaman izafidir, ikisi için de ölüm ile dirim arasında geçen süre aynıdır, akşam yatıp sabah uyanmış gibidirler.
Ayetlerde sabit olduğu gibi iyi insanlar ölürken cennetle müjdelenir, karşılaşacağı nimetler gösterilir onun sevinci içinde canını verir, kötü kişiler de ölüm melekleri tarafından tehdit edilerek hayata veda ederler. Her ikisi de ölüm anındaki manzara içinde uyanır (dirilir)ler.Kabir azabı veya cennet bahçesi denen budur.
SORU: Peki insanın kimliğini belirleyen ruh diye ölümsüz bir varlık yoksa, kıyamet gününde herkes yeni bir bedenle yaratılacağına göre bu bedenlere nasıl kimlik verilecek?
CEVAP: İnsanın kimliğini veren dünya hayatındaki yaşantısıdır. Örneğin bilgisayarına bir çok yazılar yazdın, programlar yükledin. Çok önemsediğin bir çok hatıralarınla hard diskini doldurun. .. Günün birinde misafir gelen bilgisayardan çok iyi anlayan bir arkadaşın sürpriz yapmak istedi, senden habersiz hard diskteki bütün bilgileri başka bir diske aktardıktan sonra “bu modası geçmiş bilgisayarı ne yapacaksın, ben sana daha gelişmişini hediye olarak gönderirim” diyerek gözünün önünde ocaktaki ateşe fırlatmış yakmış. Senin de canın gitti, “ey vah, ne yaptın, benim bütün emeklerim, hatıralarım hepsi ordaydı, mahvoldum, onu bin tane yeni bilgisayarla değiştirmezdim” dedin. O da “üzülme, bunda ne var, aynısını yaparım” diyor. Sen de,, “yaparsın yeni bir bilgisayar yapmasına ama, benimkim gibi olmaz”diyorsun. O da, “kim diyor onun gibi olmaz diye” diyor, yeni bilgisayarı montajlıyor, önceden (kiramen kâtibeynin ) kopyaladığı bilgileri yeni bilgisayara yüklüyor ve “bak bakayım, bu senin eski bilgisayarın mi, değil mi” diyor. Açıp bakıyorsun ki ayni bilgiler, ne eksik ve ne de fazla. İşte bu bilgisayarı senin eski bilgisayarın yapan hard diskteki bilgiler gibi kiramen kâtibeynin yazdıkları yaşantınla ilgili bilgiler kıyamet gününde hangi bedene yüklenirse sen de O’sun.