• Teşrik tekbiri getirmeyi unutmayınız

Şu duayı 100 kere oku! Duan kabul olur!

simal

Acemi Üye
#1
C8C21D58-5393-42DE-9772-C04E099F657F.jpeg


Kendi denediğim ve kabul olan dua formülü

Selamun aleyküm. Bu konuyu okuyorsanız mutlaka bir derdiniz var demektir. Çok araştırmalar yaptım, çok kitaplar karıştırdım. Sonunda bilgiyi buldum.
İhtiyacı olanlar için yıldırım hızıyla kabul olan duayı, sizlere daha önce yaşadığım bir hadise sonucu başımdan geçen ve kendi denediğim ve Rabbimiz tarafından kendimce kabul olan dua formülünü paylaşacağım.


Bizim dinimiz şekilci bir din değil. Tek anlayamadığım şey duaları belli sayıya göre okumak bunun dinimizce bir anlamı var mıdır?

Yani okunan duanın içten bir kere okunması yetmez mi? Birde eğer şu kadar okursan Allah şu dileğini kabul eder bunu verir gibi şeyler doğru mudur. Zira Allah'ın kabul ettiği dualarımızı Allah'tan başkası bilemez değil mi? Bu konuda beni aydınlatırsanız sevinirim. Allah'a emanet olun.

Kendi denediğim ve yıldırım hızıyla kabul olan dua formülüm olarak paylaşmak istedim...

2004 yılı içinde maddi durumum son derece bozulmuştu. Kredi kartlarına borcum sekiz bin yeni türk lirası kadar olmuştu. Kış ayı içinde evimdeki kömürü satacak kadar zor duruma düşmüştüm. Umutsuzluktan borç para ile loto toto sayısal ne varsa oynuyor vede onları oynadıktan sonrada kuponların üstüne okuyordum. Bir gün bir dua formülü öğrendim . Son derece umutsuzca uygulamaya başladım . Üstelik o sıralarda cuma namazına bile gitmeyen bir müslümandım(!) ve inanılmayacak bir şey oldu tüm borçlarım bitti. Düğünümü yaptım. Ve şuan çok şükür kimseye hiç bir bankaya karta borcum yok. Gelelim dua uygulamasına;
Sabah namazının ardından iki rekat hacet namazı kılıp namazdan hemen sonra secdeye varıp 41 defa evet tam 41 defa ne eksik ne fazla "la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin" zikirini tekrarlayıp secdeden kalkarak dileğinizi yüce mevlaya arz edin.


Zaten dua sonunda içinize bir rahatlama ve ağlama isteği gelirse biliniz ki duanın kabul görmüş olabilir. Ayrıca bu uygulama sonunda bu fakirede dua etmeyi unutmayın.
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

Benzer konular

ayyuzlum

Acemi Üye
#2
kardeşim ben nihat hatip oğlundan duymuştum mesala salati tefriciyeyi örnek vermişti ve demiştikki RABBİM kabul edecekse sen 1kere söylediğindede kabul eder eger kabul etmicekse(yani daha çok dua etmeni istiyorsa yada istediğimiz dua hakkımızda hayırlı değilse)80bin kerede okusan da olmaz diye söyledi.inşallah biyerde bir eksik yapmadan aktarabilmişimdir eksiğim varsa affola...
 
#3
selamun aleyküm.bizim dinimiz şekilci bir din değil.tek anlayamadığım şey duaları belli sayıya göre okumak bunun dinimizce bir anlamı varmıdır.yani okunan duanın içten bir kere okunması yetmezmi.birde eğer şu kadar okursan allah şu dileğini kabul eder bunu verir gibi şeyler doğrumudur.zira allahın kabul ettiği dualarımızı allahtan başkası bilemez değil mi?bu konuda beni aydınlatırsanız sevinirim.allaha emant olun.
çok güzel bi konuya değinmişsin
bi isteğimizin gerçekleşmesini istiyorsak tabii ki kimden isteyeceğimizi iyi biliyoruz
ve her zamanda öyle yaparız.ALLAHTAN dileriz
ama bu kadar dua oku dilek tut veya şunu bu kadar kişiye falan yolla dilek tut kabul olunur gibi şeyleri ben doğru görmüyom
ama bir duayı gerek yok 100 defa okumaya ...
bi defa okuyup ALLAHTAN dilesen belki daha hayırlıdır..
onu ancak ALLAH bilir tabi..
her zaman kuran yolundan ve EFENDİMİZİN bize anlatığı şekilde gitmeliyiz.
ha eğer çoklu dua okunursa bunun bi sakıncası olmaz bence çünkü orada sana dilerse RAHMAN sevap yazar
ama bişey dilediğinden ALLAHTAN dilemek daha hayırlı
inşallah yanlış düşünmüyorumdur
selam ve dua ile...
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

TUGRA

Acemi Üye
#4
aslında dinimizi anlayamayışımızın en büyük nedenlerinden birisi olan bir konuya değinmişsiniz,bunun için teşekkür ediyorum.islamı doğru anlamanın en önemli noktası samimi olmaktır.çünkü bizim dinimiz samimiet isteyen bir dindir.samimi olmanın tek yolu ise;MANA lara ermekle olur.Manaya ermek içinse,insanın vicdanına karşı samimi olarak, manayı kapatan şekillerin tümünü aşması gerekir.umarım sualinize cevap olmuştur.ben sitenin yeni üyelerindenim,inşallah ilerleyen zamanlarda,özellikle bu konular ağırlıklı olarak yazılar yazacağım.selametle:))
 

berinna

Acemi Üye
Silver
#6
Bunun tek açıklaması şudur..Elbette ki rabbimiz bizi istediği an affeder dualarımız kabul eder..Benim düşüncem şu Müslümanlık öncelikle neyi gerektirir SABIRI hep bişeyle veya birşeylerle sınanmazmıyız..Ve sabrımızın sonu hep mükafattır..Bu çok gerçek bişeydir..Ve bu duaların 1 kere 10 kere 100 kere 1000 kere okunması Sabır sınamasıdır bence Ama güzel değilmi Rabbimizin adı geçen duaları 1000lerde zikretmek :)) mesela ben en çok şunu zikrederim en az günde 100 kere La Havle Vela kuvveten illa billahi aleyyil azim..Rabbim son nefesimize kadar Allah demeyi kesmesin inş..amin
 

fanisin

Acemi Üye
Silver
#8
aslında dinimizi anlayamayışımızın en büyük nedenlerinden birisi olan bir konuya değinmişsiniz,bunun için teşekkür ediyorum.islamı doğru anlamanın en önemli noktası samimi olmaktır.çünkü bizim dinimiz samimiet isteyen bir dindir.samimi olmanın tek yolu ise;MANA lara ermekle olur.Manaya ermek içinse,insanın vicdanına karşı samimi olarak, manayı kapatan şekillerin tümünü aşması gerekir.umarım sualinize cevap olmuştur.ben sitenin yeni üyelerindenim,inşallah ilerleyen zamanlarda,özellikle bu konular ağırlıklı olarak yazılar yazacağım.selametle:))

:aynen: Ihlas diyorum bende icten kalben bunu istemeliyiz,yalvararak rabbimizi hissederek bu duanin hayirlisini istemeliyiz,ve en önemliside ümit kesmemek budur ki yanlis düsünenler icin misal:artik dua etmiyorum bitürlü kabul olmuyor dualarim...v.s gibi sikayetler.Dua yapilirken ve bunun kabul olmasinida isterse ve hayirlisini isterse,haramlardan uzak durmasi lazim.
Samimi olmasi gerekiyor.Gerekirse duam ve istedigim sey icin savasicam calisacam.Adakda buluna bilir... CALISMADAN DUA EDEN;SILAHSIZ SAVASA GIDEN GIBIDIR!!!!SAbir lazim her yerde oldugu gibi.Rabbim gönlünüze göre versin egerki(hayirliysa)
 

yadeller_

(( Müslümanlar Kardeştir ))
Administrator
#9
Zikir, ötedekini anmak değil, kendindeki Hakka ait özellikleri ortaya çıkarmaktır. Zikir, dünyada bir insanın yapabileceği, en yararlı çalışma türüdür ve beyinde tekrar edilen kelimenin manâsı istikâmetinde, beyin kapasitesini arttırır.

İNANMADAN DAHİ OLSA,
ZİKİR YAPAN HERKES MUTLAKA TESİRİNİ GÖRÜR!
ZİKİR, beyinden üretilen dalga enerjinin RUH'a, yani halogramik dalga bedene yüklenmesini ve böylece ölümötesi yaşamda güçlü bir RUH'a sahip olunmasını sağlar. ZİKİR, tekrar edilen manâlar istikâmetinde beyinde anlayış, idrak ve o manâların hazmedilmesi gibi özellikleri geliştirir.

Normalde çok küçük bir yüzde ile çalışıp geri kalan miktarı kullanılmaz bir halde bekleyen beynin, bu boş duran kapasitesinin devreye sokulması yolu ZİKİR'den geçer.

ZİKİR ile beynin belli bir bölgesindeki hücre grubları arasında üretilen bioelektrik enerji, zikrin devamı halinde bu bölgeden taşarak, görevsiz bekleyen yan hücrelere yayılır ve onları da mevcut kapasiteye ilâve ederek devreye sokar.
ZİKİR, konusu ne ise, o anlamda bir frekans yayarak bu hücreleri devreye alan beyinde, elbette ki o istikâmette de faâliyet gelişir.
İşte Üstad Ahmed Hulûsi'nin önerdiği herkesin yapabileceği günlük zikir formülü: Düzenli yapılması halinde, beyindeki açılımlar sonucu sonuçları en geç 3 ay içerisinde ortaya çıkacaktır.
100 Allâhumme eğinniy alâ zikrike ve şükrike ve hüsnü ibadetik (Allahım, zikrin, şükrün ve ibadetinin güzeli üzerine bana yardım et.)300 Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zalimîn (Senden gayrı vücud yok; [ancak] seni tesbih ediyorum [başkaca varlığım yok] Muhakkak ki ben (nefsine zulmeden) zalimlerden oldum.)300 Kuddûs'üt tâhîru min külle sûin (Her kötülükten arı-kayıtsız)300 Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve imana (Ey herşeyin nuru ve hidayetcisi; beni karanlıklardan nura çıkar.)
Mürîd - 3600
Kuddus - 3600
Fettah - 3600
Nur - 3600
Başlangıç olarak ilk birkaç isimle zikre başlayabileceğiniz gibi; saymak zor geliyorsa saatle de yapabilirsiniz... Ayrıca; bunları yapmak zor geliyorsa sadece "MÜRÎD", "NUR" ve "KUDDÛS" isimlerini bir süre için saymadan dahi zikredebilirsiniz.
Bu listedeki rakamları, vaktiniz olmadığı zamanlar, daha azaltarak da yapabilirsiniz, hiç bir mahzûru yoktur. Sadece netice almanız biraz daha fazla zaman alır.

Önemli olan, bu listedeki DUA ve ZİKİR'lerin sabah uyandıktan sonra başlayıp, gece uyumadan önce bitirilmesidir. Her yerde, her zaman, abdestli veya abdestsiz çekilebilir, hiç bir sakıncası yoktur!..
Kelimeleri dokuz defa üçlü üçlü söyleyip tesbihten 1 tane çekerseniz, bir tesbihte 900 olur. Meselâ: Mürid, Mürid, Mürid - Mürid, Mürid, Mürid - Mürid, Mürid, Mürid.

Zikir denilen kelime tekrarları, holografik esasa göre varlığında mevcut olan evrensel özellikleri -Allah isimlerinin manâlarını- beyin kapasitesini artırmak suretiyle sana farkettirir. Beyin kapasitesini ve enerjisini artırır. Mesela; Allah’ın irade sıfatının adı olan “Mürîd” isminin belli bir sayıda tekrarı, kişinin irade kuvvetini artırır. “Kuddüs” isminin, “Mürîd” ismi ile birlikte tekrarı; kişinin her türlü kötü alışkanlıklardan arınması sonucunu doğurur. Sert mizaçlı, insanları kıran, taşkın, kontrol problemleri olan sinirli kişiler, “Halîm” ismini tekrarlamaları sonucu, kısa zamanda hoşgörülü hale gelirler.

MODERN BİLİM "ZİKRİ" KEŞFETTİ
Milyarlarca hücreden oluşan beyin, esas itibariyle bioelektrik enerji üretip, bunu dalga enerjiye çeviren ve kendisinde oluşan mânâları bir yandan RUH dediğimiz yapıya yükleyen ve diğer yandan da dışarıya yayan bir organik cihazdır.

Genelde, doğuştan alınan ilk tesirlerle yüzde beş, yüzde on kapasite ile çalışan beyin, aldığı çeşitli etkilerin de aracılığıyla, klâsik bir yaşam türü geçirir... Bildiğimiz herkes gibi..
.
Oysa beyindeki bu kapasitenin arttırılması mümkündür!..
NOKTA 6 Mart 1994 tarih 11. Sayısında; ”Batı, zikri geç keşfetti” başlığı altında;John Horgan’ın Bilim dergisinin (Scientific American) Ocak 1994 sayısında yayımlanan “Dağınık İşlevler” makalesinde savunduğu görüşlerin, ilk kez sekiz yıl önce Ahmed Hulûsi tarafından yazıldığını biliyor muydunuz?

Bilimsel konularda aşağılık kompleksimizi yenmek, zaman alacak. İçimizden birinin yıllar önce savunduğu görüşleri dikkate almaktansa,o görüşlerin benzerlerinin dışarıda da kabul edilmeye başlanmasını bekleriz. Bazen de, aşağıda anlatacağımız Ahmed Hulûsi örneğinde olduğu gibi şaşırtıcı tesadüflerle karşılaşabiliriz. Bilim Dergisi’nde yayımlanan “Dağınık İşlevler” adlı yazıda John Horgan, “Beyinde entegrasyonu sağlayan beyin üstü bir yapı var mı?” sorusuna yanıt arıyor ve 1993 yılında yapılan deneylerden yola çıkarak çeşitli tezler öne sürüyor. Ahmed Hulûsi ise,1986 yılında yayımladığı “Din ve Bilim ışığında İnsan ve Sırları”, “Dua ve Zikir “ adlı kitaplarında bu soruların yanıtını çok daha önceden veriyor.

Sözü edilen makalede, John Horgan şu deneye yer veriyor:
Deneyde gönüllülere isimler içeren bir liste veriliyor ve kendilerinden bu isimleri yüksek sesle okumaları ve her isimle ilişkili bir yüklem söylemeleri isteniyor. Örneğin, “köpek” sözcüğü okununca “havlamak” gibi bir yüklem söylenmesi gerekiyor. Bu deneyde, beynin pek çok farklı bölgesindeki nöron aktivitesinde artış gözleniyor. Fakat aynı isimleri içeren listenin sürekli olarak tekrarlanması, nöron aktivitesinin değişik bölgelere kaymasına yol açıyor. Gönüllülere yeni bir isim listesi verildiğinde ise nöron aktivitesinin arttığı ve ilk bölgelere döndüğü görülüyor.

Ahmed Hulûsi, 1986‘da yayımlanan “İnsan ve Sırları” kitabının “Dünyadaki En Önemli Çalışma Zikir” adlı bölümünde bu konuyla ilgili şunları söylüyor:
Yaklaşık 14 milyar hücreden oluşan insan beyninin ancak cüz’i bir kısmı doğum sırasında aldığı ışınlarla faaliyete girer; bundan sonra da yeni tesirlerle yeni açılımlara kavuşması imkânsızdır. Beyin, doğum anından sonra dışarıdan gelen ışın etkileri ile yeni hücre gruplarını devreye sokamaz.Ancak beyindeki devreye girmemiş kapasite ilelebed âtıl durmak için varedilmiş demek değildir bu.

“Allah” ismini dilinizle söylediğinizi kabul edelim...”Allah” kelimesinin beyinde hatırlanması demek, bu kelimenin mânâsını oluşturan hücre grupları arasında bir bioelektriğin akışı demektir...Esasen beyindeki tüm fonksiyonlar beyin hücreleri arasındaki bioelektrik faaliyetten başka bir şey değildir!..Her mânâya göre beyindeki değişik hücre grupları arasında bir bioelektrik akışı sözkonusudur.. Bu akış neticesinde devreye giren hücre grubuna göre ortaya sayısız mânâlar çıkmaktadır..”

Belleğin işlevi, John Horgan ,”Dağınık işlevler” makalesinde aynı konuyu şöyle açıklıyor: “Bu deney, beynin bir bölgesinin sözcük türetmeyi gerektiren kısa süreli bellek görevi gördüğünü, ama iş otomatikleştikten sonra beynin başka bir bölümünün bu görevi devraldığını gösteriyor. Diğer bir deyişle bellek, yalnızca içeriğine göre değil, aynı zamanda işlevine göre de bölümlere ayrılıyor.”

Ahmed Hulûsi’nin, yine ”İnsan ve Sırları “ adlı kitabındaki yanıtı ise şöyle: “Zikir yaptığınız zaman, yâni Allah’a ait olarak bilinen bir mânâyı tekrar ettiğimiz zaman beyinde ilgili hücre grubunda bir bioelektrik akımı meydana geliyor ve bu, bir tür enerji şeklinde manyetik bedene yükleniyor! Aynı zamanda siz bu mânâyı tekrara devam ederseniz...Yâni, bu kelimeyi tekrara devam ederseniz , bu defa bu kelimenin tekrarından oluşan bioelektrik, daha da güçlenerek yeni hücre birimlerini devreye sokuyor ve bir kapasite genişlemesi söz konusu oluyor.”
Sonuç olarak, zikrin bilimsel açıklamasının elimizdeki iki yorumu var : İlki, sekiz yıl önce Ahmed Hulûsi, diğeri ise dünyaca ünlü bir bilim dergisinin Türkçe sayısında John Horgan adlı bir Batı’lı tarafından yapılmış. Batılının dediklerine dört elle sarılmadan önce, Ahmed Hulûsi’yi bir kez daha okumakta yarar var.
BİLİM DERGİSİ Ocak 1994 sayısı, sayfa 12’de "Dağınık İşlevler" başlıklı makale.
"DUA ve ZİKİR" isimli kitaptan...​

NİÇİN ZİKİR

"Din", dünya saltanatı için değil, kişinin ölümötesi saltanatı, ya da Hz. İSA'nın deyimiyle, «göklerin krallığına ulaşabilmesi» için gelmiştir... Ki bu da ancak kişinin kendi hakikatına ermesiyle mümkün olabilecektir...
Bu biliş neyle temin edilecektir?..
Elbette beyin ile!..
Beynimizi ne düzeyde, ne kapasitede kullanıp değerlendirebilirsek, kazancımız o nispette olacaktır!..

O nispette, geniş düşünebilme kabiliyetini elde edecek; o nispette objektif bakış açısına ulaşacak; o nispette ruhumuzu güçlendirecek; o nispette «ALLAH»ı daha fazla tanıma fırsatını bulacağız.
Peki, beyindeki bu gelişmeler nasıl olacak?..
«DUA ve ZİKİR» isimli kitabımızda çok detaylı olarak izah ettiğimiz bir biçimde, yani «ZİKİR» denilen çalışmayla!..Evet, bütün bunları sağlamanın anahtarı "ZİKİR"dir!.

"İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda bu konunun sistemini detaylı olarak izah ettiğim için, burada, bu konudan kısaca bahsetmek istiyorum...
Zikir, birinci anlamda, “ALLAH”ın belirli isimlerini ya da belirli duaları tekrar etme diye anlaşılır...
Zikir, ikinci anlamıyla ise, hatırlama, anma, üzerinde durma şeklinde anlaşılır.
Daha üst boyutta "zikir" ise tefekkürü yani derin ve kapsamlı düşünceyi doğuracak bir biçimde konunun üzerine eğilme olarak anlaşılır.
İşte "ZİKİR"in önemi hakkında Kur'ân-ı Kerîm'den bazı uyarılar:
«Ey iman edenler, mallarınız ve evlâdlarınız sizi ALLAH adıyla işaret edileni ZİKİRDEN alıkoymasın!.. Bu yüzden “ALLAH” ismiyle işaret edilenin zikrinden geri kalanlar hüsrana uğrayanlardır!..» (63-9)
«...Onları ve babalarını o kadar nimetlere gark ettin ki; onlara dalarak âyetlerini TEFEKKÜRDEN, gaflete düştüler... Ve nihayet ZİKRİ unuttular!... Mahvolmaları kesinleşen bir topluluk oldular!..» (25-18

«Rahman ismiyle işaret edilenin ZİKRİNDEN göz yumup, yüz çevirene biz şeytanı (cini) musallat kılarız... Artık bu, ona arkadaştır!. Şeytanlar (cinler), onları gerçeklerden saptırır... Onlar da hâlâ gerçek üzere olduklarını ZAN ederler!..» (43-36/37)
«Şeytan (cin) onları idaresine almış ve onlara “ALLAH” ismiyle anılanı ZİKRETMEYİ bile unutturmuştur!.. Onlar şeytana (cinlere) tâbi olanlardır!.. Şeytana uyanlar ise zararda olanların ta kendileridir.» (58-19)
Zikir yapmamak, genelde çoğumuzda mevcut bulunan, en büyük eksikliktir... Zikir gücünden mahrum beyinler ise kolaylıkla CİN'lerin etkilerine açık duruma gelmektedirler...
İnsanın, şeytana tâbi olması, ifadesiyle anlatılan bu olay zannedildiğinden çok çok daha büyük boyutlarda önemli olan bir durumdur..
İnsanların EKSERİYETİNİN, cinlerin hükmü altında olduğunu şöyle vurgulamaktadır, Kur'ân-ı Kerîm:
«Ey cİn topluluğu, insanların EKSERİYETİNİ hükmünüz altına aldınız!.» (6-128)
Günümüzde kendilerini "uzaylı varlıklar" olarak insanlara takdim eden ve genelde «uzaylılar» olarak kabul edilen "cinlere" karşı insanın yegâne savunma mekanizması «zikir»dir!...
Onlara karşı okunacak "zikir" yani "dualar" ise Kur'ân-ı Kerîm’de şöyle öğretilmektedir:
«Rabbi enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azâba... Rabbi euzü bike min hemezatiş şeyatıyni ve euzübike rabbi en yahdurun» (Sad 41-Mü'minun 97/98)

SİGARA... Günümüzde, cinlerin en büyük gıdalarından biri olan ve bu yuzden de sigara içenlerin yanından hiç ayrılmayan cinlere karşı insanın yegâne kendini koruma yolu zikir ve duâdır...
Bu şekilde beyninde kendini koruyucu türden kalkan dalga üreten kişi, kısmen cinlerin beynine yolladığı impalsları zayıflatmakta ya da tamamiyle engelleyebilmektedir.
Çünkü zikrin faydalarından biri de, üzerinde çalışılan zikir konusuna göre, kişinin çevresinde, kişinin beyninden yayılan bir koruyucu alan oluşturmasıdır...

Evet, beynin zikir yoluyla gelişmesi ve hem kendisini, hem de çevresini tanıyabilmesi, insanın ana gayesi olmalıdır... Zira, beynimizde hayal dahi edemeyeceğimiz çok üstün güçler mevcut bulunmaktadır, iş ki kullanabilelim!...
Zira ancak böylelikle, insanın ve varlığın yapısını, çalışma sistemini, kişide ne özellikler bulunduğunu, bunların nasıl değerlendirileceğini anlar, daha sonra da gerekli zikir çalışmaları yaparak bunları elde ederiz!.
Hazreti MUHAMMED'in Açıkladığı "ALLAH" isimli kitaptan...​
İbadet adı altında, Rasûl tarafından bize ulaştırılan her çalışma, tümüyle bilimsel gerçeklere dayanır. Kesinlikle, yukarıdaki, ötemizdeki bir tanrının gönlünü hoş etme amacına dönük değildir. Evreni yoktan var kılan Allah'ın, insanların hiç bir çalışmasına ihtiyacı yoktur. Aldığın gıdalar, nasıl bedenin bir ihtiyacını karşılama amacına dönükse; ibadet adı verilen çalışmalar da, senin ölüm ötesi yaşamının ihtiyaçları ile ilgilidir. Beyin gücünün, bir tür ışınsal yapı olan bedenine, yani, ruhuna yükleyeceği bilgi ve enerji ile ilgilidir.

Yapılan tüm ibadetler, fiziksel ve zihinsel yanlı yararlar olmak üzere ikiye ayrılır. Fiziksel yanın yararları, zihinsel çalışmaları güçlendirerek, beyin kapasitesini artırır ve dolayısıyla ruhu kuvvetlendirir.
Zikir denilen kelime tekrarları, holografik esasa göre varlığında mevcut olan evrensel özellikleri -Allah isimlerinin manâlarını- beyin kapasitesini artırmak suretiyle sana farkettirir. Beyin kapasitesini ve enerjisini artırır. Mesela; Allah'ın irade sıfatının adı olan "Mürîd" isminin belli bir sayıda tekrarı, kişinin irade kuvvetini artırır. "Kuddüs" isminin, "Mürîd" ismi ile birlikte tekrarı; kişinin her türlü kötü alışkanlıklardan arınması sonucunu doğurur. Sert mizaçlı, insanları kıran, taşkın, kontrol problemleri olan sinirli kişiler, "Halîm" ismini tekrarlamaları sonucu, kısa zamanda hoşgörülü hale gelirler.

Bunlar hep, beynin bu frekanslarda, beyin hücrelerini programlamasıyla gerçekleşir. Bu olay, bilimsel olarak yeni ispatlanmış ve Scientific American adlı ünlü Amerikan bilim dergisinin 1993 Aralık sayısında "John Morgan" imzasıyla yayınlanmıştır.
Beyinde kapasite genişledikçe, kişi, açığa çıkan özelliklerinin hakikatı olan ALLAH'ı daha iyi farkedip tanımaya başlar.
Allah, ötede bir tanrı değil, evren ve içindeki her şeyi kendi varlığıyla, ilmiyle, ilminde, "yok" iken "var" kılan, yüce varlığın adıdır. Holografik esasa göre, her zerrede tümüyle, -Tasavvufa göre, zatıyla, sıfatıyla, isimleriyle- mevcuttur.
Biz, bu yolda yapacağımız çalışmalarla ne ölçüde beyin kapasitemizi geliştirirsek, o kadar, Allah'ı varlığımızda bulur, O'na erer, O'nu farkederiz.
DİN'İN TEMEL GERÇEKLERİ" isimli kitaptan...

BEYİN VE ZİKİR
"DUA ve ZİKİR" isimli 15. baskısı yapılan kitabımızda son derece detaylı olarak şu gerçeği açıklamaya çalıştık...
Gerek DUA ve gerekse ZİKİR, insan beynindeki kullanılır kapasitenin artarak, kendisindeki Allah tarafından bahşedilmiş olan özellik ve kuvvetlerin açığa çıkması için yapılan çalışmalardır!.. Kişi, aynı zamanda, bu çalışmalar ile ölümötesi bedenini de inşâ etmektedir..
Sen, Allah`ın ilminde, O`nun güzel isimlerinin özellikleriyle yaratıldığın için, Allah isimlerinin işaret ettiği mânâlar, özellik olarak senin beyninde açığa çıkmaktadır. Allah`ın güzel isimlerini beyninde tekrarladığın zaman, bu isimlerin özelliklerinin beyninde daha da gelişmesini sağlamış olursun..
Allah`ın "İRADE" sıfatının adı olan "Mürîd" ismini, meselâ hergün diyelim ki üçbin defa civarında tekrarladığın zaman; bir kaç ay içinde irade kuvvetinin arttığını görürsün!..irade zayıflığı yüzünden gerçekleştiremediğin pek çok şeyi, kendini zorlamadan başardığını farkedersin hayretle!.

Buna ilâve olarak, Allah`ın "Kuddûs" ismini de her gün bu sayı civarında tekrar eder ve yanısra "Kuddûs-üt tâhiru min külle sûin" duasını da üçyüz veya beşyüz defa tekrarlarsan; kendini hiç zorlamadan sigara veya uyuşturucu ya da alkol alışkanlığından kurtuluverirsin!..
Acaba öyle mi?...
Deneyen görür! Sadece üç-beş ay buna devam edin, yeter!. İsterseniz inanmadan!.
Çünkü, bu zikir olayı tamamiyle teknik bir olaydır; sonuçlarının oluşması inanca bağlı değildir!. Biz bunun sayısız örneklerini gördük..
Bu önerdiğimiz zikri, bize inanmayarak, sırf denemek için uygulamaya başlayan; bir yandan meyhanede içkisini yudumlarken, bir yanda da bu zikirlere devam eden nice kişi o alışkanlıklarından çok kolaylıkla kurtuldular..
Zikir, beyinde belirli anlamlar taşıyan kelimeleri tekrar etme çalışmasıdır.. Zaman ve mekânla, inançla kayıtlı değildir!..
Zikrin, beynin çalışan bölümünün kapasitesini, zikredilen manâ istikametinde arttıran bir çalışma sistemi olduğunu; Türkiye ve Dünyada ilk defa, l986 yılında yayınlanan "İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda; daha derinliğine detayları ile de "DUA ve ZİKİR" isimli kitabımızda açıkladık..

Zikrin, yani kelimelerin beyindeki tekrarının, beyinde yeni hücre bloklarını devreye sokma çalışmaları olduğunu tasdik eden ilk bilimsel makale ise 1993 yılı aralık ayında Dünyanın en ünlü bilim dergisi olan "Scientific Amerikan"da John Horgan imzasıyla yayınlandı... Uzun yıllar yapılan yoğun laboratuvar çalışmaları sonucu açıklanıyordu bu makalede.. Sonuç; her yeni öğrenilen ve tekrarlanan kelimeler, beyinde o zamana kadar boş-âtıl duran hücre guruplarını devreye sokarak beynin çalışan kapasitesini arttırıyordu!..
Siz, Allah`ın belirli isimlerini beyninizde, bir süre, belirli bir düzen içinde tekrar ettiğiniz zaman, otomatikman beyninizde o anlam doğrultusunda bir kapasite oluşuyor; böylece kişiliğinizi o anlam istikametinde geliştiriyorsunuz!

İster inançlı olun, ister inançsız, bu hiç farketmiyor!.. Çünkü bu Allah`ın Sistem ve Düzeni!..
SİSTEMİN ve düzenin işleyişinin sizin inançlarınızla hiç alâkası yok!.
Bu konunun anlaşılamayışının en büyük sebebi, Allah'ın güzel isimlerinin işaret ettiği manalardan oluşmuş bir formül olduğunuzun farkında olmayıp; ibadeti ötenizdeki bir tanrıyla ilişkiler zannedişiniz !..

Oysa, Ahmed Yesevî`den Yunus Emre`ye, Abdulkadir Geylânî`den İmam Gazalî`ye, Hacı Bektaş Velî`den Erzurumlu İbrahim Hakkı`ya, Mevlâna`ya kadar her gerçeğe ermiş zât, Allah`ın insanın "Hakikat"ında olduğuna dikkati çekmiş; ötendeki tanrıya değil, özündeki Allah`a yönelip O`nu keşfetmeye çalışmanın zorunlu olduğu gerçeği üzerinde durmuşlardır..

Nitekim, zikirden amaç da ötendeki bir tanrıyı hoşnud etmek değil; beyin kapasiteni ve buna bağlı olarak anlayış ve idrak kapasiteni arttırarak, özündeki Allah`ı tanımak; o güzel isimlerin anlamlarının sende kuvvetli olarak açığa çıkmasını sağlıyarak "hilâfet sırrını" yaşamaktır!..
"İSLÂM" isimli kitaptan...​

"DUA", YÖNLENDİRİLMİŞ BEYİN DALGALARI!​

"DUA MÜMİNİN SİLÂHIDIR"
diyor Allah Rasûlü Aleyhisselâm!.. Acaba biliyor muyuz "dua" niçin bu kadar önemlidir?
"Dua" nedir, niyedir; ötende bir tanrı yok olduğuna göre kime yapılır? Gelin bu soruların cevabını vermeye çalışalım..
"Dua" yönlendirilmiş beyin dalgalarıdır!.
Hatırlayalım daha önce vermiş olduğumuz şu bilgileri...
İnsan, "hakikat"ı itibariyle Allah`ın bir "esmâ terkibi"dir.. Yani, Allah`ın güzel isimlerinin işaret ettiği mânâlardan oluşan bir formüldür!. Bir diğer ifade şekliyle Allah insanı kendi güzel isimlerinin mânâlarıyla varetmek suretiyle onu yeryüzünde kendisine "halife" kılmıştır!..
Bu isimlerin mânâları çeşitli dönüşümlerden sonra, takdir edilen şekliyle insanın beyninde açığa çıkmıştır!.

"Allah istemedikçe sizde o istek oluşmaz"
hükmünce, "duanız", hakikatı itibariyle Allah`a ait olan bir istektir!..
Ama bir de Allah`ın "Sünnetullah" denilen bir sistem ve düzeni vardır!.. İşte bu Allah`ın güzel isimlerinin mânâlarından doğan istek, bazen de sizden "dua" şeklinde açığa çıkar..
İnsanlar arası ilişkiler her ne kadar, maddeci bakışın tesiriyle dudaktan kulağa diye kabul edilirse de; gerçekte beyinden beyine şeklindedir!. Ve çoğu zaman bunu hisseder, farkedersiniz de, adlandıramazsınız; yeterli bilgi sahibi olmamanız dolayısıyla!.. Sezgi, beynin, gelen dalgaları önceden algılamasıdır!.

"Dua" özünüzdeki Allah esmâsından gelir; beyninizden, o amaca yönlendirilmiş dalga olarak açığa çıkar ve hedefe ulaşır!... Yani, ötendeki bir tanrıdan talep değil, özündeki Allah`tan çıkan istektir!.
Bir diğer yönden "dua", umduklarına ulaşmanın en güçlü silâhıdır; özündeki Allah`a ait kuvvet ve kudretin sendeki değerlendirilişidir!.
Takdirinde varsa, "dua" edersin ve onunla olacağa yön verirsin!... Oysa "Hakikat"ta yönlendiren kendisidir; sen değil!.
Gece, nasıl güneşin parazit oluşturan ışınımı dünyanın arka yüzünde kaldığı için kesiliyor ve kısa dalga yayın çok net alınabliyorsa; insan beyni de, özellikle gece yarısı ve sonrasında çok hassas hâle gelir ve kuvveti artar.. Bu hem alıcılık (ilham) yönünden böyledir; hem de vericilik yani "dua" yönünden böyledir.. "İslam Dini"nde gecenin önemi buradan ileri gelir..

"Dua"dan mahrum olan, hem özündeki o kuvvetleri kullanmaktan mahrum kalır; hem de o duaların getirisinden!. "Dua", özündeki Allah`a ait gücün kullanılışıdır!.
Allah Rasûlü’nün çok fazla "dua" etmesi, ötesindeki bir tanrıdan bir şeyler talep etmesi anlamında değil; özündeki Allah`a ait kuvvet ve kudreti istenilenler doğrultusunda kanalize etmesi şeklindedir!.
Kişinin beyin kapasitesi ne kadar güçlü ise, yayını ve "dua"sı da o nisbette tesirlidir... Yalnızca konuştuğunuzda değil düşündüğünüzde dahi tüm düşüncelerinizi beyin kapasitenizin kuvveti kadarıyla dünya üzerinde yayınlıyorsunuz.. Ve bunlar, aynı frekanstaki bir beyin tarafından içime doğdu gibisinden algılanıp değerlendiriliyor.. Bir kısım mânevî görevlilerin yani "irşad kutuplarının" tasarrufu bu yöndendir!.. "Feyiz" denen şey dahi güçlü beynin yaydığı ya da yönlendirdiği dalgalarla kişinin beyninde yaptığı açılımdır... Bu konuda çok daha detaylı bilgileri "DUA ve ZİKİR" isimli kitabımızda açıkladık; özellikle okumanızı tavsiye ederim!..
"DUA"nın insan yaşamında en etkili güçlerden biri olduğunu size farkettirmeye gayret ettik bu yazıda.. Bilelim ki, Allah senden sana icâbet edecektir!..içinden geçen her şeyi bilmesi de senin onun varlığından meydana gelmiş olman ve O`ndan gelenlerin sende açığa çıkması nedeniyledir!.

Kişi hangi hâl veya mertebede olursa olsun, Allah Rasûlü gibi daima "dua"ya devam etmelidir... Ölümötesi yaşamda görülecektir ki; kişiye "dua"larının getirisini hiç bir şey getirmemiş olacaktır!.
Allah, "dua"nın değerini farketmeyi ve yaşamımızı "dua"larla olabildiğince değerlendirmeyi, "ruh"umuzu kuvvetlendirmeyi nasip etsin ve kolaylaştırsın!.
"İSLÂM" isimli kitaptan..​
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

El-Emin

Tecrübeli Üye
Administrator
#10
Duaların kabul olması için namaz şart.
Namaz kılmayan adamın duası kabul olur mu? ne kadar etkili olabilir!
Bir insan düşünün hiç muhatabı olmadığı veya görüşmediği birisinden borç alabilir mi veya isteyebilir mi?
Allahın emrettiği namazı kılma, sonra dua et. Hangi yüzle veya Allah neden seni namazı terkettiğin halde ödüllendirsin?