Süleyman Aleyhisselâmın Saltanat Ve Fütuhatı

~ DiLruBâ ~

Acemi Üye
Silver
#1
Süleyman Aleyhisselâm; kendisinden başka hiç kimseye lâyık olmayan bir mülk ve saltanat vermesini, Rabb'ından dilemişti.

Yüce Allah, duasını kabul edip onu da, kendisine verdi. İnsanları, cinleri, kuşları ve rüzgârı, ona, uysal kıldı.

Meclisine gitmek üzre, evinden çıktığı zaman, kuşlar, onun başının üzerinden ayrılmazlar, Meclisine vardığı zaman da, insanlar ve cinler, kendisine kıyam eder, Serir'ine oturuncaya kadar, ayakta dururlardı.

Çok savaşçı idi. Savaşmaktan, oturmağa vakit bulamazdı.

Yer yüzünün ne tarafında bir kral bulunduğunu, işitse, hemen gidip onu, yener ve kendisine, boyun eğdirirdi.

Savaşa çıkmak istediği zaman, askerlerine emreder, tahtadan bir ulaştırma Dö*şeği (Uçağı) yapılır, o tahta Döşeğin üzerine de, kendisinin tahta Serîr'i, yer*leştirilirdi.

Savaş erleri, savaş araçlarını ve savaş hayvanlarını da, bindirdikten sonra, şid*detle esici rüzgâra emreder, rüzgâr da, bu tahta uçağın altına girip onu, yerden kaldırınca, Süleyman Aleyhisselâm, nereye gitmek isterse, kendilerini, oraya gö*türmesini, yumuşak ve mülayim esen yel'e, emrederdi.

O da, tahta uçağı götürürken, o kadar yumuşak eserdi ki, üzerinden geçip git*tiği tarlanın ekinlerini bile kımıldatmazdı.

Sebe' sûresinin on ikinci âyetinde açıklandığı gibi, rüzgârın sabahı ve akşamı, birer aylık yoldu.'

İbn.İshak (85-151 Hicrî), der ki:

"Bana, Dicle taraflarından bir konak yerinde konaklayan bir zat, orada, Süley*man Aleyhisselâmın Eshabından, ya bir cin, ya da, bir insan tarafından yazılmış bir yazı bulduğunu ve o yazıda:

"Biz, buraya konduk. Hiç bir şey bina etmedik. Amma, burayı, bina edilmiş bulduk.

Sabahleyin, Istahr'dan hareket etmiştik.

Biz, buradan da, inşâallah, akşamleyin kalkıp Şam'da geceleyeceğiz! demiş*tik." diye yazılı olduğunu, anlattı."

Süleyman Aleyhisselâm, Şam'dan Irak'a kadar olan yerleri fethetti. Horasan'ı da, bu yerlere kattı. Belh şehrine indi. Orası, bundan önce kurulmuştu. Oradan dönüp Irak'a indi.

Keyhüsrev, Süleyman Aleyhisselâmın, Irak toprağına indiğini işitince korktu. Üzüntüsünden, zayıfladı. Çok geçmeden de, öldü.

Süleyman Aleyhisselâm, Iraktan, Merv'e ilerledi.

Sonra, Belh'a vardı.

Belh'dan, Türk beldelerine, ansızın baskın yaptı.

Oradan, Çin beldelerine geçti.

Sonra, doğudan, sağlayarak deniz sahili yoluyla Kındıhar'a geldi.

Oradan Keşker'e ilerledi.

Sonra, Şam'a döndü, ve Tedmür'e kavuştu. Orası, kendisinin vatan edindiği yer'di.

Rüzgâr; Allah'ın emriyle, Süleyman Aleyhisselâmın, istediği yere gidiş ve geli*şini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda, herkesin konuştukları şeyleri de, ona, iletir, haber verirdi.

Süleyman Aleyhisselâm, bir gün, rüzgâra binerek bir ekincinin üzerinden ge*çip giderken, ekinci başını kaldırdı. Ona, baktı, ve:

"Dâvûd Hanedanına büyük bir mülk ve saltanat verilmiştir!" dedi.

Rüzgâr, onun, bu sözünü, Süleyman Aleyhisselâmın kulağına eriştirince, Sü*leyman Aleyhisselâm, yere indi ve ekincinin yanına vardı. Ona:

"Ben, senin söylediğin sözü işittim ve senin yanına, ancak, güc yetiremeyece-ğin şeyi temenni etme! demek için indim.

Allah'ın, senden kabul edeceği bir tek teşbih, Dâvûd Hanedanına verilen şey*lerden daha hayırlıdır!" dedi.

Bunun üzerine, ekinci, Süleyman Aleyhisselâma:

"Sen, benim üzüntümü giderdiğin gibi, Allah da, senin üzüntünü, gidersin!" dedi.

Süleyman Aleyhisselâm; ordusu ile, Karınca vadisine geldikleri zaman, bir karınca:

"Ey karıncalar! Yuvalarınıza, giriniz!

Sakın, Süleyman ve ordusu, sizi -bilmeyerek- kırmasın!" demişti.

Süleyman Aleyhisselâm, onun bu sözünden, gülercesine gülümsedi de,

"Ey Rabb'im! Bana ve ana ve babama lütfettiğin nimetine şükretmemi ve (geri kalan ömrüm içinde) Senin razı olacağın iyi (işler) yapmamı, bana ilham et!

Rahmetinle beni de, (Cennette) Salih kullarının arasına idhal et!" dedi.

Rivayete göre: Süleyman Aleyhisselâm, karıncanın söylediğini, işittince, üze*rine, indi ve:

"Onu, bana getiriniz!" dedi.

Getirdiler.

Süleyman Aleyhisselâm, ona:

"Sen, ne için karıncaları, sakındırdın?

Benim, zâlim olduğumu mu işittiniz?

Yoksa, benim, adaletli bir Peygamber olduğumu mu bilemediniz?

Ne için onlara:

"Sizi, Süleyman ve ordusu kırmasın! dedin?" diye sordu.

Karınca:

"Ey Allah'ın Peygamberi! Sen, benim sözümdeki (Onlar, bilmeden) kaydını işit*medin mi?

Bununla beraber, benim, can kırma sözümden maksadım, ancak, kalblerin kı*rılması idi.

Senin bir şey vermeni temenni edip fitneye düşmekten, sana bakmakla meş*gul olup Allah'ı Teşbih etmekten geri kalmaktan korktum!" dedi.

Süleyman Aleyhisselâm:

"Bana, öğüt ver!" dedi.

Karınca:

"Babana, Dâvûd isminin ne için konulduğunu, biliyor musun?" diye sordu.

Süleyman Aleyhisselâm:

"Hayır! Bilmiyorum!" dedi.

Karınca:

"O, kalb yarasını, tedavi etsin diye verildi!" dedi.

"Sana, Süleyman isminin ne için konulduğunu, biliyor musun?" diye sordu.

Karınca:

"Göğsüne selâmet verilinceye kadar dayanasın ve Baban Davud'a erişmeye müstehak olasın diye verilmiştir!" dedi.

Sonra da:

"Yüce Allah'ın, sana, rüzgârı, ne için uysal kıldığını, biliyor musun?" diye sordu.

Süleyman Aleyhisselâm:

"Hayır! Bilmiyorum!" dedi.

Karınca:

"Dünyanın tümünün, esen, gelip geçen bir Yel'den ibaret bulunduğunu sana haber vermek için!" dedi.

Süleyman Aleyhisselâm, karıncanın sözlerine hayrette kalarak gülercesine gü*lümsedi ve Nemi sûresinin on dokuzuncu âyetinde açıklanan duasını tekrarladı.

Süleyman Aleyhisselâm, halkı, yağmur duasına çıkarmıştı.

Orada bir karınca kafasının üzerine yatıp ayaklarını, semaya kaldırmış ve:

"Ey Allâhım! Ben, Senin yaratıklarından bir yaratık'ım.

Sen, bizi, yağmurunla sulasan da, Sen, bizi, kuraklıktan helak etsen de, biz,

Senin rızkından müstağnî değiliz!" diyordu. Bunun üzerine, Süleyman Aleyhisselâm; halka:

"Geri dönünüz! Siz, sizden başkasının düasıyla yağmura kavuşturuldunuz!" dedi.

Ölüm Meleği, bir gün, Süleyman Aleyhisselâmın yanına girip yanında oturan*lardan, bir adama, uzun uzun bakmış durmuştu.

Ölüm Meleği çıkıp gittiği zaman, adam, Süleyman Aleyhisselâma:

"Kim bu?" diye sordu.

Süleyman Aleyhisselâm:

"Ölüm Meleğidir!" dedi.

Adam:

"Onun, bana, bakışı, sanki, beni öldürmek istiyor gibiydi!" dedi.

Süleyman Aleyhisselâm ona:

"Peki, şimdi, benim, sana ne yapmamı istiyorsun?" diye sordu.

Adam:

"Beni, rüzgâra bindirmeni ve Hindistana bıraktırmanı, istiyorum!" dedi.

Süleyman Aleyhisselâm, rüzgârı çağırdı. Adamı, onun üzerine bindirip Hindis*tana bıraktırdı.

Bundan sonra, Ölüm Meleği, Süleyman Aleyhisselâmın yanına geldi. Süleyman Aleyhisselâm, ona:

"Sen, yanımda oturanlardan, bir adama, niçin uzun uzun bakmıştın?" diye sor*du. Ölüm Meleği:

"Ben, onun ruhunu, Hindistan'da almakla emrolunduğum halde, kendisinin, senin yanında bulunuşuna hayret etmiştim." dedi.




 

Benzer konular