Osmanlı Meclisinde Kürtçe var mı idi

MücTeHiD

Tecrübeli Üye
Süper Moeratör
#1
Garip bir ülkeyiz vesselam…

Kürt partisi olarak bilinen bir partinin genel başkanına “Türk” soyadını yafta gibi yapıştırmışız. 21 Haziran 1934’te getirilen 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile “Kanco” aşiretinin adını “Türk”e dönüştürüp ondan bu garip tabloyu sürdürmesini istemişiz.

Bu işin traji komik tarafı.

DTP lideri Ahmet Türk’ün Türk partisinin grup toplantısında Türkçe başladığı konuşmayı Kürtçe sürdürmesi, gündem bolluğu çeken Türkiye’de yeni bir tartışma başlattı. 1991’de DEP’lilerin Meclis’e ilk kez girdiklerinde yaptıkları bireysel Kürtçe eylemlerinden sonra Meclis çatısı altında ilk kez kürsüden Kürtçe konuşulmuş oldu.

Ahmet Türk’ün Kürtçe çıkışı, elbette bir korkunun ürünü. Bu eylemin altında derin bir korku yatıyor.

Korkunun temelinde 29 Mart paniği var. Başta Diyarbakır olmak üzere, halen DTP’nin elinde bulunan belediyelerin seçimi kaybetme endişesi.

Bu şövenist zihniyet, pisliğe boğulmuş, doğru dürüst hiçbir hizmetin verilmediği DTP’li belediyelerin, yeniden kazanmasını istiyor.

Yeniden de seçimi almak istiyorlar. Ortada icraat yok. O zaman ne yapacaklar?

Yaptıkları işte bu. Yani gerginlik politikası. Bölgede tansiyonu yükseltip, bu iktidarın huzuru sağlamada bir şey yapamadığı izlenimini yaygınlaştırmak.

İşte Türk de bunu yapıyor.

OSMANLI DÖNEMİNDEKİ SORUN ARAPÇA

Peki “azınlık” ya da başka bir ırk temelli sorunu bulunmayan Osmanlı, bu konuda ne yapmıştı?

Osmanlı tarihine baktığımızda bu konuda iki somut örnek var. Birincisi I. Meşrutiyet’in başında yaşanıyor.

Hatırlanacağı gibi, I. Meşrutiyet 23 Aralık 1876’da ilan ediliyor. Ama Meclis-i Mebusan’ın toplanması ise 19 Mart 1877’de oldu. Osmanlı Meclisi, şimdiki gibi yalnızca Anadolu’nun temsilcisi değildi.

Arap yarımadasından tutun, Balkanlar’a, hatta Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafya henüz Osmanlı haritası içinde idi.

Dolayisiyle Arapça’dan Kürtçe’ye, Bulgarca’dan Sırpça’ya kadar bir çok dili konuşan halkların temsilcisi Osmanlı Meclisi’nde idi.

Bu dönemde, yeni seçim kanunu hazırlanırken Arap kökenli mebuslar, müzakere ve yazışma dilinin yalnızca Türkçe olmasından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Kendilerinin Türkçe bilmediğini beyan eden milletvekilleri, Türkçe’nin yanı sıra Arapça’nın da olmasını istediler.

O dönemde Meclis Başkanı koltuğunda oturan (bir dönemin ünlü sadrazamı) Ahmet Vefik Paşa’nın onlara verdiği cevap çok net oldu:

“Aklınız varsa dört yıla kadar Türkçe öğrenirsiniz.” (Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesinden aktaran İlber Ortaylı, Osmanlı Barışı, Timaş Yayınları, 3. baskı, s; 174)

Benzeri diğer olay ise II. Meşrutiyet döneminde yaşandı.

Şam mebusu Abdülhamit Zöhravi, Türkçesi çok zayıf olduğu için Arapça konuşup konuşamayacağını öğrenmek istiyor. “Hayır” cevabını alan Zöhravi, Bağdat doğumlu olan Mahmut Şevket Paşa’yı kastederek, “Ben de Harbiye Nazırı Paşa hazretleri gibi küçük yaşımda İstanbul’a gelse idim Türkçem kuvvetli olurdu” diyor.

Bu çıkışa Meclis Başkanlığı koltuğunda oturan Ahmet Rıza Bey, bugünkü gerekçelere benzer bir cevap veriyor.

Özel hayatlarında istedikleri dili konuşup yazabileceklerini hatırlatan Ahmet Rıza Bey, “Meclis-i Mebusan’da yalnızca Türkçe konuşulur” diyor. (Cemal Kutay, Örtülü Tarihimiz, 1975, s. 204)

***

TRT Şeş açılımı, Kürtçe eğitim ve öğretime sıcak bakılması, hükümetin bazı yeni adımlar atması, DTP’lilere bu cesareti vermiş görünüyor. Ama Osmanlı’nın vermediği özgürlüğü Cumhuriyet Türkiyesi’nin vermesini beklemek mümkün değil.

Meclisler ortak anlaşma ortamları. Aynı dili konuşanların birbirini anlamada neler yaşadığını hep birlikte görüyoruz.

Buna bir de dil karmaşası girerse, durum neye dönüşür?

 

Benzer konular