Kesişim (Hakikati anlamanın kestirme yolu)

#1

Kesintili zamanlarda Kesinliği bozmamalı hak yolunda. Ve o yolda en Kestirme yoldur takva.
Takvadır, eresin ki Keskin göresin.
Kesiklere merhem ondandır ruha

Her Kesimden olabilirsin
Fakat bütün olduğun Kesinliğini değiştiremezsinKestirebildiğin kadarını görür
Kesişebildiğin kadarıyla anlarsın.
Boş gözlerle bakma, gönlünle Kes ve her daim kısa Kes.




Geçmişten bugüne insanoğlu bir soru üstünde hep anlaşmazlığa düşmüştür. Gerçek nedir ? Neden buradayız ve ne yapmaktayız ? Gerçeğe giden yol sade ve anlayışlı olması gerekirdi fakat Bu konuda her daim ayrımlar ve karmaşıklıkların izinden gidildi. Bütüne bakmak herkesin tercihi değildi. Şüphesiz gerçeğe giden yol bu bütünün ‘’Kesişim’’i ve ‘’Kesişim’’in kendisi içindeydi.. Dna'larımız, Kainat ve de şüphesiz İslamiyet ‘’kesişim’’ ler içindeydi.

Bu anlatacaklarımı daha önceden bu şekliyle duymamış olabilirsiniz! Fakat çok tanıdık hatta içinizden geldiğini de inkar edemezsiniz. Çünkü bu öz, hakiki bilgidir. Özünüzde var olandır. Bu konuda sizlere İslamiyet ile ışık tutmaya çalışacak, Kuran içerisinde ki gerçek manalardan söz edecek fakat belirttiğim gibi bu ve bundan sonra gelecek tüm yazılarım içerisinde başka konulara da ait, ilme dahil olan yada olmayan doğru alıntılar ve yanlış olanların eleştirileriyle de yazılarımı sürekli tutacak ve bu aktarımlarda da en ‘’Kestirme’’ yollardan devam edeceğim. Bunu bir başlanıç kabul edelim ve kesişimin manası kavradıktan sonra sizlerden dileğim Kuran ' a ve okuduğunuz herşeye bu açıdan yaklaşmanız olacaktır.

Yazıma ilk önce (başlangıç) yaratılış ile başlayacağım ve akabinde her konunun içine yansıttığım çeşitli aktarımlarla da bir bütün oluşturmaya çalışacağım. Sizlere bahsetmem gereken bir konu ise; yazımda üzerinden geçtiğim konuları akabinde ki konularla sürekli bir kesişim ile geliştireceğimdir. Bu yüzden sabırsızlık ve önyargı göstermemenizi önemle rica ediyorum.

Başlangıç :
Başlangıcı ve sonu olmayana dahil oluşumuz, ve bunun bir amaç teşkil etmesi Kuran da ki Adem(a.s.) ın cennetten kovulmasıyla ile ilgili ve çeşitli ayetlerde gizli bir şekilde bizlere sunulmuştur ve bu gizler ‘’Kesinlik’’le matematiksel değil, sadece mana, anlayış iledir.

Önce birkaç ayeti kısaca incelememiz gerekmektedir.

Bakara 35 ve 36 da kısaca derki; Allah Adem’i uyardı ve dedi ki, bu meyveden sakın yemeyin. Eğer yerseniz zalimlerden olursunuz. Şeytan onları kandırarak haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları cennetten çıkarılarak bir mücadele alanına(dünyaya) sürüklendiler.

Bakara 30 da şöyle der; Hatırla ki Rabbin meleklere, Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar; bizler hamdinle seni tespih ve takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah’da onlara; sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.

Bakara 31 : Allah Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip; Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildiri, dedi.

Bakara 32: Melekler : Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz Alim ve Hakim olan sensin, dediler.

Bakara 33: (bunun üzerine) Ey adem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini anlatınca; Ben size muhakkak semavat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sıraları) bilirim.


Hicr 39 : 'Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım' dedi.

Dünya hayatı, Allah’ın bunu dilemesiyle başlamıştı zaten. Onun izni ve haberi olmadan yaprak bile düşmez. O dilemişti ve bu dileği üzerine Şeytan Adem’i kandırmıştı, yoksa ne haşa şeytan Yaratıcısına karşı çıkabilsin.Hiçbir şey O’ndan habersiz değildir. Adem’in o ağaçta yenilecek meyvenin neden yasak olduğunu anlaması gerekirdi ve tabi bunun bir savaş olduğunu anlaması içinde ilk yenilgiyi almış olması. Bunun nedeni cevabın kendisinde idi zaten. Anlayışın kendisinde.

Ve bizi meleklerden ayrı kılmak için Ruhundan, anlayışından üfledi ki bize verdiği ilimde(eşya ilmi) budur. Burada eşyadan maksat şudur; Eşya maddesel bir araçtır. Bazı işlerimiz için gerekli olan eşyadır, fakat mana ( anlam) aracı bir eşya olarak nitelendirilebilir ve eşyada da manayı görmek anlayış gerektirir. Çünkü anlayışta gerekli olan eşya o eşyadaki manadır. (Kuran'da pek çok eşya, madde benzetilmesi yapılmıştır, manasıyla okumanızı öneririm o kısımları). Anlayış manayı kavramamızı sağlar ve manada anlayışı kuvvetlendirir.. İnsanoğlu bu dünyada anlayış için vardır, anlayışın olması için her şeyin ve kavramların var olması gerekirdi. Ve Kuran da ki ayetlerde de belirtildiği gibi, evreni genişletmekte olan sebeplerden biri de anlayışımıza anlayış katmamızdır. Anlayışın var olabilmesi için çok şeyi var kılmak gerekli idi. Bu savaşta Allah’ın adalet kavramının var olabilmesi içinde şeytanının vazifesinin bu olması gerekirdi. Aranızda, ‘peki bu dünyada adalet var mı ki’ diyenler olacaktır elbette! Peki seni yaratıp bu soruyu sormana dahi imkan veren Rabbinin adaletsiz olması daha mı iyidir? Sen adaletsiz bir yaratıcının adaletli kulumu olacaktın ki? Eğer bu anlayış gereği ve bu gereğin gerekli adaleti olmasaydı sen bu adaletten söz edebilir miydin? Sabredin ve anlamaya gayret gösterin.

Tatlıyı anlamamızı sağlayan acıdır. Sevabı bilmemize vesile olan günahlardır. Hiç şüphesiz anlayış bunların arasındaki ‘’Kesişim’’ dedir. Amaç yolun kendisidir ve bu yol anlayış yoludur. Kuran da da her daim anlayıştan söz edilmiştir.. Dünyada ki bunca kötülüğe ve ‘anlaşmazlığa’ müdahale etmeyen Rabbim (etmedi çünkü anlayışın hakikatini anlamamız için de anlaşmazlığı anlamamız gerekirdi) işte bize gerekli olan bu amaç için özgür bir alana müsaade etmiştir. Müdahale etmez demek etki etmez demek değildir!

Ve akabinde Bakara 37 de şöyle der; ‘Bu durum devam ederken Adem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tövbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.’

Müdahale yoktur fakat nasıl vesvese var ise tabi ki ilhamda vardır. Eğer gönlünüzü Rabbinize açar ondan yardım diler yani Kestirme yoldan onunla Kesişirseniz o size gerekli olan çözümü zaten sunacaktır.

Hak tarafından gelen bir cezbe, iki cihanın işine bedeldir. Hz. Muhammed(s.a.v.)

Ona döndürüldüğümüz vakit anlayışımız kadarıyla onunla oluruz. Ötesi bir şans daha istemektir. Fakat böyle bir reenkarnasyon süreci tamamen uydurmadır.

Zamana bizi var kılan desek varlığı, varlıkta da bir amacı sorgularız. İşte o amaçta da varlığı ve yaşamı meydana getiren zamanın gerekliliğini buluruz. Amaç hepliği gerekli kıldı, amacı yerine getirmekte hiçlikle mümkün. Hiç olduğumuz kadar hepizde aynı zamanda. Bu kesişim, bir süreci (zamanı) gerekli kıldı. Ve herşey zaman ile mümkün..

Ve tüm bunlar şüphesiz sevgiden ,sevginin kendisinden meydana geldi. Allah sevgici değil sevginin ta kendisidir. Eğer o anlamamızı istediyse, bu muazzam bir sevginin göstergesidir.

Kader ;
Kader konusunda geçmişten bu yana bir çok fikri ayrılık yaşandı ve bu ayrılıklar ateist bir kardeşimizin iddialı bir sorusunu meydana getirdi. Soru ; eğer Allah her şeyi önceden biliyor ve önceden yazdıysa bizlerin özgür iradesine ne oldu. O zaman bizler oyuncuyuz. Ya da özgür irade var ve seçimlerimizi biz yapıyor isek bu noktada da Allah her şeyi bilemez demektir. Soru gerçekten mantıklıydı. O vakitler verdiğim cevaplar ne beni nede onu tatmin etmişti. Verdiğim cevaplar arasında yolların belli olduğunu fakat seçimleri bizim yaptığımızı dile getirmiştim fakat olay yine seçimlerimizin de Allah tarafından bilinememesi ya da biliyor dediğimde ise özgür irade kavramının yok olmasına getiriyordu konuyu.

Ya özgür iradeye yada kadere odaklı cevaplar vermek yerine bunların ‘’Kesişim’’ine baktığımızda ise bu konuda Hakikatin ‘’Kesişim’’ in ta kendisi olduğunun farkına varırız.

Bildiğimiz üzere Allah boyut kavramının tamamen dışındadır. O bütündür. O tekliktir. O birdir ve bizler o ‘’Bir’’in içinde ‘’Birlik’’teyizdir. Bizler ondan ayrı değil onun içinde var olanızdır. Onu bizden ayrı göklerde bir idareci olarak düşünmek şüphesiz onu putlaştırmaktır. O düşüncelerimizin de içindedir. Ondan gizli hiçbir şey mevcut değildir Kabul etsek te etmesek te bir şekilde birbirimize bağlıyız ve birlikte yol almaktayız. Kararlarımız ve eylemlerimiz birbirimizi etkilemektedir. ( günümüz bilimi bu etki durumunu Kelebek Etkisi olarak adlandırmıştır )

İşte bu noktada, Uyguladığımız eylemler ve hatta vereceğimiz kararlar, bu kararların başka kararlar ve yeryüzü hareketleri ile benzeri her türlü olası ‘’Kesişim’’i , Rabbimiz sonsuz ilmiyle en doğru şekilde ‘’Kestirebilendir’’

Her an verdiğimiz kararlar yada uyguladığımız eylemler bizler için ortak bir gelecek oluşturmaktadır. Her an değişen ve değişmekte olan tüm olası gelecekleri yani kaderi, Rabbimiz en doğru şekliyle ‘’Kestirebilen’’ ve etkisini (ilhamını) bu doğrultuda gösterebilendir. Şüphesiz bu onu yazılmış ya da belirsiz bir kader anlayışından daha Yüce kılardı. Tüm olasılıklar Allah katındadır. Rabbim ‘in isteyip te değiştiremeyeceği hiçbir kader yoktur. Asıl soru bunu sizin isteyip istemediğinizdir. Günümüz biliminden bu konuya bir örnek verecek olursak ; Hollandalı fizikçi Hoft atomun hareketini 43 saniye önceden bilmiştir. Yani olasılıklar üzerinden kestirebilmiştir. Allah’ın sonsuz ilmi ve bilgisiyle neleri bilebileceğini anlamaya insanoğlunun asla gücü yetmez. Kestirebildiğim, Allah’ın ilmini asla kestiremeyeceğimizdir.

Birlik ;

Allah bir çok gizini birlik duygusunun içinde saklamıştır. Geçmişten bugüne şeytan bizleri bu duygudan mahrum bırakmak adına bizleri önce milletlere, daha sonra Kuran’dan önceki kitapları bozdurarak Dinlere, Dinler içinde anlaşmazlıklar çıkartarak mezheplere ve hatta ekonomik sınıf ayrımlarıyla vb. hareket etmiştir. Şu an bu sorunları teşkil eden konulara derinlemesine girmeyeceğim fakat bu konuda ki çözümü kesişim ile beraber halledeceğiz.

İnsanları birbirinden ayıran en önemli özellikleri fikirleridir. Bu ayrımlar ayrılık olarak değil, bütünün çeşitliliği ve bu çeşitliliğin gerekliliği olarak nitelendirilmelidir.

Farklı görüşlere sahip olmanın ayrılıkları getirmesiyle bir sonuca varılamaması ya da varılan sonucun herhangi bir tarafı mutsuz etmesi durumunda Adaleti sağlayacak tek şey ‘’kesişim’’dir.

Örneğin; bir prof. doktorsunuz ve bir çiftçiyle bir araya gelmiş ve bir işe kalkışmışlar. Haliyle ne doktor çiftçiyle tam uyuşabiliyor nede çiftçi doktorla. Yapmanız gereken sohbeti kesmek mi yada karşınızdakini kendinize uydurmak mı? Tabi ki de hiçbiri. Yapmanız gereken bildiklerinizi karşınızdakinin alabileceği seviyede kesiştirerek aktarmak, ve bu aktarım sonucunda bir noktada kesişmenizdir. Ve bu kesişimde az da olsa fedakarlık gerektirir.

Ya da farklı dinlere yada inanışlara sahipseniz. İnançlarınızın ortak noktalarından birbirinize yaklaşmanız(ki çoğu Dinin emir ve yasakları muhtemelen aynıdır) ve birbirinize bir şeyler katmanız gerekmektedir.

Her ‘’Kesim’’ den olabiliriz, fakat bu bütün olduğumuz ‘’Kesinliğini’’değiştirmez.


Bilinç ve Farkındalık ; bu konuya bir örnekle ; Sigmund Freud dan sonra günümüzde yaygınlaşan bilinçaltı , bulanık bilinç ve bilinç kavramlarından yola çıkacağım. Kısaca Freud derki; bilinçaltının farkında değilizdir. Bilinçaltının farkına ancak hipnozla varılabilir tezini sürer.


Asıl olan; yeterli bilinçsizlik yüzünden bilincimizden arta kalan boşluklardan oluşan bir zihin işlem merkezidir bilinçaltı. Ve buda bilinçaltı değil aklımızın arka yüzüdür. Eğer yeteri kadar bilince sahip olabilirsek, bilinçaltımızı bilincimizin yettiğince gün yüzüne çıkarabilir ve onu da bilincimize dahil edip sorunları giderebiliriz, bu sorunları ancak kendimiz halledebiliriz çünkü kendi bütünümüzü bir tek biz görebiliriz ve başkasının yapabileceği yanlış bir müdahale edinimlerimizi kaybetmemize sebep olabilir. Bu konuda ise düşüncelerimizin izinden gitmeliyiz.. gerçeği arayışta bu noktada başlar.! Kötü düşünceler daima var olacaktır, yada karşımıza çıkacaktır bizi biz yapan ise seçimlerimiz olacaktır.


Farkındalık ise bizleri geçmişin acıları ve geleceğin kaygılarından uzak tutmaya çalışır, geçmiş ve geleceği tamamen bir kenara bırakmamızı ve anda kalmamızı söyler. Evet geçmiş acılarını ve gelecek kaygılarını bir kenara atmalıyız, fakat bizi biz yapan gerçekleride göz ardı edemeyiz! Anda kalmak bizi vesveseden de uzak tutar fakat bilinçaltı işlem merkezini bir kenara bırakamaz çünkü bu işlem bizim isteğimizin dışında gerçekleşir. Ve bu sorunları kökünden halletmedikçe büyük bir paranoya içerisine düşebiliriz. Anda dahi olsak an içinde çevremizde olanlar üzerinden bir şeyler kurgulamaya devam eder zihnimiz. Beyin bir şekilde işlem yapacaktır, çünkü buna programlıdır. Bizim yapmamız gereken, işlemin hangisi olacağına karar vermektir. Eğer kontrolü devir alır ve bilinçaltının kararlarına müsaade etmezsek çevremize ya da içimizde duyduğumuz farkındalıkta hiçbir şekilde vesveseye düşmeyiz. Çünkü seçimini yaptığımız konunun farkındayızdır ve bu farkındalık bize büyük bir bilinç kazandırır. Emin olun ki anda boş gözlerle kalmak daha kötü bir tehlikedir ve bu boşluğu doldurmak içinde eninde sonunda geçmişe yada geleceğe gideksinizdir, buda sizi psikolojik rahatsızlıklara sürükler. Nefse her daim galip gelende kontrolü elden bırakmamaktır zaten değil mi?. En önemli farkındalık ise kalbimizin farkındalığıdır.! O her şeyi gözlerinizin de üstünde görebilir.


Bilinç mutlaktır, o daimdir, bizler Allah’ın mutlak bilinci içerisindeyizdir. Bizler bilince dahil olduğumuz kadar bilinçliyizdir. Yani mutlak olandayız demekle aynı manadadır bilinçli olmak.


Örneğin; 5 yaşında ki bir çocuğun tam bilinci ile 25 yaşında ki tecrübe sahibi birinin az bilinci tabi ki de bir değildir! Büyük olan kişi tecrübeleriyle bütünün bilincinde ve mutlak bilincinde dahilindedir ki doğruyu ve yanlışı edinimleri ile de çocuktan daha iyi görebilmektedir. Bu sebepten ‘İslamiyet’ anneye ve babaya verilen saygının önemini her daim vurgulamaktadır. Çünkü tecrübe de söz konusudur bu noktada. Fakat anne ve babaların, evlatlarının da bir anlayış ve tecrübe sahibi olabileceklerini göz ardı etmemeli(ki günümüzde bu hızlı bir şekilde oluşmaktadır) ve her daim karşılıklı anlayış göz etmelidirler. Bu konu üzerinde Hz Ali şöyle demiştir. ‘Çocuklarınızla 7 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar arkadaş olun. 15 yaşından sonra mukayese edin’.


Bilince, yaşanmış tüm tecrübeler ve bunlardan edindiğimiz anlayışlarda dahildir. Bilinç bütünle ilgilenir, o yönlendirilemez, biz yönleri ancak onunla gözetiriz. Bizler Allah’ın mutlak bilinci içerisinde var olanızdır. Ve bizler, bizleri biz yapan gerçekleri, geçmişimizi, tecrübelerimizi tamamen göz ardı eder ve silersek anda karşılaştığımız durumlarda ne geçmişten referans edebilir ne de ‘’Kestirebilme’’ yeteneğimiz ile olası geleceği öngörebilirz.


Geçmiş tecrübelerimiz anda yaşanan olaylara zihin işlemleri tarafından önyargı oluşturabilir. Bunu da zihin ve zihindeki farkındalık düzeyi ile yakalayabiliriz ki nefis te en çok burada etkilidir. Aslında yapmaya çalıştığı önyargı oluşturmak değil olasılıkları önünüze koymasıdır. Adı üstündedir ki bunlar olasılıktır ve bu olasılıklara ‘’Kesin’’ gözüyle bakamayız. Bu karşınızda ki birine güvenmekle alakalı dahi olsa o kişininde nefsi ile savaş halinde olduğunu ve bu savaştaki olaylarının hangisinde galip hangisinde mağlup çıkacağını bilemeyeceğimizide göz ardı edemeyiz.

Nefis ;

Bu anlayış yolundaki en büyük temel taşlardan biridir nefis. Ve anlayışta en çok bu noktada gereklidir. Bunlar birbiriyle kesiştikçe gelişirsin. Anlayışınla birlikte nefsinde artar, tabi anlayışında artar. Nefsini bilen Rabbini bilir. Nefsini tanımak Allah’a ulaşmakta en ‘’Kestirme’’ yoldur ki takva da bu süreci hızlandırmak adınadır. Fakat bundan önce yine bahsettiğim gibi seçim yapmak gerekir ve seçimlerin en hayırlısı Allah’a ulaşmayı dilemektir. Ve buda onun en uygun gördüğü yoldan ,yani Kuranı okumak ve tefekkürle anlamaya çalışmaktan geçer. Tövbeni bozma ve korkma bu yolda, Rabbim yanında olduktan sonra.

Kim Allah’a kavuşmayı severse, Allah’ta onu sever. Hz. Muhammed(s.a.v.)s

Nefis size zihniniz vasıtasıyla ulaşır. Bilinç içerisinde kontrollü bir tutum onun en büyük düşmanı olacaktır. Nefis seni her daim anlamaya çalışıyor, çünkü bu bildiği tek vazifesi. Ve senin de onu anlamaya çalışman gerekir, buda senin vazifen. Onu göz ardı etme , gözet. Çünkü o seni reddedişlerin ve anlayışınla birlikte nihai kurtuluşa ulaştıracaktır. Kontrollü bir tutum ve davranış yani iraden, seni aceleden, hırstan rehavetten uzak tutar ve anlayışın için gerekli olan zihninin, bilincin ile olan bağlantısını zedelememeni ve bilincin daha da farkında olmanı sağlar. ve mutlak bilincin ne kadar farkında olursan sevginin mahiyetini o kadar iyi kavrarsın. Nefis Adalet kavramının var olması adına da vardı, adalet de Hak etmek kavramının var olması için.

Bir gül ağacı ve sizde gül boyundasınız farz edin. O dikenler sizin güle ulaşmanız için bir engelde olabilir Güle ulaşmanız için bir basamak ta. İşte bu seçim sizin kaderiniz olacaktır.

http://emrealtay.blogspot.com.tr/
 

Ziyaretçilerden Sorular

S
Cevaplar
0
Görüntüleme
1
Shanefrava
E
Cevaplar
0
Görüntüleme
2
Edgarloalk
E
Cevaplar
0
Görüntüleme
2
Edgarloalk