İbadetimize giden yol kolaylaştıkça yaklaşmak yerine uzaklaşıyoruz

#1
.
.
.
.
.

Türkiyeli Müslümanlar olarak çok yakın zamana kadar kıran kıran mücadelesini vermek zorunda kaldığımız Allah’ın emri, Peygamberin sünneti ibadetlerdi. Yasaklarla yok edilmeye çalışılan ibadetlerimiz, boğulmaya çalışılan seslerimiz… İmkanlar çoğaldıkça, yasaklar kalktıkça, kolaylaştıkça uzaklaşır olduk ibadetlerimizden özellikle de ideallerimizden.
Tesettür bahsine yarın gireceğim.
Zor günlerde ortaya koyduğumuz tavrımız yok bu gün. Kıymetini bilmeden, özüne inmeden yapıyoruz ibadet adına yaptığımız şeyleri.
Televizyonlar Arafat’tan canlı yayınlar yapıyor. Mahşerin provasını yapanları seyrediyoruz kah gıptayla, kah bir mahşer ehli olmanın fersah fersah uzağında gafletle. Umrenin öyle birkaç saatlik mesafede memlekete, tatile, yazlığa gider gibi gidilmediği zamanların çocuklarına gerçek bir masal kahramanı gibi gelirdi hacca gidip gelmiş komşu “hacı amcalar” ve “hacı teyzeler.” Bir statü atlama durumu idi hacca ve umreye gitmek. Yetmişlerde, seksenlerde hacca gidenleri dinleyin aylar öncesinden başlayan hazırlıkları, erişteleri, kavurmaları, tarhanaları… Ve otobüslerle günler süren yolculukları. Konaklama yerlerinde piknik tüpünde pişirilen yemekleri. Hac-umre boyunca konaklanan yerlerdeki meşakkatleri. Ve aylar, yıllar süren hac umre anılarını, dönüp dönüp övünçle anlatılan, aktarılan hikayelerini. Hacda kurulan dostlukları, yıllar geçse bile görüşülen görülmese de ismi unutulmayan yol arkadaşlıklarını…
Dünyanın her yerine gidip gelmenin kolaylaştığı gibi elbette umreye -hacca gitmek de kolaylaştı.P ek çok şey gibi hac-umre ibadetlerinin mekanlarında da değişiklikler oldu. Yollar değişti, ulaşım değişti, konaklama değişti. Klimaların serinlettiği ortamlarda ibadetler yapılıyor, say yapılıyor, namaz kılınıyor. Beş yıldızlı çadırlar kuruluyor Arafat’a… Bu kolaylıklarla birlikte kolay elde edilen her şey gibi kıymeti bilinmeden tüketilir oldu çoğunluk kutlu zaman dilimleri. Rutin ziyaretlere döndü kimileri için. Kalpler yerinden çıkacakmış gibi çarpmaz oldu Kabe’yle karşılaşıldığında. Bir Eyüp Sultan’da namaz kılar gibi kılınır oldu namazlar. Face sayfalarına kareler düşüldü, twitler atıldı Arafat’tan,mesajlar geçilir oldu Uhud’dan… Ne biz teknolojinin erişim ürünlerini elimizden düşürdük ne de teknolojik iletişimler nereye gidersek gidelim bizim yakamızdan düştü. Hepsi lakaytlıktan, kıymet bilinmezlikten değildi elbet evlatlarına hatıra bırakmak, uzaktaki sevdiklerini yakınlaştırmak, anı paylaşmak için yapanlar da vardı yaptığını. Ama o anlar paylaşmadan, başka sevgileri aklınızın ucundan geçirmeden, her şeyden, tüm sevdiklerimizin sevgisinden sıyrılıp, yalnızca sevgiyi kalplerimize yerleştirene dönme anları değil miydi zaten?
Hac yaptığı için değil sadece hicaz bölgesinden yolu geçtiği için hacı ünvanını, gururunu taşıyan insanlar olurmuş bir zamanlar. Maksat salt unvan değil zaten ama verilen değere dikkat
için ibret elbette. Herkese “hacım!” sıfatı giydiriliverdi isim niyetine, bir hitaba, salt bir nidaya döndü hacılık. “Hacı –hoca” ikilemesiyle de pek çok alaya, tahkire, taklide uğradı yeri geldi…
Hatırlansaydı ilk Müslümanların Kabe’nin etrafında şöyle mümince ibadet edebilmenin bedelini ne ağır işkencelerle ödedikleri ve nice peygamberin temelinde, taşında emeği olduğu… Hacca gitmenin, umre yapmanın gidip gelmekten öte, ötelere gitmenin bir provası ve sıyrılıp her şeyden azade olup teslimiyetin, arınmanın yollarından bir yol olduğu…
Ve Kurban, hacıların orda, bizlerin burda gerçekleştirdiği bizleri, hacılarla hemhal kılan ibadetimiz… Hatırlayın! O her kurban bayramında nasıl eli kanlı katillerden bahsedilir gibi haber yapıldığımız, kestiğimiz kurbanımızın derisine dahi sahip çıkartılmadığımız kurbanlarımız, Allah’a yakınlaşma değil de bir kasaplık gibi görülürken, kan revan haberlere niyetlerimiz kurban edilirken daha bir tutunduğumuz kurban ibadetimiz… Çok şeyin değiştiği zaman içinde bizler de değiştik. Mevkilerimiz, makamlarımız söyleyecek bol sözlerimiz var şimdi. Etiyle, kemiğiyle, derisiyle bizim kurbanlarımızı rahat rahat keselim diye her imkan sunuluyor. İstersek dünyanın dört bir bucağına ulaştırılıyor kurban hisselerimiz. Ve şimdi kıran kırana biz tartışır olduk kurbanın mahiyetini… Vacip mi? Sünnet mi? Hacca gitmeyenler de kesmeli mi? Halbuki Rabb’imiz “Kestiğiniz kurbanın ne kanı ne de eti Allah’a ulaşmaz Allah’a ulaşacak olan takvanızdır” buyuruyordu. Allah’a yakınlaştıracaksa eğer “emrolunduğun gibi” yapman, imkanlara, sebeplere yapışman gerekmiyor muydu?


TEZCAN, Demet