Kürsüye çıktı. Gözlerini camiyi dolduran kalabalığa çevirdi...

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#1
Kürsüye çıktı. Gözlerini camiyi dolduran kalabalığa çevirdi...
Kürsüye çıktı. Gözlerini camiyi dolduran kalabalığa çevirdi. Öyle bir bakıyordu ki herkes onun kendisiyle göz göze geldiğini hissediyordu. Uzun uzun seyretti. Kalabalığın üzerine çökmüş bir yeis, bir ümitsizlik gördü. Oysa o ümidini hiç bir zaman yitirmeyenlerdendi. Kelimeleri tek tek seçerek, ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:
“Zaman durmadan deveran ediyor, dönüyor. Gündüzler geceleri takip ediyor. Geceler gündüzlerin arkasından süratle geçiyor. Ve zaman müstakim bir hat gibi gitmiyor. Bugün birilerine bayram yarın başkalarına bayram. Bugün birilerine sevinç yarın başkalarına sevinç. Bugün derenin dibinde emekleyenler yarın zirvelerde gezmeye namzet. Zaman kurak ve çorak olabilir, ama bu zamanın bağrına ekilen cennetlerden daha kutsi gözyaşları yarını cennetlere çevirecektir.”
Ne yapayım acele ettim, kışta geldim.
Sizler cennet gibi bir baharda geleceksiniz…
~Bediüzzaman Said Nursi~
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Risale-i Nur Nedir ve Nasıl Bir Tefsirdir?

Risale-i Nur Nedir ve Nasıl Bir Tefsirdir? Kur'ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?" gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat'i bir şekilde, çekici bir uslûp ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.

Yirminci asrın Kur'ân Felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san'at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve havi olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da isbat ve ilân etmektedir.

Ecdadımızın bir zamanlar kalblerinde yerleşen iman ve itikad cihetiyle zemin yüzünde yüz mislinden ziyade devletlere, milletlere karşı imanından gelen bir kahramanlıkla mukabele etmesi, İslâmiyet ve kemalât-ı mâneviyenin bayrağını Asya, Afrika ve yarı Avrupa'da gezdirmesi ve 'Ölsem şehidim, öldürsem gaziyim' deyip ölümü gülerek karşılayarak müteselsil düşman hâdisata karşı dayanması gibi, milletçe medar-ı iftihar âli seciyemizin bugün biz gençlerde inkişafı, vatan ve millet menfaatı bakımından ve istikbalimizin selameti noktasından ne derece elzem olduğu malûmdur.

Bizler, ancak Rıza-yı İlâhî için çalışıyoruz. Bizzat hizmetinde bulunmakla aldığımız telezzüz, kardeş ve vatandaşlarımıza, İslâmiyete ve insaniyete yardımda bulunabilmek mazhariyetinden gelen ebedî hayatımıza ait sürur ve ümit, bizim bu babda aldığımız ve alacağımız yegâne hakiki mukabele ve ücrettir.

Risale-i Nur nasıl bir tefsirdir? Tefsir iki kısımdır.
Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'anın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını beyan ve izah ve isbat ederler.

İkinci kısım tefsir ise: Kur'ânın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir

Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannîd feylesofları da susturan bir mânevî tefsirdir. Risale-i Nur sübjektif nazariye ve mütâlâalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur'ânın hakikatlarını rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arzedilen bir külliyattır.

Risale-i Nur!..

Kur'an âyetlerinin nurlu bir tefsiri.. Baştan başa iman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen.. Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış... Müsbet ilimlerle mücehhez.. Vesveseli şüphecileri ikna ediyor... En avamdan en havassa kadar herkese hitap edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor... Risale-i Nur!.. Nurlu bir külliyat... Yüzotuz eser... Büyüklü küçüklü risaleler halinde... Asrın ihtiyaçlarına tam cevap verir... Aklı ve kalbi tatmin eder... Kur'ân-ı Kerim'in yirminci asırdaki lâfzî değil - manevî tefsiri... İsbat ediyor!... Akla gelen bütün istifhamları... Zerreden güneşe kadar îman mertebelerini... Vahdaniyet-i İlahiyeyi... Nübüvvetin hakikatını... İsbat ediyor!...

Arz ve Semavatın tabakatından, melaike ve ruh bahsinden, zamanın haikatından, Haşir ve Ahiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar... Akla gelen ve gelmeyen bütün îmanî meseleleri en kat'i delillerle aklen, mantıken, ilmen isbat ediyor... Pozitif ilimlerin müşevviki... Riyazi meselelerden daha kat'i delillerle aklı ve kalbi ikna edip, merakları izale eden bir şaheser...
Tarihçe-i Hayatından

--------------------------------------------------------------- “Eyvah dâvâm!”

“Eyvah dâvâm!”
Bediüzzaman, müsait olduğu günlerde Van dışına çıkıp açık havada derin bir tefekküre dalardı. Sürekli olarak, gelecekte gerçekleştirmeyi istediği projelerini düşünürdü.
Yine böyle bir gün, elli-altmış metre yükseklikteki Van Kalesi’nin başında, yapacağı çalışmaları düşünmeye koyulmuştu.
Kendinden geçmiş bir haldeyken, bir anda ayağı kaydı. Önündeki onlarca metrelik uçuruma doğru gitmeye başladı. O anda kafasında yer eden tek düşüncesi, dâvâsıydı.
Kur’ân’ın hakikatlerini bütün âleme ilân etmek dâvâsı… Ondan başka hiçbir şey düşünmüyordu.
Ama gidiyordu uçuruma doğru… Dâvâsı ne olacaktı şimdi? Hayalleri yarım mı kalacaktı? İşte can korkusuyla değil, dâvâ korkusuyla bağırdı.
“Eyvah dâvâm!”
Aşağı düşmesi gerekirken, harika bir şekilde, uçurumun iç kısmında bulunan bir mağaranın önüne düştü. Yüce Allah gelecekte yapacağı hizmetler için, onu çekip kurtarmıştı.


HALİT ERTUĞRUL






------------------------------------------------------------- Kur'an hayattır...
"Kur'an edebiyat değil, hayattır; dolayısıyla O'na bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olark bakılmalıdır."

Aliya İzzetbegoviç
-------------------------------------------------------------
Kâinâttaki herşey, her hâdise ya bizzat güzeldir,veya neticeleri itibariyle güzeldir...


“Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakīkī bir hüsün (güzellik) ciheti vardır. Evet kâinâttaki herşey, her hâdise ya bizzat güzeldir, ona hüsn-i bizzat denilir. Veya netîceleri cihetiyle (yönüyle) güzeldir ki, ona hüsn-i bilgayr denilir. Bir kısım hâdiseler var ki, zâhiri (görünüşte) çirkin, müşevveştir (karışıktır). Fakat o zâhiri perde altında gāyet parlak güzellikler ve intizamlar var.” (Sözler, 18. Söz, 88) --------------------------------------------------------------- Dünya kurt, insan kuzu...
" Dünya kurt, insan kuzu... Kurdun derdi kuzuyu mideye indirmek kuzu ise kurda aşık.! "
Hz.Mevlana
--------------------------------------------------- Biri iste; başkaları istenmeye değmiyor...
Biri iste; başkaları istenmeye değmiyor.
Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor.
Biri talep et; başkaları lâyık değiller.
Biri gör; başkalar her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar.
Biri bil; mârifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır.
Biri söyle; Ona âit olmayan sözler, mâlâyânî sayılabilir.

Sözler - 17.Söz
--------------------------------------------------- Bir tohum at! ...
Bir tohum at!
Bir tohum at! Attığın tohumu ister unuut, ister unutma. Sonra bir tohum daha at; ister sulaa, ister sulama!..
Ardından bir tohum daha at. Bir tohum daha at sonra, bir daha, bir daha ve bir daha...
Bir tohum at!
İster besle kökünü ister besleme, ister destekle gövdesini ister destekleme, istersen ip bağla, istersen buda, istersen kireçle, veya...
..veya hiçbirini yapma, sadece tohum at!
Bir tohum at! Bir tohum at sen, tohum; bir tohum at!..
İster sıcak olsun ister soğuk; ister yaz olsun ister kış; ister yağmur olsun isterse çamur; var ise atabileceğin bir tohum elinde, at onu, bekleme!
Sen... Bir tohum at! Tohum atmanın zamanı yoktur; zemheride atılan tohumlardan da tutan olur, çöl sıcaklarında atılandan da...
Sen, bir tohum “daha” atmanın yolunu bul; beklemeden, düşünmeden, üşenmeden...
Bir tohum “daha” at! Çünkü daha çok sevinecek bir tohum “daha” atmayı becerenler...
Bir tohum “daha” atmaya çalışanlara tebessüm eden filizlerin sayısı daha çok olacak yarınlarda!
Ve her tohum atan; “bir tohum daha atabilirdim” diye pişman olacak, günü geldiğinde!
Bir tohum at, bir tohum daha at;
..ama her tohumu bir insanın kalbine at! Çünkü her insanın gönlü; sendeki o tohumu bekliyor!
Sen, elindeki tohumu at ve ardına bakma; sonra bir tohum daha at, sonra bir tohum daha at, sonra bir tohum daha ve bir tohum daha ve bir tohum daha ve bir tohum daha ve bir tohum daha... Tohumlar bitene kadar değil... İnsanlar bitene kadar değil... Ömrün bitene kadar, bir tohum daha at!Muammer Erkul ------------------------------------------------------------ Allahım!...
Allahım! Kâinatın tılsımını bizlere açan Efendimize ve âl ve ashabına, yer ve gökler devam ettikçe, mevcudatın adedince salât ve selâm et. Amin!
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Resulullah Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Habiballah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Eminevahyillah
------------------------------------------------------Sabır ne hoş sözcüktür.
Sabır ne hoş sözcüktür. Olumsuzlukları hoş görmek ne iyidir. Zira bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır; ama deniz bu kereminden dolayı eksilmez. Zaten sevgi ve hoşgörü insanlık, hiddet ve şehvet hayvanlık vasfıdır. Sabırlı olun zira bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl gülebilir? Aceleci olmayın. Maksada sabırla erişilir, acele ile değil, alelade otlar iki ay içinde, kırmızı gül ancak bir yılda yetişir. Tencerede bile yavaş ve ustaca kaynayan yemek, delice kaynayandan daha lezizdir. Neden çocuk bile dokuz ayda yaratılmadadır? Çünkü padişahların âdeti her şeyi acelesiz yapmalarıdır. Çünkü vakit keskin bir kılıçtır.~Mevlana Celâleddin-i Rûmi~-----------------------------------------------------------------

Ölümüm, hayatımdan çok dine hizmet edecek!


[TABLE]
[TR]



[/TR]
[TR]
[TD="width: 100%"]

Ben rahmet-i İlâhî’den ümit ederim ki, mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek. Ey din ve âhiretini dünyaya satan bedbahtlar! Yaşamanızı isterseniz bana ilişmeyiniz. İlişseniz, intikamım muzaaf bir sûrette sizden alınacağını biliniz, titreyiniz! Ben rahmet-i İlâhî’den ümit ederim ki, mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek ve ölümüm başınızda bomba gibi patlayıp başınızı dağıtacak! Cesaretiniz varsa ilişiniz! Yapacağınız varsa göreceğiniz de var. Ben bütün tehdidâtınıza karşı, bütün kuvvetimle bu âyeti okuyorum: “Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar onlara ‘Düşman size karşı büyük bir kuvvet topladı; onlardan korkun’ dedikleri zaman onların imanı ziyadeleşti ve ‘Allah bize yeter; O ne güzel vekildir’ dediler.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173) Mektûbat, s. 418 ***
Felillâhilhamd, hizmet-i Kur’âniye ve imaniyede Cenâb-ı Hak rahmetiyle öyle kardeşleri bana vermiş ki, vefatımla, o hizmet, bir merkezde yapıldığına bedel, çok merkezlerde yapılacak. Benim dilim ölümle susturulsa, pek çok kuvvetli diller benim dilime bedel konuşacaklar, o hizmeti idame ederler. Hattâ diyebilirim: Nasıl ki bir tane tohum toprak altına girip ölmesiyle bir sümbül hayatını netice verir; bir taneye bedel yüz tane vazife başına geçer. Öyle de, mevtim, hayatımdan fazla o hizmete vasıta olur ümidini besliyorum.
Mektûbât, s. 412
***
Madem Risâle-i Nur’un vazife-i kudsiye-i imaniyesi benim ölümümle daha ziyade halisane inkişaf edecek ve hiçbir cihetle dünya işlerine ve benlik ve enaniyete vesilelikle itham edilmeyecek ve rekabeti tahrik eden hayat-ı şahsiyemi bulmadığı için daha mükemmel ve ihlâs ile o vazife devam edecek. Hem ben dünyada kaldıkça gerçi bir derece yardımım olabilir; fakat adi şahsiyetimin ehemmiyetli rakipleri, münekkitleri, o şahsiyeti itham edebilir ve Risâle-i Nur’a ihlassızlıkla ilişebilir ve bir derece çekinir, çekindirir. Hem bir derece bekçilik yapan bir şahsiyetin yatmasıyla, o daire-i nuraniyedeki bütün ehl-i gayret müteyakkız davranır. Bir nöbettar yerine, binler bekçi çıkar. Elbette ölüm gelse, “Baş üstüne geldin” demek gerektir. Hem, madem Nur şakirtlerinden çokları hem malını, hem istirahatini, hem dünya zevklerini, hem lüzum olsa hayatını Nurun hizmetinde feda ediyorlar. Sen, ey nefsim; neden fedakârlıkta en geri kalmak istersin?
Hem katiyen bil ki, çok biçarelerin hayat-ı bakiyelerini Nurlarla kurtarmak hizmetinde, fani ve zahmetli ihtiyarlık hayatını memnuniyetle bırakmaya lüzum olsa veya vakti gelse, razı olmak gayet lezzetli bir şereftir.
Emirdağ Lâhikası, s. 174
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]


İlâhi ente maksudi ve rızaike matlubi (Ya Rabbi maksadım sen, isteğim senin rızanı kazanmaktır)
 

hüzün çiçeği

Acemi Üye
Silver
#2
“Eyvah dâvâm!”

“Eyvah dâvâm!”
Bediüzzaman, müsait olduğu günlerde Van dışına çıkıp açık havada derin bir tefekküre dalardı. Sürekli olarak, gelecekte gerçekleştirmeyi istediği projelerini düşünürdü.
Yine böyle bir gün, elli-altmış metre yükseklikteki Van Kalesi’nin başında, yapacağı çalışmaları düşünmeye koyulmuştu.
Kendinden geçmiş bir haldeyken, bir anda ayağı kaydı. Önündeki onlarca metrelik uçuruma doğru gitmeye başladı. O anda kafasında yer eden tek düşüncesi, dâvâsıydı.
Kur’ân’ın hakikatlerini bütün âleme ilân etmek dâvâsı… Ondan başka hiçbir şey düşünmüyordu.
Ama gidiyordu uçuruma doğru… Dâvâsı ne olacaktı şimdi? Hayalleri yarım mı kalacaktı? İşte can korkusuyla değil, dâvâ korkusuyla bağırdı.
“Eyvah dâvâm!”
Aşağı düşmesi gerekirken, harika bir şekilde, uçurumun iç kısmında bulunan bir mağaranın önüne düştü. Yüce Allah gelecekte yapacağı hizmetler için, onu çekip kurtarmıştı.


HALİT ERTUĞRUL


ALLAH razı olsun Çok güzel paylaşımınız. davamız için bir uçurumdan yuvarlanmayı bırak yola bile koyulmamışım ne kadar vahim yaşantımız var ALLAH azimle yürümeyi nasip etsin cümlemize amin