Ölümü Temenni Etme veya Etmeme

endulus

Acemi Üye
#1
Yüceler yücesi, dostlar dostu Allah’a hamd olsun. O yaratan ve hayat verendir. Onun yaratma, öldürme ve yok etme, Ceza günü için yeniden diriltme, hükme bağlama ve bu hükümleri yerine getirme konularındaki hükmü geçerlidir “Herkes yaptığı iş karşılığında cezalansın diye” (Tâhâ,15), Yüce Allah Kitabında şöyle buyurduğu gibi “Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, Cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar. Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mukâfatıdır” (Taha,74-76).

MALA VE CANA DOKUNAN ZARARDAN DOLAYI ÖLÜMÜ TEMENNİ ETMENİN YASAKLANMASI

Müslim’in Enes’den rivâyet ettiği bir hadis-i
şeriftede Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur “Sizden
biri kendîne gelen bir zarardan dolaylı
ölümü temenni etmesin. İllaki temenni etmek istiyorsa,
şöyle desin :”Allahım, eğer benim yaşamam
hayırlı ise beni yaşat, eğer ölümüm hayırlı
ise beni öldür” Bu hadisi Buhârî de kitabına
almıştır. Buhârî başka bir rivâyetinde şöyle demiştir
: “Sizden biriniz öldüğü zaman amelleri sona
erer, Zira müminin ömrünün uzun olması, onun
hayrını artırır.” Buhârî'nin naklettiği diğer bir
hadis ise şöyledir :” Sizden birisi ölümü
temenni etmesin. Zira eğer o muhsin ise, hayırlı
amellerini çoğaltır. Eğer kötü birisi ise, kendisi
için zor olanı istemiş olur.”. Bezzar’ın Cabir’den
rivâyet ettiği hadisde Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur
: “Ölümü istemeyin. Onun muttali olduğu
dehşet şiddetlidir. Allah’ın ona tövbeyi nasip
etmesine kadar ömrünün uzun olması
saadetindendir.”
Ulema şöyle demiştir : Ölüm sadece yokluk
değildir. Değişikliğe uğrayıp yok olma da değildir. O
rûhun bağlı olduğu bedenden kurtulması , ayrılması
ve ikisinin arasına bir perde girmesi ve halinin
değişmesi ve bir dünyâdan başka bir dünyâya intikal
etmesidir. Bu olay, musibetlerin en büyüğüdür.
Zira Allah ona musibet ismini vermiştir. Zira şu
âyette ölüme musibet denilmiştir : “ Ölüm musibeti
size dokundu”. Zira ölüm musibet, büyük bir
belâdır. Alimlerimiz demişlerdir ki: Ondan daha
büyük musibet, ondan gafil olmak, onu hatırlamak-tan yüz çevirmek, o konuda az tefekkür etmek ve
onunla ilgili ameli terk etmektir. Onu tek başına
düşünen için ibretler vardır. Hz. Peygamberden
gelen bir haberde : “ Hayvanlar ölümle ilgili
olarak sizin bildiğinizi bilselerdi, sizler onların
yağlarını yemezdîniz” buyurmuştur.
Rivâyet olunur ki, bir bedevi devesinin
üstünde gidiyordu. Deve çökerek öldü. Bedevî devenin
üstünden indi ve devesinin etrafını dolaştı.
Düşünerek şöyle dedi : “Neden kalkmıyorsun ?
Niye kalkmıyorsun ? Neden dönmüyorsun ? İşte şu
azaların tam, uzuvların sağlam. Nedir senin bu durumun
? Seni bu hale sokan nedir ? Seni ne diriltir
? Seni yere yıkan nedir ? Senin hareket etmene
mani olan şey nedir ? Sonra onu bıraktı ve onun
hakkında düşündü hayrette kaldı.
Hakim Tirmizî “Nevadirü’l- Usûl” adlı eserinde
şu rivâyette bulundu : Bize Kuteybe b. Said ve Hatip
b. Sâlim, Abdulaziz el- Madişum’dan ona da
Muhammed b. Münkedir rivâyet etti. Muhammed
dedi ki : Adem aleyhisselâmın bir oğlu öldü. Adem
dedi ki : Ya Havva ! Oğlun öldü. Havva dedi ki :
Ölme ne demektir? O da dedi ki :Ölen kimse
yemez, içmez, oturmaz, kalkmaz. Bunun üzerine
Havva coşarak ağıt söyledi. Adem (a.s.) dedi ki :
Ağıt sana ve kızlarına olsun. Ben ve oğullarım
ondan uzağız.
Sehl b. Abdullah et-Tüsterî’den rivâyet olunduğuna
göre, o şöyle demiştir : “Sizden biriniz üç
şey dışında ölümü temenni etmesin. Bu üç şey şunlardır
: Ölümden sonraki şeylerin cahili olan kişi,
yahut Allah’ın takdir ettiği şeylerden kaçan kişi veya
Allah’a ulaşmayı çok arzu eden kişi ( bunlar ölümü
temenni edebilirler)”.
Rivâyet olunur ki : Ölüm meleği, Rahman
Aziz ve Celîl olan (Allah’ın) dostu İbrahim (a.s.) ın
rûhunu almak için geldi. İbrahim (a.s.) şöyle dedi:
“Ey ölüm meleği ! Sen bir dostun diğer dostunun
rûhunu aldığını gördün mü?” ( Dostun, dostunun
canının aldığı nerede görülmüştür?). Bunun
üzerine ölüm meleği (a.s.) rabbinin huzuruna yükseldi.
Rabbi ona şöyle dedi: Ona de ki: “Bir dostun,
dostuna kavuşmayı hoş görmediğini sen
gördün mü?”. Ölüm meleği geri dönünce, İbrahim
(a.s.) şöyle dedi: “Şu saatte rûhumu kabzeyle
(ruhumu al dostuma kavuşayım”. Ebudderda
(r.a.) şöyle demiştir : “Ölüm kendisi için hayırlı olmayan
mümin yoktur. Benim bu sözümü tasdik
etmeyen bilsin ki ; Allah Teâlâ şöyle buyurur :
Allah’ın yanında olan mükâfatlar, elbette o
hayırlı ve iyi insanlar için daha hayırlıdır. (Al-i İmran,
198).Ve yine Allah Teâlâ buyurur ki : O kâfirler kendilerine
mühlet vermemizin kendileri hakkında
hayır olduğunu sanmasınlar. (Al-i İmran, 178). Hayyan
b. el-Esved şöyle demiştir : “Ölüm sevgiliyi sevgiliye
kavuşturan bir köprüdür”.
DÎNİN YOK OLMA KORKUSUNDAN DOLAYI
ÖLÜMÜ TEMENNİ ETME
Aziz ve Celil olan Allah, Yûsuf (a.s.) dan haber
vererek şöyle buyurmuştur : Müslüman olarak
benim hayatıma son ver ve beni salih olanların
arasına kat. (Yusuf, 101).
Meryem (a.s) in de şöyle dediğini de Cenâb-ı
Hak haber verir : Keşke bundan önce ölseydim
de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.
(Meryem,23) Malik’in Ebizzinâd’dan, onun da A’rec ‘den,
onun da Ebû Hureyre’den rivâyet ettiğine göre,
Rasûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur : “Bir şahıs,
diğer bir şahsın kabri üzerinde yürürken, keşke
onun bu mekânı benim olsaydı demedikçe
kıyamet kopmaz”.
Ben derim ki ; bu bölümde zikrettiğimiz
husûsla daha önce beyan ettiğimiz husûs birbiriyle
çelişmez (yani ölümü temenni etmenin caiz olmayacağı
konusu ile ölümü temenni etmenin caiz olacağı
konusu). Yusuf (a.s) a gelince, o konuda
Katâde şöyle der : Hiç kimse ölümü temenni etmez.
Yûsuf (a.s) hariç, ne bir peygamber ve ne de bir
başkası. Yusuf (a.s.) a gelince, bütün nimetler onun
üzerinde toplandı. Aziz ve Celil olan Rabbını aşırı
derecede arzuladığından dolayı böyle bir istekte bulunmuştur.
Ve nitekim onun bu durumunu haber
veren Yüce Allah Yûsuf’un (a.s.) şöyle dediğini
haber verir : “Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay
ve onu yönetme imkânını) verdîn, sözlerin yorumundan
da (bir bilgi) öğrettin. (Yusuf,101). Denilmiştir
ki, Yusuf (a.s) ölümü temenni etmemiş,
ancak Müslüman olarak vefât etmeyi arzulamıştır.
Yani ecelim geldiğinde beni Müslüman olarak öldür
demek istemiştir. Ehl-i tevilin görüşüne göre, bu
âyetten anlaşılan budur. En iyisini Allah bilir

Meryem (aleyhesselâm) e gelince, onun
ölümü temenni etmesi iki sebepten olmuştur :
Birinci sebep : Kendisinden dolayı, dîninin
kötü zannedilmesi ve ayıplanması ve bundan
dolayı dîninden dönmesi için işkence ve baskı
yapılması,
İkinci sebep ise : Başına gelen olaydan
dolayı, kavminin bühtan ve asılsız yalana baş vurması,
kendisine zina isnat edilmesi. Bundan dolayı
onların helâke marûz kalmaları. Allah daha iyisini
bilir.
Allah Teâlâ Azze ve Celle, Aişe (r.a.) ye iftira
edenler hakkında şöyle buyurmuştur : Onlardan
(iftiranın) büyüğünü yüklenene ise, büyük bir
azab vardır. (Nur,11). Ve yine buyurmuştur : ve bunu
kolay sandınız; oysa o Allah katında çok büyük
(bir suç) tur . (Nur,15). Meryem (a.s.) hakkında Allah
Teâlâ’nın şu “Onun annesi dosdoğrudur” (Maide,75)
âyetinden dolayı, o sadece sıddıkadır Onun hakkındaki
iftira çok büyüktür ve bühtan da çok şiddetli olmuştur.
Bundan dolayı, onlar helâki hak etmişlerdir.
Dolayısıyla açıklamaya çalıştığımız sebeplerden
dolayı, onun ölümü temenni etmesi caiz olur. En iyisini
Allah bilir.
Hadis-i şerife gelince, şüphesiz o bir haberdir.
Bu insanlar üzerine inen şeyin şiddetinden dolayı
olacaktır. Bu şiddette, dînî yaşantının bozulması,
dînin zayıflaması ve dînin insanlar arasından çekilmesi.
Yoksa, kişinin canına ve diğer bazı husûslara
gelen zarardan dolayı ölümü temenni etme
değildir. Diğer bazı husûslar dediğimiz şey, yapılan
bazı hatalardan dolayı malın elden çıkması
v.b.meselelerdir. Peygamber (a.s.) in şu mübarek
sözü bu manayı güzelce açıklar. “ Allahım !
Senden hayırları işlemeyi, münkeratı (kötülükleri)
terk etmeyi ve fakirleri sevmeyi isterim. İnsanlar
arasında bir fitne istediğimde – veya bir
fitne çıkarmak istediğimde- rezil ve rüsvay olmaksızın
ruhumu al ve beni sana ulaştır”. Malik
rivâyet etmiştir.Bunun benzeri bir ifâde de, Hz.
Ömer’in şu sözüdür : “Allahım ! Kuvvetim zayıfladı,
yaşım ilerledi, emrim altındakiler
çoğaldı, öyleyse zayi etmeden perişanlığa
düşürmeden rûhumu kabzeyle ve beni Sana
ulaştır.” O ay geçmeden Hz. Ömer’in ruhu
kabzedildi. Bu haberi de yine Mâlik rivâyet etti.

Ebû Ömer ibni Abdilberr “et- Temhîd ve-l- İstizkâr”
adlı kitabında Zâzâ’nın Ebû Ömer’den. O da
el-Alim’el –Kindî’den rivâyet ederek dedi ki , Ebûl-
Abbas el- Ğifârî ile bir düzlükte oturuyordum. O
bazı insanları gördü ki, taun hastalığına yakalanmışlar.
Dedi ki : Ey taun! Beni tut, beni yakala. Ve
bunu üç defa tekrâr etti. Bunun üzerine Alim dedi
ki. Niye bunu söylüyorsun. Rasûlullâh buyurmadımı:
“Sizden biriniz ölümü temenni etmesin,
Çünkü o anda hayırı amelleri işleme sona erer.
Ve geriye dönmeye de güç yetirilemez.” Ebû
Abbas dedi ki: Rasûlullâh’ın şöyle dediğini duydum:
“Altı şeyden dolayı ölüme koşunuz : Kötü idareciler,
polislerin çoğalması, hakimlerin satın alınması,
kan akıtmanın hafif görülmesi, sılây-ı
rahmin kesilmesi, Kuran okumanın müzik
halinde gelişmesi ve adamı şarkı okur gibi
Kur’an okusun diye öne çıkarırlar. Onların çok
azı fakih olsalar bile.”
ÖLÜMÜ ZİKRETMEK VE ONA HAZIRLANMA
Nesaî,Ebû Hureyre’den o da Rasûlullâh’dan
şöyle rivâyet etmiştir : “Lezzetleri yok eden şeyi
çokca zikredîniz. O da ölümdür”. Bu hadisi İbn
Mâce ve Tirmizî de zikretmiştir. Hafız Ebû Nuaym
da onu şu senetle zikretmiştir : Senedde Enes b.
Mâlik, Yahya b. Said b. Müseyyeb, o da Ömer b.
Hattab’dan, Hattab’ın da Rasûlullâh’dan şöyle
rivâyet etmiştir : “Lezzetleri yok eden şeyi çokça
zikredîniz”. Biz de dedik ki, Ey Allah’ın Rasûlü,
lezzetleri yok eden şey nedir ? Buyurdu ki,
ölümdür.”.
İbn Mâce İbn Ömer’den rivâyet ettiğine göre,
İbn Ömer şöyle demiştir : Ben Rasûlullâh ile oturuyordum.
Ensâr’dan bir adam geldi. Peygambere
selâm verdi ve dedi ki : Ey Allah’ın Rasûlü, hangi
müminler daha efdaldır ? O da buyurdu ki, :
“Ahlakı en güzel olandır”. Yine dedi ki, hangi
müminler en akıllı kimselerdir ? Peygamber dedi ki,
“Ölümü çok zikredenler, ve daha sonrası için
güzel işler yapanlar. İşte bunlar en akıllı kimselerdir”.
Malik de bu hadisi kitabında zikretmiştir.
Tirmizî Şeddâd b. Evs’den rivâyet etti.
Peygamber (a.s.) şöyle demiştir : “Akıllı kimse,
nefsini aşağı gören ve ölümden sonrası için
amel edendir. Aciz kimse ise, nefsinin arzusu
peşinde koşan ve nefsinin arzusunu Allah’dan temenni edendir”. Enes’den rivâyet edildiğine
göre, Rasûlullâh şöyle buyurmuştur : “Ölümü
çokça zikredîniz, onu zikretmek günahları temizler
ve insanı dünyâda zühd sahibi yapar”. Ve
yine Hz. Peygamber’in şöyle dediği rivâyet
edilmiştir : “Vaiz olarak ölüm yeter. Ve ayrılık
olarak ta ölüm yeter”. Denildi ki, Ey Allah’ın
Rasûlü, şehitlerle haşrolunacak bir kimse var mıdr?
Buyurdu ki, “Evet 20 defa ölümü zikreden kimse
şehitlerle haşrolunacaktır.”. Süddî şu âyet,: “O
Allah ölümü ve dirimi, hanginiz daha güzel amel
işleyip- işlemiyeceğinizi imtihan etmek için
yarattı”. hakkında şöyle demiştir.Ölümü çok zikretmeniz
ve bu husûsta en güzel kabiliyete sahip olmanız
içindir. Çok korkmak ve sakınmakta
ondandır.
Alimlerimiz (r.a.) Aleyhissalatü vesselâmın,
“Lezzetleri yok eden ölümü çokça zikredîniz”
sözü hakkında şöyle demişlerdir : Bu, çok özlü ve
veciz bir sözdür. O ölümü hatırlama husûsîyetlerini
kendînde toplamış ve va’zda çok beliğ/açık bir ifâdede
bulunmuştur. Bir kimse ölümü gerçekten
zikrederse, mevcût dünyâ lezzetinden uzaklaşır. Ve
onu gelecekteki lezzet temennisini de, aşırı dünyâ
düşüncesini de yok eder. Ancak hareket etmeyen
nefisler ve gafil olan kalpler, uzun boylu vaaza
ihtiyaç hissettikleri gibi, ölümü daha güzel anlatan
konuşmalara da ihtiyaç duyarlar. Eğer böyle olmasaydı,
peygamberimizin “lezzetleri yok eden
ölümü çokça zikredîniz” hadisi, bu işi anlamada şu
: “Her nefis ölümü tadıcıdır” (Al-i İmrân, 185), âyeti
dînleyene kâfi gelmezdi ve o hadis-i şerife bakanı
meşgul ederdi. (Yani âyetin manası hadis-i şerifle
daha iyi anlaşılmış uluyor, Mütercim). Emirü’l-
Müminin Ömer b. Hattâb çok kere şu beyitlerle
misâl verirdi.
Sevinci devâmlı olan bir şey göremezsin-
Allah bakidir, mal ve evlât yok olur gider,
Hürmüzü, hazineleri bir gün bile zengin kılmadı-
Ebedîlik ona avdet etmedi yok oldu gitti
Kendisi için rüzgarların müsahhar kılındığı Süleyman
da kalmadı-İns ve cin de onların aralarında
dolaşıp durmuyor,
Nerede güçlü kuvvetli kırallar- ki kendilerine
dönen güçlerden izzet bulan-,onlar da bozguna
uğradı gittiler.

Orada (ebedî alemde) Havz-ı Kevser olacaktır,
yalan yok- Onun gelmesi bir gün mutlaka
gerçekleşecektir.
Bizim zikrettiğimiz şeyler sabit olunca, bil ki
ölümü zikretmek, bu fânî dünyâdan şuurlu varis
bıraktıkları şeyleri çeker alır. Her lahza baki olan
âhiret yurduna teveccühü varis bırakır. Sonra insan,
dar veya geniş olan iki halden. Yani nimetle mihnetten
uzak olmaz. Eğer darlık ve mihnet halinde
ise, ölümü zikretmek kendisini sakinleştirir. Çünkü
darlık hali devâmlı değildir. Zira ölüm ondan daha
zordur. Yahut insan nimet ve genişlik halinde bulunur
da ölümü zikrederse, böylece nimetlerdeki gururlanma
ortadan kalkar ve nimetlerin lezzetlerin
den kesilerek onda rahatlık bulur.
Yezidü’r- Rakkaşî kendi nefsi için şöyle der :
Ey Yezîd ! Sana yazıklar olsun. Ölümünden sonra
senin için kim namaz kılar ? Ölümünden sonra
senin için kim oruç tutar ? Ölümünden ora rabbını
senin için kim razı eder? Sonra şöyle der: Ey insanlar
! Geriye kalan hayatınız için neden ağlamı
yorsunuz ve neden onu düzeltmeğe yönelmiyor
sunuz ? Ölümü kim ister ve kabri kim ev edinmek
ister ? Toprağı kim yatak edinmek ister? Kurtlarla
böceklerle kim ünsiyet eder ? Bununla beraber o
büyük korku (gününde ) da halinin nasıl olacağına
bakar durur . Sonra kendisine baygınlık gelinceye
kadar düşerek ağlar.
Temîmî şöyle der : İki şey dünya lezzetini
keser : Ölümü hatırlamak ve Allah’ın önünde durmayı
düşünmek. Ömer b. Abdilaziz ulemayı
toplamış ölümü, kıyâmeti ve ahireti konuşuyorlar (
yani bunların hallerini müzâkere ediyorlardı). Öyle
ki, sanki önlerinde bir cenâze varmış gibi (oldu).
Ebû Nuaym şöyle demiştir : es-Sevrî ölümü
zikrettiğinde, kendisinden günlerce ilmî istişârelerde
bulunulamazdı ( yani ölümü hatırlamak onu kendînden
geçirirdi ). Kendisine bir şey sorulduğunda :
Bilmiyorum, bilmiyorum derdi. Esbât şöyle demiştir:
Hz Peygamber’in yanında bir adam zikredildi ve o
adam övüldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber
buyurdu ki: “Ölüm konusundaki düşüncesi
nasıldır? ( yani ölümü nasıl zikreder)” Cevâp
olarak denildi ki : Ondan hiç bahsetmez. Bunun üzerine
Allah Rasûlü şöyle dedi : O zaman o adam
sizin övdüğünüz gibi değil”.
Dakkak şöyle demiştir : Ölümü çokça zikreden
kişiye, üç şey ikrâm edilir :
Tövbede acele eder,
Kalp kanaati hasıl olur
Ve ibâdetleri güzel yapma mahâreti gelişir.
Ölümü unutan kimse ise, üç şeyle cezâlandırılır
:
Tövbeyi geleceğe bırakır,
Verilen rızka rıza göstermez
Ve ibâdetlerde tembellik yapar.
Öyle ise, ey ölüm ve ölümün sarhoşluğu
konusunda gururlanan, aldanan kimse (yani nasıl
olsa ölüm henüz gelmez diye rahat olan kimse)!
Ölüm kâsesinin zorluğunu ve acılığını düşün. Ölüm
için vadedilen şey ne de doğrudur. Hakim olarak ta
ne kadar adildir. Yaralayıcı olarak ölüm ne de yeterlidir,
gözlerden ne yaşlar akıtır. Cemaatları böler,
lezzetleri yok eder. Kuruntuları keser. Ey ademoğlu!
Sen bir gün yere atılacağını hiç düşündün mü ? Bir
yerden bir başka yere intikal edeceğini düşündün
mü? Genişlikten darlığa düştüğün zaman, toprak
senin meskenin, arkadaşın olur, terk ettiğin de
kardeşin ve arkadaşındır. Yatağını istemediğin yere
serdiğin zaman, örtün yumuşak taş toprak olur. Ey
malları toplayan ve binaları yapan ! Kabrin içini
düzelttikten sonra, Allah’a yemin ederim ki, senin
için kefenden başka bir malın yoktur. Bilakis o da
harap olacaktır, çürüyüp gidecek bedenin toprak
olacaktır. Döneceğin yer de topraktır. Topladığın
mallar nerede? Topladığın mallar, kıyametin dehşetinden
seni kurtardı mı? Hayır onları, seni
övmeyecek kimselere bıraktın. Günahlarını da özür
kabûl etmeyen kimseye takdim ettin. Şu ayetin tefsirinde
söz söyleyen ne de güzel söz söylemiştir:
“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu
iste”. Yani Allah’ın dünyadan sana verdiği şeylerle
ahiret yurdunu ara. O da cennettir. Müminin hakkı,
dünyayı ahiret için faydalı olacak şeye çevirmektir.
Yoksa su ve çamura, kibire sarf etmek değil. Sanki
onlar şöyle demişlerdir : Unutma ki, kefenin hariç
sen malın hepsini bırakacaksın.
.................................
* Bu yazı, Müfessir Kurtubî’nin ( ö:671/1273) “et-Tezkire fî Ahvâli’l- Mevtâ ve Umûri’l-
Ahire” adlı eserinden özetlenerek takdim edilmiştir
Yrd. Doç. Dr. Necati Tetik / BURHAN DERGİSİ
 

Ziyaretçilerden Sorular

2
  • Cevaplanmamış Konu
Cevaplar
1
Görüntüleme
693
Ayşe Hatun
Cevaplar
0
Görüntüleme
2,769