mehmedimin günlüğü

mehmedim

Çalışkan Üye
Silver
#61
sevgili günlüğüm,

sana, mahzûn bir kalemin beyaz sayfanda bıraktığı siyah tortusu kadar aşinadır parmaklarım.içinde, hüznün en girift mahyasını çözebilecek bir baht kadar yakınım sana. sicim sicim dökülen yaşlarımın alev tufanına tutulduğu bir devrime mahkum ettim seni. susmak bilmeyen sözcüklerim, yakana yapışmış veremli bir hasta gibi bulaşıcı duygularıyla seni de heba etmekte.inceliyorsun derdimin seni sardığı en kesif noktasında ve halsiz kalıyorsun. ben yazdıkça biliyorum sen tükeniyorsun.

bazen ürküyorum kaleme dokunmaktan, bazen sana sığınmayı acizlik addediyorum. ne yapsa da şu gönlüm, pusulasını senin limanına çiviliyor. dönüp dolaşıp sığ dehlizleri, serin sularında huzur kalyonlarına mübtela hayallerimi demirliyorum. duruluyorum ilkin sonra her satırına boylu boyunca uzanıyorum.ne müthiş bir birliktelik ki çevrilen herbir yaprağına akıldan yoksun Mecnûnca yazıyorum. delilik sırrına vakıf sözcüklerimin akıl yoludur satırların. ben delice yazıyorum sen delice yazdıklarıma akıl giydiriyorsun.

sevgili günlüğüm, dünyamda mazlumların ahı yakıyor vicdanları. sürükleniyor Gazzeye vicdan gemisi, takozsuz bir inkişafla uzanıyor yardım eli. yoksulluğun,çaresizliğin,ölümün, sorumsuzca terkedilişin prangasıyla bağlı Gazzeliler umudun,uyanışın kalplere sirayet eden biliktelik atışlarıyla hayat buluyorlar. yalnızlığa terk edilmiş mazlum halkın tükendikçe çoğalan dualarına kulak veriyor bu nesil! elinde neyi varsa paylaşmak adına mücadele veriyor. zengin, malından yolluyor fakir aşından, aç ise gözyaşından.her bir fiil müstesna acıya deva gibidir. yaralı ceylan Gazze, suya inip talihini seyrederken bahtına yol alan gemilerin Nuh'a misal ilerleyişine son bir hal ile selam durmakta. Aşk bu olmalıydı ki hisler bir, fikirler bir, akisler bir,soluklar bir, ölümler bir,yakarışlar bir...ikilik Mısır firavunlarında öldürücü kenece fikir! muhakkak müslümanlar ölmeli mi ki kapılar bir başka sözde müslüman yöneticilerce aralansın. ne makus anlaşmalara nasırlı imzalar atılmış ki ebediyete dek Müslüman ülkeler ablukayı gülbahçesiymiş gibi öteden izlemekteler...

sevgili günlüğüm, artık Gazzeliler ayyıldızlı al bayrağın gölgesinde ana kucağı şefkatiyle muamele görecek, bizim akıbetimizi ikileştirenlere birliktelik tokadıyla karşılık verilecektir. kırılgan vicdanlar yıldızlar kadar parlak alınlarını Gazzenin yanan,yakan talihine gömecektir. bir gökkuşağına gebe gözyaşı tutulacak ülkemde... renklerin, ırkların süzgeçten geçirilmediği şeffaf hissiyatlara ebruli lalelerin fırçasız kondurulduğu vakte muştudur şehitlerim...
 

KE$K!NßI¢@K

<span LANG="EN"><font SIZE="2" COLOR="#FF0000"><b>
Silver
#62
Cok hos bir gunlugunuz var..Emeginize-yureginize saglik..

Yazan kaleminizde-yazdiran ruhhaniyetinizde daim olsun ins..Tesekkurler...

:):):)
 

mehmedim

Çalışkan Üye
Silver
#63
merhaba günlüğüm,
bugün içimde bir hüzün var...üzülüyorum bir şeylere sonra üzüldüğüm anların içimdeki mahpusluğunu, gözlerimin akarında yaş bırakırcasına özgürce azad ediyorum. dinmiyor hislerimin inceliğinde mağdur adaletimin acıları. bazen bir odada karakalem bir köşe çiziyorum, çizdiğim köşeye kırılgan duygularımı havale ediyorum. kimsecikler farkına varmadan bu bedeni terk ediyor sonra tekrar bir elbise gibi bedene bürünüyorum. dertler sırılsıklam yapışmış üstüme kurutacak ne bir sıcak gülüşüm ne de tebessümüm var ahvalime çare olsun...

bir mum gibi yandıkça tükenir sandım acılarım oysa tükendikçe ben ,acılarım kalp haznemi lebaleb doldurmakta.nefes aldıkça ah eden ahvalime sırlı bir inkişafla el verecek iç çekişlerim de yok.aralıksız bir koşuşturmayla dert yokuşunda çare merdivenlerini birbir atlarken yorulduğumu hissediyor sabrımın takatini giyotine terk ediyorum ve yığılıyor ağlamalarım olduğu yere. bir dilenci gibi yere seriyorum fakirliğimi,yoksulluğumu,güçsüzlüğümü...

titreyen dudağımda çare istemeye mecal arayan sözcüklerim, kendi mezarlarını içimdeki harabenin en görkemli yerinden seçtiler. artık kalemi tutan gönlümün elçisi parmaklarım, istifalarını çoktan verdiler.kağıdımın mürekkebi çizgisinden taşıyor, silkiniyor siyahca dertlerim filhakika beyazlar benden ürküyor...

sevgili günlüğüm,
bugün üzgünüm...ne sen beni sorgula ne de ben sorguyla kendi yitikliğimi sana yazayım...bugün beni affet olur mu?

seninle hür, seninle makbul gençliğimin nezih sayfaları...
 

mehmedim

Çalışkan Üye
Silver
#64
sevgili günlüğüm,

Sabahleyin penceremde rakseden tül perde, üfleyen bir meltemin çocuksu oyuncağıydı sanki. Belki de ayyaş bir dalgada mahsur kalmış gemiydi tül perdem. Yalpaladıkça, gezindikçe yüzüme değen işlemeleri uykumdan kalkma vaktimin geldiğini haber veriyordu. Yaramaz bir çocuk gibiydi ki her defasında elimle uzaklaştırmama rağmen yüzümde yerini buluyor "hadi kalk,pek inatçıyım"der gibiydi. Başımı yastığımdan kaldırdığımda güneşin hırsız ışıkları odamda gölge avlıyordu. Gün yeni başlıyordu.

Bizim dış kapı hiç anahtar görmez, tokmağı bir kıvırdınmı yüz yıkama lavabosunda, ayna ile müşterek havlunun ahbaplığında yüz yıkarsınız. Yüzümü yıkadım, midem de uyanmış olmalı ki kahvaltıya kurulmuş çalar saaat sanki. Çaydanlığın, su ısıtıcısıyla düşmanlığını bilirim. Bir zamanlar ocak ile çaydanlık, sıcak tebessümle doğan ısıda suyu kaynatır çayın demiyle burcu burcu kokular verirlerdi. Teknoloji celladı su ısıtıcısı, o birlikteliğe son verdi. Şimdi suyu kendi kaynatıyor, çaydanlıktaki demi ansızın yakıp kavuruyor. Neyse çayımı demledim, toz şekeri bulamadım ne yapalım, kıtlama Erzurum şekeriyle idare edeceğim, o da ne bardaktaki su taştı, şeker suya ağır geldi bekle ki erisin şimdi, mübarek eriyen şeker değil halis muhlis taş.

Sokaklar sakin, ne çocuk sesi var ne de çocuğunun sesiyle pencerede beliren bir başka ses. Çöpler toplanmış, kediler yine aç yazık ki her yer beton midelerini avutacak ot dahi yok civarda. Kedi ot yer mi? Duymuştum,aç olunca papatya falına bakmazlarmış, mazlum bir ota razı olurlarmış.

İşte sabah sersemi bir adam, dudağı arasında eğri bir cigara, saçlar dağınık ki kuş yuva yapmaz itinasız o başa. Yürüyüşte ayaklarda ritim yok, kollar iki yana açılmış sallanır, gövde baştan habersiz rüzgar vurdukça yelkence yön bulur. Ayakkabıların topuğuna basmış bir de, sokaklara çorap resitali sunar adeta. pantolon siyah, çorap yeşil, gömlekten firar edecek gibi kıllar, düğmeler öksüz öyle ya akıl gecekondu, fikir sefil.

Neyse otobüs geliyor işte, yırtacak sesiyle afakı, deniz motoru sanki biz de martı.Yem varmış gibi hücum ettik içeriye. Kimse kimseye yer vermez, hamile koltuğunda bıyığı henüz terlemiş genç, kulakta son ses rep,...Düşündüm bir an acep ne vakit doğuracak, öyle ya cinsiyeti farklı ise meçhul bir doğum mu ufukta. İki adımlık yere tıklayıp durma be abla....Hiç yürümeyi sevmez insanımız. Şoförün ayağı beş dakikada bir frenle oynaşta. Sallanıyoruz yağ tutacak ayran gibi.

işte geldim iş yerime nihayet, üstümde gömleğim eriyecek sandım terden alamet. Kitaplarımda belirgin parmak izim, öğrencilerimde günaydın sözüne ahbaptır nezaket. Ne güzel ki çehreler pırıl pırıl, arada bir notlar hususunda olsa da şikayet.

.......
Gün çabuk geçti yine...evdeyim. odamda uzanmışım yatağa, uykum gözlerimi kapatıyor kapağıyla.

Sevgli günlüğüm sen sana yazılanlara bakıp uyma serseri adamla o koltuktakine.gör ahvali de bildir ahaline.

Seninle sırlı bir vakit, çalıyoruz işte kelimelerden nakit.....
 

~ EyLüL ~

Acemi Üye
Silver
#69
Çaydanlığın, su ısıtıcısıyla düşmanlığını bilirim. Bir zamanlar ocak ile çaydanlık, sıcak tebessümle doğan ısıda suyu kaynatır çayın demiyle burcu burcu kokular verirlerdi. Teknoloji celladı su ısıtıcısı, o birlikteliğe son verdi. Şimdi suyu kendi kaynatıyor, çaydanlıktaki demi ansızın yakıp kavuruyor. Neyse çayımı demledim, toz şekeri bulamadım ne yapalım, kıtlama Erzurum şekeriyle idare edeceğim, o da ne bardaktaki su taştı, şeker suya ağır geldi bekle ki erisin şimdi, mübarek eriyen şeker değil halis muhlis taş.


çok güzeldi şerefyab oldum
 

mehmedim

Çalışkan Üye
Silver
#70
sevgili günlüğüm,

belki de üç yıldır bu sitenin birçok ferdinin renk cümbüşü gözlerine misafir olmuşsundur.seni okuyanlar içtenlik terazisinde ölçülen herbir bakış açısına göre samimi etiketler biçtiler sana.varlığınla süreyya bir şulenin, geceden kalma mumuna ateşi müjdeledin.okudular seni,anlamaya çalıştılar,üflediler sonra yaşadıklarını, yalpaladın haylaz bir alev gibi ama hala yandın söndükçe o birileri.

sevgili günlüğüm,paylaşımlar gelip geçen bir hızlı tren,vagonlar ise kuru bir teşekkür....hassasiyet hangi noktada boğazlanıyor,ip kimin elinde,imam kim,fetva veren kim?insan idraki yetmiyor rütbe işlerine yöneten ayrı bir dünya yönetilen ayrı.bir tek sen gerçeksin ,satırların münezzehtir çirkeflikten hem gayrı.paylaş diyorlar,yaz diyorlar,tıkla diyorlar söyle günlüğüm biz insanları arenada gladyatör mü sanıyorlar.söz vardır icrası müthiş hızlıdır,öz vardır adabı fevkalade hazlıdır.icrası cereyan etmeyen sözlerin melun yeri yalan çöplüğüdür ki oracıkta kokar.adabı olmayan öz içi boş bir inci kabuğudur ki incisi var mı diye derinlere dalmaya gerek duyulmaz onun sularında.

bahtiyar günlüğüm,çehrelere bakıp aldanmak rutin bir iş oldu,iç dış ile bir değildir lakin işte o vakitte makyaj peyda oldu.sihirli bir alıntı ile kopyala yapıştır revizyonuna maruz kalmış onca yazı, ehemmiyetini kaybetmiş,tıklanma ile meçhul ceplere kirli nakitler akıtmıştır.tüm bu oyunlardan sıyrılacak vaktin en özgür kuşu olman dileğimdir..

seni seven kalemdarın mehmedim...
 

Ziyaretçilerden Sorular

Cevaplar
8
Görüntüleme
276
2
  • Cevaplanmamış Konu
Cevaplar
1
Görüntüleme
1,132
Ayşe Hatun