Kuran – ı Kerim’in İndiriliş Nedenleri 1

yadeller_

(( Müslümanlar Kardeştir ))
Administrator
#1




1. Tevhid inancının hakim kılınması için indirilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda; Hz Adem’den Hz Muhammed’e kadar gönderilen ve peygamberlik mücadelesi veren tüm peygamberlerin, muhataplarını tevhide davet ettiklerini görüyoruz. Çünkü tevhid inancı, Kur’an-ı Kerim’in temelini oluşturur. Bu temel esastan hareket ederek, Kur’an-ı Kerim’in asıl indiriliş sebebinin yeryüzünden silinmiş olan tevhid inancını yeniden tesis etmek olduğunu söyleyebiliriz. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de tevhide zıt düşünce ve inançlara karşı insanları sık sık uyararak, onların şirke düşmesini engellemeye çalışmıştır. O’nda insanları şirk tehlikesine karşı uyaran yüzlerce ayet vardır. Özellikle Mekki surelere baktığımızda, bu surelerde asıl anlatılmak istenen şeyin tevhid inancı olduğu rahatlıkla görülür. Mekki surelerde anlatılmakta olan Kur’an kıssaları; farklı zaman dilimlerindeki farklı olaylardan bahsetse de, dikkatlice bakıldığında anlatılmak istenen asıl şeyin tevhid inancının hakim kılınmaya çalışılması olduğu görülecektir.

Tevhid; yeryüzünde Allah’tan başka ibadet edilecek, yardım istenilecek ve boyun eğilecek hiçbir güç olmadığını insanlara bildirmektir. Tevhid; hukukta, iktisatta, içtimai münasebetlerde kısaca insan hayatını ilgilendiren her konuda, ilahi iradenin ifade edildiği nassları esas almak ve dolayısıyla, ona aykırı düşecek davranışlardan kaçınmaktır.

Birçok kimsenin sandığı gibi, tevhid inancı, sadece Allah’a inanmaktan ibaret değildir. Bu gerçekten habersiz olan, yanlış veya yetersiz bilgiye sahip günümüz Müslümanlarının çoğu; Allah’ı sayı olarak birledikleri halde, O’na uluhiyette, rububiyette ve sıfatlarında ortaklar koşmaktadırlar. Bu insanlar, Allah’ı hakkıyla tanımadıklarından, sadece O’na ait olması gereken birtakım vasıfları insanlara vererek Allah’a şirk koşmakta ve tevhid inancından uzaklaşmaktadırlar.

Bir Müslüman şu gerçeği asla aklından çıkarmamalıdır. Bilindiği gibi bazı şeyler başlanmış olan bir ibadeti bozar. İbadeti bozan bu şeylere müfsid denir. Mesela; oruç tutan bir mükellefin bilerek yemek yemesi orucun bozulmasına yol açar. Yine namaz kılan bir mükellefin namazda abdestinin bozulması onun namazının bozulmasına yol açar. İşte aynı bunlar gibi birde iman ettiğini söyleyen kişinin imanını bozan şeyler vardır. Kişi imanı bozan bazı amelleri yapar veya imanı bozan sözleri sarf ederse, onun imanı geçerliğini kaybeder. Bu gerçek günümüz Müslüman’ına anlatılıp izah edilmediği için kişi iman iddiasında bulunduktan sonra yaptığı hiçbir amelin imanını ortadan kaldırmadığını sanmaktadır. Bu bilgiye sahip olmadığından birçok cahil Müslüman basit bir mekruhu yapmamak için büyük bir mücadele verirken, Allah’a şirke kadar götüren amelleri gözünü kırpmadan yapmaktadır. Toplum içerisinde bu meseleler yaygın olarak bilinmediği için, kendisine yaptığı amelin çirkinliği ve sonucu hatırlatılsa bile, bu uyarı onu tevhid inancını ortadan kaldıran şirki yapmasına engel olamıyor. Biz Müslümanlar bu duruma düşmemek için tevhid inancını bozarak insanı şirke kadar götüren bu davranışları bilmek zorundayız. Bunun için büyük bir gayret sarf etmeliyiz. Çünkü; Allah dilerse büyük, küçük her günahı bağışlayacak, ancak şirki asla bağışlamayacaktır. Böyle bir duruma düşmekse; bir Müslüman’ın imtihanı tamamen kaybetmesi ve ebedi azabı hak etmesidir. Şimdi bir Müslüman’ın şirke düşmesine yol açacak olan bazı amellere örnekler verelim.

a) Helal ve Haram kılma yetkisini Allah’tan başkasına vermek: “Demokrasi” adıyla bilinen ve kanun koyma yetkisini halkın seçtiği iddia edilen milletvekillerine veren, yönetim şekli bu gruba girer. Bilindiği gibi demokratik sistemlerde kanunların çıkarıldığı meclisler yasaklama ve serbest kılma yetkisine sahiptirler. Bu meclislerde Allah’ın yasak ettiği birçok haramın işlenmesine müsaade edildiği gibi, Allah’ın emrettiği farzlara bile yasaklar getirilmektedir. Bu gerçeği görmezlikten gelerek demokratik sistemlerin İslama uygunluğunu iddia eden bazı mevki ve makam meraklısı insanların varlığı malumdur. Bize göre, gayri İslami kanunlarla idare edilen bir devletin meclisiyle, İslami yönetimlerdeki “Şura meclisi” birbirleriyle kıyas eden bu insanların yaptıkları kıyas tamamen yanlıştır. Çünkü, İslami yönetimlerin meclislerinde hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’e zıt bir kanun çıkarılamaz. Mesela; İslama göre idare edilen bir mecliste “içki, kumar, zina…vb serbestçe yapılabilir, ancak bundan sonra kadınlarınız ve kızlarınız her istediklerinde başlarını örtemez” diye bir kanun çıkabilir mi? Elbette çıkamaz. Ama bu insanların İslama uygun olduğunu iddia ettikleri demokratik sistemlerin uygulandığı her ülkede bu kanunlara benzer kanunlar meclisler tarafından çıkarılmaktadır. Bu yüzden, Demokratik sistemlerdeki meclisi, Şura meclisine kıyas edenlerin iddiaları tamamen yanlıştır.

Muvahhid bir Müslüman helal ve haram kılma yetkisinin ancak Allah’a ait bir yetki olduğunu bilmeli, bu yetkiyi hiçbir kişi, kurum ve meclise vermemelidir. Çünkü, kişi helal ve haram kılma yetkisinin Allah’ın hakkı olduğuna iman ederse Müslüman, bu yetkinin Allah’ın değil de bazı kişi, kurum veya meclisin olduğunu iddia ederse kafirdir. Bu yüzden bir Müslüman’ın hem demokrat hem de Müslüman olacağını iddia etmek, bir insanın hem Yahudi hem de Müslüman olabileceğini iddia etmek gibi saçma bir iddiadır.

Maalesef günümüzde, Allah’ın varlığını kabul eden insanlar, O’na ait olması gereken helal ve haram kılma yetkisini kişilere, kurumlara ve meclislere verdiklerinden tevhid inancına aykırı hareket etmektedirler. Halbuki bir Müslüman, insanların hüküm koyucu olduğu beşeri rejimleri şiddetle reddetmelidir. Çünkü; beşeri rejimleri reddetmek,imanın bir gereğidir. Kur’an-ı Kerim’de Müslümanların Tağutu reddetmesi ve Allah’ın yoluna tabi olması istenmiştir. Bütün peygamberler toplumlarına Allah’a imanın önündeki en büyük engel olan Tağut belasını açıklamak ve O’na kulluktan sakındırmak için gönderilmişlerdir. Beşeri rejimlerin hepsi de Allah’ın gönderdiği esaslara değil de, insanların heva ve heveslerinden çıkardıkları esaslara göre idare edilmektedirler. Bu yüzden bu rejimlere tağuti rejimler adı verilir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Bir Müslüman tağuti rejimleri inkar etmeli ve asla o rejimlerin destekçiliğini yapmamalıdır.

b) Nassların tamamına inanmamak: [private] Kur’an-ı Kerim’de “…Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanın cezası dünyada rezil rüsvay olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de (onlar) azabın en şiddetlisine atılacaklardır. Allah sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.” buyurulmuştur. Bu ayet Kur’an’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar edenlerin iman iddiasını reddetmekte ve Müslümanlardan pazarlıksız bir iman istemektedir. Bu ayetin sonucu olarak, Kur’an-ı Kerim’den olduğu sabit bir ayetin inkarı, insanın dinden çıkmasına ve kafir olmasına yol açar. “Laiklik” adıyla bilinen din işleriyle dünya işlerinin ayrılması gerektiğini savunan ideoloji Kur’an-ı Kerim’deki devlet yönetimiyle ilgili ayetleri toptan reddeder. Halbuki Müslüman Allah’ın kitabındaki her ayete iman etmek zorundadır. Bu yüzden Allah’ın Kitabının ayetlerinin bir kısmını geçersiz kabul eden hiçbir beşeri ideolojiyi destekleyemez ve şiddetle reddeder. Laiklikte reddedilmesi gereken bu ideolojilerin başında gelmektedir. İslam dinine göre bir ayeti inkar edenin kafir olacağı kesindir. Aynı şekilde devlet yönetimiyle ilgili ayetleri te’vil bile etmeksizin inkar edenlerde kafirdir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Bu ideolojinin ne olduğunu bilen ve bilmesine rağmen o ideolojiye iman ederek, Onun hakim olması için mücadele veren insanların iman iddiaları asla geçerli değildir.
c) Allah için yapılması gereken ibadeti başkasına yapmak: Kur’an-ı Kerim’de “De ki:” Benim Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” “O’nun ortağı yoktur…” buyurulmuştur. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi ibadet ancak Allah’a yapılır. İbadet olarak kabul edilebilecek olan secde yapmak, dua etmek…vb ameller asla Allah’tan başkası için yapılamaz. Bu yüzden, İslam inancında; Allah’tan başkasına kurban kesilmez, Allah’tan başkasına secde edilmez ve Allah’tan başkasından menfaati veya zararı dokunur diyerek yardım istenilmez. (Ölüden veya uzaktaki bir diriden)

Günümüzde, yukarıda belirttiğimiz temel esaslara dikkat etmeyen bazı tarikatlarda bile bile Allah’a şirk koşulmaktadır. Bu tarikatların mensuplarına yaptıklarının yanlış olduğu hatırlatıldığında şiddetle karşı çıkarak, yaptıkları işin Kur’an ve Sünnet’in yorumundan çıkarılan gerçekler(!) olduğunu ispatlamaya çalışmaktadırlar. Halbuki, bu insanların şirke götüren ve tevhidi bozan amelleri yaparken, ellerinde saçma sapan batıni yorumlar ve uydurulmuş hadislerden başka hiçbir dayanakları da yoktur. Dua konusunda gerekli olan tüm detay Kur’an’da açıklanmışken, onlar bu ayetlerden habersiz, “adamın biri “ “evliyanın biri “ benzeri hikayelerle amel etmeye devam etmekte ve Allah’tan değil de, ölmüş kişilerin ruhlarından medet beklemektedirler. Halbuki, tevhid inancının gereği olarak bir Müslüman ihtiyacını sadece Allah’tan istemelidir. İslam dininde, Müslüman’ın tevhid inancına aykırı hareket etmesi ve Allah’la arasına şirke götürecek aracılar koyması yasaklanmıştır. Ancak tarikatların birçoğunda, tevhid inancına tamamen zıt olan bu inanç “İşlerimizde sıkıştığınız zaman kabirdekilerden yardım isteyiniz” uydurma hadisi bahane edilerek yapılmaktadır. Bu davranış Kur’an-ı Kerim’e göre şirkten başka bir şey değildir. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’de yardımın sadece Allah’tan istenilebileceği, duanın aciz varlıklara değil de sadece Allah’a yapılacağı ve duanın karşılığını Allah’ın verebileceği net olarak açıklanmıştır. Şimdi insanlar Allah’ın ayetlerine bakıp her şeye gücü yeten ve “Ol” dediğinde her şey olan Allah’tan mı isteyecek, yoksa uydurma hadisler ve sapık tarikatçıların sözlerine bakarak ölmüş ve kendisine bile yardım edemeyecek aciz insanlardan mı? Bir Müslümanın buna cevabı elbette Allah iken, yukarıdaki görüşü savunan sapık tarikatçının cevabı “Aracı bir kişi olmadan nasıl Valinin karşısına çıkıp bir şey isteyemezsen, yine aracı olmadan da Allah’tan yardım isteyemezsin.” Olmaktadır. Tevhid inancına tamamen zıt hareket eden bu insanları Kur’an ayetlerini göstererek uyarmaya kalktığımızda da genellikle başarılı olamıyoruz. Bununda sebebi, onların şeyhin anlattığı hikaye ve kerametlerden başka delillere(!) duyarsız kalmalarıdır. Ancak şunu da hemen belirtelim ki, Allah’ın ayetleri karşısında duyarsız olan bu insanlar ölmüş evliyalara(!) yapılan eleştirilere şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Bu insanlar tevhidi bozan bu amelleri yaparken, bu ameller karşısında birçok hocaefendi sessiz kalmakta ve zaman içerisinde bu bozuk inancın insanlar tarafından benimsenmesine adeta dolaylı destek olmaktadırlar. Bize göre, bu tür şirkler sahibini İslam dininden çıkaran büyük şirklerdir. Bu yüzden bu tür şirke bulaşmış olan insanları Kur’an ayetleriyle uyarmaya devam etmeliyiz. Evliya hikayeleriyle uyutulan ve avutulan cahil müritlerin Kur’an ayetleriyle tanışmasını sağlamak bizim görevimizdir. Eğer biz, insanlardan korkarak bu gerçekleri açıklamazsak, onlar, Kur’an-ı Kerim’deki ayetlere rağmen duada, sevgide, İlimde ve tasarrufta Allah’a ortak koşmaya devam edeceklerdir.

2. İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak ve sıratı müstakime ulaştırmak için indirilmiştir.

Kur’an-ı Kerim; kendisine tabi olanları küfrün karanlığından, imanın nuruna kavuşturacak ilahi bir rehberdir. Bu rehber, nazil olduğu ilk günden kıyamete kadar ortaya çıkmış ve çıkacak olan Müslümanların problemlerini çözebilecek bir rehberdir.
Bilindiği gibi insanoğlunun önünde, imtihan için çizilmiş bulunan çeşitli yollar vardır. İnsanların imtihan için çizilmiş olan yolların içerisinde sapık yollara sapmaması ve doğru yolu bulması için çeşitli rehberlere ihtiyaç vardır. İnsanoğlunun ihtiyacı olan bu rehberler olmalı ki, sıratı müstakimden sapılmasın ve imtihan kaybedilmesin. Bu rehberlerin başında peygamberler ve onlara gönderilen ilahi kitaplar gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de; Allah’ın insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarması için gönderdiği ilahi kitaplardan ve elçi insanlardan bahsedilmektedir. Bahsedilen bu elçi insanlardan bir tanesi de bizim peygamberimiz olan Hz Muhammed’dir. Yüce Allah, son peygamber olduğu için, Hz Muhammed’e diğer ilahi kitaplardan muhtevası daha geniş bir ilahi rehber göndermiştir. Çünkü, O’ndan sonra kıyamete kadar başka bir peygamber gönderilmeyecektir. Bu yüzden peygamberlik zincirinin son halkası olan Peygamber’imize gelen rehber kitap, kıyamete kadar yaşayacak olan insanların her türlü problemlerine cevap verecek kadar kapsamlıdır.Bu rehber kitap; Hz Peygamber döneminin insanlarını, günümüz insanlarını ve kıyamete kadar gelecek bütün insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan yegane rehberdir. Bu kitap, onların kıyamete kadar ortaya çıkabilecek olan her türlü problemini çözebilecek yeterliliktedir. Bu gerçeği kabul etmeyip de O’nun Ortaçağda yaşayan insanlara hitap ettiğini ve günümüzde geçerliliğini yitirdiğini iddia eden kişilerin karanlıklardan ve sapıklıktan kurtulmaları mümkün değildir.

Bu rehbere tabi olan insanlar; dünya ve ahirette mutlu yaşarken, diğerleri dünyada kısmen mutlu yaşasalar da ahirette mutsuz olacaklardır. Allah’ın gönderdiği rehbere tabi olmayıp ta, O’nun dışında rehber arayanlar; sonuçta, karanlıklara ve çıkmaz yollara saplanmaktan kurtulamazlar. Ancak Yüce Allah’ın göndermiş olduğu Kur’an-ı Kerim’e uyanlar, “en doğru” ve “en iyi” rehbere tabi olduklarından karanlıklardan aydınlığa çıkarlar. “En doğru” ve “en iyi” ye ulaştıran Kur’an-ı Kerim’i bırakan günümüz Müslümanlarının bir çoğunun kendilerine rehber aldığı çeşitli kitaplar var ki; bu kitaplar onları “en doğru” ve “en iyi” ye ulaştırmamış, tam tersine onların karanlıklar içinde sapıtıp kalmalarına yol açmışlardır. Günümüz İslam dünyasındaki bir çok hizbin kendilerini karanlıklardan çıkaracağını iddia ettikleri değişikkitapları mevcuttur. Bize göre, bu kitapları yazanların birçoğu, bu kitapları Kur’an’ın daha iyi anlaşılmasını sağlamak için yazmıştır. Ne yazık ki, zamanın geçtikçe yazılan bu kitaplar hidayetin asıl kaynağı Kur’an’a perde olmuşlardır. Bu tür kitaplarla “en doğru” ve “en iyi” ye kavuşmayı hayal eden ve Allah’ın kitabını gereği gibi okumak şöyle dursun, O’nu terkedilmiş bırakanlarınkaranlıklardan kurtulup aydınlığa çıkmaları mümkün değildir. Bu insanların sapık yollardan kurtulmaları ve sıratı müstakime erişmeleri için Allah’ın kitabına kayıtsız ve şartsız teslim olmaktan başka hiçbir çıkar yolları yoktur.

3. Yol gösterici bir rehber ve kılavuz olması için indirilmiştir.

Kur’an-ı Kerim; yol gösterici bir hidayet rehberidir. O, genel anlamda tüm insanlara, özel anlamdaysa Müslümanlara, Mü’minlere, Müttakilere ve Muhsinlere yol gösteren ilahi bir rehberdir. Bu rehber kendisine tabi olanlara imanın gerektirdiği sorumlulukları açıklayan ilahi bir rehberdir.

Bu kitabın rehberliği tüm zaman ve mekanlar için geçerlidir. Bu gerçeği hakkıyla idrak edememiş bazı hizipler üstatlarının yazdığı kitapları, Allah tarafından ilhamla üstatlarına yazdırıldığı(!) gerekçesiyle “Kur’an’ın bu asra bakan yüzü” kabul etmiş ve bu kitapların ilahi rehber olduklarını sanmışlardır. Bu hizbe mensup olan bir çok Müslüman ilahi rehber olduğunu iddia ettikleri üstatlarının kitaplarına sımsıkı sarılırken, Allah’ın gönderdiği asıl rehber olan Kur’an-ı Kerim’i arkalarına atmışlardır. Halbuki Hz Peygamberden kıyamete kadarki zaman diliminde yaşayan tüm insanları hidayete götürecek yegane rehber Kur’an-ı Kerim’dir. Hz Muhammed’den sonra peygamber ve ilahi bir kitap gelmeyeceğine göre O’nun emir ve yasakları kıyamete kadar geçerliliğini sürdürecektir. Bu yüzden Allah’tan geldiğinde hiçbir şüphe olmayan ilahi bir rehberi bırakıp ta, Allah’tan ilhamla geldiğini(!) iddia ettikleri beşeri rehberlere tabi olmak akıllı bir Müslüman’ın yapacağı bir iş değildir.

Hz Peygamber döneminden sonra insanlar çeşitli hiziplere ayrılmış ve her hizip kendisinin haklılığını ortaya koyan çeşitli kitaplar yazmışlardır. Daha sonra zaman içerisinde bu kitapların bazıları insanlar tarafından rehber kitaplar haline getirilmiştir. Zamanla bu kitaplar, Kur’an’ın yerini almış ve halkın başucu kitabı haline getirilmiştir. Kur’an-ı Kerim ise dirilere yol gösterici bir kılavuz olmaktan çıkarılmış ve ölülerin arkasından anlaşılmadan okunan bir kitap konumuna düşürülmüştür. Yüzlerce yıldan beri bu yanlışlık sürüp gitmektedir. Müslümanların büyük bir çoğunluğu, indiriliş gayesini idrak edemedikleri ilahi rehberlerini bırakıp, beşeri rehberlerin arkasına düşmüş ve hidayetten sapmışlardır. Bu sapıklıktan kurtulmanın tek yolu da Allah’ın hidayet rehberi olarak gönderdiği ilahi kitabın kılavuzluğuna –kayıtsız ve şartsız- razı olmaktır.

4. Kur’an-ı Kerim kendisine tabi olunması ve yaşanması için indirilmiştir:

Kur’an-ı Kerim okunup anlaşılsın ve uygulansın diye indirilmiş bir amel kitabıdır. Bu sebeple, O’nu okumak yeterli değildir. O’nu, emir ve yasaklarına riayet ederek, hükümlerini yaşantımıza geçirmek için okumalıyız. Hz Peygamber dönemi ve Hülefa-i Raşidin döneminin başları O’nun hükümlerinin yaşantıya geçirildiği ve O’nun hükümlerine kayıtsız ve şartsız teslim olunduğu yegane dönemdir. O dönemin insanları; Kur’an’ın hükümlerini uygulamak için okur ve öğrenirlerdi. Sonraki gelen nesiller ise, O’nu anlaşılmadan okunan ve hayata müdahale edemeyen bir kitap konumuna düşürdüler. Günümüzde de tarihi süreç içerisinde ortaya çıkan ve O’nun indiriliş gayesine tamamen zıt olan yanlış yaklaşım devam etmektedir. Seyyid Kutup, ilk dönem Müslümanlarının yaşamak ve tatbik etmek için Kur’an’a yaklaşımlarını çok güzel bir şekilde anlatmıştır. O ”ilk nesillerin dinamizmi ve bereketi, Kur’an-ı Kerim’i uygulamak amacıyla okumalarından kaynaklanıyordu. Onlar Kur’an’a kültürlerini geliştirme, bilgi edinme, haz duyup tatmin olma gibi maksatlarla yanaşmazlardı. Onlar Kur’an’ı Allah’ın emirlerini öğrenmek üzere okurlar ve her türlü emri de savaş alanında aldığı günlük emri hemen uygulayan bir ordu gibi duyar duymaz yerine getirirdi. İşte bu, uygulamak üzere öğrenme şuurudur.” diyerek güzel bir tespit yapmıştır. İşte bizde O’nu bu şuur içerisinde okumalı ve O’ndan gerekli faydayı sağlamalıyız.

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de “Rabbinizden size indirilene uyun ve O’ndan başka velilere uymayın….” diyerek biz Müslümanların Kur’an’a tabi olmamızı ve O’ndan başkasına tabi olmamamızı belirtmiştir. Yukarıda da açıkladığımız gibi ilk devirlerde yaşayan ve O’na tabi olan Müslümanlar; O’nu anlamış ve yaşantılarına tatbik etmişlerken sonraki gelenler O’nu bırakıp başka rehberlere tabi olmuş ve yaşantılarını o rehberlere göre düzenlemişlerdir. Sonraki gelenler, Kur’an’a Allah’ın isteğine uygun ve uygulamaya dönük yaklaşmadığı için, O’nun ayetlerinden yeterince faydalanamamışlardır. Halbuki; sade ve önyargısız bir şekilde O’na yönelen, Allah’ın emir ve yasaklarını öğrenmek için azami gayret sarf eden herkes O’nun mesajını kendi seviyesine göre anlayabilecektir. Köylü-Şehirli, İşçi-İşveren, Amir-Memur, Yaşlı-Genç, Kadın-Erkek her Müslüman bu kitabı indiriliş gayesini dikkate alarak yaklaşırsa O’nun mesajını seviyesine göre anlayacaktır. Ancak O’nun indiriliş gayesine uygun olmayacak bir tarzda O’na yaklaşanlar, O’nu tam manasıyla anlayamayacaktır. Kur’an-ı
Kerim’i okudukları halde, O’ndan fayda sağlayamayanlara aşağıdakileri örnek verebiliriz.

• O’nun manasını dikkate almayıp, anlamadan sadece sevap almak için okuyan,
• O’nun hükümlerine göre amel etmeyi düşünmeyip, sırf bilgi sahibi olmak için okuyan,
• O’nu Allah’tan alacağı mükafat için değil de, insanlardan alacağı maddi menfaati gözeterek okuyan, yani dini geçim vasıtası haline getirenlerin okuması,
• O’nu kendisine rehber aldığı için değil de, kendi şahsi önyargılarına gerekçeler bulmak için okuyan,
• O’nun ölçülerine dayalı İslami bir bakış açısına sahip olamayan ve mezhep taklidini mezhep taassubuna dönüştüren ve mezheplerini din edinen mezhepçilerin okuması,
• O’na tabi olan Selefi-Sünni-Şii…vb her gruba mensup olan Müslümanların Ümmet olduklarını idrak edemeyen, İnanılması gerekli olan iman esaslarını inkar etmeyen her Müslüman’ı kardeş bilmesi gerekirken, kendi hizbine bağlı olanları dost, olmayanlarıysa düşman kabul eden hizipçilerin okuması,
• O’nun emirleri doğrultusunda hareket etmeyen ve O’nun emir ve yasaklarını hiçe sayan zihniyeti koruyup yüceltmek ve o zihniyetin yaptıklarını halka meşru göstermek için Kur’an’dan ayet arayanların okuması
• O’na Allah’tan gelen ilahi bir kitap diye yaklaşmayan ve O’na önyargılı ve düşmanca yaklaşıp, O’nda çelişki arayan Müşteşriklerin ve onların yerli müsveddelerin okuması,
• O’nu indiriliş gayesine uygun bir şekilde okumayı düşünmeyen ve O’nun emir ve yasaklarının hayata hakim olmaması için var güçleriyle mücadele eden her tondan İslam düşmanı grupların okuması,

Yukarıda da açıklandığı gibi anlamadan sırf sevap almak için okuyanların ( avamın geneli ), iyi niyetle ve önyargıyla O’na yaklaşanların (mezhep ve hizip taassupçuları), kötü niyetle ve düşmanlıkla Allah’ın dininde eksik arayanların (oryantalistler ve oryantalist zihniyetli müsveddeleri), dinini geçim vasıtası haline getiren ve sırf bilgi edinmek için O’na yaklaşanların (Resmi ve gayri resmi bazı din görevlileri) Kur’an-ı Kerim’i; indiriliş amacına uygun olacak şekilde anlaması mümkün değildir.

Ancak kendisinin Allah’ın kitabını anlamakla yükümlü olduğunu kabul eden ve anlamak uğrunda gayretli ve fedakar mü’minlerin, önyargılarından sıyrılıp Kur’an’a tabi olduğu takdirde O’nu anlamaması için hiçbir sebep yoktur. Allah’ın mesajını kendisine yetecek kadar mutlaka anlayacaktır. Allah’tan gelen mesajı anlamak ve uygulamak için gösterdiği gayret ve çaba nispetinde anlaması da artacaktır. Bu niyetle ve gayretle yola çıkanlar (eğer yolda hizip ve meşreplerin şeytani telkinlerine kanarak yollarından sapmazlarsa) başarıya ulaşacaktır. Yüce Allah “Ama biz(im uğrumuz) da cihad edenleri biz elbette yollarımıza iletiriz… “ buyurmuştur. Ayrıca Kur’an’da çeşitli saptırıcılara karşıda insanları uyarmıştır. Bu saptırıcılar Allah’ın yolundan, Peygamber’in ve mü’minlerin yolundan insanları saptırırlar. Ancak Kur’an-ı Kerim’e (Allah’ın hidayetine) uyan ve Allah’ın yol gösterdiği kimseleri bu saptırıcılar saptıramaz.

Bizde yukarıdaki saptırıcıların tuzaklarına düşmemek ve sıratı müstakimden sapmamak için Allah’ın “En doğruya iletir” diye belirttiği ilahi rehbere tabi olmalı ve hayatımızı O kitabın hükümlerine göre düzenlemeliyiz.

5. Kur’an-ı Kerim Allah adına sorumluluk yüklemek için indirilmiştir.

İnsanlara Allah adına yüklenebilecek sorumluluklar, ancak Allah’ın verdiği sorumluluklar olmalıdır. Çünkü Allah’a karşı sorumlu olacağımız ve hesaba çekileceğimiz yegane kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an, Allah adına ve Allah rızası için neleri yükleneceğimizi ve çevremizdeki insanlara neleri yükleyeceğimizi bize bildirmektedir. Ancak insanlar bununla yetinmemiş, Kur’an’dan başka, kendilerine sorumluluk yükleyen kitaplardan ve şahıslardan ne bulduysa onları da yapmaları gerektiğine inanmışlardır. Bu yanlışın bir an önce düzeltilmesi şarttır. Bize din adına yükleneceğimiz sorumlulukları Allah’ın kitabı ve Allah’ın kitabını te’yid edip açıklayan Peygamberin Kur’an merkezli sünneti göstermektedir.

Günümüzde Allah rızası için ne yapmam gerekir? Sorusunu soran bir Müslüman, değişik hiziplerden değişik cevaplar alabilmektedir. Hatta ve hatta Allah’ın yasakladığı birçok davranış insanlara Allah adına ve Allah rızası(!) için yüklenebilmektedir. Allah rızası için bir grup Müslüman’a emredilen, diğer bir grup Müslüman’a yine Allah rızası adına yasaklanmaktadır. Kendilerine tabi olan Müslümanları Allah’ın dinine değil de, kendi hiziplerine çağıran her fırkada aynı çelişkiler ve karışıklıklar bulunmaktadır.

Bu karışıklıkların ortaya çıkmasının sorumluları; İnsanları Allah’ın kitabı olan Kur’an-ı Kerim’e değil de, insanların yazdığı ciltlere sığmayan hurafe bilgileri taşıyan kitaplara yönlendiren bazı hocaefendilerdir.(!) Çünkü bunlar Allah’ın yüklediği sorumluluklardan çok çok daha fazlasını insanların üzerlerine yüklemiş ve “işte bu Allah katındandır” diyerek kendilerinin veya mukallidi oldukları seleflerinin “şahsi kanaatlerini” “din” adına insanlara empoze etmişlerdir. Aldatılan insanların ayıkması ancak Kur’an-ı Kerim’i okuyup, anlayıp Allah’ın kendilerine yüklediği asli görevlerini bilmesiyle, anlamasıyla ve yaşamasıyla olur. Aksi takdirde din adına dinin reddettiği yüzlerce davranış meşrulaştırılır. Yine insanlar din adına aslı astarı olmayan yüzlerce, binlerce yasağa uymak zorunda kalınır.

Günümüzde şeyh denilen bazı saptırıcıların yüklediği sorumlulukları yerine getirmeye çalışarak sabahtan akşama kadar anlamını bilmediği halde, kelime-i tevhidi tespihiyle çeken zavallıların varlığı malumdur. Bu insanlar sahih-uydurma karışımı bilgilerden oluşan sorumlulukların altında ezilip durmaktadır. Yüce Allah; yarattığı ve ne kadar yük taşıyacağını bildiği insana, gücünün üzerinde olan bir yük yüklememiştir. O’nda Allah’ın razı olacağı bir insanın yapması gereken sorumluluklar açıklanmıştır. Peygamber’imizin sünnetinde de Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetleri açıklayan temel ilkeler vardır. Bir Müslüman için bunlar yetmiyor diyerek yeni yeni ibadet şekilleri ihdas ederek, insanları bunlarla sorumlu tutmak, bu insanlara yapılan maddi ve manevi büyük bir zulümdür. İnsanların iyi niyetlerini suiistimal ederek onlara bu zulmü yapanlar, hesap gününde bu yaptıklarına pişman olacaklardır.

Sonuç olarak; biz Müslümanlar; muhataplarımıza yeni bir sorumluluk yüklemeden, Kur’an’ın ve Kur’an kaynaklı Sünnet’in yüklediği sorumlulukları anlatıp hatırlatılmalıyız.
 
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
yadeller_ Sebepler 0

Benzer konular

Ziyaretçilerden Sorular

2
  • Cevaplanmamış Konu
Cevaplar
1
Görüntüleme
694
Ayşe Hatun
Cevaplar
0
Görüntüleme
2,769