Garip bir kuştu gönlüm

bekkain

diyâr-ı gurbet
Süper Moeratör
#1
ne varsa eski türkülerde var yaw :D
amaaannnnnnnn amaaaannnnnnnn halimm yamannn vayyy;)
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

Benzer konular

aysesemra

Acemi Üye
Silver
#2
Garip bir kuş yüreğim, Rabbim sana kavuşmak diler.
Dertleneyim yalnız senin için..
senden ayrı düşersem halim çok yaman benim:(

bekkain affet başka değer verip üzülecek birini tanımıyorum..
 

kader54

Çalışkan Üye
Süper Moeratör
#3
emeğine sağlık canım..türküler değince bi yazı okudum aklıma geldi paylaşmak istedim...
:)
Garip bir kuştu gönlüm yâr, elimden uçtu gönlüm. Saçının tellerine lo takıldı düştü gönlüm. Delikanlı, gül fidanı gibi bir genç kızla karşılaşınca aklı başından gitmiş, sevdaya tutulmuştur.

Akşamın vakti geçti, bir güzel baktı geçti. Zülfünü kemend etmiş, boynuma taktı geçti.

Delikanlı bülbül olmuş, şakımaya başlamıştır.

Yürü güzel yürü saçın sürünsün, sürünsün de bellerine bürünsün.



*
Ne var ki güzeller güzeli genç kız nazlıdır. Der ki:

Zeytin yaprağı yeşil, altında kahve pişir. Ben sana yâr olamam, var aklın başa devşir.

Sevda bu, git deyince gider mi?

Yenice yolları bükülür gider, zülüf ak gerdana dökülür gider.

Artık gül ile bülbül gibi olmuşlardır. Bülbül yanık, gül nazlı. Güzel, vasfedeyim hallerin senin, âleme destandır dillerin senin...

Nasıl kıydı yolladılar tarlaya, huriler periler saçın taraya...

Her karşılaşmalarında delikanlı daha çok bağlanmakta, sevdası artmaktadır.

Tarla yolunda, çeşme başında...



*
Evden çıktı yürüdü, saçı yerden sürüdü. Sağ olasın Hayriye, câhil ömrüm çürüdü.

Gel gör ki genç kız öğütlüdür. Anasından babasından öğüt almıştır.

Dam başına çıksam saçım yellenir, beyaz urba giysem üstüm kirlenir. El oğluyla gezsem ismim söylenir, annemden babamdan intizar almam.

Delikanlı yiğittir, merttir. Velâkin fazla naz âşık usandırır.

Saçları senden, saç bağı benden, var git ey güzel, küskünem senden diyerek yollara düşer. Alır eline sazını, salar avazını.

Zülüf dökülmüş yüze, kaşlar yakışmış göze. Usandım bu canımdan, derdile geze geze.



*
Dere tepe dolaşırken, karşısına çıkan ağaçlara bile anlatır derdini.

Şu kavak meşe kavak, dalını döşe kavak, yârim gölgende yatmış, sen binler yaşa kavak.

Kavak senden uzun yok, dalların çok üzüm yok. Küstürdüm de gönderdim, gel demeye yüzüm yok.

Kendi kendine çalıp söyler.

Evlerinin önü lâle bağıdır, eser bâd-ı sabâ zülfün dağıdır.

Dağlarla taşlarla, kurtlarla kuşlarla söyleşir Mecnun misali.

Siyah saçlarını eylersin perde, beni sen uğrattın bu zalım derde.

Ben kendi hâlimle gezdiğim yerde, çıkarıp yadigâr vermeyeydin.



*
Gül fidanı gibi dedik ya genç kız için; hangi gonca açmamış vakti geldiğinde...

Bakar ki bu sevda yamandır ve artık kendisi de delikanlıya karşı tarifsiz duygular beslemektedir; haber salar.

Turnalar haberi tez ulaştırır.

Delikanlı dünyalar benim oldu sanır.

Hemen dünür gönderir.

İstemeye gidenler eli boş döner.

İbrişim örmüyorlar, sevmişim vermiyorlar. zalimler! münasip görmüyorlar.



*
Gül fidanı kararını vermiştir. Kaçma vaktidir. Der ki:

Yörü yörü men de gelim nalınca, desmal eyle apar meni yanınca.

Delikanlı cevap verir:

Karahisar kalesi yıkılır gelir, kakülü boynuna dökülür gelir.

Yayladan gel allı gelin yayladan, kesme ümidini kadir Mevlâ'dan.

Kaçarlar.

Gül ile bülbül kavuşmuştur.

Siyah saçlar sırma tel ile örgülü, benim yârim annesinden görgülü.



*
Günler, aylar birbirini kovalar, yıllar geçer.

Bir gün siyah saçlı Hayriye, pişirdiği yemeği sofraya getirir.

Yemeğin içinden bir tel saç çıkar.

Bir vakitler saçının bir teline dünyaları değişmeyecek olan adam, yemekten çıkan bir tel saç için kıyametleri koparır.

Evin içinde kıyamet koptuktan sonra tekrar eski haline dönebilir mi?

Düzen bozulmuştur.

Gül fidanı kaçıp gitmiştir.

Artık türkülerde hep ayrılık havası vardır.

Kızıl gül olmayaydı, sararıp solmayaydı. Bir ayrılık bir ölüm, hiç biri olmayaydı.

Damın ardı kapkara, gülüm gel beni ara. Saçına kumlar dolmuş, tarak getirem tara.

Ayrılık, ayrılık, aman ayrılık... Her bir dertten âlâ yaman ayrılık...(alıntı)