Ellerdeki Sırrı Biliyormuydunuz?

~ DiLruBâ ~

Acemi Üye
Silver
#1



İnsanoğlunun kurduğu medeniyetlere baktığımızda, temelinde onun akıl ve zeka gibi beyinle doğrudan alakalı fonksiyonları yanında, en birinci faktör olarak ellerini görürüz.
Dünya'ya gelen bir çocuk, çeşitli hareketler yaparken önce tutmayı öğrenir. Herşeye elini uzatır. Mesela bir battaniye üzerindeki oyuncağını almak için battaniyeyi kendine çekmeyi elleriyle becerir. Beynimizin öğrenme ile alakalı birçok karışık yollarında, el, birinci sırada yer alır.

Dış dünyaya ait bir çok maddî gerçekleri ellerimizle dokunarak anlayabiliriz. Bilinmeyen ve henüz yeni tanımakta olduğumuz eşyanın kaygan, pürüzlü, yapışkan, elastik, sert v.s. gibi sıfatlarını en iyi şekilde ellerimizle öğrenebiliriz. Ellerimizin his organı olarak bu şekilde vazife görmesi, onu saran derideki milyonlarca his alıcıları (reseptörler) sayesindedir. Bu alıcılar sayesinde dış dünyadaki tenbihlerin cinsi ve şiddeti, kas ve eklemlerimizin hareketleri ve durumları bir sinir ağı üzerinden beyine bildirilir. Göz ve kulak gibi başka bir his organı vazifesini yapamaz hale gelirse, bu durumda eller onların da bazı fonksiyonlarını üzerine alabilir, mesela âmâların yazı okuması bu şekildedir.

Ellerimizi sadece his organı olarak değil, en mükemmel bir alet olarak, hatta alet yapan alet olarak da kullanırız. Böylece hayranlıkla seyrettiğimiz heykeltraşların ve ressamların şaheserleri yanında bir çok teknolojik eser olarak makineler, binalar ve aletler yaparız; ve bu aletlerle de daha karışık makineler, bilgisayarlar, hassas cihazlar yapabiliriz.
Bütün bunlar beş ayrı boyda olan parmaklarımızın mükemmel şekildeki hareketlerinin, beyinde tam uyumlu olarak hassas bir şekilde koordine edilmesiyle yapılmaktadır.
Elin yapısı, anatomistleri hayrete düşürecek incelikte bir plana bağlıdır. Kasların ve sinirlerin parmak kemiklerine ve eklemlerine bağlanışı, taklidi mümkün olmayan bir zerafet ve hassasiyet eseridir.

Allah'ın (c.c.) ilim ve kudretinin çok açık bir eseri olan el, insana verilen çok maksatlı kullanılmaya müsait bir alettir. Böylece insan, kendi ellerine bakarak şöyle bir kıyas yapabilir: "Ben elimle şu kalemi tutabildiğim gibi, bıçağı da kaşığı da tutuyorum, aletler yapıyorum, eserler ortaya koyuyorum, halbuki bütün kâinatı elinde tutan, istediği gibi evirip çeviren, sonsuz çeşitlilikte ve güzellikte eserler ortaya koyan ise benim ellerimi de yaratandan başkası olamaz."

Niçin bütün insanların bir eli tercih ettikleri, (üstelik çoğunlukla sağ eli) henüz aydınlığa kavuşturulamamıştır. Gerçi hayvanlarda da sağ ve sol elini tercih edenler vardır, mesela maymunlar, kediler ve fareler gibi, fakat bunlarda sağ ve sol el tercihi hemen hemen %50 gibi eşit bir dağılım gösterir. İnsanlarda ise sağ eli tercih edenler %90 nisbetindedir. İlim adamları tercih edilen sağ el ile beynin sağ ve sol yarım küreleri arasında, belli vazifelere ait münasebetler bulunabileceğini tahmin ediyorlar. Vücudun sağ tarafı ve sağ elin hareketlerinde selahiyetli olan beynin sol tarafında, konuşma merkezi bulunur. Muhtemelen bir elin tercih edilmesinde bu konuşma merkezinin önemli bir yeri vardır.

Birçok nörolog ve psikologa göre el mahareti ve elini kullanma kabiliyeti, zeka ile ortaklaşa ve karşılıklı bir uyum içinde gelişir.

Son yıllarda gündeme gelen robot araştırmaları ve robot yapımı sırasında, robotlara el takılması ve bu ellerin fonksiyon görebilmesi için insan vücudunun model alınması neticesinde Allah'ın (c.c.) yarattığı ellerin mükemmelliği ve mucizeviliği. araştırıcıların hayretini bir kat daha arttırmıştır. Burada araştırıcıların en çok hayret ettikleri mesele, beynin his alıcılarından devamlı olarak bilgi akışını işleyebilmesidir. Kalemi tutarken parmaklarımızdan alınan hislerin tenbihleri, her an beyine aralıksız olarak gitmekte ve orada bütün beyin kısımlarının müşterek çalışmasıyla gerçekleşmektedir. Bir elin hissedebilmesi için boyun, omuz, göğüs ve karın boşluğundaki his alıcılarının gönderdiği sinyallerin toplamından daha fazla beyin hücresi vazifelidir. Hissetme için gerekli olan bu durum, aynı şekilde elin kullanılması için de geçerlidir. Zira sağ elin ne yaptığını sol elin bilmesi gerekir. Aksi takdirde büyük karışıklık ve ahenksizlik olurdu.

Robot Laboratuvarlarında imal edilen ve ilk bakışta canlıymış gibi gelen hareketli robotları incelediğimizde, onun elinden de birşeyi çekmek istediğimizde bize vermediğini görürüz. Ancak bu sadece mekanik bir davranış olup hislerle alakası yoktur. Robotun eli, karşısındaki şeyin canlı mı cansız mı olduğunu anlayamaz. Halbuki insanın çevresini canlı veya cansız diye ayırmasında, daha çocukluk yaşlarından itibaren ellerimizi dokundurarak eşyayı tanımamızın önemi büyüktür. Bu durumuyla robot, insanınkinden mukayese bile edilemeyecek kadar basit kalmaktadır.

Omurgalı canlıların ön üyeleri olan kol ve el temel olarak bir makroplan içinde yaratılmış olmakla beraber, her hayvanın ihtiyacına göre ve çok çeşitli hikmetlerle techiz edilmiş ve hususî değişikliklerle eller ve kollar ihsan edilmiştir. Bu uzuvlar bazen yürüyücü, tutunucu, yakalayıcı, tırmanıcı ve parçalayıcı tipte olduğu gibi bazen de koşucu, sıçrayıcı ve uçucu tipde olacak şekildedir. Aynı zamanda hayvanın hayat sürme şekline uygun gelecek ve vücudunun diğer organlarıyla da ahenkli bir bütünlük gösterecek şekilde yaratılan değişik el tiplerindeki ince ve harika sanatlar, gerek anatomistleri gerek mühendis ve bionikçileri hayrette bırakmaktadır.
 

Ziyaretçilerden Sorular

Cevaplar
8
Görüntüleme
263
2
  • Cevaplanmamış Konu
Cevaplar
1
Görüntüleme
1,119
Ayşe Hatun