Kuran – ı Kerim’in indiriliş nedenleri 2

yadeller_

(( Müslümanlar Kardeştir ))
Administrator
#1

6. Kur’an-ı Kerim ibadetlerin ne olup olmadığını belirlemek için indirilmiştir.


İbadet: Allah’ın emirlerini, emrettiği şekilde yerine getirmektir. Yüce Allah biz insanları kendisine ibadet etmemiz için yaratmış, İbadeti kendisine has kılmamızı ibadetin önündeki Tağut engeline karşı dikkatli olmamızı Tağuta değil de, kendisine ibadet/itaat etmemizi Tağutun dostu olan kafirlerle mücadele etmemizi emretmiştir.

Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine baktığımızda ibadet konusunun temel esasını yukarıdaki ayetlerin oluşturduğu görülür. Ancak günümüz Müslümanları bu ayetlerden habersiz olarak adetleri ibadet, ibadetleri adet gibi yapmakta ve Allah’a ibadetini hakkıyla yapamamaktadır. Şimdi bu yanlış anlayışların nasıl ortaya çıktığı hakkında kısaca bilgi verelim. Bilindiği gibi; Müslümanlar yüzyıllardır, zalim sulta sahiplerinin yönetiminde dinlerinin emirlerini yaşamaya gayret etmektedirler. Zalim sulta sahipleri de, Müslümanların dinlerinin bazı emirlerini yapmalarından rahatsızlık duymakta, bunun kendi sultasını yıkacak bir tehdit olarak görmektedir. Onlar bu tehlikeyi kontrol altında tutabilmek için dinin emirlerini kendi isteği doğrultusunda yorumlayan bir ulema sınıfını kendi yanlarında beslerler. Bu ulema sınıfının görevi ise, Sultanın sultasını yıkmaya yönelik dini çalışmaları engellemektir. İşte saray uleması diyebileceğimiz bu sınıf birçok Kur’ani kavramın anlamını saptırdığı gibi İbadet kavramının da anlamını saptırmıştır. Gelenekçi alimlerde fıkıh merkezli İslam anlayışını, Kur’an merkezli İslam anlayışına tercih ettiklerinden bu yanlış anlayışın oluşumda etkili olmuşlardır. Kur’an merkezli İslam anlayışında; hayatını Allah’ın koyduğu esaslara göre düzenleyen bir Mü’minin her şeyi ibadet iken, fıkıh merkezli İslam anlayışında ibadet sadece Namaz, Oruç, Hacc, Zekat, Kurban…vb amellerle sınırlandırılmıştır. Zaman içerisinde bu sınırlı ameller bile Allah’ın emri olduğundan değil, adet (!) olduğundan yapılır hale gelmiştir. İbadeti adet haline dönüştüren ve Allah’ın yapın veya yapmayın dediği için değil de, halk bize ne der endişesi taşıdıklarından Kurban kesen, Hacca giden insanların toplum içinde varlığı malumdur. Bu örnekler bize, yüzyıllardan beri ortaya çıkan ve Kur’ani manasından saptırılan ibadet anlayışının günümüzde de aynen devam ettiğini göstermektedir. Toplum içerisinde ibadetleri adete dönüştürenler olduğu gibi, birde adeti ibadete dönüştürenler vardır. Bu insanlar Allah’ın kitabında ve O’nu te’yid edip açıklayan sünnette olmayan, ancak zaman içerisinde sevap getirir ümidiyle yapılan adetleri ibadete dönüştürmüşlerdir. Mesela halk arasında “mevlit” olarak bilinen töreni araştırdığımızda, onun zamanla ibadete dönüştürüldüğü açıkça görülür. Allah’a karşı yapması zorunlu olan davranışları yerine getirmediği halde, sevap kazanmak için mevlit okutanların hepside bu töreni ibadet (!) olarak yapmaktadırlar. Ortaya çıkan bu yeni tip ibadetlere(!) şiddetle karşı çıkması gereken bazı alimlerimiz ise uydurulan bu adetlere tepki göstermeyerek ve “Bırakın yapsınlar ne zararı var” diye durumu idare yoluna giderek toplum içerisinde yeni ibadetlerin(!) daha doğrusu bidatlerin oluşmasına ve bu bidatlerin toplumda yayılmasına vesile olmuşlardır.

İslami eğitimden yoksun olan halk, Kur’an eksenli bir ibadet anlayışına sahip olmadığından bu tür hatalara düşmektedir. Halkın anladığı bu yanlış ibadet anlayışının ortadan kaldırılması için, olaylara Kur’an merkezli bakan alimlerin çok büyük bir gayret sarf etmeleri gerekmektedir. Bu alimler Kur’an merkezli İslam anlayışını halkın anlayabileceği bir şekilde onlara aktarabilmelidir. Yine bu alimler Kur’an’ın anahtar ve saptırılan kavramlarını halka açıklamalıdırlar. İşte o zaman, Kur’an’ın anahtar kavramlarından birisi olan ibadetin; ne olduğu, niçin yapıldığı, nasıl yapılması gerektiği halka anlatılmış olacak ve halk ibadeti ibadet gibi yaparken, örf ve adetleri ibadete dönüştürme hatasına düşmeyecektir.

Sonuç olarak; Allah’a nasıl ibadet yapacağımızı Kur’an-ı Kerim bize bildirmektedir. Biz Müslümanlar; saptırıcıların ihdas ettikleri yeni ibadet şekillerini değil, sadece Kur’an’daki ibadetleri yapmalıyız. Bu ibadetleri kendileri için yeterli görmeyip de yeni yeni ibadetler ihdas edenlerle ve onların çıkardıkları bidatlerle mücadele etmeliyiz. Bu mücadele hem cahillerle, hem de cahillikten kurtulduğunu zanneden ve herkese ayrı konuşarak çevresindekileri idare etmeyi meziyet sanan alimlerle yapılacaktır.

7. Kur’an-ı Kerim gönderildikten sonra insanların mazeret gösteremeyeceğini belirtmek için indirilmiştir.

Allah tarafından gönderilen, diğer ilahi kitaplar gibi, Kur’an-ı Kerim’de; Allah tarafından bizim Peygamber’imiz Hz Muhammed’e gönderilen ilahi bir kitaptır. Bu kitapta insanlara hak ile batıl yol anlatılmış, insanoğlunu Cennete götürecek ve Cehenneme sürüklenmekten kurtaracak bilgiler belirtilmiştir. Bu kitapta akıl sahibi her insanın anlayabileceği ve anlamakla cennete gidebileceği asgari bilgi vardır. Ama bunun yanında ilim ehlinin çalışmakla elde edebileceği veya zamanla insanların mahiyetini kavrayacağı bilgilerde vardır.
Yüce Allah herkese kitabın emirlerine uyup-uymadığını soracaktır. Ancak O insana gücünün üzerinde bir yük yüklemediğine göre Allah’ın insanlara soracakları Kur’an’daki her insanın okumakla öğreneceği asıl mesajdır. Her Müslüman’ın bu mesajı bilmesi şarttır. Bu mesaj Müslüman bir mükellefin bilmesi gereken asgari bilgidir. Bunun dışındaki bilgiler ise insanlara seviyelerine göre sorulacaktır. Bu yüzden, özellikle avam halk başta olmak üzere hiçbir mükellefin, Allah’ın gönderdiği kitaba rağmen –bize anlatan olmadı-diye yapacakları mazeretleri geçerli olmayacaktır. Çünkü; Kur’an hak ile batılı açıkça ortaya koymuş ve doğruluk ve sapıklık herkes tarafından görülmüştür.İnsanlarda hür iradeleriyle dilerse iman etmiş, dilerse de inkar etmiştir.Yüce Allah ayetleri tekrar tekrar açıklamıştır ki hür iradesiyle sapıklığı seçen şahsın-bize anlatan olmadı- diye hiçbir mazereti kalmasın. Bizimde hesap gününde haberimiz yoktu, bize peygamber gelmedi, rehber kitap gelmedi diye bir mazeret ileri sürmemiz mümkün değildir. Onun için çeşitli mazeretler ileri sürüp sızlanmak yerine Allah’ın gönderdiği ilahi rehbere sarılarak hesap gününe hazırlanmaya çalışmalıyız.

Günümüzde birçok Müslüman yaptıkları yanlışlıklar kendilerine hatırlatıldığında, muhatap değilmiş gibi binlerce yıl önceki alimlerin içtihatlarının kendilerini bağladığını bunun üzerine kimselerin görüş beyan etmesinin hemen hemen mümkün olmadığını iddia ederler. Bu kardeşlerimize Ahiret gününde “biz liderlerimize uyduk” mazeretinin geçerli olmayacağını hatırlatıyor ve Allah’ın kitabını anlamak için azami gayret sarf edin diyoruz.

8. Kur’an-ı Kerim, öğüt alınıp, üzerinde düşünülmesi için indirilmiştir.

Kur’an-ı Kerim; genel anlamda akıl sahibi olan tüm insanlar için bir öğüt ve uyarıdır. Özel anlamda ise O’ Mü’minler için öğüt ve uyarıdır. O’nda akıl sahibi insanlar için, bütün alemler için, Müttaki mü’minler için ve diri olanlar için öğüt ve uyarılar bulunmaktadır.
Dikkat edilirse Kur’an-ı Kerim’in öğüt alınıp üzerinde düşünülmesi O’nun ayetlerinin ancak anlaşılmasıyla mümkün olabilir. Anlamadan okunan bir Kur’an metninin ne ölüye ne de diriye faydası olacaktır. Anlayarak okunan Kur’an’ın ise ölüye faydası olmasa da diriye öğüt alıp uyarıldığı için faydası olacaktır. Yine bir metnin üzerinde düşünülebilmesi için O’nun anlaşılması temel şarttır. Bu yüzden her Müslüman bu uyarı ve öğütten faydalanabilmesi için kendi dilinde yazılmış olan bir Kur’an mealini mutlaka okumalı ve anlamaya çalışmalıdır. Bu ayetleri okurken bazı ayetlerin üzerlerinde uzun uzun düşünmeli, bazı ayetlerin kendisine hitap ettiğini hissederek okumalı ve ayetlerdeki önemli mesajları anlamaya çalışmalıdır. Yine düşünüp öğüt almayı engellediği için ayetlerin gereksiz ve uzun tefsirlerine dalınmamalıdır.
Günümüz İslam dünyasında Kur’an en çok okunan, ancak öğüt ve uyarılarına en az dikkat edilen bir kitaptır. Bunun içindir ki, O, dirileri uyarmak için gönderilmiş bir kitapken O’nun ayetleri öğüt ve uyarıyı işitemeyen ölülere okunmaktadır.

9. Cennetle müjdelemek, cehennemle korkutmak için indirilmiştir.

Allah insana akıl vermiş, eşyayı öğretmiş, buda yetmemiş peygamberler ve kitaplar göndermiştir. O; son peygamber olan Hz Muhammed’in ümmetine de yol gösterici bir rehber olarak Kur’an-ı Kerim’i indirmiştir.

Kur’an-ı Kerim; bir yandan ikaz, uyarı ve tehditlerle insanların silkinip kendilerine gelmelerini ve ibret alıp sorumluluklarının bilincine ermelerini sağlarken, öbür yandan da umut ve müjde verici ayetlerle onları iyiliğe teşvik eder. Kur’an-ı Kerim; hakikatleri insanlara bildirdikten sonra, kafirleri azapla ve cehennemle tehdit eder, Mü’minleri ve salih davranışlarda bulunanları mükafatla ve cennetle müjdeler. .
Yüce Allah İslam davetçilerinin muhataplarını işte bu tehdit ayetleriyle uyarıp korkutmalarını ister. Çünkü Kur’an, diri olanları, gaflete dalanları korkutmak için gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim, insanları; şiddetli azaba, kendisinde asla şüphe olmayan toplanma gününe, çağrışıp bağrışma gününün, kuşatıcı bir günün azabına yüreklerin ve gözlerin ters döneceği bir günün azabına ve en kötü günün hesabına karşı ciddi biçimde uyarıp korkutarak, daldıkları gaflet uykusundan uyandırmaya çalışır.

Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında hesap günü ve hesap günündeki Cehennem azabı ile insanlar korkutulup uyarılırken, günümüz Müslümanlarının birçoklarının korkuları bunlar olmaktan çıkmış ve bunların yerini yeni korkular almıştır. Özellikle hizipçiler hizip liderleri tarafından çeşitli korkularla karşı karşıya bırakılmışlardır. Hizip liderleri kendi hizbine mensup olan insanları uyararak korkutmayı değil, uyutarak korkutmayı tercih etmişlerdir. Hizbin içindeki insanların birçoğunda bu korku (haşa) Allah korkusunun üzerine çıkmakta ancak hizipçi olayın vahametini idrak edememektedir.

Şimdi değişik hiziplerin korkutulmalarına örnekler verelim.

Bazı hiziplerde Cehennem korkusu yerini, şeyhin sillesini yeme korkusuna bırakmıştır. Kendisine ilhamla kitap yazdırıldığını iddia eden bazı hocaefendilerin kitaplarında insanları “Şefkat tokatı atarız” veya “şefkatsiz tokat atarız” gibi tehditlerle manen sindirme yoluna gittiğini üzülerek görüyoruz. İşte bu örnek yukarıda anlattığımız uyutup korkutmaya en güzel örneklerden biridir.

Bazı hiziplerde Cehennem korkusu yerini, tağutun sillesini yeme korkusuna bırakmıştır. Bu korku birçok resmi din görevlisinin dillerini eğip-bükmelerine sebep olmuştur. Bunların örneklerini zaman zaman medyada görmek mümkün olmaktadır. Bunlar halkın İslam anlayışını temelden düzeltmeyi bırakıp, önemsiz fıkhi ayrıntıları tartışıp durmaktadır.

Bazı hiziplerde Cehennem korkusu yerini, seçmenin sillesini yeme korkusuna bırakmıştır. Dünya Müslümanları farklı coğrafyalarda ikamet etmekte olduklarından bunların genelde benzerde olsa, özelde bazı farklı sorunları vardır. Özellikle bizim coğrafyamızda, particilik düzelmesi mümkün olmayan kronik bir hastalığa benzemektedir. Particilik yüzünden birçok Müslüman Allah’a nasıl hesap verebilirim? Sorusunu bırakmış ve İktidarı nasıl ele geçirebiliriz? Sorusuna cevap aramaktadır. Yetersiz İslami eğitime maruz kalmış iyi niyetli seçmenler oldukça bu insanlar Müslümanları aldatmaya devam edeceklerdir.

Bazı hiziplerde Cehennem korkusu yerini, cemaatını ve itibarını kaybetme korkusuna bırakmıştır. Allah’ın dininin emir ve yasaklarını kendi toplumlarına apaçık anlatmakla yükümlü olan ve kendilerini takipçileri olan insanlara peygamber varisi olarak vasıflandıran birçok hocaefendi bu korkuyu yaşamaktadır. Bu hocaefendiler cemaatini kaybetmemek, itibarını kaybetmemek vb… menfaatlarını kaybetmemek için gerçekleri açıklamaktan çekinirler. Eleştirilmekten ve özeleştiriden rahatsız olan bu tipler hep kendileri dışındakileri suçlayarak cemaatlerini ve varlıklarını sürdürebilirler. Bu tipler, gelenekçi anlayışa getirilen olumlu tenkitleri bile dine karşı bir cürüm gibi gösterme gayreti içerisine girer ve eleştiri yapanları müşteşriklerden etkilenme…vb şekilde suçlarlar. Allah’ın yasak ettiği yalan, iftira….vb haramları maslahat icabı mübahlaştıran(!) bu zihniyetin iftiralarında ölçü yoktur. Bunlar cemaatın maslahatı için muarızlarına her türlü iftirayı atar ve bununda Cihad olduğunu zannederler. Ancak aynı tipler; dinin sabiteleri ile değişkenlerini birbirine karıştıranları, Allah’tan kendisine kitap gönderildiğini iddia edenleri, gaybı bildiğini iddia edenleri, Kur’an ayetlerini istismar edenleri görmezlikten gelip hiç eleştirmezler. Bununda sebebi çevresindeki hatırlı dostlarını kaybetme korkusudur. Bu tip hocaefendilerin birçoğuna Kur’an ayetlerine tamamen zıt olan toplumun çoğunluğunun bazı uygulamalarının doğru olup olmadığını sorduğunuzda kıvranıp durduklarını ve bir ara formül bulmaya çalıştıklarını rahatlıkla görürsünüz. İşte bu kıvranmanın sebebi itibarını kaybetme korkusudur.

10. Kur’an-ı Kerim Din’le ilgili tartışmalarda delil olması için indirilmiştir.

Genelde tüm İslam ülkelerinde, özelde ise Türkiye’de yaşayan Müslümanlar Din’le ilgili çeşitli konuları tartışıp durmaktadırlar. Dinle ilgili tartışmalar yapan çeşitli şahıs ve gruplar kendilerine göre çok değişik deliller ileri sürmekte ve bu delillerle iddiasını ispatlamaya çalışmaktadırlar. Dinle ilgili tartışmalarda, tartışan tarafların ileri sürdükleri deliller, isabetli bile olsa her Müslüman’ı bağlayacak olan kesin deliller değillerdir. Çünkü; Din’le ilgili tartışmalarda kesin ve tartışmasız delil olarak tüm Müslümanların kullanabileceği kesin kanıt Kur’an-ı Kerim’dir. O’nun en önemli indiriliş gayelerinden biride, Din’le ilgili tartışılan her meselede kesin kanıt olması içindir.

Buradan şu temel esası çıkarmamız mümkündür. Eğer Din adına yapılan tartışmanın konusu, çok önemli ve temel bir meseleyse zaten Kur’an’da vardır. O’na bakılarak Müslümanlar arasındaki ihtilaflar giderilir. Kur’an’da yoksa, o konu zaten öncelikli ve Kur’an’ın mesajının anlaşılmasına etki edecek kadar önemli değildir. Biz Müslümanlar elimizden geldiği kadar Kur’an’da esası olmayan konuları gündemde tutmamalı ve o tür ayrıntılarla uğraşarak Kur’an’ın mesajından uzaklaşmamalıyız. Ne yazık ki;Müslümanlara yol göstermeleri gereken birçok alim(!) Kur’an’da aslı esası olmayan önemsiz ayrıntılarla uğraşıp durmaktadırlar. Bu alimler ihtilaflı konularla uğraşıp dururlarken, O’nun asıl ve öncelikli konularını ise rafa kaldırmışlardır. Bunun sonucunda; Arap örf ve adetlerini dinin önemli hükümleri zanneden ve takke, sarık….vb uğraşırken, ihtiyacını Allah’tan değil de ölmüş evliyalardan isteyen ve Allah’a şirk koşan insanlar ortaya çıkmıştır. Kur’an merkezli düşünemeyen hocaefendiler oldukça elinde misvak, kalbinde Allah’la beraber bir başka ilah olan bu tiplemeleri görmeye devam edeceğiz

Allah’ın kitabında asıl olan öncelikli konuları bırakıp ayrıntılarda uğraşanlara hizipçilerin hemen hemen hepsini örnek olarak gösterebiliriz. Hizipçiler; Kur’an’ın temel konu ve kavramlarıyla uğraşmaz, O’na bütünlük içerisinde yaklaşmazlar. Onlar, Kur’an’ın içerisinden seçtikleri bazı ayetleri, hizbin öğretileri doğrultusunda yorumlayarak devamlı gündemde tutmaya çalışırlar. Kur’an’ın diğer ayetleri ve bu ayetlerden çıkarılan yorumlara gelince onları görmezlikten gelirler. Bu iddiamıza, Cihad’a takılıp hoşgörüyü unutan hizipleri veya hoşgörüye takılıp, Allah’ın dininin düşmanı kafirlerle Cihadı unutan hizipleri örnek göstermemiz mümkündür. Gayri İslami hükümlerle yönetilen beldelerde, idarecilerin insafları kadar İslamı yaşayabilen, ancak bunu idrak edemeyen ve klasik fıkhın en önemsiz konuları üzerine kurduğu düşüncesini, abartılı bir şekilde gündemde tutarak, dinin en öncelikli konusu gibi göstermeye çalışan hocaefendilerde aynı yanlışlığa düşmüşlerdir. Bunlar Kur’an merkezli olan konuları bırakarak, insanları gereksiz ayrıntılarla uğraştırır dururlar. Bu gibi hocaefendilerin hizbi eğitimine maruz kalmış olan günümüz Müslümanları, din adına, falan alimin veya mezhep imamının kitaplarına veya görüşlerine dayanan ihtilafları tartışıp durmaktadır. Bu yüzden bana göre, sana göre, bize göre, size göre tartışmaları Müslümanlar arasında sürüp gitmektedir. Halbuki; Hak ile Batılın birbirinden ayrılabilmesi için Allah’ın bize gönderdiği bir kaynak vardır. İşte o kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Teorikte her Müslüman şahıs ve hizip bunu ikrar etmesine rağmen, iş uygulamaya gelince bu ikrarlarının tam zıddını yapmakta ve Allah’ın ayetlerini bırakarak hurafeci alimlerin kitaplarındaki sahih-uydurma karışımı bilgileri Dinde delil olarak kullanmaktadır. Bu ölçüsüzlük düzelmedikçe Müslümanlar arasındaki Din üzerindeki tartışmalar devam edecek ve asla çözüme ulaşamayacaktır.

11. Kur’an-ı Kerim ortaya çıkacak her türlü ihtilafı ortadan kaldırmak için indirilmiştir.

Kur’an-ı Kerim; Hz Peygamber’e “Yahudilerin ve Hrıstıyanların, ayrılığa düştükleri şeylerin, Kur’an’la, açıklanması gerektiğini” belirtiyor. Ancak bu ayetin hükmü Yahudi ve Hrıstıyanlarla sınırlandırılamaz. Çünkü; Kur’an-ı Kerim, Yahudi ve Hrıstıyanlar arasındaki ihtilafları açıkladığı gibi, aynı zamanda tüm insanlar arasında çıkabilecek olan ihtilafları da açıklamıştır. Bu yüzden, Mü’min kimse ihtilaflarını Kur’an’la çözmelidir. O’nun verdiği hükümlere en küçük bir burukluk dahi hissetmeden boyun eğmelidir. Çünkü, O, Müminlerin ihtilafa düştüklerinde delil ve belge edinmek için başvuracakları yegane merci, ve ilk kaynaktır. Kur’an-ı Kerim, Hz Muhammed döneminde yaşayanlardan ta kıyamete kadar gelecek olan Müslümanların hepsinin ihtilaf ettiğinde, ihtilafını çözmek için bakacağı ilahi bir rehberdir.

O’nun “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır…” ayetinde belirtildiği gibi bir Müslüman’ın Dünya ve Ahiret mutluluğu için ihtiyaç duydukları her şey O’nda açıklanmıştır. Ancak bu son cümlemizi Allah Rasulü’nün Kur’an’ın açıklaması, yorumlanması ve pratik hayata aktarılması demek olan sünnetine hiç ihtiyaç olmadığı şeklinde anlamamak gerekir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in daha sağlıklı anlaşılabilmesi için Sünnete müracaat edilmesi şarttır. Ancak, Kur’an ve Kur’an merkezli Sünnet bırakılarak Kur’an’ı anlamamıza yardım etmeyecek hadislerle uğraşmak da doğru değildir. Bu konuda bizim ölçümüz şu olmalıdır. Bize göre “Kur’an-ı Kerim bize yeter” diyerek Sünnet dışlanamaz. Çünkü Sünnet zaten O’nun açıklaması, yorumu ve tatbikatıdır. Ancak hadislere aşırı bir önem atfedip onları Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin önüne geçirmekte doğru değildir. Çünkü hadisler, Kur’an ayetleri gibi değerlendirilemez. Onları Kur’an ayetleriyle eşdeğer sanmak çok yanlış bir anlayıştır.

12. İnsanlar arasında hükmedilmesi için indirilmiştir.

Şüphe yok ki Kur’an-ı Kerim, Müslümanlar arasında çıkacak olan problemlerin çözümü için indirilmiş bir hüküm kitabıdır. Hüküm konusu için Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda; hüküm vermenin tamamıyla Allah’a ait olduğunu, yaratmanın olduğu gibi emir vermenin de O’na ait olduğunu, Allah’ın hakimiyetinin sadece göklerde değil yerlerde de geçerli olduğunu, ve O’nun hükmüne kimseyi ortak etmediğini görüyoruz. Yüce Allah, kendi elçisine bile O’nun hükümlerine aykırı heva ve hevesten hüküm verme hakkı vermemiştir. Bu yüzden Müslüman emir sahipleri de hükmettiklerinde adaletle ( Allah’ın hükümleriyle, Allah ve Rasulünün hükümleriyle ) hükmetmelidir. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyip kendi heva ve hevesine göre hükmedenleri ise fasık, zalim ve kafir olarak vasıflandırmıştır.

Biz Mü’minlere düşen görev, Allah’ın düşmanları olan ve Kur’an’ın emir ve yasaklarını hiçe sayan idarecilere itaat etmemektir. Biz Mü’minler Allah’ın hükmüne çağırıldığımızda “işittik itaat ettik” deriz. Ancak Tağutlara itaate çağırıldığımızda; onların heva ve heveslerinden çıkardıklarını reddeder ve onlarla mücadelemize devam ederiz.

Sonuç olarak; Kur’an-ı Kerim fert ve toplum hayatını tanzim eden emir ve yasakları ihtiva eden ayetler içermektedir. Onun için, O’nu vicdanlara hapsetmek imkansızdır. O Müslüman’ın hayatına müdahale eden bir kitaptır. O İslami devlete fertlerinin birbiri aralarındaki münasebetlerin ve cezalarının ne olması gerektiğini bile açıklamış bir hüküm kitabıdır. Günümüzde özellikle O’nun bu yönü bazı kesimler tarafından unutturulmaya çalışılmaktadır. Müşavereyi tavsiye eden ayeti Demokrasi sisteminin meşruiyetine delil olarak gösteren zihniyete sahip olan bu kesimler, yukarıda belirttiğimiz ayetleri halkın görmemesi için azami gayret sarf etmektedirler.

Kur’an-ı Kerim’in indiriliş amaçlarını genel hatlarıyla açıklamaya çalıştık. Ancak bölüm içerisinde de belirttiğimiz gibi gerek Müslümanlar, gerekse de bunlara yol gösterecek olan hocaefendiler Allah’ın kitabını indiriliş amacına uygun bir şekilde kullanmamaktadır. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim; günümüz insanının problemlerine çözüm getirecek rehber bir kitap olmaktan çıkarılmış ve tarihi süreç içerisinde çeşitli istismarlara maruz kalmıştır. Bu istismarları kitabımızın son bölümünde açıklamaya çalışacağız. Ancak son olarak şunu belirtelim ki; O’na indiriliş amacına uygun olmayan bir tarzda yaklaşan, kişi ve toplulukların, O kitaptan tam olarak faydalanması mümkün değildir.
 
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
yadeller_ Sebepler 0

Benzer konular

Ziyaretçilerden Sorular

2
  • Cevaplanmamış Konu
Cevaplar
1
Görüntüleme
694
Ayşe Hatun
Cevaplar
0
Görüntüleme
2,769