Tüketim Toplumunun Tipik Bir Eseri: "Y Kuşağı"

~ DiLruBâ ~

Acemi Üye
Silver
#1


“Y KUŞAĞI" nitelemesini bir gazetede yer alan haber*i yorum dosyasında okumuştum. Bu kuşağın belir*gin özellikleri çeşitli başlıklar altında ele almıyor, konuyla bağlantılı olarak bazı gençlerin görüşleri aktarılıyordu.





Cahilliğimizden olacak (!) adını yeni duyduğum bu "Kuşa*ğın" özelliklerine geçmeden önce, bu "Y"nin ne olduğunu öğ*renebildiğim kadarıyla aktarayım.



Bu nitelemenin aslı İngilizce "Gen Y." Açılımı ise "Genera-tion Youth", yani "Genç Nesil".

Türkçe’ye uydurulurken "Generation" kelimesi "Kuşak" ola*rak çevrilmiş. Ama "Youth" kelimesinin böyle bir şansı olma*mış! İlk harfi aynen alınmış.





Aslında bahsettiğim yazının ana konusunu anlamak için sadece bu bilgileri vermemiz yeterli. Ama, biraz daha tanımak için bazı anekdotları aktarmak istiyorum.



Y Kuşağının en belirgin özelliği "Kazanmadan Harcamak." Halk arasında yaygın olan "Babam sağ olsun" deyimiyle he*men hemen aynı manaya geliyor.



Yani, bir harf ilavesiyle bu kuşağa, tamamen Türkçe "Ye Kuşağı" da diyebiliriz.

"Kazanma, Ye Kuşağı".





Nasreddin Hocanın ifadesiyle "Ye Kürküm Ye Kuşağı".

Gerçi bu kuşağa "Yeni Kuşak" veya "Milenyum Kuşağı" da diyenler var. Ama kastedilen kesim tamamen aynı.





Y Kuşağını araştırırken, yine hiç tanımadığım iki ayrı ku*şaktan haberdar olma imkanı buldum. Meğer bir "X Kuşağı" ile "Z Kuşağı" da varmış! Tabii bu nitelemeler yine Batılı sos*yologlara ait. Meğerse onlar, toplumsal yönelim ve davranış*ları sınıflarken, yaş gruplarına göre kuşaklan da belirlemişler.



Bu kapsamda yaşlan 12 ile 22 arasında olan kuşağa 'Y adı vermişler. Yleri X kuşağından ayıran en önemli ölçüt olarak da internet kullanımını belirlemişler.





Şimdi günlük hayattaki yansımalara tekrar dönelim.



Y Kuşağının eli işte olmadığı için "Çalışmak için hiç acele*leri yok. Büyümek istemiyorlar, çocuksu zevklere sahipler. Bu zevkler için büyük paralar harcamaya hazırlar."



Y Kuşağının "olmazsa olmaz" özelliklerinden birisi, bazı ayırt edici aksesuarlara sahip olmak.





Bunlardan en önemlisi ise cep telefonu. Ancak öyle sıradan bir cihaz olmayacak. Her şeyden önce çok pahalı ve çok gösterişli olacak. Yetmedi, ka*meralı olacak. Yetmedi, en yeni ve en son model olacak. Aksi takdirde tüm kariyer, tüm karizma ayaklar altına alınıverir, "arkadaşlar" arasında alay konusu oluverir!



Y Kuşağı, özellikle kazanmadan harcadıkları için, tam bir alışveriş gurusu olma özelliğine sahip. Bir de marka tutkusu işin içine eklenince, tüm dünyanın merkezine kendilerini yerleştiriveriyorlar. Hattâ, onların böyle yetişmesine imkân sağla*yan ailelerini dahi bu yönde etkileyip yönlendirebiliyorlar.



Öyle ya, kendileri en son model ürünleri ve markaları kulla*nırken, yine arkadaşları arasında ailesiyle ilgili ileri geri konu*şanlar olur, yerin dibine geçebilirler. İşte bu yüzden eve alına*cak suyun cinsinden cep telefonu markasına, kullanılacak şampuana, içilecek süte, alışveriş yapılacak marketin adı ve yoğurdun ismine, hattâ yeni arabanın modeline kadar tüm se*çimlerde onların tercihleri önem kazanıyor.





Diyelim ki Y Kuşağından bir delikanlı bir ürün alacak. Üste*lik marka olacak. Üstelik ailesi de kendisine yine çok pahalı ve markalı bir ürün tavsiyesinde bulundu. Gencimiz için böyle bir yönlendirmenin hiçbir önemi yok. Zira, markalı ürünün terci*hi öyle ulu orta olmamalı. İçinde yer aldığı arkadaş grubunun tercihi ve eğiliminin üzerine hiçbir güç ve otorite olmamalı.





Araştırmalara göre Y Kuşağı Türkiye nüfusunun % 22'sini oluşturuyor. Bir yandan bin bir zorlukla sınıflarını geçebilirler*ken, diğer yandan okul biter bitmez iş hayatına atılıp müdür, hem de üst düzey idareci olmayı planlıyorlar. Bir yandan özgür*lük peşinde koşup tüm dünyayı gezme hayalleri kurarlarken, diğer yandan ailelerinden bağımsız bir hayata atılmaktan kaçı*yorlar.



Her zaman arkadaş gruplarıyla birlikte olmaya gayret ediyorlar. Dış görünüş, ruhî ve manevî değerlerden daha önem*li konuma sahip. Teknolojik yenilikler, kısa sürede yaşamlarının standardı haline geliyor. "Online" yaşayan bu kuşak, zamanla*rının büyük bölümünü monitör karşısında geçiriyor.2

Teknoloji harikası bilgisayar, bu kuşağın işine ancak internet bağlantısı olunca yarayabiliyor. İnternet ise büyük ölçüde "çetleşme" veya "çeteleşme" işine yarıyor. Ayrıca oyunların da bağ*layıcılığı var.



Daha da kötüsü, henüz gelişme çağındaki gençler için ahlak dışı siteler her an içine yuvarlanılabilecek derin ku*yular özelliğine sahip. 14 Mayıs 2004 tarihli Radikal gazetesin*de yayınlanan köşe yazısında Zeki Coşkun şöyle demişti:



"Bütün bir dünyanın kanalizasyonu evin ve hayatın içine akıyor adeta!"



Y Kuşağı için internetin çok önemli bir yönü daha var. İnter*net üzerinden istediği ürünü kredi karü aracılığıyla satın ala*biliyor. Nasıl olsa aldıkları ürünün bedelini kendileri ödemiyor.





Y Kuşağının %87'si geçimini harçlıklarla sağladığı için çalış*mama ve hazırdan geçinme en karakteristik özellik iken, aile ve çevre baskısıyla bir işe başlamaları sırasında da birbirine benzer tablolar sergileniyor. En dikkat çekici özellikleri ise sürekli ko*nuşmaları ve sürekli kendilerini öne sürmeleri. İşe başladıkları ilk günün ilk saatlerinden itibaren çevresinde çok fazla etki uyandırmak gayretine düşüyorlar.



Kendi anne babalarını da sorgulamaya alışkın oldukları için, iş hayatında birlikte çalıştık*ları insanları rahatlıkla eleştiriyorlar. Bu yüzden 50 yaşındaki bir çalışana rahatlıkla "bu işi yap" deme cesaretini gösteriyorlar. Müdürlerinin profesyonel anlamda gelişmiş olmadıklarından dem vuruyorlar. Hayatlarındaki hedef ve ideallerini hep en kısa zamanda gerçekleştirebilecekleri şeylerden seçerken, diğer yan*dan emeklilik için para biriktirmeyi planlıyorlar.





Y Kuşağının aile ilişkilerinde dikkati çeken en belirgin özel*liklerden birisi, aynı çatı altında birbirlerine yabancı olmak. Zira bu kuşak bebeklik ve çocukluk yıllarında, anne babaları*nın çalışmaları sebebiyle ya bir yuvaya bırakılmışlar veya bir bakıcıya teslim edilmişler. Belki de farkında olmadan, daha çok para kazanma ve gelir elde etme kaygısıyla yaşadıkları bu yalnızlığın ve itilmişliğin acısını çıkarmak istercesine, ebe*veynlerine hem yakın, hem uzak konumlarını sürdürüyorlar.





Y Kuşağının asıl ilham kaynağı medya. Medya araçlarında örnek olarak gösterilen popüler yüzler, şarkıcılar, film yıldızlan, sporcular birer kukla misali, gençlerin önüne sürülüyor. Reklamlarda, gençlere tüketim ve gösteriş ağırlıklı bir rol bi*çiliyor, sapmadan izleyecekleri yol dikte ediliyor.



"Gençlere özel", "özgür ol", "farklı ol" gibi telkinler sesli ve görüntülü reklamlarla zihinlere kazınıyor. Böylece kısır bir döngü içinde gençler, koyun sürüsü misali güdülmeye hazır hale getiriliyor.



Köleliğin ve güdülmenin adı "özgürlük" oluyor.

Gençlere yönelik çeşidi ürünleri piyasaya süren bir firma yet*kilisinin şu sözleri acı bir gerçeği açıkça gözler önüne seriyor:



"Gençleri tanımadan bir marka yaratılmaz!"

Bu cümlenin açılımı şöyle olsa gerek:



Gençlerin zaaflarını tanımadan, onlara yönelik bir ürün üretilmemeli. Üretildikten sonra da, o zaaflara yönelik reklam bombardımanı gerçekleştirilmeli.



29 Haziran 2004 tarihli Milliyet gazetesinde yer verilen açıklamasında Nokia Mobil Telefonları Genel Müdürü Ales-sandro Fiorentino, Türkiye piyasasına girmeden önce araştır*ma yaptırdıklarını; mobil teknolojide yatırımlar ve pazarlama yöntemleriyle ilgili olarak gençleri hedef kitle seçtiklerini; modelleri özellikle oyun ve fotoğraf uygulamalarını destekle*yen aksesuarlar ile üretmeyi tercih ettiklerini söylemişti.6



Tuzak Üstüne Tuzak!



Buraya kadar aktardığımız Y Kuşağı çok uç bir örnek gibi görünebilir. Ancak, özellikle medya, yazılı ve görüntülü yayın organlarının ortak marifetiyle ortaya çıkan genç nesil, az ve*ya çok oranda bu özellikleri taşıyor. En azından iç dünyaların*da bu özellikleri, istek ve arayışları taşıyorlar.





Gelir seviyesi ve sosyal statü ne olursa olsun, lise, hattâ il*köğretim seviyesinden itibaren, gençler arasında bu yönde gruplaşmalar alabildiğine yaygınlaşıyor. Yine daha üst gruptan veya medyatik simalardan birisini taklit eden ve arkadaşları arasında el üstünde tutulan bir gencin giyimi-kuşamı, jöleli saçları, hattâ kulağını deldirip küpe takması örnek alınabiliyor. Böyle bir gruba girip de kendisini kabul ettirmek ve onlardan saygınlık görebilmek için, normal şartlarda yapılmayacak şey*ler normalleşebiliyor, daha da ilerisi kaçınılmaz zorunluluk olarak görülebiliyor. Aile muhiti tamamen karşı gelse de.





İspatı mı? Büyük şehirlerde artık sıradanlaşan sayısız ör*nekler artık Anadolu'nun bütün illerinde, ilçelerinde, hattâ köylerinde görülebiliyor. Örneğin bir belediye otobüsüne elin*de tuttuğu darmadağın kitap ve defterleri, dağınık okul kıya*fetiyle giren bir lise öğrencisi kısa sürede ilgi odağı olabiliyor.





Kulaklığındaki müzikle tüm yolculara adeta konser dinletiyor. Yolda, caddede, parkta, bahçede "özgürlüğünü" herkese du*yurma çabasıyla, saç şekliyle, düşük pantolonuyla, ipi yerde sürünen abartılı ayakkabılarıyla ikili, üçlü veya daha fazla gruplar halinde gezen, dışarıdan sanki birbirlerinin ikizi, üçü*zü veya dördüzüymüş gibi görünen gençler artık sıradanlaştı.



Esaretle Gelen Özgürlük



Aynı üniformayı, aynı takıları, aynı yürüyüşü, aynı saç ve*ya sakal şeklini, aynı el-kol hareketlerini, aynı konuşma ve hattâ aynı kahkaha tarzını benimseyen, bütün bunları özgür*leşmenin sembolü olarak benimseyen gençlerimiz...



"Triplere girmek"ten "Oha falan olma"ya, "Ayar olmak"tan "Ayar verme"ye, "Dumur"a kadar onlarca, yüzlerce kavramla özel bir dil kullanan, yayvan yayvan konuşan gençlerimiz...

Özgürlüğünü esaretle, eline geçirdiği metal kelepçelerle, ayağına taktığı marka prangalarla, başlarına taktıkları sembol keplerle, sırtına geçirdiği tek tip "marka" giysilerle sergileme Çabasında olan gençlerimiz...





Marka ve pazarlama konularına odaklı tüketici tercihleri üze*rine araştırmalar yapan ACNielsen tarafından hazırlanan 2005 yılma ait "Gençlik Profili Araştırması" sonuçlan belirttiğimiz esa*retin boyutlarıyla ve mahiyetiyle ilgili önemli ipuçları veriyor.





İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum illerinde 1050 gençle yapılan araştırmaya göre, Türkiye nüfusunun % 22'sini oluştu*ran 12-22 yaş arasındaki gençlerin marka tutkusu önceki yılla*ra oranla hızla artmakta.



Harcama kalemleri 12-18 yaş arası gençlerde eğlence; 19-22 yaş arası gençlerde ise giyim, sinema, fast-food mekanları gibi sosyalleşme odaklı gerçekleşmiş. Tüm ürün ve hizmet grupları içinde Amerikan menşeli spor giyim markası Nike gençlerin bir numarası. İlk beşteki tek teknoloji markasının Nokia olması dikkat çekici bir diğer nokta. Gençle*rin verdiği cevaplar, yukarıda da belirttiğimiz gibi, marka seçi*minde arkadaşlarının ve reklamların etkisini ortaya koyuyor.





Araştırmaya göre eğlence için internet kullanımı 12-18 yaş arası gençlerde % 48'den % 70'e çıkarken, 19-22 yaş arası gençlerde % 52'den % 72'ye tırmandı. Gençler arasında cep telefonu sahiplik oranı ise % 76. Gençlerin cep telefonu alır*ken en çok dikkat ettikleri unsur % 43,6'lık oranla biçim ve görünüş. Fiyat ise % 33,8'lik oranla ikinci kriter oluyor. İşin bir garip yönü de gençlerin % 33'ünün cep telefonlarının özel*liklerinin farkında bile olmamaları.



Anti-Y Kuşağı



Y Kuşağı ve toplumdaki olumsuz yansımaları sadece bun*lardan ibaret değil. Toplumsal kargaşalardan nemalanan kısım*lar, dar gelirli ve işsiz ailelerde yetişen gençleri, bulunmaz Hint kumaşı olarak görerek menhus emellerini en kısa zaman*da ve en etkili şekilde uygulamaya koyuyorlar.

Bir yandan sosyal katmanlar arasında meydana gelen uçu*rumlar, diğer yandan gençlik döneminin belirgin özellikleri gençleri pimi çekilmiş birer el bombası haline getiriveriyor.





Özellikle büyük şehirlerde sokaklarda ve varoş mahallelerde yetişen bu tip gençler kötü arkadaş örnekleriyle suça yöneliyor*lar. Sigara, alkol, kumar, uyuşturucu madde alışkanlıkları, gayr-ı ahlâkî ve gayr-ı insanî ilişkiler içine girme, gençleri adım adım çeşitli suçlara sürüklüyor. Bu duygular içinde gayesiz, güvensiz ve başıboş bir yaşam sürdüren gençler, etrafında onu bekleyen tuzaklardan habersiz bir şekilde yaşamaya devam ediyor.7



Çözüm



Buraya kadar sıraladığımız olumsuz tablolar elbette hepi*mizin içini karartıyor. Ancak çözümü ve çaresi hiç de zor de*ğil. Çünkü bu tabloyu ortaya çıkaran ana sebep belli: Aile ku*rumundaki sevgi ve ilgi eksikliği. Anne-babaların evlatlarına manevî sorumlulukları, ahlâkî değerleri aktaramayışları. Ço*cukluktan gençlik dönemine geçiş sürecinde, gençlerin manen aç bırakılmaları. Güzel ahlâk kuralları, iman esasları ve terbi*yesiyle onları doğru istikâmete yöneltemeyişleri.



Çözümü, kaybedilen yerde bulmak gerek. Sevginin kaybol*duğu yerde, sevgiyle, ilgiyle ve şefkatle yaklaşmak ve bunu çok samimî bir şekilde sürdürmek kesinlikle neticesiz kalma*yacaktır. Çünkü insan, kaç yaşında olursa olsun bir yönüyle hep çocuk kalır. Ve bu çocuk yönü, herkesten önce anne-baba şefkatini hep bekler, ona hep ihtiyaç hisseder.



Alfabedeki "Y" harfinden sonra başka bir harfle yetişen farklı bir kuşak olacak mı, olmayacak mı bilemiyoruz ama toplum olarak "Ebedî Gençlik" hazinesini elde eden nesiller yetiştirmeli; biz de o kuşağa dahil olabilmek için var gücü*müzle gayret etmeliyiz.



Yazar: Dr. Veli Sırım

 

yadeller_

(( Müslümanlar Kardeştir ))
Administrator
#2
Çok uzun ama bir o kafdarda anlamlı bir yazıydı.
Teşekkürler kardeşim.
Allah yanlış doğru insanlarla karşılaştırsın hepimizi.
Çevre medyadan da internettende reklamdan da çok daha önemli çünkü...
 

mehmedim

Çalışkan Üye
Silver
#7
evet X ve Y kuşağını paylaşımınızla okudum...yazının mimarı Y den sonra harf kalmadığını ilerde nelerin ortaya çıkacağını merakla beklemekte tıpkı benim gibi.belki "gök-kuşağı" gençliği gelecektir.yağmur yağarsa fırsat bulup ortaya çıkan.belki de güneşi kandırıp renk çalan..kimbilir...görüntüsü hoş lakin gerçekte su buharı olan sahte gençliğe rastlayabiliriz.böyle bir gençliğin kuşağı olsa olsa gök-kuşağı olurdu:)))
 

bekkain

diyâr-ı gurbet
Süper Moeratör
#8
:=:)tamam yaw ikiniz birden ne üzerime geliyosunuz:(think):başını sonunu ortasını okudum güzel bi konuydu .şindide hepsini okudum.gerçekten okunması gereken güzel bir konu:(clap)::eek:::(nerd):
tesekkur