• Teşrik tekbiri getirmeyi unutmayınız

Gelin Ömür Sermayemizi İsraftan Kurtaralım

ZiLaN_21

Tecrübeli Üye
Silver
#1
Bizler, "Ya hayır konuş ya da sus” diye buyuran bir Resulün ümmetiyiz. O ki; müminin ağzından çıkan boş söz, yalan, gıybet ve her türlü laubali hareketin de israf olduğu hakikatine çeviriyor nazarımızı.

Allah’ın verdiği nimetleri saçıp savuranlar, O’nun bahşettiği ömür tarlasını boş bırakıp bu tarlayı değerlendirmeyenler, gençliğinin baharını israf edenler, paha biçilmez zamanını, kabiliyet ve yeteneklerini saçıp savuranlar, ilmi ile amil olmayanlar… Tüm bu savurduklarının hesabını acı bir şekilde verecekler. Bunu Rabbimiz ferman buyuruyor:

“Saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Müsriflere gelince işte onlar ateş ehlidirler.” (Mü’min / 43)

Değerli, muvahhide bacılar! Rabbimizin bize hibe ettiği şu çok değerli ömür tarlamıza bir an önce güzel şeyler ekelim ki, hasat vakti olan o Ahiret âleminde perişan olmayalım. Zira bizler ömür tarlamıza verimli tohumlar ekmez isek o tarlada boş, lüzumsuz belki de zehirli otlar bitecek dolayısıyla bu da bizim için büyük bir hüsran ve israf olacaktır. Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyuruyor:

“Rabbimin huzurunda şu beş şeyden sorulmadan hiç kimse bir yere ayrılamaz; ömrünü nasıl harcadığından, gençliğini nerede harcadığından, malını nereden kazandığından, malını nereye harcadığından ve ilmiyle amil olup olmadığından.”

Bizler, “Ya hayır konuş ya da sus” diye buyuran bir Resulün ümmetiyiz. O ki; müminin ağzından çıkan boş söz, yalan, gıybet ve her türlü laubali hareketin de israf olduğu hakikatine çeviriyor nazarımızı. Zira bizlere bahşedilen şu ömür serüveni, Yüce Halık’ın bir emanetidir. Dolayısıyla biz bu emaneti sahiplenip istediğimiz yerde ve istediğimiz şekilde harcama gibi bir lükse sahip değiliz. Hakeza ömrümüzü Rabbi Rahim’in yolunda çürütmediğimiz, gençliğimizi O’nun davasına kurban etmediğimiz, malımızı güzel bir borç şiarıyla infak etmediğimiz ve ilmimizle amil olmadığımız taktirde ateş ehli muhataplarından biri de bizler olabiliriz.

Allah Resulü (s.a.v), 15 asır önce bizim şu acınacak halimizi çok güzel tasvir etmiştir:

“İki büyük nimet vardır ki, insanların çoğu bunun kıymetini bilmezler. Bunlar sıhhat ve zamandır.” (Buhari) Ne yazık ki bizler boş ve yararsız şeylerle uğraşarak o çok kıymetli hazine hükmünde olan zamanımızın katili olmuşuz. Bir Arap atasözünde ne kadar da güzel ifade edilmiş:

“Zaman kılıç gibidir; sen onu kesmezsen o seni keser.”

Evet, boşa geçen zamandan, alıp verdiğimiz nefesten, konuştuğumuz her kelimeden, attığımız her adım ve hatta oturduğumuz mekândan dahi hesaba çekileceğiz. Durum bu kadar vahim olmasına rağmen, “Dünya ahretin tarlasıdır” gerçeğine aldırmadan avare avare dolaşıyor; değerli zamanımızı adeta israfa kurban ediyoruz…

Rasulullah (a.s) gençliğin kıymetine de dikkat çekiyor. Acaba Rabbi Zülcelal’in “Gençliğini nerede harcadın” sorusuna karşı cevabımız ne olacak? “Gençliğimi; günümü gün ederek, televizyon başında dizileri, yarışma programları ve modayı takip ederek geçirdim ve ‘yaşlanınca yaparım’ deyip şeytana kandım” mı diyeceğiz? Oysaki Resul-i Zişan ne kadar da güzel buyurmuşlar:

“En hayırlı genç odur ki ihtiyarlar gibi ölümü düşünüp onun için hazırlık yapandır.” Şu halde gelin kollarımızı sıvayalım! Üzerimizdeki şu gaflet perdelerini kaldırıp bir an önce gençliğimizi Rabbimizin yolunda harcayarak ömür sermayemizi israftan kurtaralım.
Daha sonra Kutlu Resul şöyle devam ediyor; “Malını nereden kazandın ve nereye harcadın?” Payımıza düşen malı kazanırken dünya hırsına kapılıp cimrilik mi ettik, yoksa asıl sahibi olan Rezzak’ın yolunda feda mı ettik? Abdurrahman bin Avf misali; “Ben Rabbimle yarışa girmişim; ben O’na veriyorum O bana daha fazlasıyla veriyor.” Yani O’nun yolunda harcadığımız her kuruş bize on misli ile tekrar dönüyor, aynı zamanda ahiret bankamızda bizim için bir yatırım olarak da kalıyor.

Hadisin devamında ilmimiz ile amil olup olmadığımızdan hesaba çekileceğimize dikkat çekiyor Nebi-i Zişan (s.a.v). Evet, ilimsiz amel; amelsiz ilim olamaz. Bugün bizi günahlardan uzaklaştırıp itaat ve ibadete sevk etmeyen ilim, yarın da cehennem ateşinden uzaklaştıramaz. Dolayısıyla Rabbimizin bize bahşettiği ilmi yine O’nun istediği şekilde yaşayarak ve bunu kutsal bir görev bilinci ile dilimiz, kalemimiz ve yeteneklerimizle tüm insanlığa ulaştırmada ayrı bir çaba sarf etmeliyiz. Böylece ilimdeki israfı bir nebze de olsa önlemiş oluruz. Zira aldığımız ilim de Âlim olan Rabbimizin bize hediye ettiği en büyük nimetlerden birisidir. Öyleyse bizler bu nimetin kıymetini bilip onu hayatımıza nakşetmeliyiz.

Aynı zamanda kabiliyet ve yetenekleri olan kardeşleri unutmamak lazım! Şunu hatırdan çıkarmayalım ki tüm bu yeteneklerimiz de Rabbimizin birer emanetidir ve bizler ancak bu emaneti O’nun istediği yer ve şekilde kullanabiliriz. Aksi taktirde müsriflerden olmak bizim için kaçınılmaz bir son olabilir. Eğer bizler yapmaya muktedir olduğumuz bazı şeyleri yapmaktan kaçınıyorsak bu da israfın başka bir yönüdür ve bunun da ayrı bir hesabı olacaktır.

Değerli bacılar! Son olarak şunları ifade edeyim. Müslüman, hayatının her alanında dengeli ve ölçülü olmalıdır. Müsriflik asla bir Müslümanın vasfı değildir/olmamalıdır. Zira mallarını, ömürlerini gerektiği yerde değerlendirmeyenler gerçekten sefihlerdir. Vesselam…

Esma Akbalık / Nisanur Dergis