Cuma sohbet hutbe ve vaaz:

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#21
Ili : Istanbul

İLİ : İSTANBULKONU : CÖMERTLİĞİN ZİRVESİ:ÎSÂRTARİH : 01/03/2013:cool:Kardeşlerim!Fedakârlık, vefakârlık,paylaşma, gerçek anlamda kardeş olma hususunda ibret dolu şu olaya gelin hepbirlikte kulak verelim:Sahabeden bir kadınelinde bir parça kumaşla Peygamberimiz (s.a.s)’e gelerek “Ya Resulallah! Bukumaşı giysi olarak kullanmanız için kendi elimle dokudum.” der. O günlerdeböyle bir kumaşa ihtiyacı olan Efendimiz bu hediyeyi alır, üzerine örtünür veashabının yanına gelir. Ashabın içinden biri bu yeni kumaşı beğenir ve Allah Resulü’ndenkendisine hediye etmesini talep eder. Rahmet Elçisi, bu kişiyi kırmaz ve kumaşıona hediye eder. Fakat ashaptan bazıları bu durumu hoş karşılamaz ve “Hiç iyiyapmadın. Efendimizin buna ihtiyacı vardı. Kendisinden bir şey isteyeni geriçevirmediğini bildiğin halde o kumaşı istedin.” diye o şahsa çıkışırlar. Sahabîise, onu giymek için değil, Resulullaha ait bir örtüyü kendisine kefen yapmakiçin istediğini söyler ve nitekim dediği gibi de olur.[1]Bu olay, MerhametPeygamberi’nin, başkalarını kendine tercih etme yüceliğini ve sahabeninPeygamber sevgisini ortaya koyan ne güzel bir örnektir. Gereksiz kaygılaruğruna çoğu zaman sadece kendini düşünen bizler için de anlamlı mesajlariçerir. Değerli Kardeşlerim! Yüce dinimizinısrarla üzerinde durduğu bir değer vardır. Bu değer, başkalarını kendine tercihedebilme erdemi olan îsârdır. Îsâr, kendi muhtaç olsa da insanın, kardeşinin de ihtiyacını düşünmesidir. Îsâr,kendimiz dışındakilerin dertleriyle dertlenebilmektir. Böylesine yüce birdavranışı ifade eden bu kavram, İslam kardeşliğinin temel taşı, cömertliğinzirvesidir. Dinimize göre paylaşma, yardımlaşma,dayanışma güzeldir. Bunu kendi ihtiyacımız varken yapabilmek daha da güzeldir. Zirabu davranış, kardeşlerimizin ihtiyacını kendi ihtiyacımıza yeğlemektir.Allah Resulü, şu sözüyle mü’mindebulunması gereken bu ulvi meziyete işaret etmiştir: “Kişi, kendisi için istediğinikardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamaz.”[2]KıymetliKardeşlerim!Rahmet Elçisi’nin yardımlaşma ve paylaşımkonusundaki bu tutumu ortadayken ihtiyaç sahiplerini görmezlikten gelmek, malınmülkün esiri olmak üzücü bir durum değil midir? Bu anlayışın sonucu olarakdünya, kendisiyle ahiretin kazanılacağı bir imtihan yeri olarak değil, sadecemal ve menfaat elde etme yeri olarak görülür. Kerim Kitabımız, böylesine biranlayışa kapılanların ahiretten nasiplerinin olmadığını haber verir.[3]“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolundaharcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.”[4]ayeti de, malınkalıcı bir servete dönüştürülmesi gerektiğini bildirir. Kardeşlerim!Ne zaman, nerede ve nasılkarşılaşacağımızı bilemediğimiz o malum son bizleri de bulacak. Elimizdeavucumuzda ne varsa hepsi başkalarının olacak. Yanımızda sadece gerçekservetimiz olan hayırlı ve güzel işlerimiz kalacak. Bugün bizi oyalayan dünyameşgalesi, dün de bizden öncekileri oyalamış, farkında olmadan onların ömürsermayelerini tüketivermişti. Bugün onlardan hayırla yâd edilip hatırlananlar,sahip olduğu imkanları fakir ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşıp, cömertlik vediğerkâmlıkta öne geçenlerdir. Sevgili Peygamberimiz’in “Asıl zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur”[5] hadisinde anlamınıbulduğu şekilde; aradığımız huzur, mal biriktirmede değil, vermededir. Özlediğimizkardeşlik, bencillikte değil diğerkâmlıktadır. Gerçek sermaye de ahirete götürdüklerimizdir. O haldemuhterem kardeşlerim! Gelin, en yakınımızdan başlayarak, kimsesizlerin kimsesi,açıkta kalanların elbisesi, aç kalanların sofrası, hastaların ilacı olalım. Birgün bizim de ihtiyaç sahibi olabileceğimizi düşünerek ihtiyaç sahibi kardeşlerimiziunutmayalım. Hayat yolculuğunda kendimiz dışındakileri de hesaba katalım. “…Kendileri ihtiyaç içerisinde olsalar bilemuhtaçları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsındankorunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”[6]ayeti bu konudapusulamız olsun.
[HR][/HR][1] Buhârî, Libâs, 18.

[2] Buhârî, İmân, 7.

[3] Şûrâ, 42/20.

[4] Âl-i İmrân, 3/92.

[5] Buhârî, Rikâk, 15.

[6] Haşr, 59/9.

Hazırlayan: Ali GÜLDEN
Tashih: Din Hizmetleri GenelMüdürlüğü


 

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#22
Ili :istanbultarih : 08/03/2013konu : Bir kul olarak kadın

İLİ :İSTANBULTARİH : 08/03/2013KONU : BİR KUL OLARAK KADIN KıymetliKardeşlerim!Peygamber Efendimiz (s.a.s), Veda Haccı için Mekke’ye doğru yola çıkmıştı.Kafile içerisinde hanımlar da vardı. Yol düzenini sağlayan Enceşe isimli birgenç, coşkuyla şiirler okuyor, güzel sesiyle ezgiler söylüyordu. Bu durum,develerin heyecanlanıp hızlanmasına ve üzerlerindeki hanımların rahatsızolmasına sebep olmuştu. Efendimiz, hanımları sarsıntıdan kurtarmak için olayamüdahale etme gereği duydu. Mübarek ağzından dökülen şu zarif ifadelerle genceseslendi: -“Ey Enceşe, sakin ol! Kristalleri dikkatli taşı!”[1]Şefkat Peygamberi, hassas bir varlık olan kadını kristale benzetmeksuretiyle onun değerine ve ona karşı ne derece dikkatli davranılmasıgerektiğine işaret ediyordu. Kardeşlerim!Yüce Allah, kâinatın en şerefli varlığı olan insanı, bir tek özdenyaratmıştır.[2] İnsan olma onur vesorumluluğunu hem kadına hem de erkeğe yüklemiştir. Sahip oldukları bu sorumlulukve değer açısından kadın ve erkek, Rabbimiz nezdinde aynı önemi haizdir.Nitekim Yüce Rabbimiz “Müminolarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennetegirerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”[3] buyurmaktadır. Dolayısıyla kadınıyla erkeğiyle bütüninsanlar, Allah’ın kuludur. Önemli olan bu kulluğun farkında olmak, karşılıklıgörev ve sorumluluk bilinciyle hayatı sürdürmektir. Peygamberimiz de, “Kadınve erkek bir bütünü tamamlayan iki eşit parçadır.”[4]sözüyle kadınve erkeğin biri olmadan diğerinin eksik kalacağını ortaya koymuştur. Buitibarla kadın ve erkek, sağlıklı vehuzurlu bir toplumu birlikte inşa eden, birbirlerini koruyan ve sükunaulaştıran iki ayrı değerdir. Değerli Kardeşlerim!Rahmet Peygamberi, kadınıntoplum içinde saygın bir yere sahip olması için bugün bile gıpta ilekarşılanacak nice gayretler göstermiştir. Öyle ki dönemin kadına yönelik bütünacımasızlığına rağmen O, her daim kadının onurunu korumuş, kadına karşı şiddetebaşvuranları sert bir dille uyarmıştır. O’nun kadına muamelesi şefkat,merhamet, nezaket ve anlayış örnekleriyle doludur. O, vahye muhatap olmanınheyecan ve ağırlığını ilk olarak sadakât timsali eşi Hatice annemiz ile paylaşmıştır.Sütannesi Halime’ye derin hürmet göstermiş, kızı Fatıma’yı sevgi ve şefkatlebüyütmüştür. Kız torunu Ümâme’yi omzuna alarak ashabına imamlık yapmıştır. “Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşıen iyi davrananınızdır”[5][SUP] [/SUP]buyuranEfendimiz, hem eş, hem baba, hem deevlat olarak bir kadına nasıl davranılması gerektiği hususunda bize en güzelörnek olmuştur. Kardeşlerim!Yüce Kitabımızda Allah’ın övgüsüne mazhar olmuş kadınlardan kesitlersunulur. Yaratılışın kendisinde tezahür ettiği annemiz Havvâ, iman ve cesaretinzirveye ulaştığı Asiye, hayâ ve iffetinmekan tuttuğu Meryem, sadakât ve teslimiyetin anlam bulduğu Hacer, namus vehaysiyeti Yaratıcı tarafından tescillenen Âişe validemiz bu yüce şahsiyetlerdensadece birkaçıdır. İnancımızda kadın Allah’ın emaneti olan bireş, ayaklarının altına cennet serilen bir anne, Allah’ın rahmeti ilesarmalanmış bir evlat ve Rabbimizin mükerrem kıldığı bir varlıktır. Bu itibarlakadın her türlü hürmet ve saygıya layıktır. Kadınlarıincitmek, hangi gerekçeyle olursa olsun dövmek, mağdur ve mazlum durumunadüşürmek inancımızla bağdaşmaz. Kardeşlerim!Ne hazindirki günümüzde hemen her coğrafyada kadın baskı, şiddet ve zorbalıklara maruzkalmaktadır. Kadın onuru ve saygınlığını hiçe sayan bu çirkin davranışlarcehalet, merhametsizlik, vicdanî değerlerden yoksunluk, dahası insan oluştanuzaklaşma gibi etkenlerden kaynaklanmaktadır. Söz konusu yanlış tutum vedavranışların İslam ile bağdaştırılması ise daha da vahimdir. Çünkü zulüm veşiddeti hoş gören hiçbir yaklaşımın, düşüncenin, geleneğin ve inanışın,kendisine Kuran ve Sünnet’te yer bulması mümkün değildir. Unutmayalım ki yücedinimiz İslam ve onun peygamberi Efendimiz eşimize, evladımıza güzel davranmayıimanın kemali için gerekli görmüştür. [HR][/HR][1] Buhârî, Edeb, 111.[2] A’râf,7/189.[3] Nisâ, 4/ 124.[4] Ebû Dâvûd, Tahâret, 94.[5] Tirmizî, Radâ’, 11. Hazırlayan: Din Hizmetleri GenelMüdürlüğü
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#23
İLİ: İSTANBUL
TARİH: 27/09/2013
DAVET HEPİMİZE, HEP BİRLİKTE CAMİYE!
Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz:
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin
velileri, yardımcılarıdır.”1 buyuruyor.
Okuduğum hadis-i şerifte de Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s): “Allah’ın kadın kullarını
Allah’ın mescitlerinden alıkoymayın”2 uyarısında
bulunuyor.
Muhterem Müminler!
Yeryüzünün ilk mabedi olan Kâbe’nin temellerini
İbrahim (a.s), oğlu İsmail’le birlikte atmış, mü’minlerin
kıblegâhı olan bu mekân onların ellerinde semaya
yükselmiştir. İbrahim Peygamber’in sevgili eşi, İsmail
Peygamber’in annesi Hz. Hacer’in Beytullah’ın harcında
emeği vardır. Hacer validemizin Safa ve Merve’de
ayaklarının izi, Hicr’de hatırası vardır. Zemzem suyu, onun
sa’yinin hürmetine ikram edilmiştir. Hac ve umre ibadetini
yerine getirirken hepimiz Safa ve Merve tepelerinde onun
izinde yürürüz.
İsa (a.s)’ın annesi Hz. Meryem de gönlünü
Rahman’ın evlerine bağlamıştır. Kadınların mabetlere
alınmasının yasak kabul edildiği bir dönemde Meryem’i
mabede en güzel şekilde kabul eden ve mihrapta eğiten
Rabbimizdir. Mabede adanmış bir kadın olan Hz. Meryem,
bu mukaddes mekânda rükû edenlerle birlikte rükû etmiş,
arınmış ve iffetin timsali olmuştur. Ömrünü
Beytülmakdis’te Rabbinin himayesinde, O’na ibadet ve
taatle geçirmeye adamış ve bu sebeple bulunduğu mabette
nice ilahi lütuflara mazhar olmuştur.
Hacer ve Meryem validemiz gibi kalbi mescitlere
bağlı olan hanımlar, Allah’ın mabetlerinde O’nun lütuf ve
kereminden faydalanmaya devam etmişler, Mescid-i
Nebî’de Sevgili Peygamberimizin ardında saf tutma
mutluluğuna erişmişlerdir. Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.s)
ile birlikte kıyama durmuşlar, rükûya eğilmişler, secdeye
varmışlardır.
Kardeşlerim!
Saadet asrında hanım sahabiler, Cuma namazlarına
katılarak bu mübarek vaktin feyiz ve bereketinden
yararlanmış, Allah Resûlü’nün dilinden hutbe
dinlemişlerdir. Aynı şekilde bayram namazlarını
Medine’nin namazgâhında coşkuyla eda etmişler,
tekbirlere ortak olmuşlar, dualara hep birlikte amin
demişlerdir.
İslam’ın ilk hanım talebeleri, kendilerine Mescid-i
Nebevî’nin ilim halkalarında yer bulmuş, mescidin
bereketli ve feyizli ortamından mahrum kalmamışlardır.
İşte bu sebepledir ki Müslümanlar, dinleriyle ilgili pek çok
hususu bu hanım sahabilerden öğrenmişlerdir. Onlar,
İslâm’ın ilim ve irfanını sonraki nesillere taşımışlardır.
İslâm medeniyetinin inşasında bu kutlu neslin, Hz.
Âişe’lerin, Fâtımaların, Esma’ların, Âtikelerin, Hala
Sultanların eşsiz çaba ve gayretleri vardır.
Değerli müminler!
Ancak saadet asrıyla aramızdaki mesafeler arttıkça,
Sevgili Peygamberimizin hutbemin başında okuduğum
hadis-i şerifi adeta unutulmuştur. Hanım kardeşlerimiz
zaman zaman Allah’ın mescitlerine yabancılaşmış, eşleriyle
çocuklarıyla ibadet edebilme neşesinden mahrum
kalabilmişlerdir. Aynı kubbe altında müminlerle birlikte
Rablerine el açıp âmin demekten, kadın-erkek, yaşlı-genç,
büyük-küçük hep birlikte ümmetçe Allah’a secde etmekten
uzak kalabilmişlerdir. Mescitlerdeki huzuru yuvalarına
taşıyamaz olmuşlar, cami özlemlerini Ramazan gecelerinde
teravihlerle gidermeye çalışmışlardır.
Kardeşlerim!
Bugünün Müslüman hanımları, kalabalıklardan
sıyrılarak ruhlarını dinlendirecekleri, bir an olsun
soluklanacakları manevi mekânlara ihtiyaç duymaktadır.
Bugün hayatın hemen her alanında var olan kadına
Rahmanın evlerinin kapıları da ardına kadar açıktır.
Camilerimiz Müslüman hanımların nezaketinden,
zarafetinden mahrum bırakılmamalıdır. Allah’ın kadın
kulları İslam’ın temel ilkeleri doğrultusunda, camilerde
kıymetlerine yakışan yerlerde misafir edilmelidir. Onlar,
mermerlerin nabzında çarpan tekbirleri hissedebilmeli,
kubbelere dolan âminlere şahit olabilmelidir. Bu mukaddes
mekânlarda hissettikleri huzuru yuvalarına taşıyabilmeli
eşleriyle çocuklarıyla birlikte aynı kıbleye yönelip aynı
Rabbe secde etmenin sevincini yaşayabilmelidir. Müslüman
aile, kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla huzurun, huşûnun,
muhabbetin, maneviyatın tadına mescitlerde varabilmelidir.
Kardeşlerim!
Geliniz! Camilerimizi tıpkı saadet asrında, Peygamber
Mescidinde olduğu gibi hayatımızın merkezine taşıyalım.
Huzur taşsın dünyamıza. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle,
yaşlısıyla sıradağlar gibi tek vücut olup Rabbimizin huzurunda
kıyama duralım. Ailece aynı kubbe altında rükûlarda,
secdelerde buluşalım. Eşlerimizle, çocuklarımızla hep birlikte
camilerde hayat bulalım. Unutmayalım ki camiler, ancak bu
şekilde Rabbimizin istediği gibi imar edilmiş olacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığımız, 1-7 Ekim tarihleri
arasında kutlanan Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın bu
seneki temasını “Cami, Kadın ve Aile” olarak belirlemiştir.
Hafta boyunca vaazlarda ve düzenlenecek çeşitli etkinliklerde
konu kapsamlı bir şekilde ele alınacaktır. Böylece konuyla ilgili
toplumsal şuur oluşmasına ve camilerimizin Resulullah
dönemindeki fonksiyonuna kavuşmasına katkı sağlanacaktır.
Bu vesileyle söz konusu haftanın hayırlara vesile olmasını
Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.
Haftanın açılış programı 01 Ekim 2013 Salı günü saat
10:00da Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Prof. Dr. Mehmet
GÖRMEZ’in katılımıyla Süleymaniye camiinde
gerçekleştirilecektir. Tüm halkımız bu programa davetlidir.
1Tevbe, 9/71.
2 Buhârî, Cuma, 13; Müslim, Salât, 136.
Hazırlayan: Diyanet İşleri Başkanlığı
 

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#24
ALLAHIM MÜBAREK CUMA GECESİNİN YÜZÜ SUYU HURMETİNE, PEYGAMBERİMİZİN HATRINA, ŞU ANDA TÜM SIKINTI, ACI, KEDER, ÇIKMAZDA OLAN, DARA DÜŞMÜŞ KULLARINA SEN MERHAMET ET YARABBİM! BİZLERİ ELLERİMİZ BOŞ ÇEVİRME BİZ GÜNAHKAR KULLARINA SEN MERHAMET ET BAĞIŞLAMASI BOL OLAN RABBİM SENDEN BASKA GİDECEK YERİMİZ YOK. ALLAHIM! SENDEN BAŞKA İSTEYECEK DİLEK KAPIMIZ YOK, SEN BİZİ SIKINTILARIMIZDAN,İŞLEDİĞİMİZ GÜNAHLARIMIZDAN KURTAR YARABBİM. YÜCE ALLAHIM! DERT ÇEKEN DERMAN ARAYAN KULLARININ İMDAT ÇIĞLIKLARINA SEN HAYIRLI ÇARELER NASİP ET ! ŞÜKÜRLER OLSUN SANA RABBİM AMİNNN.SELAM VE DUA İLE

 

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#25
Hutbe:::.tarih : 04/10/2013 --kurbanlarımızla pekişsin kardeşliğimiz

İLİ : İSTANBUL
TARİH : 04/10/2013

KURBANLARIMIZLA PEKİŞSİN KARDEŞLİĞİMİZ
Kardeşlerim!

KerÈ‹m Kitabımız, insanlığın yeryüzü serüvenini Hz. Adem’le başlatırken, bilvesile haberdar kılar bizi yeryüzünün ilk kurban hikayesinden: İki
“Ademoğluâ€, Habil ile Kâbil, birer kurban takdim eder Yaratana. Biri reddedilir dergah-ı ulÈ—hiyette, diğeri kabul olunur. Ve ilahi alemden hepimize duyurulur: “Kurban ancak takva sahiplerinden kabul olunur.â€1
Yüce Kur’an’ımız, takva elbisesine bürünmüş bir gönül üzerinden bir başka kurban hikayesiyle buluşturur bizi: Uzun yıllar evlat hasretiyle tutuştu Hz. İbrahim’in yüreği. Dua edip Mevla’dan bu hasretin bitmesini diliyor ve katından “salih bir evlat†istiyordu. Ve işte beklenen ilâhî müjde gelmiş, malıyla, canıyla sınanıp muhabbetullahını ağır bedeller ödeyerek ispat eden Halilinin duasını Rabbi kabul buyurmuştu. İsmail’di müjdelenen… Hakkında:
“O halim, selim bir oğuldur.â€1 buyrulan. Büyüyüp ergenlik çağına geldiğinde, çok sevgili babasının; “Yavrucuğum rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Ne dersin?†sualine, “Babacığım emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.â€2 cevabını veren İsmail’di o…
1 Saffât, 37/101.
2
Saffât, 37/102.
3 Hacc, 22/37.
4
Müzzemmil, 73/8.
5 Tirmizi, Edahi, 1.

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
İşte böylesine derin hatıraları bünyesinde barındıran, kulu Rabbine yaklaştıran kurban günlerinin heyecanı bir kez daha sardı inanan gönülleri.
Muhterem Mü’minler!
Kurban, et ihtiyacı nedeniyle hayvan kesimi değil, aksine
“Allah’a onların ne etleri, ne de kanları ulaşır; fakat sizden Allah’a ulaşan yalnızca takvanızdır.â€3 ilahî hitabı gereği Allah rızası ve kurbiyyeti gözetilerek bir ibadetin yerine getirilmesidir. Kurban, İbrahimÈ‹ bir sadakatin, İsmailÈ‹ bir teslimiyetin, MuhammedÈ‹ bir muhabbetin ortaya konmasıdır. Tam bir yönelişle Hakka iltica eyleyiştir kurban.4 Zira kesilen hayvanların ne etleri ne kanlarıdır Hak katında arzulanan. Hakikatte canın, sahibine sunulmasıdır kurban.
Değerli Kardeşlerim!
Kurban, dünyevileşmeye karşı ilahi bir uyarıdır aynı zamanda
. Modern hayatın bireyciliğe ve ben merkezli anlayışa mahkûm ettiği insanı, "İnsan insanın cennetidir" inancına götüren bir ibadettir. Ve kurban, Rahmet Peygamberi (s.a.s)’nin tesis ettiği sevgi medeniyetinin çocukları olan bizlerin,
“Ben gelmedim kavga içün
Benim işim sevi içün
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldimâ€

dizeleriyle hiçbir etnik, dini ve mezhepsel fark gözetilmeksizin kardeşçe yaşamamız gerektiği inancını salık veren bir ibadettir
.
Kardeşlerim!

Kurban, cimriliğimizi tedavi eder, merhamet pınarımızı coşturur. Vermeyi, paylaşmayı yaşatır gönülden. Hesapsız dağıttıkça kurbanımızın etinden, tuttukça komşularımızın, yoksul ve yetimlerimizin ellerinden, kurbanımız da tutar bizim elimizden. İhlâsımızı, sadakatimizi, teslimiyetimizi gösterir kurbanlarımız. Cennette bir merasime dönüşür böylece bayramlarımız.
Hasılı kardeşlerim; kurban yeryüzünün insanlıkla yaşıt en eski, ama eskimeyen ibadetidir. Kurban; görünüşü itibariyle kan akıtmak olsa da, ruhu takva olan ibadettir. Kulluğumuzun inşasında ve âhiretimizin imarında ise bütün ibadetler birer vasıtadır, amaca ulaştıran araçtır. Gaye; rızayı bâriye erişmektir.
O halde kardeşlerim geliniz; Resulullah Efendimiz (s.a.s.)’in şu sözüne kulak verelim;

“Âdemoğlu, kurban bayramı günlerinde Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz.â€5
Kıymetli Kardeşlerim!

Diyanet İşleri Başkanlığımız, halkımızın kurban ibadetini kolaylıkla yerine getirebilmesi amacıyla Türkiye Diyanet Vakfı işbirliği ile yirmi yıldır vekâlet yoluyla kurban kesim organizasyonu düzenlemektedir. Bu organizasyonda, bağışlanan kurbanların bir bölümü ülkemizde, bir bölümü de bedelleri gönderilerek yurtdışında görevlilerimiz nezaretinde kestirilmektedir. Kesilen kurbanlar, büyük bir titizlikle ihtiyaç sahiplerine dağıtılmaktadır.
Başkanlığımız, böylesine ulvi bir ibadette kardeşlerimize aracı olmanın mutluluğunu yaşarken inanan gönüller arasında sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik köprüleri kurulmasına da vesile olmaktadır.
Organizasyona katılan kardeşlerimiz kurbanlarıyla Yüce Allah’a yaklaşırken diğer yandan da Afrika, Asya ve Balkanlar’daki milyonlarca Müslümana sevgi ve kardeşlik mektubu göndermektedir. Kesilen kurbanlar, bir mümin için aş, tebessüm, mutluluğa diğer bir mümin için de huzura ve kazanca dönüşmektedir.
Bu yılki vekaletle kurban kesimi organizasyonuna 14 ekime kadar katılımlar devam edecektir. Siz değerli cemaatimizin bu organizasyona destek vermesini arzu ediyoruz. Konuyla ilgili müftülüklerimizden ve cami görevlilerimizden bilgi alabilirsiniz. Bu vesileyle Rabbim hep birlikte bizleri bayrama ulaştırsın. Keseceğiniz kurbanları şimdiden kabul eylesin.
1 Saffât, 37/101.

2
Saffât, 37/102.
3 Hacc, 22/37.
4
Müzzemmil, 73/8.
5 Tirmizi, Edahi, 1.
[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman]Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

[FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman][/FONT][/FONT][FONT=Times New Roman,Times New Roman][FONT=Times New Roman,Times New Roman][/FONT]

[/FONT]

[/FONT]
[/FONT]
 
Moderatörün son düzenlenenleri: