Cuma sohbet hutbe ve vaaz:

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#11
Ili : Genel

İLİ : GENELAY-YIL : ARALIK 2012TARİH : 28/12/2012
“DÜN” EYLEDİĞİMİZ GÜNLER…Kardeşlerim!Okuduğum âyet-i kerimelerde Cenâb-ı Hak şöylebuyuruyor: “Allah (inkârcılara): ‘Yeryüzünde kaç sene kaldınız?’ diye sorar.Onlar, ‘Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor!’derler. Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşkebunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.” “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrardöndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” [1]Kardeşlerim!Zaman hızla akıyor, ömür sermayesitükeniyor. Günleri “dün” eyledikçe, sayılı günlerimiz azalıyor. Yıllarıeskittikçe, hesap gününe biraz daha yaklaşıyoruz. Önümüzdeki Salı günü yeni biryıla gireceğiz. Duvarlarımıza yeni takvimler asacağız. Tıpkı bir sene öncekigibi. Nasıl da tükendi 365 gün! Nasıl da göz açıp kapamak kadar çabucak geçtiyüzlerce gün, binlerce saat!Şair ne güzelifade ediyor bu hakikati!“Geldi geçti ömrüm benim, şol yel esip geçmiş gibiHele bana şöyle geldi, bir göz yumup açmış gibi”Kardeşlerim! Yeni günler, yeni bir yıl bekliyorbizi. Ömrümüz olursa, onların da tükendiğini göreceğiz. Bir gün biz de birtakvim yaprağından önce düşeceğiz dünyadan. Bizden önce başkaları için hepböyle oldu, bizim için de böyle olacak. Başkaları için sıradan olan bir gün,bizim için en büyük göç başlayacak. Ömür defterimiz kapanacak. Ebedî ömrümüzünrengi o gün belli olacak. Dünya imtihanımız sonlanacak, elimiz kolumuzbağlanacak. O günden itibaren, ebedî hayatı kazanmak için bir şey yapamaz hâlegeleceğiz. Geçirdiğimiz yılların hesabı sorulacak!Kardeşlerim.Yeni yıl, ister hicrî olsun istermiladi; önemli olan bizim vakti nasıl karşıladığımızdır. Önemli olan, yeni biryılın başlamasına ne anlam yüklediğimizdir. Yıllar ister ay’a göre belirlensin,ister güneşe göre, fark etmez. Rabbimiz bize güneşi de şahit gösterir, ayı da…Önemli olan, yeni günlerin adının ne olduğu değil, yeni günlerde nasıl varolduğumuzdur. Zamanın geçişini haber veren yıl başlangıcı gibi özel zamandilimleri, bir fırsattır önümüzde. Yeni bir başlangıç yapmak içindir bu fırsat.Hatalarımızı gözden geçirip yeni kararlar almak içindir bu fırsat. Hayatımızdayeni beyaz sayfalar açmak içindir bu fırsat. Zamana değer katabiliriz elbet.Zamanı kurtuluş sebebimiz yapabiliriz. Zamanı ilmek ilmek işleyebiliriz. Gelenyılın günlerinde cenneti kazandıracak işler yapabiliriz. Elimizdeki bir destetakvim yaprağından sonsuz mutluluk çıkarabiliriz. Önümüze gelen her yeni günükendimize güzel bir şahit yaparak ahirete yollayabiliriz.Kardeşlerim!Her yılın başlangıcı, aslında bizlere bumesajları veriyor. Ancak üzülerek ifade edelim ki, başka dinlere, başkakültürlere, başka dünyalara ait sembolik unsurlar, yılbaşı eğlenceleri ilebütünleştirilerek bir tüketim kültürüne dönüşmüştür. Daha endişe verici olanıise geleceğimizin teminatı olan çocuklar üzerinden bir kimlik ve kültürerozyonu gerçekleştirilmesidir.Ömrümüzdenbir sene gittiği halde sanki bir sene kazanmış gibi zamandan intikamalırcasına, kendini ve değerlerini unutarak, kendinden geçerek alkollüiçkilerle sabahlara kadar eğlenmek ne kadar hazindir. Emek harcamadan zengin olmak arzusuyla kumar,piyango, toto ve loto gibi talih ve şans oyunlarının peşinden sürüklenmek nekadar üzüntü vericidir.Gönülister ki, her yılın başlangıcı, insanoğlunun iç içe geçmiş muhasebeleriniyaptığı, kendi insanlığını yeniden kurduğu bir milat olsun!Kardeşlerim!Her yılın ilk gecesi, anlamsızgayretlerin peşinde sürüklenmenin vakti olmamalıdır. Aksine ömrümüzden geridebıraktığımız yılın muhasebesinin yapıldığı vakittir. Yeni bir yıla dahakavuşturduğu için Cenâb-ı Hakk’a şükretmemiz gereken vakittir. Zamanın sahibiCenâb-ı Hakk’a karşı kulluğumuzun şuurunda olma vaktidir. Günün beş vaktinisecdeyle anlamlandırmaktır. Durduramadığımız vakti yüreklerimizle doldurmaktır.Bu fani dünyadan ebedî cenneti çıkarabilmektir. Gelip geçen yıllarıntarlasından sonsuzluk hasadını elde edebilmektir.Kardeşlerim!Yeni bir yıla girerken etrafımızda olupbitenlere dikkat kesilmeliyiz. Suriye’de iki ateş arasında kalmış çocuklara,kadınlara, yaşlılara, ilaçsız ve dermansız insanlara duyarsız kalmamalıyız.Bugün Suriye’deki kardeşlerimiz ve akrabalarımız bir insanlık trajedisi yaşamaktadır.Savaşın acımasız şartları içerisinde her gün ölümle yüzleşmektedirler. Açlıktanilaçsızlığa, barınmadan ısınmaya çok zor şartlarla karşı karşıyadırlar. Gün,insanlığımızın ve Müslümanlığımızın imtihan edildiği gündür. Gün, Allah rızasıiçin insanlık namına Suriyeli kardeşlerimize yardım elini uzatma günüdür.Mezhebi, meşrebi, inanışı, dünya görüşü ne olursa olsun Müslümanlar, hattabütün insanlık, sivil toplum örgütleriyle, kurum ve kuruluşlarıyla bu yarayısarmak durumundadırlar. Bu sebeple Türkiye Diyanet Vakfı olarak ülke genelindeSuriye için insanî yardım kampanyası başlatmış bulunuyoruz. Cenâb-ı Hak,yaptığınız ve yapacağınız yardımları kabul eylesin!Hutbemibaşta okuduğum hadis-i şerifin mealiyle bitirmek istiyorum. SevgiliPeygamberimiz (s.a.s), bir gün ashaptan birine şöyle nasihatte bulunuyordu: “Beşşey gelmeden önce beş şeyin değerini iyi bilmelisin; ölümünden önce hayatının,meşguliyetinden önce boş zamanının, fakirliğinden önce zenginliğinin,ihtiyarlığından önce gençliğinin ve hastalığından önce sağlığının.”[2]
[HR][/HR][1] Mü’minûn,23/112-115[2] İbn Ebî Şeybe,Musannef, Zühd, 6; Hâkim, Müstedrek, IV, 341.Not: Cumanamazını müteakip ülke genelinde Suriyeli kardeşlerimiz için yardımtoplanacaktır. HazırlayanDiyanet İşleri Başkanlığı
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#12
İL : İSTANBUL
TARİH : 04.01.2013
KONU : ZAMANI DEĞERLENDİRMEK



... Aziz Kardeşlerim!
Zaman, Allah Teala’nın bizlere verdiği önemli nimetlerden birisidir. Akıp giden zaman içerisinde bize emanet edilen ömrümüzü tamamlamaktayız. Bütün varlıkların ömrü sınırlıdır. “Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbi’nin zâtı bâki kalacak” mealindeki âyette ifade edildiği gibi, Allah Teâlâ’nın zâtı dışında bütün varlıklar fânidir. O halde yaşadığımız her dakika, her saniye değerlidir. Boşa geçirilmemeli, heba edilmemelidir. Geçirmiş olduğumuz zamanı bir daha geri getirme imkanımz yoktur. Yaşadığımız her anın hesabını vereceğiz. Cenneti kazandıran da cehenneme götüren de yaşadığımız bu hayattır.
Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde konunun ehemmiyetine dikkat çekilmiştir. Ayet-i kerimede “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir” buyrulmaktadır. Zamanın önemini belirtmek için Atalarımız “vakit nakittir” demişlerdir. Her şeyi zaman sayesinde kazanabiliriz. Ama geçen zamanı geri getirmeye hangi sermayenin gücü yeter?


Muhterem Müslümanlar!

Eğer insan kendisine verilen zaman sermayesini doğru kullanamamış ve dünya hayatında ahireti için kârlı bir yatırım yapamamışsa yeniden dirilişle büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaktır. Ömrünü değerlendiremediği için duyduğu pişmanlıkların hiç biri fayda vermeyecektir. Kur’an bu pişmanlıkları şöyle haber veriyor.
“O gün zalim kimse (çaresizlik içerisinde) ellerini ısıracak şöyle diyecektir: Ne olurdu ben de Peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim. Andolsun Kur’an bana gelmişken, beni ondan o saptırdı.’ Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakmaktadır.”

“Kitabı sol tarafından verilen ise şöyle der: ‘Keşke kitabım bana verilmeseydi.’ ‘hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim.’ Keşke ölüm, herşeyi bitirseydi. Malım bana hiç bir yarar sağlamadı. Saltanatım da yok olup gitti.” “Kitap ortaya konur. Suçluları kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. ‘Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!’ derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”
Aziz ve Muhterem kardeşlerim !
Zamanın kıymetini bilelim ve zamanımızı boşa harcamayalım. Unutmayalım ki, zaman en büyük sermayedir. Peygamberimiz (sav)’in ifadesi ile akıllı Müslüman, kendini hesaba çekip, ölüm ötesine hazırlık yapan kişidir.
Hutbemi Peygamber Efendimizin bir hadisi şerifi ile bitirmek istiyorum. “İki nimet vardır ki, insanoğlu bunlarda hep aldanır. Biri sağlık diğeri de boş vakittir.”


İsmail Özkara
Mimar Sinan Camii İmam Hatibi
Tuzla Müftülüğü/İstanbulDevamını Gör






 

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#13
Haramlardan sakınmak

İL : İSTANBUL
TARİH : 11.01.2013
KONU : HARAMLARDAN SAKINMAK

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَاأَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ

قال النبى (ص): الْحَلَالُ بَيِّنٌ وَالْحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ لَا يَعْلَمُهَا كَثِيرٌ مِنْ النَّاسِ فَمَنِ اتَّقَى الْمُشَبَّهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ …
HARAMLARDAN SAKINMAK

Muhterem Müslümanlar!
Dünya hayatında Mü’minin gayesi; Allah’ın emirlerine itaat edip haramlardan sakınmak ve ilahi rızaya uygun yaşamaktır. Cenâb-ı Allah’ın açıkça yasakladığı şeyler haram, serbest bıraktıkları da helâldir. Bu dünyaya bir imtihan için geldiğimize göre, bu sınavı kazanmak için helâl olan şeylerle iktifa edip, haram olan şeylerden de sakınmak mecburiyetindeyiz. Zira haramlar bizim maddî ve manevî dünyamızı tahrib etmektedir. Bundan dolayıdır ki, haramlarla beslenen bir beden, helâl olan şeylere yönelmede zorluk çeker, ibadetler kendisine ağır gelir. Hayır yapmaya eli varmaz, ahiret işlerini ihmal eder. Kendisinin iyi işler yaptığını zanneder. Bu hususta Rabbimiz bizi şöyle uyarmaktadır: “Kim, Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar”

Değerli Mü’minler!

Şurası muhakkak ki yüce Rabbimiz, hiçbir harama ihtiyaç duyulmayacak şekilde biz kulları için pek çok nimetler yaratmıştır. O, ekonomik hayatı olumsuz etkileyen faizi, insanın aklına ve bedenine zarar veren içki ve uyuşturucu maddeleri, fert ve toplum hayatını tahrib eden zinayı, yuvaları yıkan kumar ve rüşveti, cemiyet hayatını ifsad eden israf ve ölçüsüz eğlenceyi haram; meşru ticareti, evlilikle yuva kurmayı, emek ve alın teri dökerek kazanmayı ise helal kılmıştır.
Bu emirler Yüce Rabbimizin, kullarının menfaati için koymuş olduğu sınırlardır.
Nitekim Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur.”

Aziz Kardeşlerim!

Hutbemin başında okuduğum Hadis-i şerifte sevgili peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:"Helâl belli, haram da bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır ki, çok kimseler bun¬ları bilmezler. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa, ırzını da, dinini de korumuş olur. Her kim de şüpheli şeylere dalarsa, içine gir¬ilmesi yasak olan koruluk etrafında sürülerini otlatan bir çoban gi¬bi, sınırı aşabilir. Haberiniz olsun, her hükümdarın kendine mahsus bir koruluğu vardır. Dikkat edin; Allah'ın yeryü-zündeki koruluğu da haram kıldığı şeylerdir. Bilin ki, bedenin içinde bir et parçası vardır, o iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozulursa bütün beden bozulur. İşte o et parçası kalptir."

Aziz Mü’minler!

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: “Bana altı hususta garanti verirseniz ben de sizin cennete girmenizi garanti ederim; Daima doğru konuşup, asla yalan söylemeyeceğinize, söz verdiğiniz de sözünüzde duracağınıza, size emanet edilen şeylere ihanet etmeyeceğinize, gözlerinizi, ellerinizi ve ayaklarınızı haramdan sakınacağınıza söz verirseniz, (cennete girmeyi de hak etmiş olursunuz.)” Aziz peygamberimizin bu uyarısına kulak verelim. Nefsimizi ve neslimizi haramlardan sakındıralım.
Hutbemi başta okuduğum ayet-i kerimenin meali ile bitiriyorum: “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.”

Abdullah BABAOĞLU
Baş Vaiz Maltepe İST.
 

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#14
Bismillâhirrahmânirrahîm. İLİ : İSTANBUL
TARİH : 18/01/2013
KONU : MEVLİD-İ NEBİ

Değerli Kardeşlerim!
Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in dünyayı teşriflerinin bir yıldönümüne daha ulaşmanın sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız.
Yaratılış gayesinin unutulduğu, insanî erdemlerden uzaklaşıldığı, cehalet ve zulmün dünyayı kapladığı bir dönemde Efendimiz (s.a.s) Mekke ufkundan kainata rahmet olup doğmuştu. O’nun doğumu insanlık için müjde, mahzun gönüller için sevinç olacaktı. O’nun gönderiliş sebebini Yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle açıklıyordu: “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”
Kardeşlerim!
İbrahim ve İsmail (a.s)’ın duası , İsa (a.s)’ın müjdesi, Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Kerim Kitabımızda Yüce Rabbimiz bu hususu şöyle dile getirir: “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur...”




Efendimiz, cehaletin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim…” diyen Kutlu Nebi (s.a.s.) nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir.

Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş” bir elçidir ve kendisini örnek almamız için gönderilmiştir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın gereği bildirilmiştir bizlere. Bunun neticesinde de Rabbimizin sevgisine mazhar olacağımızın müjdesi verilmiştir.
Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in doğumunu kutlarken aynı zamanda, O’nun getirmiş olduğu evrensel mesajı, iman ve ibadet hayatını, yüce ahlakını, insan onurunu koruyan ilkelerini, kardeşlik hukukunu, birlik-beraberlik, eşitlik, yardımlaşma, adalet anlayışını da hatırlamalı, O’nun bizzat Rabbimiz tarafından övülen ahlakını örnek almalıyız.
Hepinizin mevlid kandilini kutlarken, böyle güzel anların bütün insanlığa sevgi, huzur ve hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ederiz. Hutbemi, merhum Akif’in Efendimize yönelik şu dizeleriyle bitirmek istiyorum:
Dünya neye sahipse, Onun vergisidir hep
Medyûn ona cemiyeti, medyûn O’na ferdi
Medyûndur O masuma bütün bir beşeriyyet
Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret!

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#16
Ili : Istanbul tarih : 01.02.2013 konu : Evlilik ve huzur

İLİ : İSTANBUL
TARİH : 01.02.2013
KONU : EVLİLİK VE HUZUR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً، إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ.
قال رسول الله: يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمُ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ.
Muhterem Müslümanlar!
İnsan hayatının ve neslinin onurlu biçimde devam etmesi İslamî hükümlerin genel hedeflerindendir. İslam, insan ihtiyaçlarının meşru yollarla tatmin edilmesini ister. Dinimiz hem insan neslinin devamı hem de insanın cinsel ihtiyaçlarının tatmini için evliliği meşru kılmış hatta teşvik etmiştir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte gençlere hitap ederek “Ey gençler grubu! İçinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Gücü yetmeyen de oruca sarılsın. Oruç onun için etkisizleştirmedir” buyurmuştur.
İslam dini kadın erkek birlikteliğini nikâh şartına bağlamıştır. Bir kadın ile erkeğin, aralarında nikâh bağı olmadan evli gibi yaşamaları haramdır ve İslam literatüründe “zina” olarak adlandırılarak büyük günahlardan sayılmıştır. Dinimiz evlenmeleri caiz olan bir erkekle kadının, aralarında cinsel birleşme olmasa bile bir çatı altında baş başa yaşamalarına izin vermez. Allah Teala “Zinaya yaklaşmayın” ayetiyle, hem zinayı hem de zinaya yaklaşmayı yasaklamıştır. Aynı cinsin birbiri arasındaki cinsel birliktelik de yasaktır. Kur’an’da geçmişte yaşanmış erkekler arası cinsel tatminlerin çirkinliğine ve haramlığına dair çok sayıda ayet vardır.
Değerli Müminler!
Dinimiz evliliği, eşlerin birbirine huzur ve sükûn verdiği bir kurum olarak görür. Allah insan için, kendisinde sükûn bulacağı eş yarattığını ifade eder. Onlar arasında sevgi ve merhamet yarattığını belirtir. Evlilikten beklenen fayda ve sonucun doğması için evlenecek kadın ve erkeğin belli bir olgunluğa sahip olması gerekir. Dolayısıyla evlilik sorumluluğunu taşıyacak olgunluğa sahip olmayan, çocuk yaştaki kimselerin evlendirilmesi doğru değildir. Evlilikte eşlerden her biri bu sorumluluğu taşıyacak olgunlukta olmalı, eşini kendisi için bir lütuf, ihsan ve nimet olarak görmeli, görebilmelidir.
Eşler birbirinin rakibi değildir. Evlilik, eşlerden her birinin diğerinden daha fazla yararlanmayı hedeflediği, bunun için de menfaat çatışmalarının öne çıktığı bir ticarî ortaklık değildir. Evlilik, eşlerden her birinin diğerini mutlu etmeyi önemsediği, Allah rızasının öne çıktığı kutsal birlikteliktir. Aile, günlük çalışma ve stresten yorulan, enerji kaybeden insanın, dinleneceği, enerji depolayacağı huzurlu limandır.
Müslüman eşini Allah’ın bir emaneti olarak görür. Eşine ve hiç kimseye haksızlık etmez, zulmetmez. Hele hele eşini dövmek, darp etmek ve öldürmek gibi düşünceler aklının ucundan bile geçmez.
Değerli müminler!
Günlük, haftalık veya belli bir süre ile sınırlı evlilikler caiz değildir. Evlilik ömür boyu sürsün diye yapılır. Fakat bazen sürdürülemez hale gelebilir. Evliliği meşru gören ve teşvik eden dinimiz bu gibi durumlarda boşanmayı da meşru görür. Boşanma, arzu edilen bir sonuç değildir ama meşrudur. Boşanmalar, eski eşleri düşman haline getirmemelidir. Boşanmış eşler, çocuklarının iyi bir Müslüman ve insan olarak yetişmesi için gerekli tedbirleri de almalıdır. Bu gibi durumlarda çocuğun bütün sorumluluğunu ve yükünü annenin şefkatli omuzlarına yüklemek, onun merhametini istismar etmek insanlığa da Müslümanlığa da sığmaz.
Muhterem Müslümanlar!
Huzurlu ve güvenli bir toplumun inşası, huzurlu ailelerin varlığına ve çokluğuna bağlıdır. Aile, toplumun temel taşıdır ve nikâhlı beraberlik ile kurulur. Ailede kazanılacak sevgi, saygı esaslı paylaşım kültürü, toplumda da yankı bulur.
Hutbemi bitirirken Cenab-ı Hak’tan hem aile içi hem de toplumsal huzur ve mutluluğumuzun artmasını niyaz ediyorum.
Doç. Dr. Rahmi Yaran/ İstanbul Müftüsü
 

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#17
Ili : Istanbul

İLİ : İSTANBUL
TARİH : 08.02.2013
KONU : İÇKİ, SİGARA VE UYUŞTURUCU MADDELERİN ZARARLARI
بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
يَااَيُّهّاالّذيِن اَمَنُوااِنَّمَاالْخَمْرُوَالْمَيْسِرُوَالأَنْصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ
الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
قَالَ النَّبِىُّ عَلَيْهِ السَّلاَمُ:اِجْتَنِبُواالْخَمْرَفَاِنَّهَا اُمُّ الْخَبَائِثِ
Muhterem Mü’minler!
Yüce Rabbimiz insanı en güzel şekilde yaratmış ve hayatını devam ettirmesi için ona bir beden ihsan etmiştir. İnsanoğluna verilen bu emanetin yanlış ve zararlı yollarda kullanılmaması emir ve tavsiye edilmiştir.
Sevgi ve merhamet dini olan İslam aklı, canı, nesli, malı ve dini korumayı esas almış, bunları meşru yollarda değerlendirmeyi farz kılmış, bu değerlere herhangi bir şekilde zarar verilmesini de şiddetle yasaklamıştır. Dünya ve ahiret mutluluğunu esas alan dinimiz, ailevi ve toplumsal huzursuzluklara yol açan başta alkol ve sigara olmak üzere, insanın aklını, kalbini ve bedenini tahrip eden bütün zararlı alışkanlıkları yasaklamıştır.
Değerli Kardeşlerim!
Uyuşturucu maddelerin, sigara, alkol ve diğer zararlı alışkanlıkların en belirgin özelliği az miktarda kullanılsalar bile, zamanla bağımlılık yapmalarıdır. Bütün insanları, özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi sigara, alkol ve zararlı alışkanlıkların ağına düşmekten korumak her sorumluluk sahibinin görevidir. Yapılan araştırmalara göre, ülkemizde maalesef sigara kullananların yaşı 10-11’e kadar düşmüştür. Yine bu araştırmalardan öğreniyoruz ki uyuşturucu maddeleri kullanan gençlerimizin sayısında da ciddi artış görülmektedir.

Muhterem Müslümanlar!
Çocukları ve gençleri bu kötü alışkanlıklara götüren sebepler arasında aile içi iletişim noksanlığı, sevgisizlik, şiddet, küçümseme, yanlış arkadaş seçimi gibi faktörler etkili olmaktadır. Çocuk yetişmesinde ihmal edilen sorumluluklar, gençlik dönemlerinde yukarıda anlatılan olumsuzluklara neden olmaktadır. Çocuklarımızı bu gibi kötü alışkanlıklardan uzak tutmanın en önemli yolu, aile olarak sorumluluklarımızın bilincinde olmak ve yerine getirmektir.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz: “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın” buyurarak, dünya ve ahiret hayatımızı etkileyen bütün kötülüklerden uzak durmamızı emretmektedir. Diğer bir ayette ise; “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz” buyurmaktadır. Hazreti peygamber (s.av) de bir Hadis-i Şeriflerinde; “İçkiden sakının. Çünkü o bütün kötülüklerin anasıdır” buyurmuştur.

Değerli Müslümanlar!
Hemen hemen her gün içkinin vücudu tahrip ederek birçok hastalıklara sebep olduğuna, zihnî çalışmayı olumsuz etkilediğine, içki yüzünden birçok kavgaların yaşandığına, trafik kazalarının meydana geldiğine ve nice yuvaların dağıldığına şahit olmaktayız. Ayrıca iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, fert ve cemiyet ahlakına verdiği zararlar da sayılamayacak kadar çoktur.
O zaman gerekli tedbirleri alarak kendimizi, çocuklarımızı ve gençlerimizi korumalıyız. Yüce Mevla’mız bizi ve neslimizi her türlü kötü düşünce ve alışkanlıklardan koruma basireti ihsan etsin.
İstanbul Müftülüğü Hutbe Komisyonu
 

serhad55

Çalışkan Üye
Silver
#18
Allah c.c. razı olsun, çok önemli konu hakkındaki bu Cum'a Vaazını /Hutbesini
bütün sigara içen kardeşlerimizin dikkate alarak ve nihayi kararı vermek üzere
değerlendirmelerini gönülden arzu ederim.

Hizmetleriniz için Şükranlar kardeşim, devamını takib edeceğim inşaAllah.
25.1.2013 Hutbemizi göremedim, mevcud ise onuda eklerseniz sevinirim :)

Cumanız hayırlara vesile olsun
selam ve sevgiler
 

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#19
Hutbe:konu : Kadın ve cami


İL : İSTANBUL
TARİH : 15.02.2013
KONU : KADIN VE CAMİ


بِسْـــــــــــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ أُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَوةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
قال رسول الله (صلعم): إِنَّمَا بُعِثْتُ مُعَلِّمًا
Değerli Müminler!
Camiler, toplumun her kesiminden insanı bir araya getiren ve Allah’a kulluk bilinciyle kaynaştıran mekânlardır. Peygamber Efendimiz (s.av.)’in Medine’yi teşriflerinden hemen sonra ilk olarak, cami inşa etmesi ve onun bir bölümünü eğitim-öğretim faaliyetlerine ayırması, İslâm toplumunda caminin merkezi bir öneme sahip olduğunu göstermektedir.
“Ben muallim olarak gönderildim” buyuran Peygamberimiz, kadınların eğitimine önem vermiş ve camiye gitmelerini teşvik etmiştir. Allah Resulü’nün (s.a.v) tavsiyelerine uyan hanım sahabeler de camilerin manevi ve ilmi atmosferinden, cemaatle eda edilen namazların feyiz ve bereketinden azami ölçüde istifade etmişlerdir. Hz. Peygamber’in cuma ve bayram hutbelerini, Mescid-i Nebevi’de yaptığı sohbetleri, Kur’an ayetleriyle ilgili açıklamalarını dinliyor, hatta merak ettikleri pek çok konuyu sormaktan çekinmiyorlardı. Kadın sahabelerden Ümmü Hişâm (r.anha) diyor ki: “Ben, Kâf suresini cuma namazlarında Hz. Peygamberin dilinden öğrendim. Çünkü o, her cuma günü Kâf suresini okurdu.”
Muhterem Müminler!
Asr-ı saadette cami, ibadet yeri olmasının yanında eğitim-öğretimin de merkeziydi. Genç-yaşlı, kadın-erkek ayrımı gözetilmeksizin bütün Müslümanlar camideki eğitim ve öğretimden yararlanmaktaydılar. Resul-i Ekrem ashabına birçok konuda olduğu gibi cami adabıyla ilgili de öğütlerde bulunur, kadın ve erkeklerin dikkat etmeleri gereken hususlara işaret ederdi.

Bu sebeple Efendimiz kadınların mescide gelmek istemeleri hususunda kendilerine izin vermelerini ve bu konuda müsamaha göstermelerini sahabe-i güzine emir buyurmuşlardır.
Kadınlar, Mescid-i Nebevi’de hem beş vakit hem de cuma ve bayram namazlarını cemaatle kılarlardı. Hatta hanım sahabilerin mazeretli günlerinde bile bayram namazlarında cemaatin gerisinde durduklarını, tekbirlere ve dualara katılarak bayram sabahının bereketli havasını ve heyecanını solukladıklarını, neşe ve coşkusunu diğer müminlerle birlikte yaşadıklarını, bize ulaşan kaynaklardan öğrenmekteyiz. Kadınların camiye gelmeleri sadece faziletinden dolayı Mescid-i Nebevi ile sınırlı değildi. Onlar Medine'deki diğer mahalle mescitlerine de devam ediyorlardı.
Merhamet Peygamberi Efendimiz, (s.av) camiye gelen kadınların durumlarını dikkate alır, onların sıkıntı çekmemelerine özen gösterirdi. Sözgelimi efendimiz namaz sırasında bir çocuğun ağladığını duyduğunda, annesini düşünerek namazı kısa tutardı.
Değerli Müminler!
Kadınların camilerin manevi atmosferinden ve cemaatin bereketinden istifade etmeleri, yapılan vaaz ve derslerden yararlanmaları, huzur içerisinde ibadetlerini yerine getirmeleri için, camilerimizde kadınlara yer ayrılması ve aktif olarak uygulanmasında yarar vardır. Ülkemizde son yıllarda yapılan çalışmalarda kadın cemaatimizin daha rahat ibadet edecekleri ortamlar oluşturulmaya çalışıldığını, memnuniyetle müşahede etmekteyiz. Hutbemi yukarıda metnini okuduğumuz ayet-i kerimenin meali ile bitiriyorum: “Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz” Camilere gelen hanımlara Efendimizin gösterdiği şefkat ve hoşgörüyü gösterelim.

İstanbul Müftülüğü Hutbe Komisyonu
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#20
İL : İSTANBUL01.03.2013 KONu: RÜŞVET VE YOLSUZLUK

İL : İSTANBUL
TARİH : 01.03.2013
KONU : RÜŞVET VE YOLSUZLUK
بِسْــــــــــــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلاَ تَأْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَرِيقًامِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْأِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
قَالَ عَبْدُاللهِ يِنْ عَمْرو:لَعَنَ رَسُولُ اللهِ (صعلم) الرَّاشِى وَالْمُرْتَشِى
Muhterem Müslümanlar!
Rüşvet ve yolsuzluk toplumları felakete götüren, birlik ve kardeşlik duygularını kökünden sarsan, itimat ve güveni yok eden çirkin davranışlardandır. Bu nedenle rüşvet ve haksız kazanç, dinimizde haram kılınmış ve büyük günahlardan sayılmıştır. Nitekim Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: “Birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için yetki sahiplerine (rüşvet olarak) vermeyin” buyurarak bu konunun hassasiyetine dikkat çekmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de rüşveti alanı ve vereni lanetlemiştir.
Aziz Mü’minler!
Para toplum hayatının sağlıklı işleyişinde saygınlığın ölçüsü olmamalıdır. İnsanlar arasında haksız kazanca dayalı hayat yerleşmemelidir. Bunlar şuuraltında hayranlık ve imrenme haline dönüşmemelidir. Rüşvet ve yolsuzluğa karşı duyarlı olunmalı, gereken önlemler alınmalıdır. Aksi takdirde bu toplumda kirlenme had safhaya ulaşır. Tarihen bilinen bir gerçektir ki, ahlâken bozulmuş toplumlar, dünya sahnesinden silinip gitmişlerdir. Geleceklerini sağlam temeller üzerine kurmak isteyen milletler nesillerini bu duyarlılıkla yetiştirmelidir.

Aziz Kardeşlerim!
Cemiyete hizmet vermekle görevli kimseler vazifelerini herhangi bir karşılık beklemeden ve hukuk çerçevesinde yerine getirmeleri gerekir. Fertler de içinde bulundukları topluma karşı görevlerini hakkaniyet ölçüleri içerisinde ifa etmeli, mali yükümlülüklerini yerine getirmeli, kamuya ait malları korumalı, hukuki boşluklardan yararlanıp haksız kazanç elde etmemelidir. Yetki sahipleri de halkın haklarının zayi olmaması için gereken titizliği göstermeli; devletin imkânları eşit dağıtılmalı, hiç kimse mağdur edilmemelidir. Halk kendisine haksızlık yapıldığını, devletin imkânlarının kendisinden esirgendiği düşüncesine kapılmamalıdır. Zira Ayet-i Kerime’de: “ … … (Kazanılan) mallar; Allah’a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin” diye (Allah böyle hükmetmiştir) buyrulmaktadır.
Değerli Mü’minler!
Allah Teâlâ tarafından her yerde görüldüğüne ve bir gün hesaba çekileceğine inanan fertler bu tür davranışlardan uzak durmalıdır. Ne kendisine ne de ailesine haram yedirmemelidir. Kul hakkına yol açan bu gibi davranışlardan sakınalım ve Yüce Rabbimizin beyan ettiği mutlu kullar arasında yerimizi alalım. Rabbimiz haramın her çeşidine karşı duyarlı olma basiretini ihsan etsin, rüşvetten ve kul hakkından arınmış bir kazanç nasip etsin.
İstanbul Müftülüğü Hutbe Komisyonu
 

Ziyaretçilerden Sorular

Cevaplar
8
Görüntüleme
138
2
  • Cevaplanmamış Konu
Cevaplar
1
Görüntüleme
992
Ayşe Hatun