Hiristiyanlik

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#1
İncil ve Hiristiyan Hukukukun Gelimisi Hazret-i Isa ve Peygamberligi
Kudus Romalilarin hakimiyetindeyken Hazret-i Isa´nin peygamber olarak gönderildigi ve kendisine ibrani (veya Süryani) diliyle Incil adindaki mukkades kitabin indirildigine inanilir. İncil, Yunanca inkilyon kelimesinden Arabcalasmistir ve müjde manasina gelir. İncil´in parca parca degil, bir defada Hazret-i Isa´nin kalbine indirildigi kabul edilmektedir. Bu yüzdendir ki Hazret-i Isa´ya kelimetullah (Allah´in kelimesi) denir. Yahudiler Hazret-i Isa´yi kabul etmeyerek Romalilarla bir olup kendisine zarar vermek istemislerdir. Zaten kendisine cok az kimse inanmisti ve Incil´i de kendisinden baska ezbere bilen kimse yoktu. Kendisine inananlarin önde gelenleri olan havariler Hazret-i Muhammed´in Ashabinin gördügü fonksiyonnun benzerini sinirli da olsa icra etmeye-calismislardir. Ancak sayica az ve bir devlet desteginden mahrum oluslari, ayrica cogunun okuma yazma dahi bilmemeleri, üstlendikleri misyonu hakkiyla yerine getirebilmelerine engel teskil etmistir.

Otuzbes süreden mürekkep gercek İncil de ya bu siralarda ya da miladin dördüncü asrinda İznik´de toplanan konsilde kaybolmustur. Bu konsilde Incil diye bilinen üc yüz kadar kitab arasinda Matta, Markos, Luka ve Yuhanna adinda dördü secilerek digerleri imha edilmisti, bu dördü de birbirinden az-cok farkliydi. Bunlarin dördü de ücüncü sahislarin agzindan Hazret-i Isa´nin hayatini ve sözlerini nakletmektedir. Bu haliyle allah sözlerini havi bir mukaddes kitabtan ziyade, Islam kültüründeki hadis ve bilhassa siyer kitablarina benzerler. Kanonik (mesru) Inciller diye de bilinen bu dördü disindaki Inciller, Hiristiyan dünyasinda apokrif (mevsuf olmayan, uydurma) olarak kabul edilir. Kanonik Incillerden birbirine cok benzeyen ilk ücü sinoptik Incillerdir. Yuhanna Incili bunlardan cok farklidir.

Kilise, havari Barnabas´in yazdigi ve son yillarda tekrar meshur olan Incil´i de apokrif Incillerden saymaktadir. Bu Incil, M. S. 4. yüzyila kadar sark kiliselerinde, sözgelisi Iskenderiye´de bilinir ve okunurdu. Bu tarihten sonra kaybolmus ve apokrif sayilmistir. 383 yilinda Papa bu Incil´den bir nüsha elde ederek hususi kütüphanesine koymustur. Papa V. Sixtus, 1585-1590 arasindaki papalik zamaninda, arkadasi Marino´ya bunu Ibraiceden Italyancaya tercüme ettirmistir. Prusya kralinin müsaviri Gramer, bunu bulup 1713 yilinda, Osmanlilarla yaptigi muharebeleri ile meshur olan, kitab meraklisi Prens Eugene´e hediye etti. Prens, 1736 yilinda öldükten iki sene sonra, kitablari Viyana kütüphanesine (Hofbibliyothek) katildi. Bu el yazmasi Incil´in, Viyana imparatorluk kütüphanesinde hala durdugu söylenir. Ayni yillarda, Madrit´te bir Italyanca nüsha daha bulunmassa da, kilise baskisiyla yok edilmistir.

Viyana´daki Incil, 1907´de Oxford´da, Mr&Mrs. Ragg tarafindan Ingilizceye tercüme edildi. Bu tercümenin bircok nüshalari da, fanatik ingilizler tarafindan ortadan kaldirilmistir. Bu nüshadan foto-ofset yolu ile, 1973´de Karaci-Parkistan´da 2000 nüsha basilmistir. 250 sahifedir. Bugün ellerde dolasan Barnabas Incil´i iste bu nüshadan cogaltilmistir. Barnabas Incili de, ilahi kelami bildirmekten cok, Hazret-i Isa´nin hayat ve sözlerine yer vermek bakimindan digerlerinden pek farkli olmamakla beraber, daha tutarli ve etrafli bilgiler ihtiva etmektedir.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#2
Hangi İncil?
İznik konsilinden sonra Hiristiyanlarin elinde de Incil adiyla, gercekle ilgisi süpheli ve Ibraniceden baska dillerde (yani orijinalligini kaybetmis) bir kitab dolasir olmustur. İncil Ibranice indirildigi ve Hazret-i Isa da bu dili konustugu halde bugün eldeki İnciller İncil´in Yunanca ve Latince tercümelerine dayanir. Gercek Incil´de emir ve yasaklar cok azdi, daha cok ahlaki hükümler bildirilmekteydi. Bu sebeple Iseviligi, Hazret-i Musa´nin kurdugu hukuk sistemini neredeyse te´yid eder mahiyette gören ve müstakil bir hukuk düzeni getirmekten uzak sayanlar vardir. Yahudilerden bazilari da (Inadiyye firkasi gibi) bu sebeple Hazret-i Isa´nin bir peygamber degil; halki Tevrat´a davet eden, Allah´in muhlis bir velisi olduguna inanirlar.
Hazret-i Isa´nin -Müslüman inancina göre- göge kaldirilisi ve gercek Incil´in kaybolmasindan sonra Hiristiyanlik dininin Yunan felsefesinin etkisine girdigi, bir takim pagan ve putperest adetlerinin ibadetlere karistigi, ameli esaslarin ise Roma hukuku prensiplerine göre düzenlenir oldugu bir gercektir.

Bunlarin icinde, bosanmanin yasak olusu gibi, ilk zamanlardan kalma (ancak gercek ilahi metinde bulundugu yine de süpheli) cok az hüküm girmistir. Bizans imparatoru Justinianus, Roma hukukunu Hiristiyanlik boyasiyla boyayarak ortaya seklen yeni bir hukuk sistemi cikarmisti. Roma hukuku böylece ilahi menseli bir hukukla mecolunmus ve bu hukukun bilhassa ahlaki pek cok hükmünden faydalanmistir. Sözgelisi kadin-erkek bütün ferdlerin esitligi, kan hisimligina dayali aile, köleleri de insan sayma gibi prensiplerin hep Isevilikten Roma hukukuna girdigi kabul edilir.

Bugün Hiristiyanlarin Kitab-i Mukaddes (Holy Bible) dedikleri kitab, hem Ahd-i Atik adiyla Tevrat ile buna bagli kitablar, hem de Ahd-i Cedid (=New Testament9 adiyla dört Incil (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) ile Resuller denilen Hazret-i Isa´nin talebelerinin macera ve mektuplarindan tesekkül eder. Yahudiler tabiatiyle Ahd-i Cedid´i kabul etmedikleri gibi Ahd-i Atik ismini de benimsemezler ve buna Tanah derler. Tanah da üce ayrilir: Tevrat (Tora), Peygamberler (Neviim) ve Kitablar (Ketuviim).

Tarih boyu her peygamberin vefatindan bir süre sonra baglilari azalmis, bunlarin ellerinde bulunan mukkades metinler ve peygamber sözleri de cesitli degisikliklere ugramistir. Kur´an´da bundan bahsedilirken söyle deniyor:
..Onlar (Yahudiler) kelimelerin yerlerini degistirirler (kitablarini tahrif ederler), kendilerine ihtar edilen seylerden bir hisse almayi da ututtular... <Biz Hiristiyanlariz!> diyenlerden de kesin söz almistik, ama onlar da kendilerine ihtar edilenlerden (verilen nasihat ve kitabtan) bir hisse almayi unuttular...Ey Ehl-i kitab! Kitab´tan gizlemis oldugunuz seylerin cogunu meydana cikaran, cogunu da aciklamaktan vazgecen peygamberimiz size geldi..” (Maide: 13-15).

Tarihte cömertligiyle meshur Hatem-i Tai´nin oglu Adiyy, Henüz Hiristiyanken, boynunda bir hac oldugu halde Hazret-i Peygamber´in huzuruna geldi. Hazret-i Peygamber “Ya Adiyy! Boynundaki haci at!” dedikten sonra Berae süresinin “Onlar (Yahudi ve Hiristiyanlar) Allah´dan baska bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine rab edindiler” mealindeki 31. ayetini okudu. Adiyy, “Ya Resulullah! Onlara ibadet etmezlerdi” deyince Hazret-i Peygamber “Onlar, Allah´in helal kildigini yasaklar, siz de yasak saymazmiydiniz? Allah´in yasakladigina helal derler, siz de helal saymaz miydiniz?” diye cevap verdi.

Yahudilerin baslarina gelen nice hadiseler yukarida da bildirildigi üzere gercek Tevrat´in kaybolmasina sebep olmustu. Hazret-i Isa´ya ise zaten cok az kimse inanmisti ve bunlar da pek okur-yazar olmayan kimselerdi. Romalilarin baskisi ve Filistin´de yasayan Yahudilerin kötü niyetleri sebebiyle ilk Hiristiyanlar yillarca gizli yasamak zorunda kalmisti. Bundan dolayi giderek gercek Incil ve Hazret-i Isa´nin sözleri unutuldu. Yahudiler, Hazret-i Isa´yi Hazret-i Musa´nin seriatini degistirmekle itham ederek kendisine düsman oldular. Eldeki Inciller Hazret-i Isa´nin Yahudi din adamiyla yaptigi mücadele ve münazaralara cokca yer verir.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#3
Gercek Yahudiler de bir mesih beklemekteydi. Ancak bunun Hazret-i Davud soyundan cikacagina inanmislardi. Bu sebeple babasiz dünyaya gelen Hazret-i Isa´yi bu makama yakistiramadilar. Üstelik onlar kendilerini Roma esaretinden kurtaracak sert ve mücadeleci birini umuyorlardi. Hazret-i Isa´nin halim, selim tabiati, bunlarin bekletileriyle uyusmuyordu.

Daha sonra Pavlos´un yepyeni bir Hiristiyanlik anlayisiyla ortaya ciktigi ve eskisinden oldukca farkli inanc ve amel esaslari getirdigi biliniyor. Pavlos, biraz da Yahudilere olan kizginligindan dolayi olsa gerek, Hazret-i Musa seriatinde bulunan ve Hazret-i Isa´nin da kabul ettigi pek cok hukuki hükmü yürürlükte kaldirmistir.

Kur´an´da gecen “Vay kitabi kendi elleriyle yazip da onu az bir paha, ücret ile satmak icin Allah´in kelamidir diyenlere! Vay ellerinin yazdiklarina! Vay kazandiklarina!” mealindeki ayet (Bakara: 79), bugün elde bulunan Incillerin Hazret-i Isa´ya indirilen Incil´in aynisi olmadigi, bir baska deyisle tahrif edildigi yönündeki inanca isaret etmektedir.

Yahudi ve Hiristiyanlardan bazilari, Hazret-i Muhammed´in peygamberligini ikrar eder; ama Arablara gönderildigini söylerler. Hahamlar, muharref de olsa, ellerindeki Tevrat´ta acikca anlasilamayan hükümleri aciklamis, mütenakiz gibi görünen hükümleri de telif etmeye calismislardir. Bu yoldaki kesif calismalari, misna ve Gamara´yi meydana getirmistir. Bu gelenek, Yahudi hukuk sisteminin günümüze kadar intikalini temin etmistir. Mevcud Inciller, buna benzer bir mesaiye elverisli olmadigi icindir ki Hiristiyanlar, Yahudilerinki gibi etrafli bir hukuk sisteminden mahrum kalmistir.

İslam geleneginde Hazret-i Musa´nin getirdigi dine Musevilik ve bu dine inanlara Musevi; Hazretz-i Isa´ya inananlara da Isevi, (Hazret-i Isa Nasira kasabasindan oldugu icin veya O´na nusret, yardim ettikleri icin, bir baska deyisle nasir, yardimci olduklari icin) Nasrani (cogulu Nasara) ve (meshedildigi ve kiyamete yakin gökten inecegine inanildigi icin) Mesih denir.

Ancak Islam geleneginde bu dinlerdeki degisikligi tebarüz ettirmek üzere, Hazret-i Isa´nin gelisinden sonra O´na inanmayan Museviler icin artik Yahudi ve bunlarin dinine de Yahudilik; Hazret-i Muhammed´in gelisinden sonra O´na iman etmeyen Iseviler ve Iseviligin yüzyillar icinde büründügü sekil icin de Hiristiyan ve Hiristiyanlik tabirleri kullanilir. Bir kismi yabanci tarihciler, Museviligin Babil sürgününü müteakip aldigi sekle Judaism (Yahudilik) adini verirler.

Felicien Challaye, Islamiyet disinda diger dinlerin hepsinden daha yeni olan Hiristiyanliktaki pekcok prensip ve hükmün, Yahudi ve Zerdüst dinleri ile Yunan, Kalde-Asur-Babil dinlerdeki esaslari sasirtici derecede benzedigini söyleyerek bu benzerlikleri saymaktadir.

İsevi Seriatinin Hususiyeti
Yine Nisancizade´nin naklettigine nazaran, Incil´de ser´i hükümler gayet azdi. Hiristiyanlarin ameli taraflari Hazret-i Musa´nin seriatine uygundu. Ancak Hiristiyanlar Yahudiler gibi sert ve hasin degil, zayif olduklari icin, seriatleri de hafif ve ruhsatlarla doluydu.

Rivayete göre, Hazret-i Isa doguya karsi dünyaya geldigi icin kibleleri doguydu (Aslinda Yahudiler de doguya dogru ibadet ederler. İlk Hiristiyanlarin kiblesi Kudus iken; Pavlos tarafindan dogu yönünün kible tayin edildigi bilinmektedir). Namaz vakitleri, müslümanlarin namaz vakitleriyle ayniydi. Ayrica gece yarisi Zebur okurlardi. Namazlarin her rek´atinde bes secde yaparlardi. Namaz abdestsiz kilabilirlerdi. Senede iki oruclari vardi.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#4
Birisi elli, digeri üc gündü. Ramazan orucu bunlara da farz iken, yaza geldiginde on gün arttirip kisa tehir etmisler; sonra tauna (salgin hastaliga) ugrayinca bunu on gün daha arttirmislar; böylece oruclari elli güne cikmisti. Hayizli hanimla cinsi yakinlik serbest oldugu gibi; cünüp olanin gusül abdesti almasi da farz degildi. Necasetten fazla sakinmak emredilmemisti. Evlenilmesi yasak olan akraba sayisi azdi.

Görülüyor ki, Hazret-i Muhammed´in getirdigi seriat, “Siz mutedil bir ümmetsiniz” ayeti ve “Islerin hayirlisi muteadil olanidir” hadisi geregince, Yahudi ve Hiristiyan seriatlerine göre mutedildir.

Ancak sunu da eklemek gerekir ki, Hazret-i Isa seriatinin hükümleri hakkinda Nisancizade´nin bu bildirdikleri, muhtemelen hep sonraki zamanlar icin bahis konusudur.

Bu peygamberin seriatinin nasil oldugu hakkinda hemen hic saglam bilgi yoktur. Bugün elde bulunan Incil ce diger mukaddes metinlerde hukuk ve ibadetle ilgili hükümler yok denecek kadar azdir. Muhakkak ki Hazret-i Isa´nin da kendisine mahsus bir hukuk sistemi vardi; ancak bu sistemle ilgili bilgiler cok kisa bir süre sonra unutuldu. Bunun da sebepleri olarak, havari ve diger müminlerin cok entelektüel bir cemaat olusturmamalari -ki cogu okur yazar bile degildi-, ayrica Romalilarin baskilari ve Yahudilerin engellemeleri, bilhasa Pavlos´un faaliyetleri zikredilebilir. Bugün elde bulunan dört Incil´den birisinin yazari olan Matta Hazret-i Isa´yi bir kere, Yuhanna ise bir-iki kere görmüs, digerleri ise hic görmemislerdir.
Hazret-i Isa müstakil bir seriat getirdi mi?
Filistin´de, bir Yahudi cemaati icinde gelen Hazret-i Isa´nin bildirdigi Incil´de yer alan hükümler muhtemelen daha ziyade inanc ve ahlak hükümleriydi. Bunlar arasinda huhuki hükümler yok denecek kadar az oldugu icin; Incil, Yahudi seriatini te´yid edici nahiyette görülmüstür. Nitekim Incillerde Hazret-i Isa´nin “Ben seriatleri ve peygamberleri yikmaya degil, tamamlamaya geldim” (Matta 5, 17-19; Barnabas 38) ve “Musa´nin kitabinda yazili olan her sey dogrularin dogrusudur” (Barnabas 206) dedigi rivayet edilir.

Bununla beraber Hazret-i Isa´nin Kur´an´da nakledilen “Benden önce gelen Tevrat´i tasdik edici olarak ve size haram kilinan bazi seyleri helal etmek üzere gönderildim” sözünden (Ali Imran: 50) Musevi seriatinden az-cok farkli ve müstakil ve seriatinin bulundugu ansilmaktadir. Kadi Beydavi, “Incil´e inananlar, Allah´in onun icinde indirdigi hükümlerle hükmetsinler. Kim Allah´in indirdigi hükümlerle hükmetmezse, iste onlar fasiklarin ta kendileridir” (Maide: 47) mealindeki ayeti terfsir ederken, “Bu ayet, Incil´in de bir takim hükümleri ihtiva ettigine, Isa aleyhisselamin gönderilmesiyle Yahudi seriatinin neshedildigine ve müstakil seriatinin olduguna delalet eder” diyor.

Bunun Seyhzade hasiyesinde de konuyla ilgili deniyor ki: “Beydavi´nin bu izahi, su görüse bir reddiyedir: (Isa aleyhisselam Tevrat´in ahkami ile amel etmistir. Cünkü Incil, mevaiz ve zevacir, yani vaaz ve nasihatler kitabi olup, onda hüküm bildiren pek az ayet vardir). Bu görüsün red sebebi gayet aciktir. Cünkü “Incil´e inananlar, Allah´in onun icinde indirdigi ile hükmetsinler ifadesi”, zahiri ile onlarin Tevrat´taki hükümlerle degil, Incil´deki hükümlerle mükellef olduklarina delalet etmektedir. Nitekim sonraki ayetteki su kisim da bunu gösteriyor: “Sizden her biriniz icin bir seriat ve bir yol belirledik”. Buna göre Tevrat´in Isa aleyhisselamin gönderilmesi ile neshedilmis ve O´na müstakil bir seriat verilmis olmasi icab eder.

İsa aleyhisselamin Tevrat´taki hükümlerle mükellef olup, müstakil bir seriate sahip bulunmadigi görüsünde olanlar, “Incil´e inananlar, Allah´in O´na indirdigi ile hükmetsinler” ifadesindeki (O´na indirileni), Tevrat´in hükümleriyle amel etmeleri gerekir, seklinde te´vil ediyorlar. Halbuki bu zorlama te´vil, ayeti zahirinin hilafina hamletmektir.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#5
Pavlos ve Hiristiyanlik
Hazret-i Isa´dan sonraki Nasrani misyonuna, oldukca süpheli ve esararengiz bir kisiligi bulunan Pavlos´un bambaska bir verdigi görülüyor. Havarilerden Petrus ve Barnabas´in arkadasi olan, ama sonra bunlarla ters düsüp yollari ayrilan Pavlos, semavi dinler dünyasina ve bilhassa Yahudi cemaatine uzak yerlerde (Anadolu, Doogu Avrupa gibi) yeni dini yaymaya baslamis; ayrica yeni Isevi olan putperestlerce tatbik olunamayacagi gerekcesiyle Yahudi seriatinde de bulunan hükümleri kaldirdigini bizzat itiraf etmistir (Romalilara Mektub 4/13; Galatalilara Mektub 3/18; Korintoslulara Birinci Mektub 9/20).

Ayrica bu hareketinin ruhulkuds tarafindan da begenildigini kaydetmektedir (Resulllerin Isleri 15/28). Halbuki, Hazret-i Musa´nin seriatini tahkir eden öldürülür, diyen yine bizzat kendisidir (Ibranilere Mektub 10/28).

Aslen Yahudi olan Pavlos (=Pavlos=Bolus=St. Paul), miladin ikinci yilinda Tarsus´da dogdu. Havarilerden degildi, Hazret-i Isa´yi görmemisti. Asil adi Saul idi. Zamanin dini cereyanlari ile son derece yakindan ilgilenirdi. Bilhassa Iskerderiyye´deki Helenistik felsefe ekolünün etkisi altindaydi. Ferisi mezhebine mensubtu. Kitab-i Mukaddes´deki bilgiye nazaran (Resullerin Isleri 9), önceleri desetli bir Isevi düsmaniydi. Etrafina topladigi adamlarla Kudus´de onlarin evlerini basiyor, yakaladiklarini sürükleyerek zindanlara hapsediyorlardi.

Kendi rivayetine nazaran, Pavlos, Sam´daki Isevileri toplayarak hapsetmek icin hahamlardan aldigi mektublarla Sam´a giderken, ansizin gökten bir isik inip, etrafini kapladigini ve yere düsüp bir sesin, “Saul, Saul! Nicin bana eza ediyorsun?” cevabini almis, ayrica kendisine, Isevilige büyük hizmetler yapacagi söylenmistir. Pavlos, ondan sonra bu dini benimsedini ilan ederek Pavlos ismini almistir. Gitti her yerde, Hazret-i Isa´nin Yahudiler disindaki milletleri irsad icin kendisini varisi olarak kabul görmüstür. O zamana kadar havariler ve diger Iseviler, Hazretz-i Musa´nin seriatinde de bulunan ahkama uyarlardi.

Pavlos, Hazret-i Isa´nin bugünki Hiristiyan akidesine göre- carmihda öldürülmesiyle Hazret-i Musa seriatinin nesh olundugunu, hükmü kalmadigini ilan etmistir. Havarilerin önde gelenlerinden ve Hazret-i Isa´nin devamli yaninda bulunan Petrus, Hazret-i Isa´nin “Ben seriati yikmaga degil, tamamlamaga geldim” (Matta 5/7) sözünü delil getirip Iseviligin Museviligin hükmünü kaldirmadigini, bilakis onu kemale erdirdigini söyleyerek Pavlos´a karsi cikti. Petrus ve diger havariler ile Pavlos´un ihtilafi, bilhassa sünnet olma (hitan) meselesinde yogunlasmisti.

Pavlos, zamaninda hayli itirazla karsilasti. Bunun üzerine toplanan Kudus konsilinde putlara kesilmis hayvan, les ve kani yemenin yasakligi, ayrica zinanin haramligi disindaki Yahudi seriati hükümlerinin tatbikine lüzum olup olmadigi münakasa edildi. Neticede Pavlos agir basarak Yahudi seriatinden yanlizca bu dört hükmün tatbikine, bu arada yeni Hiristiyanlarin sünnet edilmelerine gerek olmadigi fikri kabul edilip yayildi (Resullerin Isleri 15/29).

Bilahare Pavlos ilk dört hükmün ücünün yürürlükten kalktigini, sadece zinan yasakligi hükmünün kaldigini ilan etti. Bu tarihten itibaren Yahudi seriatini kabul eden Yahudi-hiristiyan (judeo-chretienne) cemaati giderek azalan bir sayida varligini devam ettirmis. Yahudi seriatinden gelme bu hükümler, Pavlos´un misyonunu yaydigi pagan kitleleri tarafindan kücük görülen ve alay edilen hükümlerdi. Onlara misyonunu kabul ettirebilmek icin bu hükümleri bertaraf ederek, bu kitlelere Hiristiyanligi kolay ve sempatik göstermek istemistir.

Hiristiyanlar, hükümlerini mensuh kabul etseler bile Tevrat´i mukaddes kitablarinin bir parcasi olarak okumaya devam ettiler. Yahudilik, bilhassa bazi ayinlerin (komünyon gibi) icrasi gibi sekli hususlarda Hiristiyanligi yakindan etkiledi.

Bu arada Pavlos, kargasa cikarttigi gerekcesiyle, Kudus´de iki kere hapsedilmis ve daha sonra Roma´ya götürülerek miladin 67. yilinda Neron tarafindan idam edilmistir. Kemikleri, Saint Pierre kilisesindedir. Her yil 29 Haziranda yortusu yapilir.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#6
Kanonik Hukuk
Ortacaga gelindiginde Hiristiyanligin iyice yayildigi Avrupa´da artik bir kilise nizami vardi. Bu nizam, eski ökümenik kurallarin canon denilen kurallari ile, sonra da papalarin emirnameleriyle ihdas edilmisti.

Papalar, “göklerdeki” Hazret-i Isa´nin yeryüzündeki vekili olmak hasebiyle ruhani yargi yetkisini ellerinde tutmaktaydi. Bu yetki de bütün krallarin üzerindeydi. Kilise nizamini teskil eden kurallar, daginik ve ögrenilmesi cok güc metinlerdeydi. Bu sirada ruhban tarafindan yönetilen Paris üniversitesi gibi Avrupa´daki üniversitelerin hukuk subelerinin yanisira, bilhassa digerlerinden farkli olarak laik bir yönetime sahip Bologna ve pavia gibi Italyan hukuk fakültelerinde Roma hukuku ögretiliyordu. Roma hukuku, ögrenmesi ve ögretilmesi daha kolay oldugu icin tercih edilmekteydi. XII. asirda Gratianus adli Bolognali bir kesis, Roma hukuku hükümlerini esas alan Decretum denilen bir hukuk külliyati hazirladi. Bilahare bu metin kilise hakimleri ve profesörler tarafindan kullanilmaya baslandi ve zamanla papalar tarafindan buna resmi bir statü taninda.
Böylece artik Roma hukuku, kilise hukuku haline geldi. Laik mahkeme hakimleri de -bilhassa Almanya´da- hukuk fakültelerinden baktiklari davalarla ilgili mütelaa sormaktaydilar. Hukuk profesörlerinin cogu da kilise görevlileriydi. Papalarin yasadigi Italya´da zaten Roma hukuku gelenekleri hakimdi. Hakim, mahkeme katibi, noter gibi kanun adamlari (legiste) hep Roma hukuku tahsili görmüs kimselerdi. Halbuki diger ülkelerde resmi ve yari-resmi evraklari yazma isi hep kilise adamlarina aitti.

Sonralari Avrupa krallari Italyali kanun adamlarini adliye ve idare memuru olarak istihdam etmeye basladilar. Bunlar gittikleri ülkelerde, mahalli geleneklere göre degil, Italya´da ögrendikleri Roma hukuku hükümlerine göre hareket ettiler. Bütün bunlar, Roma hukukunun Kilise hukuku olarak yayilmasinda etkili olmustur.

Her piskoposluk bölgesinde officialis adiyla bir hakim bulunurdu. Vazife sahasi hayli belirsiz olan bu hakimlere yardimci olarak katip, savci ve avukatlar vardi. Bu mahkemelerde hem bütün ruhban sinifinin davalarina, hem de halkin ahval-i sahsiyye (ehliyet, evlenme ve miras) sahasina giren davalariyla, din aleyhine isledikleri cürümlere bakilirdi.

Papalar bir zaman bütün Bati´nin Roma Imparatoru Kostantin tarafindan bir vesika ile kendilerine bahsedildigi ve buna dayanarak bütün krallar üzerinde dini ve dünyevi tek otorite olma iddiasindaydilar. Hatta kendilerine karsi cikan krallar aforoz ve enterdi ile tehdit ederler; cedkindiklerini ise bir daha dönmeyecekleri kuvvetle muhtemel olan hacli seferlerine tesvik ederlerdi. Zamanla bu vesikanin sahteligi ortaya cikti ve krallar birer ikiser papanin üzerlerinde hic degilse dünyevi otoritesinin kabulden kacinmaya basladilar.

Bugün elde bulunan Incillerde fazla hukuki hükmün bulunmamasi ve bunlarda gecen kissalarin da -Islam hukukunun hilafina- ahkam ayeti olarak kabul edilmemesi sdebebiyle Incil kanonik hukukun son derece sinirli bir mehazi olmustur. Kanonik hukukunun kaynaklari olarak üstünlük sirasiyla ekümenik konsillerin kararlari, sonra papa emirnameleri ve sonra da Curia Romana kararlari gelir. Konsil kararlari daha ziyade inanc sahasina dairdir. Hukuki hükümler daha cok Papa emirnameleri ve Curia Rumana kararlari ile konulmustur.

Papalar kendilerini Hazret-i Isa´nin vekili olarak dünyevi iktidari üstlenmis ilk papa saydiklari Aziz Petrus´un halefleri kabul ederler. Ortodokslara göre papa yanlizca Roma patrigidir.

Papalari kardinallarden tesekkül eden bir senato secer. Burada yüzün üzerinde kardinal bulunur. Heyet Sistine Sapeli´nde toplanir ve papayi secene kadar kimseyle görüsmez. Kendilerine hergün bir miktar azaltilarak yiyecek verilir. Secimde ittifak degil, ekseriyet aranir. Papa secilince, kilisenin bacasindan tüttürülen beyaz dumanla ilan edilir. 1309 yilinda Fransa Krali Güzel Philippe Fransa´nin Avignon sehrinde oturan kendi himayesinde bir papa tayin edince, birbirinden farkli yerlerde hüküm süren ve birbirlerini aforoz edip duran iki tane papa olmustur. Bu durum 1377 yilina kadar devam etmis; bundan sonra yanlizca Roma/Lateran´daki papa kalmis ve bilahare papalik makami Roma´dan Vatikan´a tasinmistir.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#7
1870 yilinda Birlesik Italya kurulurken papalik devleti ordan kaldirilmis; 1926 yilinda Mussolini tarafindan ihya edilmistir. Papa bugün dünyadaki bütün katoliklerin ruhani lideri ve ayni zamanda Vatikan devleti baskanidir.

1917 yilinda Papa XV. Benedictus, o zamana kadar vaz edilmis olan kilise hukuku metinlerini bir araya getirerek bunlara yenilerini de eklemek suretiyle Codex luris Canonici´yi mer´iyete sokmustur. Bu latince kanunlar mecmuasi, bes baslik altinda sayilan cesitli hükümler yaninda, Decretum Gratianus´dan, dini ayin kitaplarindan, papa emirnamelerinden, kilise konsilleri ve Curia Romana tarafindan benimsenen prensiplerden alinma hükümlerden tesekkül ediyordu. Zamanla papa emirnameleri biriktikce 1983 yilinda Codex luris Canonici de gözden gecirilerek ikinci bir metin mer´iyete sokuldu. Yedi kitaptan mütesekkil bu metinde, kilise mensuplari ve laiklerin mevkii ve mesuliyetleri, kilisenin terbiye politikasi, basta evlilik olmak üzere dini ritüellerin idaresi, kilisenin dünyevi münasebetlerinde takip edecegi politika, aforoz ve kilise mahkemeleri tanzim ve tesbit edilmistir. Bugün kilise yargi yetkisini Curia Romana´nin yargi daireleri vasitasiyla yürütür. XVI. asir sonlarinda papa V. Sixtus tarafindan hemen hemen son sekli verilen bu mahkemeler üc kisimdan ibarettir: Papalik mahkemesi bir üst yargi merciidir. Mukaddes Katolik Mahkemesi ise, kendisine arzedilen bilhassa bosanma izni ile alakali davalara bakar. Mukaddes Nedamet Konseyi ise, sahsi islerle alakadar olur. Curia Romana´nin dogrudan yargi ile degil de, kilisenin desteklenmesi, hiristiyanligin yayilmasi, mukaddes esyalarin muhafazasi, takdis, azizler listesinin tesbiti gibi islerle mesgul olan baska daireleri de vardir.

Hiristiyan Mezhebleri
ilk Bölünme
Hiristiyanlik da tarih icinde biribirinden inanc ve amel bakimindan cok farkli mezheblere bölünmüstür. Hiristiyanlik esas itibariyle dogu ve bati kiliseleri olarak ikiye ayrilmaktadir.
Pavlos´dan sonra eski Yunan felsefesinin üc uknum esasi Hiristiyanliga girerek trinite denilen teslis, yani ücle bir inanc esasi (baba, ogul ve ruhu´l-kudus) benimsenmistir. Bizans imparatoru Büyük Kostantin (274-337) zamaninda Isevilige, eski Roma dinine ait unsurlar da karismistir. Miladin 325. senesinde Iznik´te 318 din adaminin bir araya gelmesiyle toplanan ruhani mecliste teslise karsi cikan Iskenderiye üskufu Arius, aforuz edilerek konsilden kovulmus ve Misir´a kacmissa da zorlu takipler sebebiyle tarafdarlari giderek azalmis ve mezhebi (Ariusculuk=Arianism) zamanla kaybolmustur. Bu konsilde kabul edilen esaslar Melekaiyye (Melkit) mezhebini teskil etmistir.

Melkit adi, Bizans imparatorlarina bagli dogu hiristiyanlarini ifade eder. Kudus, Antakya ve Iskenderiye patrikligi Melakaidir ve Istanbul patrikligi gibi 1054´de Roma´dan ayrilmistir. 381 de Istanbulda toplanan ikinci bir konsil de Iznik konsilinde kabul edilen esaslari teyid etmistir. Miladin 395. yilinda, Roma devleti ikiye ayrildi. 421 de Istanbul patrigi Nastorius´un fikirlerini incelemek üzere Istanbul´da ücüncü konsil yapildi. Nastorius, Hazret-i Isa´ya Allah´in ilim vasfinin hulül ettigini ve Hazret-i Meryem´in ilah anasi degil, insan anasi oldugunu, Hazret-i Isa´nin Allahin oglu oldugunu söylüyordu. Nastorius´un bu fikirleri kabul edilerek mezhebi sark ülkelerinde yayildi. Bu mezhebde olanlara Nastüri denir. Bugün Hindistan ve Iran-Irak hududuna yakin Urmiye gölü civarinda yasar; ibadetlerinde Süryaniceyi kullanirlar; domuz eti yemezler; tasvirleri (dini resimlere hürmeti) reddederler; sebt gününü de Pazar günü yaninda kudsi tutarlar; papazlari evlenebilir. Vaktiyle Hazret-i Ibrahim´in iclerinden ciktigi Keldanilerin cogu bugün bu mezhebdendir.
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#8
431 de Efesus (Efes) sehrinde dördüncü konsil kurulup, Iskenderiye patrigi Dioskorus´un fikirleri benimsenerek bu defa Nastorius tekfir edildi. Nastorius 439 yilinda Misir´da öldü. Bundan yirmi yil sonra 451 ylinda Kalkedonya´da (Kadiköy) yapilan besinci konsilde 734 din adami toplanip, Dioskorus´un yazilari reddedildi. Dioskorus´un fikirlerine Monofisiye denir ki, Hazret-i Isa´nin uluhiyetine inanmaktadirlar. Bu mezhebe Ya´kubiye (Jacobist) de denilmektedir, cünkü Dioskorius´un adi Ya´kub idi. O tarihte Dogu Roma (Bizans) imparatoru olan Markyanius bu kararlari her tarafa bildirmistir. Bunun üzerine Dioskorus kacip, Kudus ve Misir´da mezhebini yaydi.

Simdi Irak, Suriye ve Lübnan´da bulunan Süryaniler ve Maroniler, ayrica Misir ve Habesistan´daki Kibti (Kopt) kilisesi, sünnet olma, les yememe, oruc, Sebt gününe hürmet gibi Yahudi seriati esaslarina da riayet etmekte; papazlarin evlenmesine izin vermektedir. Böylece Dogu kiliseleri Ya´kubiler ve Nasturiler olmak üzere iki gruptur. Papa, Dogu kiliseleri üzerinde hakimiyet kurmaya calismis ve Ya´kubilerden Süryani, Maroni kiliseleri ile Ermenilerin bir kismi Papa´yi ruhani lider olarak tanimislardir. Öte yandan Misir ve Habes Kibti kiliseleri ile bir kisim Ermeniler kendilerini Ortodokslara yakin hissederek yakin zamanlarda bunlarla birlesme tesebbüsünde bulunmuslardir. Din ve mezhebler tarihcisi Sihristani yanlizca, kendi zamanin (VI/miladi XII. asir) bulunan bu üc firkadan bahsetmistir.
Papa´ya baskaldiri: Ortodoksluk
1054 yilinda Dogu kiliseleri, domuz eti ve les yenilmesine izin vermek gibi tavizlerde bulundugu ve Istanbul´un imparatorluk baskenti olmasini hazmedemedigi icin Roma piskoposu (=Papa) ile irtibatlarini kestiler; böylece Ortodoks mezhebi meydana geldi (ortodoks= Yunanca dogru kanaat, asiriliklardan uzak yol). Bu tarihten itibaren Papa Roma ve cevresinde dünyevi bir iktidar kazandi ve asirlar boyunca bu iktidarin temelini vaktiyle Bizans imparatoru Konstantin´in kendisine verdigini iddia ettigi hayal mahsulü bir fermana dayandirdi.

Roma´daki Papa´ya bagli kalan Hiristiyanlara Katolik denildi (katolik= Yunanca üniversel). Bunlar bugün ekseriyetle Fransa, Ispanya, Portkiz, Italya, Romanya, Güney Almanya, Avusturya, Isvicre, Macaristan, Cekoslovakya, Hirvatistan, Slovenya, Polonya, Güney Amerika´da yasarlar. Ortodokslarin lideri Istanbul patrigi iken, zamanla Moskova patrigi, ardindan da diger patriklikler istiklal veya muhtariyetlerini ilan etmislerdir. Ruslar, Bulgarlar, Makedonlar, Sirplar, Yunanlilar, ve Arnavutlarin bir kismi bu mezhebdedir. Ortodokslarda les yemek yasaktir; papazlar bir defa evlenebilir; esleri ölünce bir daha evlenemez; papazlar icin domuz eti de yasaktir. Vaktiz, komünyon günah cikartma gibi ayinlerde de ufak tefek farklilik vardir.

Reform kiliseleri
XVI. asirda Avrupa´da Papa´nin ve ruhban sinifinin otoritesine karsi cikan Luther, Zwingli, Calvin gibi papazlarin baslasttigi reform hareketi neticesinde Almanya ve Isvicre´de reformist kiliseler kurulmustur. Papa´nin Luther´i aforuz eden kararini birkac Alman prensinin protesto etmesi üzerine Protestan adiyla anilan bu kiliseler, Incil´de bulunmayan gelenekleri tanimamis; vaftiz ve komünyon disinda günah cikartma gibi bir takim ayinleri reddetmistir.

Bunlar ayrica bosanmayi ve papazlarin evlenmelerini de kabul ederler. İskandinav ülkeleri ve Kuzey Almanya´da Luteryen protestanlar cogunluktadir. Bunlar kendilerine Evangelik der (Evangelik= Yunanca Incil´e tabi). Kalvenistler ise, daha cok Isvicre´de ve tazyik neticesi kactiklari Orta Avrupa ve deniz asiri ülkelerde yasar; ancak kumari, dans gibi eglenceleri, din disi müzigi ve kadinlarin süslenmesini yasakladigi icin fazla bir tarafdari bulunmamaktadir. Bunlara Hugonot da denirdi. İngiltere´de de Kral VIII. Henry, bosanmasina izin vermeyen Papa´ya karsi Anglikan kilisesini kurmustur. Bu kilise farkli olarak yanlizca bosanma yasagini kaldirip papazlarin evlenebilmesini kabul ettiginden Katoliklige en yakin Protestan kilisesi sayilir.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#9
Katolik kilisesi, reform hareketi neticesinde kendisini sorgulama ihtiyaci hissetmekle beraber, topladigi Merano konsilinde daha önce kabul edilmis bütün Katolik inanc ve amel easlarini, bu arada hukuki hükümleri aynen teyid etmis; üstelik (halkin Cizvit diye andigi) Isa Cemiyeti´ni kurarak bütün hiristiyan ülkelerde ikna yoluyla reformu ezmeye calismistir. Ayrica Merano konsilinde Kitab-i Mukaddes´in Ibrani ve Grekce metinden yapilmis Latince tercümesi (Vulgate) esas metin olarak kabul edildi; arkasina da havarilerin sözleri eklendi.

Anglikan kilisesinden daha sonra ayrilarak Londra aleyhdari Iskocya´da tutulan ve dini ilk saf haline icra iddiasini tasiyan Presbiteryenler, devlet tarafindan cok tazyik gördü ve Kuzey Amerika´ya göcmek zorunda kaldilar. Yine Anglikan kilisesinin Katolik ruhban sinifi usullerini muhafaza etmersine karsi cikan Puritenler (Püriten=Latince saf) ve Quackerlar (quacker= Allah´in emri karsisinda titreyen), XVII. Asirda Ingiltere´de cok etkili bir rol oynadilarsa da, onlar da sonunda Kuzey Amerika´ya göcmek zorunda kaldilar. Bir de vaftizin cocuklara degil, yetiskinlere tatbikini savunan Baptistler vardir.

Amellerden cok imana ehemmiyet veren, resmi kilise hiyerarsisini ve ruhbani reddeden Metodist kilise de XVIII. asirda Ingiltere´de ortaya cikmistir ve misyonerler tarafindan bilhassa eski sömürge ülkelerinde yayilmaya calisilmaktadir. Teslisi reddeden Uniterist kilise Italya´da dogmakla beraber tazyik üzerine Isvicre, Transilvanya ve Polonya´ya intikal etmistir. Arius´un yolunda giden Anabaptistler XVI. asirda hemen hemen tamamen imha edilmislerse de; Uniteristler bilhassa Macaristan´da halen varliklarini sürdürmektedir. Bosnaklar müslüman olmadan önce Bogomil (Bogomil=Bulgarca Allahi seven) mezhebindeydi.

Onuncu asirda Rahip Bogomil´in Filibe´de kurdugu bu mezheb teslisi, vaftizi, komünyon ayinini, kilise rütbelerini reddeder; rizai bosanmayi kabul eder; domuz eti ve alkollü ickiyi yasaklardi. Vaktiyle tüm Balkanlara, Istanbul´a hatta Ermeniler arasina yayilan Bogomil mezhebi, Bulgar ve Sirp hükümdarlari tarafindan siddetle tazyik edilmis; Bosna´da varligini sürdürmüsse de XV.asirda itibaren kaybolmustur; ancak reform hareketini etkilemistir.
Hazret-i Ibrahim´in dinini devam ettirdigi iddiasiyla ortaya cikan Abrahamist kilise, tazyikler neticesi XVIII.asirda yok olmustur. 1830 larda Kuzey Amerika´da Joseph Smith´in kurdugu Mormon cemaati cok ekzantrik bir cemaattir. (Mormon, efsanevi bir peygamberin ismidir. Mormonlar, Book of Mormon adindaki kitaba uyarlar.) Inanc ve amel esaslari oldukca farklidir; adeta ayri bir din gibidir. Domuz etmi yememeleri, cok kadinla evlenebilmeleri gibi sebeplerle Amerikalilar tarafindan Yankee Muhammedan diye adlandirilirlar. Bir ara Utah´da teokratik bir devlet kurmuslarsa da 1890 larda Federal Amerikan hükümeti tarafindan sindirilmislerdir. Bir de Millenarist gruplar vardir.

Amerikali Charles Russell´in 1872 yilinda kurmus oldugu Yahova (Yehve) Sahidleri firkasinin merkezi New York´dadir. Bunlarin diger cemaatlerden farkli inanc ve amel esaslari vardir. Sözgelisi teslisi benimsemez; organ ve kan naklini caiz görmez; bayrak, devlet, askerlik gibi mefhumlari kabul etmezler. Son yillarda müstakil bir din hüveyetiyle ortaya cikan, ancak gayesi daha ziyade bütün Prostestan Hiristiyanlik semsiyesinde birlestirmek olan Moon tarikati de zikre deger.

Bu mezheblerin haricinde, manastirlarda insanlara karismayarak zahidane hayati tercih eden ve mensuplarina kesis denilen tarikatler kurulmustur. Kilise müessesine ehemmiyet veren ve tarihte enkizisyon mahkemelerinin en atesli müdafileri olan Dominiken, Kiliseden evvel Hiristiyanligi ön planda gören Fransisken, mucizelere cok ehemmiyet veren esrarli Bernardin ve Papalik makamini esas tutan Cizvit tarikatleri en meshur tarikatlerdir.

Bunlar hepsi papanin tasvibiyle kurulmuslar; ancak zamanla ruhban sinifi ve kilise ile ters düstükleri de olmustur. Papa, savasi tasvib etmeyen bir dinin mensubu oldugu halde, müslümanlarla carpismalari icin bazi laik gruplari, tarikat kisvesiyle takdis etmistir. Templier sövalyeleri adiyla bilinen ve hükümran olduklari Rodos´dan Osmanlilarca Malta´ya sürülen Saint Jean Tarikati bunlarin en meshur ve tarihte en mühim rol oynayanidir. (Islam Hukuku ve Önceki Seriatler Sf.64-87/Doc.Dr.Ekrem Bugra Ekinci)​