Teheccüd namazının manasıı

#1
TEHECCÜD


"Teheccüd, Günahları Affettiren Salihlerin Ameli olup, Hastalıklara da şifa verir."[Tirmizi]

Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece kılınan teheccüd namazıdır.) [Müslim]

Kabir karanlığını aydınlatan nur: Teheccüd namazı
...
Teheccüd namazı, gecenin hangi zamanında kılınmalıdır? Peygamber Efendimiz (SAV) kaç rekat kılmıştır? Kur'an'da nasıl anlatılıyor?

Abdullah bin Ömer (r.a.) gençlik yıllarında geceyi mescitte geçirir ve orada uyurdu. Bir gece rüyasında iki melek onu yakalayarak Cehenneme götürdüler. Cehennem kuyu duvarı gibi taşla örülmüş olarak görünüyordu. İki boynuz gibi iki yanı vardı. Burada kendilerini yakından tanıdığı kimseleri de görmüştü. O anda:

— Cehennemden Allah’a sığınırım, demeye başladı. O sırada yanına başka bir melek gelerek ona:

— Korkma, sen buraya atılmayacaksın. Senin için tasa ve endişe yoktur, dedi.

Abdullah bu rüyasını Resulüllahın (s.a.v.) hanımı olan ablası Hz. Hafsa’ya (r.a.) anlattı. Hafsa Validemiz de Resulüllaha (s.a.v.) aktarınca Efendimiz şöyle buyurdu:

— Abdullah ne iyi adamdır. Keşke gecenin bir kısmında kalkıp da ibadet etmeyi âdet edinseydi.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) burada kast ettiği ibadet teheccüd namazıydı. Abdullah b. Ömer bunu öğrenince gecenin pek azında uyuyup kalan zamanını ibadetle geçirmeye başlamıştı.

Ömrünün büyük bir kısmı mescitte, namazda ve secdede geçen İki Cihan Serveri (s.a.v.), geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Zaten ümmetine sünnet olan teheccüd namazı, Rabbimiz tarafından ona özel bir farz olarak emredilmişti:

“Gecenin bir kısmında sana mahsus bir nafile olan teheccüd namazı kılmak üzere uyan, böylece Rabbin seni övülmüş bir makam olan en büyük şefaat makamına ulaştırır.” (İsra Suresi: 79)

Peygamberimiz (s.a.v.) bu emri öylesine bir aşk ve şevkle yerine getiriyordu ki, onun namaza olan sevgisi, değerli hanımı Hz. Aişe Validemizi bile hayrete düşürüyordu. Onun anlattığına göre, Efendimiz (s.a.v.) bir gece namazında ayakta ve rükûda sakalı ıslanıncaya kadar ağlamıştı. Secdede de ağlamayı sürdürmüş, gözyaşıyla yer ıslanmıştı. Bu hâli gören Aişe Validemiz:

— Ya Resulallah, Allah sizin geçmiş ve gelecek günahlarınızı bağışladığı halde niçin ibadet konusunda kendini bu kadar zorluyorsun, diye sorunca şu cevabı almıştı:

— Ben Allah’ın bu mağfiretine karşı şükreden bir kul olmayayım mı?



Teheccüd nimetlere karşı büyük bir şükür, kabir ve Cehennem azabına karşı bir zırhtır. Gece namazı, Allah’ın sevgisini kazandırır, insanı faziletli kılar, manevî zevklerin kaynağıdır, acı ve felâketlerden korur, bedenin şifasıdır, ruhî ve kalbî terakkiye vesiledir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, “kabir gecesinde ve berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık”tır.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ibadet hayatını kendilerine rehber edinen sahabeler gece namazına da büyük önem verirlerdi. O kadar ki gece namazını, yolculuk, hastalık, savaş gibi ağır ve sıkıntılı durumlarda bile terk etmezlerdi. Bunu gösteren şöyle muhteşem bir hadise yaşanmıştı:

“Zâtü’r-Ri*kâ” Savaşı’nda, ordu istirahata çekilince Peygamberimiz (s.a.v.), Ammar bin Yasir (r.a) ile Abbâd bin Bişr’i (r.a.) nöbetle görevlendirdi.

İkisi aralarında anlaşarak ilk bölümde Abbâd’ın nöbet tutmasına karar verdiler. Bunun üzerine Ammar, kendi nöbeti gelinceye kadar arkadaşının yanında uyumaya başladı. Nöbete duran Abbâd da, çevrenin sakin olduğunu görünce vaktini değerlendirmek için gece namazına durdu.

Abbâd bin Bişr, gecenin sessizliğinin verdiği huzurla namaza kendini vermiş, bütün benliğiyle Allah’a ibadet etmenin hazzını yaşıyordu.

Bu sırada bir müşrik, çok uzak mesafedeki karaltıyı görünce, yayına bir ok yerleştirdi ve bıraktı. Ok eliyle koymuş gibi, Hz. Abbad’ın vücuduna saplandı. Bu sırada Abbad, on bir sayfalık Kehf Sûresi’nin ortalarına gelmişti. Eliyle oku çıkardı ve namaz kılmaya devam etti.

Biraz bekleyen müşrik, önceki okun yerini bulmadığını sanarak Abbâd’a ikinci okunu da fırlattı. İkinci ok da eliyle koymuş gibi namazda olan Abbâd bin Bişr’e saplanmıştı.

Bu oka da aldırmadan çıkardı ve namazına devam etti. Sanki atılan oklar onun vücuduna saplanmamış gibi huşû içinde namaz kılıyordu.

Büyük bir öfkeye kapılan müşrik, bu okun da isabet etmediğini düşünerek üçüncü bir ok fırlattı. Üçüncü okun da eliyle koymuş gibi isabet ettiği Abbâd bu oku da çıkardı. Bir müddet sonra arkadaşı uyandı. Müşrik, onların iki kişi olduk*larını görünce kaçtı.

Ammar, saplanan üç oku ve arkadaşından akan kanları görünce şaşkına dönmüştü:

— Sübhânallah! Sana ilk oku atınca beni niye uyandırmadın, diye sordu. Hz. Abbâd, yaptığından gayet memnun ve huzur dolu bir sesle şu ibretli cevabı verdi:

— Öyle bir sûre okuyordum ki kesmek istemedim. Eğer Resulullah’ın verdiği görevin aksamasından korkmasaydım, ölünceye kadar namaz kılmaya devam ederdim, dedi.

Hz. Abbâd’ın tavrı öyle bir namaz aşkıydı ki, saplanan oklara bir diken kadar bile değer vermemişti. İşte onlar namazdan böylesine zevk alır, haz duyarlardı.
 
#2
TEHECCÜD


Yatsı namazından sonra, daha uyumadan veya çok az bir miktar uyuduktan sonra kalkıp kılınacak nafile namaza “gece namazı (salatü’l-leyl) denir. Bir süre uyuduktan sonra, gecenin yarısından imsak vaktine kadar kalkılıp kılınırsa, bu namaza “teheccüd” denir.
Teheccüd namazı, iki, dört, altı ve sekiz rekat olarak kılınır. Her iki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir.
Teheccüd namazı, Peygamberimiz (s.a.s) için farz idi. Farz oluşu şu ayete dayanır:
“Ey Muhammed! Gecenin bir bölümünde uyanıp, sırf sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere, teheccüd namazı kıl. Rabbinin seni Makam-ı Mahmud’a göndereceğini ümit edebilirsin,” (Isra, 17/79) Teheccüd namazına diğer mü’minler de teşvik edilmiştir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz, “Her kim geceleyin uyanır, hanımını da uyandırır ve iki rekat namaz kılarsa, Allah ‘ı çok zikreden erkekler ile kadınlardan yazılırlar.” (Ebü Davud, Salat, 307)
Peygamberimiz (s.a.s.), teheccüd namazı kılmak üzere geceleyin kalkınca şu duayı okumuştur:
Okunuşu: “Allahümme Rabbena leke’l -hamdü ente kayyimü’s-semavati ve’l-ardi ve men fihinne. Ve leke’l hamdü. Leke mülkü’s-semavati ve’l-ardı ve men fihinne ve leke’l-hamdü ente nuru’s-semavati ve’l-ardi ve men fihinne ve leke’l-hamdü, ente’l-hakku ve va’düke hakku ve lika’üke hakkun ve kavlüke hakkun ve’l-cennetü hakkun ve’n-narü hakkun ve Muhammedün hakkun ve’s-saatü hakkun.
Allahümme leke eslemtü ve bike amentü ve ‘aleyke tevekkeltü ve ileyke enebtü ve bike hasamtü ve ileyke hakemtü, fağfır li ma kaddemtü ve ma ahhartü ve ma esrartü ve a’lentü ente’l-mukaddimü ve ente’l-muahhiru la ilahe illa ente.”
Anlamı: “Allah ‘ım! Hamd sanadır! Sen bütün gökleri, yeri ve onlardakileri ayakta tutansın. Hamd sana mahsustur. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların maliki Sensin. Hamd sana mahsustur. Sen göklerin, yerin ve onlarda ne varsa hepsinin nurusun. Hamd Sana mahsustur. Sen Hakk’sın. Senin va’din de hak, sana kavuşmak da hak, sözün de hak, cennet de hak, cehennem de hak, peygamberler de hak, Muhammed de hak, kıyamet saati de hak.
Allah ‘ım! Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim ve Sana yöneldim, inanmayanlara karşı, sana dayanarak mücadele ettim ve neticede ancak seni hakem olarak kabul ettim, benim evvelki yaptıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da, açık yaptıklarımı da mağfiret et. Öne alan da sensin, geriye bırakan da sensin.Senden başka ilah yoktur. “(Buhari Teheccüd, 1; Tirmizi, De’avat 29). (Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları)....