senai demirci sözleri...

ZiLaN_21

Tecrübeli Üye
Silver
#51


–Üzgünüm: Bu ülkede namazını işyerinde yasaklandığı için tuvalette, evinde ise ayıplandığı için banyoda kılmak zorunda kalan kardeşlerimiz var.
–Şükrediyorum: Aşağılık bağnazlığın böylesi en aşağılık biçimlerinin din adına değil de, dine karşı uygulandığı bir ülkede yaşıyorum.
–Seviniyorum: Ya tersi olsaydı… Zaten gönüllüce kılacağım namaza beni zorlasaydı o yobazlar? Seve seve örtünen genç kızlara başını kapatmalarını emretselerdi o “laiklik dini” zangoçları… İnsan onurunun biricik garantörü İslam da o zorbaların elinde bir “devrim” kırbacı olsaydı… Allah’ım sen muhafaza eyle…
–Utanıyorum: Bana yasak olmadığı/yasaklanamayacağı halde, ayıplanacak değil aksine alkışlanacağım halde namazıma nazlanarak giden benim gibileri de var. El bebek gül bebek nazlandığım namaza, nazlana nazlana, adeta ittire kaktıra gidiyorum ya… Ah!
–Mutluyum: Böylesi kahramanlar bizim aramızda, bu zamanda, bu topraklarda yaşıyor. Elif gibi dik, diri, duru ve doğru olarak yürüyorlar aramızda…
–Umutluyum: Kulluğun hakkını veren her insan, tüm insanlık adına bir ümittir, bütün insanlığın gaflet kışından sıyrılıp meyveye durabileceğini ilan etmek üzere namaza durur. Bu isimsiz kahramanların içinde sessizce yaşadıkları o “kehf”, o mağara, zalimlerin hepsini gebertecek, zorbalıkların hepsinin üstesinden gelecek. Filizlenmeye durmuşsa tohum, taş da çatlayacak, toprak da yarılacak…
–Susuyorum…
 

ZiLaN_21

Tecrübeli Üye
Silver
#52

Cerrah sessizce ağlıyordu, gözlerinden taşan birkaç damla yaş yanağına doğru süzüldü.
Bu arada, gözyaşının nedenini açıklamaya çalıştı, uzun uzun anatomiden ve fizyolojiden söz etti.
‘Melek’ bu açıklamadan tatmin olmamışa benziyordu.
“Belki de,” diye başladı cerrahın gözlerinin içine bakarak,
“ruhun bedenine sığmıyordur da, dışarı sızıyordur.”
City of Angels (Melekler Sehri) filminden
 

ZiLaN_21

Tecrübeli Üye
Silver
#53

Vahyin Binbir Sesi adlı yeni kitabımızdan, Risale-i Nur’un çok katmanlı metni içinde birbiri içine sarılı mesajlarına dair bir notu paylaşıyorum. Risale-i Nur’un yavrusuna süt veren koyun gibi bir “âlim-i mürşid” olduğuna dair inancımın bir belgesini sunuyorum.
YİRMİ BEŞİNCİ Söz’den Kur’ân’ın belagatine dair bir cümle: “…bir cümlede, bir zerreyi bir gözbebeğinde gördüğü ve yerleştirdiği gibi, güneşi aynı ayetle, aynı çekiçle göğün gözbebeğinde yerleştirir ve göğe bir göz yapar.”
Söz konusu bahiste bu tesbite dair açık bir misal yok. Ama On Altıncı Lem’â’da, Kehf’in 86. ayeti hakkında şöyle diyor: …bir denizi[n], “çamur içinde bir çeşme”ye teşbihi ve Arapça hem “çeşme”, hem “güneş”, hem “göz” mânâsında olan “ayn” kelimesi, esrar-ı belâgatçe gayet mânidar ve münasiptir.
Derken, zarif bir haşiye’ye gönderir dikkatimizi Üstad:
Fi ayn-i hamie’deki ayn tabiri, esrar-ı belâgatçe lâtif bir mânâyı remzen ihtar ediyor. Şöyle ki: “Semâ yüzü, güneş gözüyle zeminin yüzündeki cemâl-i rahmeti seyirden sonra, zemin dahi deniz gözüyle yukarıdaki azamet-i İlâhiyeyi temâşâyı müteakip o iki göz birbiri içine kapanırken, rûy-i zemindeki gözleri kap[at]ıyor” diye, mucizâne bir kelime ile hatırlatıyor ve gözler vazifesine paydos işaretine işaret ediyor.
Hz. Zülkarneyn’in kıssası anlatılırken geçer bu ifade: “Zülkarneyn güneşin battığı yere vardı ve güneşi kızgın, çamurlu bir çeşmede/gözede batıyor buldu.”
Açıktır ki, güneş bir gözede batmayacak kadar büyüktür. Ama güneşi göğün gözbebeğine yerleştiren ve güneşi göğe göz yapanın “gözünde” koskoca okyanus bir “göze” kadardır. Dolayısıyla güneş gözede batar. Aslında güneş yeryüzünde hiç batmaz; fakat yerküre üzerindeki insanlar, bulundukları yerden bakınca, güneşi her akşam batıyor görürler. Ama sadece öyle görürler. O halde güneş gözde batar. Yeryüzünden bakılınca, göğün yüzünde bir “göz” gibi durur güneş. Gökyüzü yerin yüzünü “güneş gözü”yle seyreder. Yeryüzü de göğün gözüyle göz göze gelmek için “deniz gözü”nü açar. Güneş battığında göğün gözü kapanır. Aynı anda mavi gözlü deniz de kararır, kapanır. Güneş gözü deniz gözünün içinde batar. Deniz gözü de güneş gözünün içine kapanır. Yeryüzünün “göze”si ve “gözü” deniz, göğün gözünde batar. Göğün gözü güneş ise çamurlu bir “göz”de ve buharlı bir “göze”de batar. Yeryüzünün gözü göğün gözüne kapandığında akşam olur, insan gözleri kapanır. Göğün gözü yeryüzündeki gözede battığında, insan gözleri de uykunun kara gözüne batar. Göğün yüzü yeryüzündeki insanların gözünde battığında, insan gözleri de kepenklerini kapatır, vazifesine paydos verir.
Şimdi bu ayetin ele avuca gelmez belagatini haber veren Said Nursî cümlesini yeni bir dikkatle okuyalım: “…bir cümlede, bir zerreyi bir gözbebeğinde gördüğü ve yerleştirdiği gibi, güneşi aynı ayetle, aynı çekiçle göğün gözbebeğinde yerleştirir ve göğe bir göz yapar.”
 

ZiLaN_21

Tecrübeli Üye
Silver
#54

“Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere. Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme.” Böyle demiş Sinan Ceran.
Vahiy, “oku!” diye başlıyor. Okumak, gördüğünde görünenden fazlasını görmektir. Yani, olanda olandan ötesini görecek kadar hayretle bak diyor vahiy. Her bir varlığı bir “harf” olarak oku ki, harfler kendilerini göstermek için var değildir; fazlasını okutmak için vardır.”Oku!” emri bir hayret etme çağrısıdır. Hayret etmeyenin göğe açılan penceresi olmaz ya da hep kapalıdır.
Hayretini yitirenin yüzüne niye gülsün ayetler. Kur’ân’ın ilk sayfasının ilk cümlesi de, “hamd olsun Allah’a” diye başlar. Niye ki? Allah’a hamd etmen gereken bir konumda olduğunu bil diye telkin eder. Varlığın ve varlığına tanık olduğun her şey öylesine, rasgele var değil. Canı gönülden “teşekkür ederim” demeni gerektirecek sonsuz bir minnet ve hayret duygusuyla yaşayacak bir konumdasın. De ki, “teşekkürler olsun Allah’a…” Demelisin ki, “hayret; hiç beklemezdim bu kadarını!” Bilmelisin ki, “nasıl olur, hiç ummazdım, şimdi burada var olmayı! Var olmakla kalmamışım, bir de hayat sahibi olmuşum; hayret! Hayat sahibi olmuş ve üzerine bir de insan olmuşum, hayret! İnsan olanlar içinde de, Rabbimin sözüne muhatap olmuşum; ne büyük ve umulmadık bir şeref! Tüm bunlar bir yana, bir de sonsuzca var olacak kadar kıymetli sayılmışım Yaradan’ım tarafından; ama nasıl olur! Hayret!” Ah, bir de hayret etmeyenler var ki, hayret! Doğru ya; “Sağırlara sen mi işittireceksin yahut körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi ileteceksin?” [Zuhruf, 40]