Kur'ân-ı Kerimin Süleyman Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması

~ DiLruBâ ~

Acemi Üye
Silver
#1
"Süleyman'a da, rüzgârı, (Müsahhar kıldık)ki, sabahı bir ayflık yol), akşamı, bir ay(lık yol)du.

Erimiş bakır mâdenini, ona, sel gibi akıttık.

Onun önünde -Rabbinin izniyle- iş gören bazı cinler de, vardı.

İçlerinden, kim bizim emrimizden ayrılıp saparsa, ona, çılgın azabdan tattınrdık.

O, kalelerden, heykellerden, büyük havuzlar gibi çanaklardan, sabit sabit ka*zanlardan, ne dilerse, kendisine yaparlardı.

Ey Dâvûd Hanedanı! Siz, (Allah'a) şükür için çalıştınız!

Kullarımdan (hakkıyle) şükreden, azdır.

"Andoisun ki: biz, Dâvûd'a ve Süleyman'a ilim vermişizdir.

(Bundan dolayı) onlar:

"Bizi, Mü'min kullarının bir çoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun!" dediler.

Süleyman, Davud'a, mirasçı oldu.

(Süleyman):

"Ey insanlar! Bize, kuşların dili öğretildi.

Bize, her şeyden verildi.

Şüphesiz ki: bu, apaçık bir üstünlüğün ta kendisidir!" dedi.

Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan, kuşlardan orduları toplandı.

İşte, bütün bunlar, (onun tarafından) zabt ve idare ediliyorlardı.

Hattâ, Karınca vadisi üzerine geldikleri zaman (dişi) bir karınca:

"Ey Karıncalar! Yuvalarınıza giriniz!

Sakın, Süleyman ve ordusu -kendileri, bilmeyerek- sizi kırmasın!" dedi.

(Süleyman) onun bu sözünden gülercesine gülümsedi de:

"Ey Rabb'im Bana ve Ana ve Babama lütfettiğin nimetine şükr etmemi ve (geri*de kalan ömrüm içinde) Senin razı olacağın iyi (işler) yapmamı, bana, ilham et!

Rahmetinle beni de (Cennette) sâlih kulların arasına idhal et!" dedi.

(Süleyman) kuşları araştırıp:

"Hüdhüd'ü, neye görmüyorum?

Yoksa, gaiblerden mi (oldu)?

Onu, her halde çetin bir azaba uğratacağım!

Yâhud, onu, mutlaka, kestireceğim, ya da, bana, açık ve kat'îbir Burhan geti*rir!" dedi.

Derken, (Hüdhüd) çok geçmeden geldi:

"Ben, senin muttali' olmadığın bir (hakîkat)a vâkıf oldum: Sebe'den, Sana, çok doğru (ve mühim) bir haber getirdim.

Hakikat, orada, bir kadını, onlara hükümdarlık eder buldum.

Kendisine, her şey verilmiştir.

Onun, bir de, çok büyük bir Taht'ı var.

(Gerek) onu, (gerek) kavmini, Allah'ı bırakıp güneşe secde ediyorlarken buldum (gördüm).

Şeytan, onların yaptıklarını, süslemiş te, kendilerini yoldan alıkoymuş (saptırmış) Onun için, onlar doğru yola giremiyorlar.

(Bunu) göklerdeki ve yerdeki her gizliyi (meydana) çıkaran, (kalblerinde)ne gizli*yorlar, ne açıklayorlarsa, (hepsini) bilen Allâha secde etmesinler diye (yapıyorlar)

Allah, O'dur ki, O, büyük Arş'in Sahibi olan ve O, kendisinden başka hiç bir İlâh bulunmayandır." dedi.

(Süleyman):

"Bakalım doğru mu söyledin, yoksa, yalancılardan mı oldun?

Şu mektubumu götür, onu, kendilerine bırak!

Sonra, onlardan biraz çekil de, bak, neye dönecekler (Ne cevap verecekler?) dedi.

(Sebe' kıraliçesi):

"Ey İleri gelenler! Hakikat, bana, çok şerefli bir mektup bırakıldı ki, o, Süleyman-dandır ve o, hakfkatan, Rahman ve Rahfm olan Allâhın adiyle.

Bana karşı, baş kaldırmayınız!

Müslümanlar olarak bana geliniz!" diye (yazılmıştır)

Ey ileri gelenler! Bana, (bu) işim hakkında bir rey veriniz!

Siz, huzurumda bulununcaya kadar, ben, hiç bir işte kat'î(bir hüküm sahibi) ola*madım. " dedi.

"Biz, güc, kuvvet sahihleri, çetin savaş erbabıyız. Emir, sana âiddir.

Bak, sen, ne emredeceksin." elediler. (Kraliçe):

Şüphesiz ki: hükümdarlar, bir memlekete girdikleri zaman, orasını, perişan ederler.

Halkından, şerefli olanları, hor ve hakir kılarlar. Bunlar da, böyle yapacaklardır.

Ben, onlara, bir hediye göndereyim, de, Elçiler, ne (cevap) ile dönecek baka*yım?" dedi.

Bunun üzerine, vaktâ ki, (o gönderilen heyet) Süleymana geldi.

(Süleyman):

"Siz, bana, mal ile yardım mı ediyorsunuz!?

İşte, Allah'ın, bana verdiği (nimetler ki, onlar) size verdiğinden daha çok hayırlıdır.

Belki, siz, hediyenizle böbürlenirsiniz.

(Ey elçi heyet başkanı!) dön onlara!

And olsun ki önüne geçemeyecekleri ordularla onlara gelir, onları, hor ve hakir oldukları halde, oradan çıkarırım!" dedi.

(Süleyman, kendi maiyetindekilere de) ey ileri gelenler! Onun (Belkısin) Tahtını, kendilerinin, bana, Müslüman olarak gelmelerinden önce, hanginiz bana, getirir?" dedi.

Cinden bir İfrit:

"Sen, Makamından kalkmadan, ben, onu, sana getiririm!

Ben, buna karşı, her halde, güvenilecek bir güce mâlikim!" dedi.

Nezdinde Kitabdan bir ilim bulunan (Âsaf b.Berhıya):

"Ben, gözün, sana dönmeden (gözünü yumup açmadan) önce, onu, sana geti*ririm!" dedi.

Vaktâ ki (Süleyman), onu (Tahtı) yanında durur bir halde gördü: "Bu, Rabbımın fazl (ve lutf'undan)dır.

Şükür mü edeceğim, yoksa, nankörlük mü edeceğim, beni, imtihan ettiği içindir (bu).

Kim şükr ederse, kendi yararınadır, kim de, nankörlük ederse, şüphe yok ki Rab-bım (onun şükründen) tamamen müstağnidir.

(Hem O) Hakkıyle kerem sahibidir." dedi.

(Süleyman):

"Onun Tahtını, bilinmez bir şekle getiriniz.

bakalım (tanımaya) muvaffak olacak mı, yoksa, muvaffak olamayacaklardan mı olacak?" dedi.

Artık (Belkıs) gelince, ona: "Senin Taht'ın böyle mi idi?" denildi. (Belkıs):

"Sanki, bu, odur!

Ondan önce de, bize ilim verilmişti, ve biz, Müslüman olmuştuk! dedi. (Hayır!) Onun, Allah'ı bırakıp tapmakta devam ettiği şey, kendisinin İslâmiyeti)ne mani olmuştu.

Hakıkatta, o kâfirler gürûhundandı.

Ona:

"Köşk'e, gir!" denildi.

(Belkıs) onu, görünce, derin bir su sandı.

İki ayağını aç(ıp sıva)dı.

(Süleyman):

"O, hakîkatan, sırçadan yapılmış, düzeltilmiş (ve şeffaf) bir açıklıktır." dedi.

(Belkıs)

"Ey Rabb'ım! Hakikat, ben, kendime yazık etmişim.

Süleyman'ın maiyetinde, âlemlerin Rabb'ı olan Allâha teslim oldum (Müslüman oldum) dedi.







m.asım köksal peygamberler tarihi
 
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
A Peygamberler 1

Benzer konular