• Teşrik tekbiri getirmeyi unutmayınız

Türkiyenin mehdisi recep tayyip Erdoğandır.

cihadir

Acemi Üye
Silver
#1
İNANÇSIZLARIN SALTANATI YIKILDI.
· Türkiye halkı karmadır. Nuh’un tüm oğullarında oluşur. Etnik yapılara sahiptir. Farlı dinler ve mezhepler barındırır. Çok kültürlü olmalarına rağmen aynı değerleri paylaşırlar. Tüm insanlığı kucaklayan haliyle yapıcı ve birleştiricidir. Türkiye halkı tarih boyunca zalimin karşısında ve mazlumun yanında olmuştur. Zulmeden ve sömüren olmamıştır. Ulusal çıkarları için başka halkların sırtına binmemiştir. İnsanlığa hizmet eder haliyle Osmanlıcılığı (kardeşliği) savunmuştur.
· Selçuklu ve Osmanlı devamındaki Türkiye halkı evrensel değer ve ilkeleri en güçlü şekilde savunmuş pratiğe dökmüş, yaşamış ve yaşatmış devletler olmuşlardır.
· Türkiye halkı tarih boyunca mazlumun yanında olmuş, zalimle mücadele etmiştir. İnsani değerlere sahip çıkıp barışı tesis etmeye çalışan bir halk olmuştur. Zorda kalmışa yardıma koşmuş. Fakiri kollamış. Evrensel değerlere sahip çıkmıştır.
· Bu anlayış yeryüzünde daima vardı. İnsani değerleri savunan, doğruluğu ve adaleti isteyen ve insanlığa faydalı barışçı bir anlayış kimi zaman dünyaya hakim oldu kimi zaman olamadı. İnananlarla inanmayanların mücadelesi bu şekilde hep sürdü. Bu inanan anlayış bugün Türkiye öncülüğüyle temsil edilmektedir.
· Osmanlı küresel bozguncuların azgınlıklarına ve yayılmasına dayanamadı. Silah ve kuvvet ile mazlumları sindiren dünya için hırslanan inançsız bir ekol yeryüzüne yayılmıştı. Coğrafi keşifler, sanayi devrimi, reformlarla egemenlik inançsızların eline geçmişti.
· Osmanlı’da yeniçeri isyanları kötülerin egemenliğine girişin ilk hamleleriydi. Sonra askeri kuvvetlerin içinde etkili olanlar dış güçlerin de desteğiyle askeri yönetime zamanla egemen oldular. Her dönemde kuvvetlerini arttırdılar. Küresel darbecilerin ve bozguncuların gücüne büyük mücadele veren 2. Abdülhamit küresel karanlığın Anadolu’ya hakim olmasına direnen son savaşçı olmuştur. Ancak yenik düşecektir çünkü yeryüzü karanlık dibe girmektedir. Bu kitlesel kabule dayanılamazdı.
· Askeri kadroya ve silaha egemen olanlar hakkı savunamaz. Yönetimlere dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Askeri kuvvet egemen olmuştur. Askeri üst kadroya kendi istediklerini getirdiler. Askeri gücü ele geçirenler güçlü olmanın verdiği hukuksuzlukla halkı baskı ve şiddetle yönettiler. Darbe üzerine darbeler yaşandı.
· Meşrutiyetin ilanına karşı olan İttihat ve Terakkiciler devlet yönetimini kimseyle paylaşmak istemedi. O dönemde bu bozguncu hakimiyete karşı Papazı, hahamı, hocası, Rum’u ve pek çok karma halk, İstanbul sokaklarında birlik ve kardeşlik imajı vererek kol kola girip yürümüşlerdi. Osmanlı birlikteliğini göstermişlerdi. O dönemin İttihat ve Terakkicileri yine bu dönemin CHP’si idi.
· Anadolu’da 1910’lu yıllarda ırkçılık ve Türkçülük söylemleri ortaya çıkmıştır. Dağılan Osmanlı imparatorluğundan sonra Türkçülük anlayışına sarılanlar yanlış bir yol seçmiştir. O dönemin bu güne getirdiği ‘Türk övün çalış güven.’ Veya ‘Ne mutlu Türküm diyene’ gibi sözlerle günümüz ulusalcı versiyonu ortaya çıkmıştır. Irkçı ve etnik kökenli bir millet devlet anlayışı oluşturulmaya çalışılmıştı. Artık bugün bu anlayışın çok yanlış olduğu anlaşılmıştır. Kardeşliğin ana merkezi ve savunucusu olan Anadolu’da Osmanlıcılığın yıkılmasıyla yeni bir arayışa gidilmişti. Irkçılık temelli Türkçülüğü benimseyenler çıkmıştı. Hak yenik düşse de hakkı bırakıp batılı seçtiler. Zamanla oluşturulan ideolojiyle kelimelerin bile yanlışlığını görmekteyiz. Türk halkı yerine Türkiye halkı demek daha doğrudur. Türk olmak hiçbir şey kazandırmaz. Adaleti, düzeni kardeşliği sağlamak ırkçılığa baylanamaz. Barışı sağlayan Türkler değil insanoğludur, Ademoğlu olmak asıl şereftir. Irkçılık ayrıştırır. Biz insan türü kardeşlik fikriyle ancak altın çağı yaşarız.
· Türkiye’de ki Askeri güce egemen olanlar 1900’lü yıllarda din ve inanç karşıtlığı akımına uymuştur. Manda ve himayeyi kabul etmedik diyenler meğer zalimlerin tam egemenliğindeydi. ABD ve İngiltere mandacılığını kabul ederek küresel efendilerin kölesi olmuşlardı. Kendi egemenlikleri için türlü zulmü yapmışlardı. Nereye kadar bu yalanlarla egemenliklerini sürdüreceklerdi.
· K.Atatürk’ü kullanarak Kemalizmi doğurdular. K.Atatürk üzerinden yalan, uydurma ve aldatmacayla kendilerince bir ekol geliştirdiler. Bu ekolle inananların üzerine gitmek, baskı kurmak ve ülkeyi sömürmek istiyorlardı. Kemalizm dininde puta tapıcılık Atatürk heykellerinin önünde gerçekleşmiştir. Anma törenleri, bağlılık yeminleri, dini öğretiler gibi hitabeler insanlara zorla benimsetilmişti. Zorla kabul ettirilen fikirlere uydurma tarih de yazdılar. Gerçekleri tamamen değiştirdiler. Gerçek olmayan şeyleri yazdılar. And içmeler, her sabah yemin ettirmeler. Din gibi Kemalizme dokunulmazlık vermeler ve mistik bir havada hareket etmeler halka zorla benimsetilmişti. Din düşmanları Kemalizmi kullanırken kendileri dahi buna inanmıyorlardı. Neredeyse başardıklarını zannetmişlerdi. İnananlara baskı kuran bu anlayış sadece kendini kandırabilmiştir.
· ‘Türk övün çalış güven.’ , ‘Ne mutlu Türküm diyene’ Sabahları çocuklara okutulan andımız. Gibi ırkçı ve ayrımcı söylemler hem yanlıştı. ‘Biz insanlar ‘anlayışına ters düşen söylemlerdi. Karma bir millet olan adaleti yayan Osmanlıcılığa karşı uygulanmış bir anlayıştı. İnanca ve kardeşliğe sokulan çomakla kendilerine kötü bir rızık kapısı açtılar. Ayrımcılığı çıkartanlar ve bunu devlet eliyle sürdürenler sadece kardeşliğimize kastetmiştir. Yanlış olan şeyleri devlet politikası ve anlayışı haline getirenler ayrımcılıktan kazandılar ve doğruluk adalet ve barış için mücadele etmediler. Birleştirici olmadılar. Türkçülük 1800 lü yılların sonlarında başlatıldı. Osmanlıcılığı ( Kardeşliği ve barışı ) devirmek için Türkçülüğü kullandılar. Irkçılık koca bir yanlıştı.
· 2010 yılına kadar ülke nice kötü dönemlerden geçerek bu güne gelmiştir. Siyasi çalkantılar, isyanlar, katliamlar, yerel olaylar, darbeler vs pek çok şeyler yaşandı. İyilerle kötülerin savaşı sürekli yaşanmıştı. Sürekli inanları bastırdılar. Zulümle yönettiler.1900-2000 arası son yüz yılda en kötü dönem yaşandı.
· Osmanlı’da ilk hareketler yeniçeri isyanları ve siyasi destekçileri İttihat ve Terakkiciler ile başladı. Egemenliği halktan yani inanan mazlumlardan devralma krizleri çıkardılar. Abdülhamit dönemi sonrasında bu şeytanın mücadelesi daha etkin oldu. Nitekim birinci dünya savaşında şeytan yeryüzüne hakim olmayı başardı. Böylece Osmanlıyı dağıtarak inananların egemenliğini yıkmıştı.
· İşgal kuvvetleri kurtuluş savaşında ülkenin her yerinden girerek Anadolu halkına soykırım yapmak istemişlerdi. Gerçekten bir kurtuluş mücadelesi verilmişti. Allah, kalan çok sayıda kadın ve az sayıda çocuktan inançlı yeni bir nesil çıkardı. Sonra içlerine Rabbin kralını gönderdi. Şimdi tüm olayları ve değişimi gerçekleştiriyor.
· Cumhuriyet dönemindeki istiklal mahkemeleri askeri bir tarzla, baskıcı bir anlayışla infaz kararları için kurulmuş. Yakın zamanın DGM’si ile aynı anlayıştı. O zamanı yeniçeri isyanlarıyla bu zamanın Balyozcuları ve darbecileri aynıydı. O zamanın ittihat ve terakkicileri ile bu zamanın CHP’si aynıydı.
· Ne Cumhuriyeti onlar kurdu. Ne de bu vatanı onlar kurtardılar. Bu vatanı kurtuluş savaşında ölen inançlı insanlar kurtardı. Çanakkale şehitleri kurtardı. İnançsızlar da İngiliz destekli dış güçlerin etkisiyle askeri yönetime egemen olmuşlardı. Manda ve himaye kabul edilmemişti ancak örtülü olarak manda ve himaye kabul edilmişti. O zamanların kalıntısını bu günlerde de görmekteyiz. 28 Şubat darbesinde bile İsrail’den gelen üst düzey Türk komutanı Amerikan desteğini de alıp 28 şubat darbesini başlatmışlardı.
· Cumhuriyet döneminde çok partili siyaset ve demokrasi engellendi. Osmanlıdan artakalan inanan halkı hem dışardan hem içerden yok etmek istediler. Cumhuriyet döneminde bağımsız bir yargı yoktu. Yargıyı dış güçlerin köleleri olan ülkeyi yöneten inançsızlar kullandı. İstiklal mahkemeleri adı altında bir mahkeme kurmuş baskı ve yargısız infazlar gerçekleştiriyordu. Halk protestolarını isyanlar olarak niteleyip bastırıyordu. Asılanlar öldürülenler olmuştu. Kuvvetler ayrılığını ve bağımsız yargıyı mürteci olarak nitelerlerdi.
· Cumhuriyeti koruma adına demokrasiye müdahale edenler kendi saltanatlarının sürmesini sağladılar. Kirli tezgahlarla hukuksuzluğu yol edindiler. Bunun hep süreceğini sandılar.
· Ardından gelen İnönücülerle Türkiye tam olarak inançsızların egemenliğine geçti. Atatürk’ün heykellerini diktiler, her yere büstlerini yaptılar. Bağlılık yeminleri (andımız gibi) ettirilirdi. Saygı duruşunda durdurulur sanki kutsal bir peygamber gibi kurgulanan öğretilerini halka lanse ettirildi. Sırf Rabbin yasalarına karşı yaparlardı. Camileri, ibadetleri ve dinin tüm yollarını engellediler. İnançlı birtakım bilgili insanları tek tek öldürdüler.
· Kemal Atatürk’ü kanunla, baskıyla sevdirdiler. İfade özgürlüğünü fikir hürriyetini engellediler. Onun hakkında olumsuz konuşanı hapse attılar. Silah zoruyla devlet eliyle Atatürk’ün sözlerini neredeyse kutsal metinler ilan ettiler.
· Mustafa Kemal Atatürk’ü abarttılar ve kendi çıkarları için kullandılar. Sanki bir peygamber gibi lanse edip öğretilerine bağlılık yemini ettirdiler. Her yere heykellerini diktiler. Eskiden peygamberlerin putlarını diktikleri gibi karşısında saygı duruşları, övgüler, şiirler düzdüler.
· Öyle bir tabu oluşturdular ve öyle bir korku krallığı kurdular ki kendi oluşturdukları Atatürk dinini dokunulmaz yaptılar. Atatürk üzerinden dinsizliği kuranlar kendi ekollerini eleştiriyi asla hazmedemezlerdi. Atatürk’e olumsuz söz söyleyemezdiniz. Çünkü ona karşı olumsuz eleştiri kendi kurdukları dinsizlik dinine el uzatmaktı. Buna asla tahammül edemezler hemen yargısız infaz yaparlardı. İslam düşmanı dinsizler Atatürk üzerinden bir din kurmuşlardı. Bu baskı krallığı elbette ki fazla yaşayamayacaktı.
· Cumhuriyet döneminde inanan halkı dinden uzaklaştırmak için lisanını değiştirdiler, tarihi değiştirdiler, geçmişle bağlarını kopardılar. İslam’ın temel değerleri: ‘Demokrasi, barış, sevgi, akıl, ilim’ gibi değerlere sahip çıkarlar ve İslam’ı yozlaşmış, bağnazlık, saçmalık, yobazlık, gericilik gibi gösterdiler.
· Cumhuriyeti biz kurduk diyenler cumhura (halka) baskı kurdular. Darbeler yaptılar. Saltanatı kaldırdık diyenler meğer kendi saltanatını kurmuşlar. Demokratik sosyal hukuk devletiyiz derken kendilerine demokrasi ve kendilerine sosyal oldular. Kendi yasalarıyla da hukuksuzluğun üstünlüğünü uyguladılar. Vesayetçiler dikta rejimini gerçekleştirdiler. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin değilmiş. Egemenlik bir zümrenin ve cuntacıların elindeymiş. Milli egemenliği ve laikliği kendi krallıkları için kullananlar yıllarca halka zulmettiler. Hem dini saptırdılar hem din üzerinden halka saldırdılar. İnananları sırf menfaatleri için sindirdiler.
· Modern ve çağdaş toplum diyerek dinden uzaklaştırdılar. Bilimin ön plana çıkarıldığı bir topluma geçiş imajı verildi. Halbuki Din ile bilim beraber yürürdü. Akıl ve bilim dinde kendini bulurdu. Onlar doğruluğu ve özgürlüğü kısıtlayarak modernliği giyimde ve birtakım değişikliklerde sandılar.
· İbadethaneleri kapattılar. Kılık kıyafet devrimi diyerek inananların özgürlüklerini sınırladılar. Türlü inkılaplarla İnananları sindirdiler. Dinin önünü kestiler. Harf inkılabıyla Kuran’dan dinden ve öz kültürlerinden koparmak istediler. Çağdaşlık adı altında inançsızlığı ve toplumu bozan şeyleri zorla empoze ettiler.
· 150 yıl önce ittihat ve terakkiciler CHP zihniyetiydi. Yeniçeri ayaklanmaları da günümüzün cuntasıydı. Dünyayı isteyenlerin menfaatçilik anlayışı dünyayı sarmıştı. Osmanlı’nın sonundaki inançlı Anadolu halkı bu kötü akıma nasıl dayanabilirdi.
· Türkiye’de suçlular yargılanmaya başladı. Ergenekon, Balyoz gibi pek çok dava görülüyor. Geçmişin hukuksuzları artık hesap veriyorlar. Birtakım egemenlerin hukuksuzluğunu üstün kılmak geçmişin yozlaşmışlığına geri dönmektir. Sırf menfaatleri için suçluları destekleyenler insan haklarını koruyan ve insanlığa hizmet eden hukuku benimsemediler.
· Türkiye’de ne oyunlar oynanmış. Ne düzenler kurmuşlar. İçerden ve dışardan tüm inançsızlar inananları baskıyla kontrol altında tutmuşlardır. Yarının hesaplarını yapanlar dini karalamak üzerinden kazanç sağladılar.
· Bir zamanların Türkiye’sinde meydanı boş bulanlar her türlü hukuksuzluğu yapmışlar. Hesap verilebilirliğin olmaması düzeni iyice bozmuş. Adil ve insani bir otoritenin olmayışı ve halkını kollayan bir yapının kudretini kaybetmesi hırsızları ve bozguncuları harekete geçirmiş devletin yönetimini ele almışlardı. Çeteler ve dinsiz menfaatçiler devlet yönetimine hakim olmuştu. Onların zamanında tüm sosyal suçlar tavan yapmıştı.
· Cumhuriyet döneminde İstiklal mahkemeleriyle yargısız infaz yapmışlardı. İnançlı halkı suçlu gören bir anlayışla Türkiye halkını baskı ile sindirmişlerdi. Ardı ardına gelen askeri darbelerle güçlü bir askeri vesayet kurulmuştu. Bunların yönetiminde devlet gelirleri askeri teşkilata akmıştı. Ülkeyi hem sömürdüler hem de yönettiler. Maddeci, menfaatçi, inançsız bir yapıya sahip olduklarından çok kötü bir yönetim anlayışına sahiplerdi. Onların döneminde Türkiye çok acılar ve haksızlıklar yaşandı.
· 1982 Anayasası hukuksuzların hukukuydu. 1982 Anayasası değişikliğine referandumda hayır diyenler gerçekte darbecilere evet dediler. Teröre evet dediler. Referandumda hayır diyenler; Özgürlüğe, adalete, eşitliğe hayır dediler. Kanunsuzluğa haksızlığa evet dediler. 1980 darbesi, 1982 anayasasını getirdi. 1982 Anayasası da 1984’te pkk’yı ve etnik ırkçılıkları ortaya çıkardı. Türkçülük ve Kürtçülüğün kuranlar kardeşler arasında düşmanlığı sağlayanlar da darbecilerdir.
· 1 Şubat 1960, 12 Mart 1971, 12 eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 de Türkiye nasıl inançsızlığın gölgesinde darbeler geçirdiyse belli dönemlerde Dünyada da küresel darbeler oldu. İnananları sindirdiler. Baskıyla, zulümle, tehditle inananların önünü kestiler.
· Darbeciler ülkeyi sürekli geriletti. Ülkeyi yöneterek sadece kendi menfaatlerine çalıştılar. Devletin gelirleri neredeyse tamamı askeri harcamalara akıyordu. Halk cuntacılara çalışıyordu. Her istedikleri oluyordu. Darbeciler ve destekçilerinin kanunsuzlukları hat safhadaydı. Büyük bir rant elde etmişlerdi. Türkiye’deki terörü de onlar kurdular. Olağan üstü hali isteyenler de onlardı. 2-3 maaş almak için ülkeyi kargaşalı halde tutuyorlardı.
· 12 Mart 1971’de inançsızların silahlı gücü cuntacılar darbe yaptılar. İşkenceler, idamlar yapıldı. İnsanlar götürüldü katledildiler. Hapislere attılar. Bir korku imparatorluğu kuruldu. Baskı ve şiddetle egemenliklerini sürdürmeye çalıştılar. Hak ve gerçekler elbette bir gün ortaya çıkacaktı. Türlü oyunlarla ülkeyi karıştırıp ardından kendi egemenliklerini kurmak için fırsat kolladılar.
· Son 50 yılda devlette yapılanmış vesayetçilerin suçları yargılanır olabilmiştir. Düzenin hep böyle gideceğini zannetmişlerdi. Bir gün gerçeklerin ve halkın kendilerini yargılayacakları güçlü olduklarından hiç akıllarına gelmiyordu. Devletteki bu kötü güçler kolay temizlenmiyor. Vesayetçiler yıllardır bu ülkeyi sömürdüler.
· 2001 deki Ecevit’in krizini bozguncular çıkardı. Geçiciydi. Ancak insanlar Rabbin krizinden korksun. Küresel kriz Rabbin mülkünü dilediklerine varis kılmak için çıkardı. Yasalarına bağlı kalacak ve itaat gösterecek mazlumlar için dengeleri değiştiriyor. Rab kimlerin ne işler yaptığını gördü. Rabbin intikamıyla zalim egemenler kazandıklarını kaybedecekler. Onlara gücü Rab vermişti. Sonra azdılar ve Rabbin karşısında olup diniyle mücadele ettiler.
· Türk Silahlı kuvvetlerinde egemenliği ele geçiren inançsızlar sonra kadrolaştılar. Sonra devlette kadrolaştılar. Sonra Üniversitelerde kadrolaştılar. Valiliklere belediyelere genelge gönderdiler. Halka uygulanan baskı çok fazla artmaya başladı. Katsayı ile başörtüsü ile çocukların okuması engellendi. Devlete kendi fabrikaları gibi kendi çevrelerini işe aldılar. İş bilene verilmedi. Türkiye’de her türlü baskıyı gören inançlı halk, gerçekte Rabbin İsrail halkıydı. Bu halk dünyadaki inançlı halkın öncüsüydü. Ve Rab onlara özlediğiniz kurtuluşu vereceğim demişti.
· Laikliği, inananları ve İslam’ı engellemek için kullandılar. Halkı baskı ile sindirdiler. Halbuki laiklik her dine özgürlük sağlamak ve tüm dinlere hoşgörülü olmaktır. Laikliği kendilerine göre yorumlayarak zulümle egemenliklerini sürdürürlerdi. Onlar, inananlara bunca zaman yaptıklarından dolayı suçludurlar.
· 28 Şubat darbesi öncesinde dönemin Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı darbeden üç gün önce İsrail’e gidiyor. 27 Şubat ta Türkiye ye geliyor. 28 Şubatta darbe oluyor. ABD bu darbeyi destekledi. Darbe dışardan desteklenmişti.
· RTE, Cumhuriyeti bozguncuların sahiplenmesinden kurtardı. CHP’nin saltanatını kaldırdı. Demokrasiyi ülkeye getirdi. Zorba cuntayla mücadele etti.
· RTE’yi ABD’nin getirdiğini iddia edenler ya saçmalıyorlar ya da gerçekleri saptırıyorlar. 28 Şubatta milli görüşe darbe vurulurken onların içinde RTE de vardı. Ayrıca hepsi bir koldan RTE’nin ülke yönetimine gelmesini engellediler. Sonunda Siirt’ten Rab onu yönetime getirdi. Rabbin böyle yapmasında da bir hikmet vardı ayrıca Siirt halkına da Rabbin seçtirmesiyle başa geldiği için ayrıca bir sempati oluşmalıdır.
· 1910 ile 1920’lerde yok edilen bir nesilden yeni bir nesil doğdu. Tam yüz yıl sonra 2010’larda tüm dünyayı barışa sürükledi. Rabbin gerçek İsrail halkı Anadolu’da idi. Bir ırk değil bir inanca sahiplerdi. Yeryüzünde öldürülen tüm inananlara sahip çıktı. Rab tanrı, onların yanındadır. Tüm dünyaya barışı ve esenliği verecek.
· Türkiye son 50 yılda inançsız zalimler tarafından yönetildi. Sırf çıkarları için zulmettiler. CHP zihniyeti kendi utanç tarihiyle yüzleşmelidir. İnançsızlar halka uyguladıkları gizli diktayı sanki unutmuşlar gibi aldatma siyaseti yapıyorlar. Yeni CHP diyerek ancak kendilerini aldatırlar. Evet, onlar yeni CHP tüm suçluların birleştiği bir çatı haline geldi. Ancak bu yenilik insanların nazarında onlara koca bir yenilgi getirecektir.
· İnananlara zulmedenler, İsrail ve ABD’nin köleliğini yaptılar. Türkiye’de her ne kadar manda ve himaye kabul edilmedi dense de ABD ve İsrail mandasında olan Cuntacı yönetim ülkeye egemendi. Cuntacılar Türkiye’yi yönetirken dış güçlerden aldıkları emirleri uygularlardı. Cuntayı destekleyen ve bundan beslenen sivil uzantılarıyla geniş bir organizasyondu. Hakka muhalif bu insanlar inançsızlık ve hukuksuzluk çatısı altında bulunuyorlardı.
· Türkiye’de askeri güce sahip olan cuntacılar; çıkarcı zenginlerle, inançsız aydınlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve medya ile çok kollu bir organizasyonla inanç karşıtı birliktelik kurmuşlardı. İsrail zihniyetiyle bağlantılı inanç düşmanlığı yaparlardı. Herkese bir şeyler vaat ederek kendi krallıklarını kurdular. Sınırsız nimetleri ve ülke gelirlerini kendilerine akıttılar. Devlete egemenlerdi ve devlet gelirlerinden beslendiler. Halka baskı kuran halleriyle adaletsiz bir devlet yönetimine sahiplerdi.
· Türkiye’de varlıklı bazı Yahudi (dinsiz) ve Ermeniler bir yerde toplanırlardı. Osmanlıyı nasıl dağıtırız ve bu düzeni nasıl yıkarız diye planlar yaparlardı. Cunta içinde devşirmeler maddi zenginlikle ve güçle devlete egemen oldular. Bir zamanlar İstanbul’un belirli yerlerinde buluşur ‘Bu Türkiye halkını nasıl güderiz.’ hesaplarını yaparlardı. Ülke yönetimini ellerinde tutmayı zamanla başardılar. Kazançlarına kazanç katarlardı. Devlete sahip ve ülkeye egemen inançsızlar halka zulmettiler. Bürokrasiye ve tüm devlet kurumlarına kendi dilediklerini atadılar. Mazlum halkı sömürdüler
· İsrail ve ABD küresel cuntanın öncüsüydü. Silah satarak cuntayı bağlı kılarlar böylece Türkiye’yi de yönetirlerdi. Türkiye ile silah anlaşmaları yaparak cunta ile çok iyi anlaşırlardı. Ülkeyi de Küresel inançsızların oluşturduğu anlayışla yönetirlerdi. Küresel güçlere bağlıydılar. Ejderhanın başı Amerika’da idi. Oradan alınan emirler ve eğitimlerle planlarını uyguladılar.
· Türkiye’de devletin bazı kurumlarının başlarındaki kişiler kendi görevleri dışında siyaset yaptılar. Yaptıkları siyasette dini karalamak, inananları hedef almak, cemaatleri kendi planlarıyla kötü göstermek istiyorlardı. Bunlarla kendi konumlarını koruyorlar ve kazançlarını sağlıyorlardı. Kendi alanlarında hiçbir iş yapmazlardı. Ülke siyasetine yön verirlerdi. Dilediklerini yapar medyayı iyi kullanırlardı.
· Asker de siyaset yaptı. Ülkeyi yönetti. Dilediği şekilde ülkeye yön verdi. Halkı kullandı. Devletin büyük gelirleri askeri yapıya gidiyordu. Ülkeyi sömüren en büyük kurum ve dinin karşısında en güçlü yapı askeri cunta yönetimindeydi.
· Türkiye’de düzen bozulmuş, bütçe, ekonomi hedefsiz ve hesapsızdı. Ne kalkınma ne de büyüme hesapları yapılıyordu. Ülkeyi yiyen yiyeneydi. Düzen kötüydü ve insani bir otorite yoktu. Halka ve insani değerlere sahip çıkan güçlü bir yapı yoktu. Hukuksuzluk ortamında meydanı boş bulan imansızlar haksızlığı yol edindiler. Böyle bir kaos ortamında çeteler ve terör örgütleri ortaya çıktı. Fırsatçılar, Anadolu halkına zulmettiler.
· Türkiye’de tarımda, hayvancılıkta ve her türlü üretimde dışa bağımlıydı. Köyden kente göç oluyordu. Sistem bozulmuştu. RTE’nin döneminde yaşanan güven ve bereketle köyden kente göç durmuştur. Büyüme hedefinde olan ve insanlar için çabalayan bir yönetim ortaya çıkmıştı. Pazarlar çeşitlendirilmiş, teşvik paketleri artmış, ithalat ve ihracat hacmi çok yükselmiştir. Faizlerin düşmesiyle yatırımlar artmış ve ülke parası değerli hale gelmiştir.
· Darbeci kadrolaşma, Ergenekoncu kafayla dilediklerini üst kademeye getirirdi. Şu inanan şu bizden diye ayrım yaparlardı. Askeri kadrodan ihraç ederlerdi.
· Ergenekon’un Türkiye’sinde bir travma yaşadı insanlar. İnsanlar örfünü, inancını kaybetti. Anadolu’da inançlı halkı dinden uzaklaştırmayı yol edindiler.İnsanları manevi değerlerden sıyırdılar. Sonra kendilerine göre olumsuz insanlara prim verildi. Kanaat önderleri, devletine milletine sadık insanlar çökertildi. Devlete kurşun sıkan, kendi kardeşlerini öldürebilen insanlara destek verilerek Türkiye hukuksuzluğun tarlası haline getirildi.
· Türkiye’de inananların çabası da, rızkı da engellendi. Çocukların okuması, üniversiteye girmesi devlet kadrosuna yerleşmesi engellendi. İnançsızlar sürekli baskıyla ve özgürlükleri kısıtlayarak yönettiler. ÖSYM de kurdukları çeteyle akrabalarını ve kendilerine hizmet edenlerin çocuklarını diledikleri üniversitelere yerleştirirlerdi. RTE’den sonra devlet kadrolarına haksız girenler için ÖSYM’nin yapısı değiştirildi. Bundan şikayetlenenler ÖSYM’ye birtakım spekülatif nedenlerle suçlamalar yaptılar. Haksızlıkla ÖSYM ile devlet kadrolarına girmeleri engellendiğinden ÖSYM üzerinden pek yaygara çıkarttılar. İnançsızların egemenliğinde her şey kötüydü. Herkesin hakkını yerlerdi. Adil sınav ve yerleştirme şekli vesayetçilerin hoşlarına gitmiyordu. Şimdi adil atama şekli olan sınav (KPSS) ile Alanında en yüksek puanla adil yerleştirme şekline yani adil atama şekline de karşı çıkıyorlar. Onların döneminde iş ehline verilmezdi. Haksızlık hat safhadaydı.
· Türkiye’de derin devlet yani Ergenekoncular, birkaç olay gerçekleştirir gündem yaratırlardı. Bu olaylar üzerinden halkın üzerine gider baskı uygular devletin gelirlerini sömürürlerdi. Belirledikleri kişileri DGM’de yargılar içeri atarlardı. Savcıları da yargıçları da kendileri atarlardı. Adaleti bile kullanarak insanlara zulmettiler. Yargı taraflıydı. Hak ile yargılamazlardı. Yaptırım güçleri cuntaydı.
· Milli ve manevi değerlerin öğrenilmesini engellediler. Dindar neslin yetişmesini engellediler. Ders kitaplarını, müfredatları, tarih kitaplarını hatta tarihi bile değiştirdiler. ‘Bu halk, Ne Allah’ı ne de Peygamberi bilsin, onlara öğrettiğimiz dinsizlik dinini yaşasınlar.’ dediler.
· Kendilerini özel ve ayrıcalıklı sananlar tepeden bakarlardı. Halkı hor ve hakir görüyorlardı. Halkın çoğunluğunu cahil, kendilerini aydın olarak nitelerlerdi. Kendilerini varlıklı ve akıllı onları sefil ve güdülecek hayvan yerine koyardı.
· İnançsızların temsilcileri mecliste ses yükseltiyorlar, şiddet kullanarak suç bastırıyorlar. Kürsü işgal ediyorlar ve çözümlerin yollarını tıkıyorlar.
· İşini Allah’a havale edip doğru yolda mücadele edenlerle şeytana teslim olup kötü planlarla amaçlarına ulaşmaya çalışanlar arasında büyük fark vardır. Ermenileri, Rumları kışkırtan dış güçler barış karşısında duramayacak ve yapıcı iyi niyeti deviremeyecektir.
· Milli mücadele döneminde Ermenileri, Yunanlıları ve Rumları kışkırtarak ve kullanmışlardı. Anadolu halkına soykırım yapmak isteyenler şimdi bu halkları krizden ve çaresizlikten kurtaramıyor. Uydurma yalanlarla izledikleri siyaset Osmanlıyı suçlu kılmaktır. Böylece insanların nazarında Osmanlı’yı itibarsızlaştırıp egemenliklerini sürdürmektir.
· Özgürlükleri kısıtlayanlar, kendi özgürlüklerimiz kısıtlanır korkusuyla zulmettiler. Bugünkü özgürlüğe zulüm diyenler geçmişte yaptıkları günahlara baksınlar. Baskılarına, öldürmelerine istikrarsızlık için çabalarına baksınlar. Türlü tezgah kuranlar bugün kendilerini nasıl iyilerden sayabiliyorlar. Bugün nasıl özgürlüğün, barışın, sevginin ve halkın yanında olduklarını iddia edebiliyorlar.
· Bir zamanlar susurluk olayıyla derin devlet kendi içinde çatıştı. Kendi içlerinde de mücadele ettiler. Elbette ki dünya mücadelesi edenler birbirlerin ayağını kaydırırlardı. Kimseye acımazlardı. İnsanlar öldürürlerdi de yargılanmazlardı. Çete çete içindeydi. Çeteleşmeler her yerdeydi. Ergenekoncuları fikren destekleyenler de onların günahlarına ortak oldular. Bugünün Ergenekoncuları dünün günahkarlarıydı.
· Demokrasiyi engelleyenler demokrasinin savunucusuyuz diyorlar. Dikta uygulayanlar, çoğunluk halka sivil dikta diyorlar. Özgürlüğü kısıtlayanlar bugünkü özgürleşmeye tepkililer. Geçmişte adaleti yönlendirenler bugün bağımsızlaşan adaleti eleştiriyorlar. Baskılardan beslenenler bugünkü demokrasiyi baskı olarak niteliyor. Çünkü onlar egemenken meydanı boş bulup her türlü kötü işi yapıyorlardı. Kuru inatlarının ardından gidenler vicdanlarını dinlemiyorlar. Belli ki onlar şeytanın yolunu tutmuşlar.
· Terörden beslenenlerin İmralı da ki liderleri bile BDP yöneticilerine zırtapoz ve şarlatan diyor. Herkes kendi yolundan gidiyor. İnançsızlarda bir dayanışma bir birlik bulamazsın. Birbirlerine güvenmezler. Sağlam temellerde ve güçlü inanca sahip değiller. Demokrat ve özgürlük görüntüsü verenler faşistlik ve terör yaratıyorlar. Onlar barış yanlısı değiller. Hiçbir faydalı işleri ve olumlu projeleri olmaz. Onlar terörü simgeler ve midelerini terörden doldururlar.
· Vesayetçiler devleti ekmek kapısı yaptılar. Devlette kadrolaştılar. Halkı kendilerine bağımlı hale getirdiler. Vesayetçiler değişime direnirken inananların kadrolaştıklarını iddia ediyorlar. Özelleştirme kadrolaşmayı deviren güçtür. Özelleştirmeye de karşı çıkıp ülkeyi sattı diyorlardı. Devleti sömürenler haksız yollarla devlete yerleştirilmişlerdi. Saltanatları kalkarken özelleştirmeye ve haklı düzene karşı çıkıyorlar. Özelleştirme, tek elciliği, baskıyı, yıktı. Rekabeti doğurdu. Rekabet te insan odaklı çalışmayı hizmeti ve halka saygıyı doğurdu. Eski düzende her şey devletindi devlete sahip olanlar da bozguncu ve yiyiciydi. Vesayetçilerin krallığını gördük. İşte değişime direniş bundandır. Devlete sahip olmak değil devleti ve dünyayı doğru yönetmek ve insanlığa hizmet etmek önemlidir. Kim çıkarı için mücadele ediyor, kim insanlık için mücadele ediyor buna bakmak gerek. Bu ince çizgi iyi ile kötüyü ayırır.
· Türkiye’de geçmiş yapılanmalar kendi çıkarlarına aykırı her şeye tahammülsüzdüler. İnsanı fikirlerinden, görüşlerinden, inancından dolayı hapse attılar. Doğal yaşamlarına izin vermediler. Sıkıntılı süreçler yaşattılar
· Kaybolan devlet otoritesini sağlamak amacıyla demokrasiye darbe vuranlar baskıcı zalimlerdir. Devlet halkı için vardır ve halkına hizmet eder. Devlete egemen olmak ve bununla yapılan kötü işleri yasal hale getirmek zalimliktir. Devlet merkezciliği vesayetçileri ve diktatörlüğü doğurmuştur.
· Yunanistan da Atatürk’ün evine bomba atıldı diyerek Rumlara karşı kışkırtma politikası uygulayan Ergenekoncular amaçlarına yine ulaşamadılar. Ah şu Türkiye bir savaşa girse, kaos olsa da biz eski egemen günlerimizi görsek diye nice olaylar, kirli tezgahlar planlıyorlar. Malatya da Rahip olayı, Danıştay saldırısı, Hrant dink suikastı ve sokağa çıkartılan ve taş attırılan çocuklarla ülkeyi kaosta gösterme çabaları amaçlarına ulaşamayacaktır. Artık inanan ve makul görenlerin sayısı çoktur. Suçlular yani geçmişin egemen zalimleri eski düzenleri için ısrar ediyorlar. Kötü dönemi, kötülüğü isteyenler Rabbe karşı kazanacaklarını sanıyorlarsa aldanırlar. Kötüler azınlıkta ve kendilerine taraftar toplayamayacaklar. İçinde Allah korkusu olanlar kötülerle beraber olmayacaktır.
· Türkiye’de 1990 lı yılların karanlığı hiç unutulmayacak. Hizbullah terörü, dini guruplar ve cemaatler Türkiye gündemine çokça alındı. Müslüm Gündüz, Fadime şahin, Aczmendiler, sahte hocalar, hu çekmeler, şiş batırma görüntüleri ile dini karalama siyaseti güdüyorlardı. Bunlar üzerinden baskılarını uygularlardı. Bu olayları kurgulayan karanlık güçler medyayı çok iyi kullanırdı.
· Askeri güce sahip olan kötü anlayış her yerde olduğu gibi Türkiye’de de hakimdi. Askerler devleti yönetirdi, siyaset yapardı. Siyaseti kirli tezgahlarla yönettiler. Meclisi sindirdiler. Halkı devre dışı bıraktılar.
· Eşref Bitlis, Hulusi Sayın, Bahtiyar Aydın, Albay Çillioğlu gibi terörle mücadelede daha barışçıl konsepti savunan askerler de bu dönemde öldürüldü.
· Mumcu suikastı ve sonucunu İran’a bağlamak isteyenler. Yunanistan da uçakla it dalaşları, füze ile gemi vurma, Kardak krizi, Hep savaş siyaseti üzerine kurulu bir düzendi. Kim savaş isterdi.
· Koalisyonlar, zayıf siyaset ve otorite boşluğu hukuksuzluğu doğurdu. Herkes boş bulduğu yere daldı. Yasa dışılık her yerdeydi. Ülkede sistem bozuktu. Mafyalar çeteler her yeri kaplamıştı.
· Ülkede peş peşe gelen cinayetler ülkeyi tam bir kaos ortamına sokmuştu. Pkk ile mücadelenin devlet içindeki birtakım güçler tarafından engellenmek istenmesi, Nisan 1993 de 8.cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ani ölümü, Madımak olayı gibi pek çok olay hep karanlıkta kaldı. Böyle bir dönemi Türkiye kendiliğinden mi yaşadı yoksa bu dönemleri yönlendiren bir takım güçler mi vardı. Türkiye’nin gündemi birileri tarafından belirleniyor muydu? Belirleniyorsa yaratılan bu kaos ortamından kim ne kazanıyordu. Pek çok sorunun cevabı yaşanan yeni süreçler ve açılan davalarla açığa kavuşacağı umulabilir. Son yıllarda ki davalar devleti yöneten ve kara planlar yapan güçleri ortaya çıkarabilir.
· İstikrarlı ve güçlü bir hükümetin olmayışı devlete egemen güçlerin hükümeti yönetmesi 1990 lı yıllarda açıkça görülüyor. 1990 lı yıllar karmaşık ve birtakım çetelerin, güçlerin bile kendi aralarında çekiştiği dönem olarak ortaya çıkıyor. Sonuç olarak sürekli ezilen halk yaşananların da bedelini ödemiş.
· Ülkemizde insan odaklı çalışanlarla menfaat odaklı çalışanların siyasi mücadelesi devam ediyor. Ülkeyi yönetmede kim halka ve insanlığa hizmet ediyor. Kim yalan üzerinden karalama siyasetiyle yönetime gelme derdinde gayet açıktır.
· İnsana hizmet etme derdinde olmayanlar devlete egemen olma derdinde idiler. Halka sağlanan iyi hizmetleri oy devşirme olarak görürler, Her alanda daha iyi şartlara geçmeye ve yapısal reformlara devleti ele geçiriyor olarak algılarlar. Çünkü her iyi ve faydalı işler onların eski kaos ortamına duyulan umutlarını tüketiyor.
· İnsanların yaşantısını kısıtlayanlar ve baskı uygulayanlar şimdi düzelen sistemleri eleştiriyorlar. Şeriat geliyor, özgürlükleriniz kısıtlanacak korkularını yaşatanlar kendi kötü düzenlerini kuruyorlardı. Yeni anayasa çalışmaları, referandumlar, her kesimden halkın talebine cevap verme çalışmaları daha özgürlükçüdür. Şimdi soruyoruz ne kısıtlandı, özgürlüğünüz elinizden mi alındı. Hayır. Tam tersi daha serbest şartlarda daha ekonomik özgürlükler sağlandı. Demokrasi olmayan ülkede şimdi tam bir demokrasi şöleni yaşanıyor. Seçilmişleri artanmışlar yönetirdi. Banka hortumlayanlar, çeteler, mafyalarla dolu ülke temizlenmeye başlandı. PKK ile en etkili mücadele veriliyor. Diğerlerinin döneminde PKK güç kazandı ve büyüdü. Hala insanlık siyaseti yapıp demokratik ve laik olduğunu söyleyenlere ‘hadi oradan’ denir. Onlar sadece eski kazanımlarınızı kaybetmek istemeyen ve kaynakların kendilerine akıtıldığı bir sistemi arzulayan menfaatçilerdir.
· Devlete egemen olanlar sürekli devletin gelirlerini sömürürlerdi. Yoksa devleti sömürdüğünüz o eski dönemleri tekrar mı istiyorsunuz. Artık o kötü günler geri gelmeyecek. Askeri baskıyla sindirdiğiniz halka nasıl ülke ve insanlık için çalıştığınızı anlatacaksınız.
· Türkiye’de doğruluğun, barışın, kalkınmanın ve adaletin karşısında olan tüm siyasi partiler Türkiye’deki terörün siyasi uzantısıdır. Bu siyasi partilerin arkasındaki güçlü kurucuların amaçları kendi krallıklarını kurmaktı. Türkiye kazanmasın inananlar bir merkezi güç oluşturamasın dediler. Bu halkı ezeceksin, kullanacaksın, bu cahil halkı sindireceksin.’ Dediler ve kendi egemenlikleri için terörü kurdular. Aradan zaman geçti ardından gelen genç nesil gerçekleri görmekte zorlandı.
· Devleti kötüler yönetti. Bu yönetişte sadece rant peşinde idiler. Halkı ezerek, terör yaratarak kazançlarına kazanç kattılar. Devlet eliyle kötü işler yapılınca kendi halkına zalimlik eden suçlu devlet oluştu. Devleti kötüler yönetirdi. Şimdi devleti iyiler yönetiyor. Ancak hala eskide kalanlar var. Bugün her şey değişmiştir.
· Vesayetçiler ve destekçileri özelleştirmeye karşı oldular. Devlete sahip olanlar halkı sömürdüler. Kadrolaştılar, istikrarsızlaştırdılar ve halka ağır borç yükü koydular. Özelleştirmeyle rekabet gücü oluştu. Rekabet de insana hizmeti ve adilliği getirdi. Devlete sahip egemenler saltanatlarını sürdüler. Vesayetçilerin sömürüsünü özelleştirme devirdi. Vesayetçiler değişime direniyor. Devletçilik yerine küresel sermaye ülkeye çekilmelidir.
· Türkiye’de grevleri düzenleyenler, sendikalar, sivil toplum kuruluşlarının bir çoğu ve birtakım özel kurumlar tamamen kendi çıkarlarını düşünen ve devleti sömürenlerin eline geçmiş. Burjuvanın yanında olanlar sanki işçinin hakkını savunuyordu. Sendikalar menfaatçilerin bir ayağıydı. Gerçek değerlerinin ve amaçlarının dışına çıkmış birilerinin yönlendirmesiyle hareket etmekteydiler.
· 1970 ve 1980’lerde ABD ve İsrail yanlısı komutanların ve bunlara yalakalık yapan sivil uzantıların amacı Türkiye’yi yönetmekti. Bu nedenle gizli ve açık çeşitli darbeler oldu. Devlete ve yönetimine istedikleri şekilde sahip oldular. Dilediklerini yaptılar. İnanlara işkence yaptılar, sürgüne gönderdiler, ezdiler, kaynakları kendilerine akıttılar, banka hortumladılar, krizler çıkarttılar. Amaç bu ülke ve bu halk hiçbir zaman muzaffer olmasın. Bunların kökü kazınsın. Bunlar gelecekte bizim için tehlikelidir dediler. Rabbin halkını sadece Türkiye’de değil tüm dünya uluslarında böyle ezdiler. Böylece Rabbin İsrail halkı yeryüzünde bir türlü muzaffere eremedi. Ta ki Rabbin kralı gelene dek. Rabbin kralı önce Türkiye’yi şahlandıracak ardından dünyadaki Tüm inananları kurtaracaktı. Böylece İsrail halkı özlediği kurtuluşa erecekti.
· Uludere de 35 kaçakçı vatandaşın öldürülmesi turnusol görevi görmüş. Hepsinin nasıl zevkten dört köşe olduklarını gördünüz. Hepsi de bu olayı kullanarak adil olmayan bozguncu düzenin haklılığını savunmaya kalkıyorlar. Uludere olayı da kalplerin niyetini ortaya çıkardı. Bundan nasıl fırsatlar çıkartırım diyenler terörle mücadeleyi baltalamak istedi. Terörün sürmesini isteyenler Uludere olayını nimet olarak buldular. Irkçılar ve inançsızlar cenazeler üzerinden fırsat kollayarak haklılıklarını yani düşmanlığın ve savaşın makulluğunu ispat etmeye çalışıyorlar. Kendi çıkarları için öldürmeyi zulmü benimsiyorlar.
· Uludere olayı ile terörü rahatlatmak isteyen anlayış mit tasarısına destek vermemekle belki de bilinçsizce teröre arka çıkmak istedi. Şu anda rabbin kralının karşısındaki tüm siyasi anlayışın uzantısında PKK terör örgütünü bulursunuz. Eski vesayetçiler terör üzerinden krallıklarını sağlarken bu terörün devam etmesi onların varlığını korumaktadır. Menfaat şebekesi silahlı terörü kullandı ve bizzat bu kulübü besledi.
· Suçluların peşinden gidip dar kalıplarda kalanlar. Silivri’deki suçlulardan medet umanlar evrensel değerlere nasıl sahip çıkabilirler. Hak ve özgürlükler düşmanı olanlar hep yanlı baktılar. Demokrasiye karşı olanlar halkı sindirmek istiyorlar.
· Adli yargılamayı etkilemeye çalışanlar. Eskiden olduğu gibi adaletin kendilerine çalışmasını istiyorlar. Kusura bakmasınlar adalet herkese eşit çalışacak. Zulmü destekleyenler hesap verecekler. Suçluları destekleyenler de suçlu gibidirler.
· Ülkeyi bölüp parçalamak için kirli tezgahlar kuranlar sadece menfaatlerini düşündüler. İnançsız oldukları için kötü yolla kazanmayı seçmişler. Bu nedenle doğru yolu göremezler. Taraflı bakarlar. RTE’nin yaptığı faydalı işlere muhalif bakacaklar ya. Mutlaka olumsuz bir küçük şey bulurlar bunu da büyütüp önemli sanırlar.
· Bu ülkede zalimlerin kanlı ve kirli tezgahları sürekli oldu. Eldiven, Sarıkız, Yakamoz, Ay ışığı, Balyoz darbe planları gibi tüm zorba planlar inananlara karşıydı. Rabbin kralı ile sivil ve askeri dikta reddedildi ve onlarla mücadele edildi. Kapatma davası, 27 nisan bildirgesi, tehditler, cumhurbaşkanı seçiminin engellenmesi gibi türlü tepkilerle karşılaştılar. Referandumlarla yapıcı ve doğal mücadeleler gerçekleşti. Yalan haberlerle, uyduruk manşetlerle mücadele edildi. İnsanlığa hizmetleri engellediler her faydalı şeyi biz yapamadık bunlar yaparlarsa taraftarları çoğalır diye anayasa mahkemesine götürerek engellediler. Batıl yolda mücadele edenler artık terörü arttırıyorlar.
· Hukuksuzlar kendi doğrularını yıllarca millete dayattılar. Millet adına değil de inançsız egemenlere yani statükoya çalıştılar.
· Türkiye artık belli kesimlerin ve seçkinlerin ülkesi değildir. Türkiye’de demokrasi ve eşitlik sağlanıyor. Rabbin kralı’nın ‘dindar bir nesil yetiştiriyoruz.’ Sözüne ateş püskürüyorlar. Çünkü zalimler bozuk nesil için her şeyi yapmışlardı. 19 Mayıslarda yarı çıplak kızları sergileterek azgın bakışlara teslim ediyorlardı.
· Haksız ve batıl olanlar Recep Tayyip Erdoğan’ın doğru siyaseti karşısında aciz kaldılar. Şiddete ve teröre başvurarak haklılıklarını aramaya çalıştılar.
· Türkiye’nin büyümesini istemeyenler istikrarsız ortamdan kazanıyor. Milli birlik ve kardeşlik projesini terörden medet umarak engellemek isteyenler ziyana uğrayacak. Türkiye düşmanlığı yaparak rant sağlayanlar çıkarlarına hizmet ediyor. Diğer taraftan halka haksızlık ediyorlar.
· Adil yargıya ateş püskürüyorlar. Uyduruk sebeplerden tehditle ak partiye kapatma davasını açtıranlar önceleri yargıyı da yönetirdi. İnançsızlar şeriatın kestiği parmak acımaz diye de yargının bu kararını övüyorlardı. Dün yargıyı övenler bugün tarafsızlaşan yargı kararlarına karşı çıkıyorlar. Artık milletin yargısı var. Egemenlerin değil. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir sözü doğruydu ancak bunu hiç uygulamazlardı. Şeçimle gelenleri atanmışlar yönetirdi. Onların yargısı bozuktu, siyasaldı, hukuksuzdu.
· Kurmaca olaylarla dinin yozlaşmış alanlarını gündeme aldılar. Ardından hem dini hem de inanan halkı karaladılar. İrtica eylem planı hazırlayarak devletteki inanan halkı temizlerler, fişleme yaparlar, insani tüm haklarını engellediler. Dün devleti sahiplenenlerin bugün yargıya ve tüm faydalı işlere yaygara çıkartmaları işte bunlardandır. Yıllarca kendi kafalarına işledikleri ‘cahil halk, yobaz halk’ kavramı onları çağdaş ve elit bir zümreye oturturdu. Büyüklenirler, başarılı olduklarını sanırlar ve övünürlerdi. Yıllarca kendi kendini aldatan bu anlayış bu gün gerçeklerle karşılaşınca kabullenemiyor. Halkın egemenliğine katlanamıyorlar. Ve şiddeti istiyorlar. Kaba kuvvetle kazanmak istiyorlar. Bu kabullenememenin ardında yıllarca beslenen fikirler var. Bunlar kirli tezgahlarla, yalanlarla ve bazen içine doğrular katılarak beslenmiş bir anlayıştı. Gerçekleri kabullenmek zor olsa da bize tokat gibi gelmektedir.
· Tahrik edici yalan yanlış bilgilerle kafa bulandıranlar. Halkı galeyana getirmeye çalışanlar artık amaçlarına ulaşamayacaklar. Çünkü Rab dünya yaşamına el koymuş durumdadır. Gerçekler gizli kalmayacak ve yalanın koltuğu sarsılacaktır.
· Türkiye de terör yandaşları doğuda yatırımları engelliyor. Hava alanlarına, demiryollarına ve diğer tüm hizmetleri engellemeye çalışıyorlar. Zulüm üzerinden beslenenler sırf çıkarlarını gözlüyorlar. Irkçılık saçmalığını bilerek sahiplenen caniler insan ölümleriyle ayakta duruyorlar. Bölge halkının menfaatlerini gözetmek yerine kendi çıkarları için zulmü makul görüyorlar. Dağ kadrosu hem Kürt halkına hem de Türkiye halkına zarar veriyor. Bu haramiler basitçe silaha ulaşmakla öldürerek kolay para kazanıyorlar. Bu seçtikleri yol, yol değildir. Silahlı canilerin mazlumu pusu ile öldürme çabası onların nasıl bir yolda olduğunu göstermektedir. Sivil insanları öldürmeleri kendi halklarını katletmeleri onların ne denli bozuk inanışlı ve menfaat şebekesi olduğunu göstermektedir. Cahil gençlerden sempatizan toplamayı ve terörün adı ile göğüslerini kabartmayı severler.
· Devlet, devlet değilken devlet içindeki karanlık güçler her şeyi yapmışlardır. Bozguncular 2001 yılı öncesinde Türkiye’de şebeke kurmuşlardı. Para karşılığı insanlara iş veriyorlardı. İnananlara ve parası olmayan ehil kişilere iş yoktu. Rüşvet ve torpil hat safhadaydı.
· Her ulusun kendine ait deccalleri vardı. Uluslara fitne sokan, yalan ve kirli tezgahlarla egemenliklerini kuran, aldatan yöneticiler vardı.
· Baskıcı cuntaya ve istikrarsız Türkiye’den beslenenlere hizmet eden 1982 anayasası Türk adalet sistemini kötü etkiledi. Allah’ın seçtiği kral (Rabbin kralı) ile Türkiye’de anayasal reformlar ve yeni anayasa çalışmalarıyla evrenselliği yakalama mücadelesi devam etmektedir.
· Gerçekleri sindiremeyenler ve suçlarını bastırmak için adres arayanlar Fetullah Gülen cemaatine saldırıyorlar. Onların bir şey yaptıkları yok. Ülkede dini temsilleyen cemaat olmadığından insanlar sempati duyuyor. Onları bir tarikatmış gibi görmekte yanlış olur aslında sivil toplum örgütü olarak görmek daha doğrudur.
· Çetelerden mafyalardan hesap soruluyor. Yolsuzluklarla mücadele ediliyor. Usulsüzlükler gideriliyor. Terörü bitiren ve temiz siyaseti öğreten yapısıyla Rabbin Kralı Türkiye’yi zirveye taşıyor. Türkiye, Rabbin kralıyla dünyanın lideri olma yolundadır. Rabbin kralı da insanlığın son önderi olacak.
· Cuntacılar hem ırkçılığı doğurdular hem de siyasi uzantılarını kurdular. Cuntacıların siyasi uzantısı olan milliyetçi hareket partisinin başına Albay Türkeş atanmıştı. Gün bugüne geldi şimdi bahçeli cuntacılara hizmet ediyor.
· Atatürkçülük, Atatürk’ten ayrışmış, inançsızlığın temeli ve kulübü olmuş. İnançsızlar Atatürk’ü bahane ederek Atatürkçülüğü kurmuşlar ve islamla savaşa başlamışlar. Bir zamanlar Atatürkçülerle karşı karşıya gelen MHP şimdi Atatürkçülüğe sahip çıkıyor. Hak geldiğinde batıl yoldakiler hep birleşirler. Dün sağ sol kavgasına halkı itenler bugün doğrulukla ve halkla savaşıyorlar. CHP, MHP, BTP Hepsi bir olmuş Rabbin kralıyla mücadele ediyorlar. Parti adlarıyla onların yaptıkları uyuşmuyor.
· Osmanlı’da bozguncuların mücadelesi ittihat ve terakkiyle devam etmişti. 1920’li yıllarda ittihat ve terakki zihniyetinin devamı olarak CHP kuruldu. CHP zihniyetinin baskılarından dolayı hiç çok partili hayata geçilemedi. Geçilecek oldu 1960 darbesi gerçekleşti, Sonra bir daha oldu 1980 darbesi gerçekleşti. Mazlum halka karşı baskılar, gerginlikler hiç bitmedi. Halkı sindirmek ve şiddetle bastırma isteği halen açıkça gözlenmektedir.
· Sağ-sol çıkarttılar, Kürt-Türk ırkçılığını çıkartarak PKK’yı kurdular. Ermeni, alevi dediler. Her türlü bölücülüğü onlar yaptılar. Şimdi Rabbin kralı onları kardeşlikle bir araya getirmeye çalışıyor.
· İnandığını zanneden inançsızların, tanrının evrensel diniyle mücadelesi her dönem oldu. Türkiye’de dinin karşısında olan anlayış inandık deyip de münafıklık yapan CHP anlayışıdır. CHP anlayışı, küresel inançsızların anlayışının küçük bir numunesidir.
· Türkiye’nin eski sahipleri kendi çıkarlarına ters düştüğünü için aydınlığı karanlık sanır. Mazlum, yoksul ve inanan halkın özgürlüğünü tehlike olarak görür. Sürekli ülkenin nimetleri kendilerine aksın ister. Yoksulları ve inananları cahil olarak görür. İnsanlığın ne olduğunu bilmeyenler insanlıktan bahsediyor. Demokrasiye, adalete, eşitlik ve özgürlüğe sözde sahip çıkıyorlar. Onlar kendi saltanatlarını koruyorlardı.
· Vesayet çok başlı bir canavardı. CHP ve Cunta beraber hareket ederdi. Sivil vesayet askeri vesayetin kölesiydi. Son elli yılda dikta yönetimi gördük. Devletin her yerine hukuksuzlar yerleşmişti. Kendi krallıklarında kadrolaştılar. Ve her koldan Türkiye halkına zulmettiler. Aynı durum dünya halkı için de geçerliydi.
· Devletçilikle gelen tekelcilik devleti sömürmeye kadar gitmiştir. Devlete sahip olanlar halkı küçümsüyor ve kullanıyorlardı. Bir kısım egemenler bundan kazanç sağlarken çoğunluk olan halk eziliyordu. Azınlık, çoğunluğa böyle hükmetti. Atanmışlar seçilmişleri yönetti. Bu krallığın yıkılması özelleştirmeden geçiyordu. Özelleştirme rekabeti getirdi. Rekabetin olmadığı yerde tekdüzelik, krallık gibi bir durum oluşuyor. Rekabet ortamı, hem insana saygıyı hem de hizmeti getiriyor. Alt tabakanın ve tüm halkın refah seviyesi yükseldikçe eskiyi yönetenlerin saltanatı yıkılmaya başladı.
· Özelleştirme tekelcilikten kurtardı. Devlete yerleşen güçler sefalarını sürerken kalıplaşmış dünyalarında halka kaba davranırlardı. Devlete kim egemen olursa onlar krallığını sürdürdü. İşte bugün de kurtulamadığımız vesayetin temeli buradan geliyor. Özelleştirmeyle devlette kadrolaşmanın önüne geçilmiş olacaktır. Sadece yönetecek kadar devlete ait bir şey olmalıdır. Onun haricinde her şey şahıslarda özel olmalıdır. Böylece kadrolaşma saplantılarında kalınmamalıdır. Yeni oluşacak vesayetçi bir yapıya zemin hazırlanmamalıdır. Yönetenler sadece insanların hizmetkarı olmalıdır. İnsanlara hizmet eden yöneticiler barış adalet ve doğrulukla hareket etmelidir. İnsanlık için hukuksal düzenlemeler getirilmelidir. Anayasal düzenlemelerle de insan odaklı hukukun üstünlüğü sağlanmalıdır.
· Şimdi Rabbin kralıyla inananlarla inançsızlar mücadele ediyorlar. Ülke adına halk adına ve insanlık adına yapılan her iyi şeye karşı çıkıyorlar. Olmadık uyduruk bahanelerle çıkarlarına ters düşecek tüm faydalı işleri engellemeye çalışıyorlar. Zaten insanlık adına yapılan her iyi iş onlara zarar veriyor. Çünkü onlar devlete ve dünyaya egemen olmak ve yeryüzü kaynaklarını sadece kendilerine akıtmak istiyorlardı.
· Türkiye’de madenlerin çıkartılması engellendi. Türkiye dış güçlerin baskısıyla milyar dolarlık anlaşmalarla araç yakıtlarında dışa bağımlı hale getirildi. Dış güçler, para yardımı yaparak silah anlaşmaları yaparak, petrol doğalgaz ve yer altı zenginliklerinin çıkartılması engellenerek Türkiye, dünya sömürgecilerinin pazarı haline getirildi. Halk sürekli ezildi. İnananlar baskıyla engellendi. Dış güçlerin hizmetkarı olan cuntacılar ve çıkarcı yönetimler onlar ne dediyseler yaptılar. Çünkü egemenlik ellerindeydi, ülkenin hazinelerini gelirlerini sömürüyorlardı. Kaynakları kendilerine akıtıyorlardı. ABD gibi ülkelerden para yardımı övgü ve iktidarlık sözü alıyorlardı. Bu durumda mazlum halk sürekli diktanın altında ezildi. Artık inanan mazlumlar zalimlerin krallığına başkaldırıyorlar.
· Menderes ve demokrat partiye yapılanların aynısı şimdi de Rabbin kralına ve partisine yapılıyor. Her ne kadar RTE’yi itibarsızlaştırmaya çalışsalar da başaramazlar. Rabbin kralı Tayyip Erdoğan zenginlere, patronlara boyun eğmedi. Doğruluktan ve insana hizmetten şaşmadı.
· İyilerin halka olan hizmetleri açıkça görülüyor. Her iyi şeyi anayasa mahkemesine götürerek insanlara hizmeti engellemeye çalışanlar eski zorba krallıklarına kavuşmak istiyorlar.
· Hrant Dink suikastiyle uluslar arası kamuoyunda Türkiye yi karalama amacı güdüldü. Dink’e yapılan saldırı Rabbin kralına ve hükümetine yapıldı. Hem dışarıyı hem içeriyi kışkırtmak istediler. Hrant Dink Ermeni olduğu için öldürülmedi. Irkçılığı kullanarak kışkırtmak isteyenler emellerine ulaşamazlar. Hrant üzerinden siyaset yapanlar da Türkiye yi karalama çabalarıyla bir şey kazanacaklarını sanmasınlar. Kargaşa çıkartmak isteyenler, Türkiye yi kötü göstermeye çalışanlar, Suikastı yaptıranlar ve bunun üzerinden amaç güdenlerde yine inançsızların kendileridir.
· Hrant dink suikastı yapanlarla Hrant dink üzerinden Rabbin kralına ve hükümetine karalama kampanyaları yapanlar aynı kişilerdir.
· Cemaat paronayası ve irtica ile mücadele yıllarca inançsız çıkarcıların kazanç kapısı olmuş. İrticacılar diyerek varlıklarını meşru tutmuşlar. Yalan üzerinden halkı aldatmışlar.
· Egemenlerin yargısından halkın yargısına (halkın adaletine) geçiliyor. Yargının işleyişindeki eksiklikler, yanlış usuller uyum yasalarıyla ve yeni yasalarla ne kadar reformize edilse de daha iyiye gitmek zorundadır.
· PKK’yı derin devlet kurdu. Apo’yu Ergenekon yönetti. Pek çok cinayet ve kargaşada Ergenekon vardı. Susurluk kazasıyla da, Hrant dink suikastıyla da bağları vardı. Halka ve istikrara düşman olanlar Ergenekon çatısında buluştular. Ergenekon: inançsız yıkıcı ve bozguncu yapılanma. Dünyayı arzulayan çıkarları için her şeyleri yapanların kulübüdür.
· PKK’ya katılmayı eğlence zanneden cahil çocuklar bu hatayı artık canıyla ödüyorlar. Teröre bulaşanlar kurtulmak istiyorlar, kurtulmak istediğinde infaz ediliyor. Bunların yolu nasıl hak olabilir. Birtakım çıkarları peşinde koşanların silahlı eylemleri sadece eşkıyalıktır. Temel, insani ve haklı bir talebe oturamaz.
· PKK’yı 1982 anayasasını kuranlar kurdu. Sırf menfaat için devlet içindeki güçlerin oyalama ve birbirine kırdırma taktiğiydi. Tamamen dış destekli amerikan kölesi askeri egemenlerin karanlık işleriydi.
· Türkiye’de Kürt ve Türk milliyetçiliği yapılarak kan davası güdülmektedir. Her iki tarafta sorunun şiddetle çözülemeyeceğini bildiği halde uzlaşı ve barışa yanaşmıyorlar. Ne zaman barış ve uzlaşı gündeme gelse bir terör olayıyla bu hava dağıtılmaktadır. Türkiye bunu sürekli yaşamaktadır.
· Açılımla barışa yanaşmayan ve hala kan davasını sürdüren Kürt ve Türk milliyetçiliği yapanlar anaların ağlamasına neden olmaktadır. Kürt ve Türk milliyetçiliği yapanlar şehitlerden dolayı hükümetten hesap soracaklarına sorunun asıl nedeni olan kendilerini neden hesaba çekmiyorlar. Asıl onlardan ve onların liderlerinden hesap sorulmalıdır. Bu kini devam ettirip ölümlere neden olanlar ırkçılığı yapanların ta kendileridir. Şehidin bir eli Apo’nun yakasında diğeri de Bahçeli’nin yakasında olacaktır. Dışardan Türkiye’nin büyümesini istemeyen ve Türkiye düşmanlığı yapanlarda bu hasmaneliğe destek vermektedir. Dağ kadrosunu taşeron olarak kullananlar silah ve para desteği vermektedirler. Hem içerdeki hem de dışarıdaki bu düşmanlık Rabbin kralının taraftarlarının barış ve adalet çağrılarını engellemektedirler. Sorunu kökten çözecek adil düzen anlayışı ırkçılık yapanların hoşlarına gitmemiştir. Sülaleciliği ve köktenciliği sürdürenler açılım ve barış teklifi geldiğinde reddetmişlerdi. Biz bu düşmanlığı sürdüreceğiz demişlerdi. Şimdi ölümlere neden olanlar terör olayları olunca neden Rabbin kralının hükümetine yükleniyorlar. Barışı ve çözümü tıkayanlar ölümlerin nedeni iken arsızca hükümete yüklenmektedirler.
· PKK’nın ve şehitlerin asıl nedeni MHP-BDP ve CHP dir. Çünkü büyüyen Türkiye’den hoşlanmayanların birlikteliği vardır. Adil düzen ve barışçı ülke onların işlerine gelmiyor. Menfaatlerine uymayan faydalı işlere yanaşmazlar.
· Vatan elden gidiyor. Türkiye toprakları satılıyor. Din elden gidiyor. Gibi propagandalar yaptılar. Genellikle dinle alakası olmayanlar karalama kampanyalarını yaptılar. Dinsiz siyasi çevreler, medyalarıyla uydurma haberler yaptılar. Eskiden aldatırlardı. Artık halk uyandı. Onların hilelerini kimse yutmuyor artık.
· Özelleştirme vesayetin belini kırdı. Devlete sahiplenenler özelleştirmenin getirdiği rekabetle erimeye başladılar. Küresel sermaye elbette ülkemize çekilmelidir. ABD’nin büyük ülke olmasında küresel sermayenin gücü vardır. Bu nedenle özelleştirme ve yabancı yatırımcıya teşvik arttırılmalıdır. Rekabetin olduğu yerde insana hizmet, kalite, özveri, hak ve adalet kendiliğinden oluşmaktadır.
· Devlet hiçbir şeye sahip olmamalıdır. Devlete ait hiçbir fabrika, şirket olmamalıdır. Muhalif anlayış, her faydalı işi ve ülke çıkarlarını engelledi. Sırf kuru inatla muhalefet olsun diye anlamsız tartışanların akılsızlığını herkes görmektedir.
· Yurdun sömürgeci vesayetçileri kaynakları paylaşmak istemediklerinden halka zulmettiler . Recep Tayyip Erdoğan halkın refahı için bozgunculara vazgeçmelerini söylemiştir. O’nun barış ve uzlaşmacı tavırlarına tepki gösteriyorlar. Terörün arkasındakiler muhalif siyasilerdir. Uzlaşmacı olmayanlar kötü hedefleri için şiddet içerikli sokak gösterilerine davet ediyorlar. Çünkü barış bozgunculara bir şey kazandırmıyor.
· Davalar arttı. Cezaevleri suçlularla doldu, gazeteciler içeri alınıyor diye yaygara çıkartıyorlar. Şimdiki durum eskiden tutuklananlardan, öldürülenlerden daha az. Suçlular cezasını çekecektir. Bu memlekette vesayet kalktıkça, demokratikleşme arttıkça, yargı harekete geçip suçluları cezalandıracaktır.
· Ak parti kendi statükosunu kuruyor diyenler halkın sesine tepki gösteriyor. Statüko ve cunta, Yargıtay’ı, Danıştay’ı, Anayasa mahkemesini yönetirdi. Şimdi halk adına doğrulukla hizmet eder kurumlar haline geldi. Statükocuların adaletiyle halkın adaleti bir olur mu? Statükoda menfaat vardır halk da eşitlik ve adalet vardır. Halkın değer yargılarıyla, statükocuların değer yargıları farklıdır. Çoğunluğun görüşü doğrudur. Azınlığın çoğunluğa hükmedişi güçledir ki o da zorbalıktır.
· İnançsızların Türkiye devleti içerisindeki egemenlikleri hala yıkılmış değildir. Bu mücadele siyasi alanda ve uzantıları terörle devam ediyor. Dünya var oldu olalı iyi ile kötünün savaşı devam etmiştir.
· Türkiye’de ak parti hükümeti demokraside çağ atlattı. Şeffaf ve hesap verilebilir irade ortaya koydu. Rabbin kralıyla Türkiye, tarihinin en reformist ve en liberal dönemini yaşamaktadır.
· Küresel İsrail zihniyetinin Türkiye’de ki temsilcisi CHP’dir.
· Halkın aklı ermez, halk cahildir zihniyetiyle hareket edenler bu kibri ve yetkiyi sadece silah gücünden aldılar. Onlar asla doğru ve adil değillerdi. Halka direnen ve halkın karşısında duranlar suçlulardan medet umuyorlar. Ne suçlular ne de güç sahipleri Rabbin elinden kurtulabilir.
· Yeni anayasa Türkiye’yi özgürlükler ülkesi yapacak. İnsan haklarının anayasada garanti altına alınmasıyla hukukun üstünlüğü sağlanacaktır. Zalimler bir daha asla egemen olamayacaklardır. Dünyaya özgürlük, kardeşlik ve barış Türkiye’den yayılacak. Her zaman insanlığa sahip çıkan, adaleti ve barışı sağlamaya çalışan dünyaya önder olmuştur. Dengeler değişiyor. Dünya egemenliği, yalan ile önderlik eden ABD yönetiminden artık Türkiye yönetimine geçmektedir.
· Ak parti, hizmetle başarıya ulaştı. Hizmeti sadece ülkeye değil dünyaya taşıdı. İnsanlara hizmet eden barış ve adalet için çalışan bir yönetim daima muzaffer olur.
· Pek çok ulusta Askeri güce cuntacılar egemen olduğu gibi Türkiye de ki askeri güce de cuntacılar egemen oldu. Bu cuntacılar dünya için çabalayan inançsız bir akımdı ve yeryüzüne egemen cuntacılarla bağlantılıydılar. Kısacası silah patronları İsrail ve ABD ye bağlıydılar. Cuntacılar sivil halkı ezer gelen hükümetleri yönetir ve bozgunculukla hüküm sürerlerdi. Pek çok olay gerçekleştirir ardından yapacaklarını makul imiş gibi göstererek amaçlarına ulaşırlardı.
· Türkiye’de devlete egemen güçler yenilgiyi ve halkın iktidarını sindiremiyorlar. Ve şiddeti isteyerek direniyorlar. Kendi yapmış oldukları zulmü göremeyenler halka hizmete koşanları zulmeden olarak görüyorlar. Devlete sahip olma derdinde olanlar eski günlerin sefalarını zorbalıkla sürdürmek istiyorlar.
· Milliyetçilik milletçiliktir. Ancak günümüzdeki milliyetçilik sülalecilik yani ırkçılık, ayrımcılık olmuş. Düşmanlığı doğuran bir fitne olmuş. Bunun üzerinden kazananlar olmuş. Milliyetçilik kavramından kopanlar kendilerini milliyetçi sayıyorlar. Milliyetçiler halka yani insanlığa karşı olmuşlar. Belli ki onlar menfaatçiler. Ve milletin istek ve amaçlarına ters yönde hareket ediyorlar. Çin’de Türklere sahip çıkan, başka ulustaki Türklere yol inşa eden onlara köy kuran, Almanya’da Türklere sahip çıkan ve Alman hükümetine Türklerin haklarını gözetmesi yönünde baskı yapan, Libya’da 20 bin den fazla Türklerin canını kurtaran siyasi partiden daha milliyetçi parti olabilir mi. PKK ile en büyük mücadeleyi veren. Ve yok olma noktasına getiren partiden daha milliyetçi hangi siyasi parti var. Türk Cumhuriyetlerine en büyük desteğini veren ve işbirliğini sağlayan, Kıbrıs konusunda etkili mücadele eden çok daha milliyetçidir. Terörü besleyenler mi yoksa terörü bitirenler mi daha milliyetçidir. Milliyetçilikle ırkçılık derdinde olanlar koca bir hiç ve temelsiz zeminde amaçsız bir boşluk peşindeler. Onlar milliyetçi olmadığı gibi millete ve barışa da karşıdırlar.
· Türkiye de milliyetçilik 1980 askeri darbe sonrasında doğdu. PKK ile beraber doğdu. Ayrımcılığı ve ırkçılığı cuntacılar kurdu. PKK’nın başına Apo’yu Milliyetçilerin başına içlerinden Albay Alparslan Türkeş’i atadılar. Ve cunta 1982 Anayasasını doğurdu. Türkiye tarihinin en karanlık ve kanlı yıllarına girmişti. Ayrımcılık ve fitnenin doğurmuş olduğu bu milliyetçiliğin içine mafya, çete, terör girdi. Bozuk düzende milliyetçilik rağbet gördü.
· Milliyetçilikle ne ülke düzeni ne de dünya düzeni sağlanabilir. Tabiatı gereği milliyetçilik barışın zıddıdır. Hiçbir ulus milliyetçilikle ayakta kalamamış uzun süre hüküm sürememiş ve dünya barışını ve birliğini sağlayamamıştır. Çünkü milliyetçilik dar kalıptadır. Tüm dünyayı kucaklayacak ve insanlığa hizmet edecek anlayışta değildir. Milliyetçiliğin günümüzdeki hali milletçilikten çıkmış ırkçılık olmuştur. O nedenle küresel barış ve liderlik ırkçılıkla değil iyi bir liderle doğrulukla barışı adaleti sağlayan tüm insanlığı kucaklayan yapısıyla gerçekleşir. Bu nedenle milliyetçilik içi boş, amaçsız, saçma bir fitnedir. Ve buna kapılanlar boş kuruntular peşinde gezenlerdir
· Türkiye de siyasi istikrarı çökertmek için tek yol olarak kaba kuvvet yani terör kalmıştı. Tam kritik eşiklerde Çukurca, Reşadiye, Aktütün, gibi terör saldırıları önemli dönüm noktalarında gerçekleştirildi.
· 367 krizi, 27 Nisan muhtırası, Cumhurbaşkanlığının halkın seçmesi referandumu, Cumhurbaşkanlığı süresinin 5 mi 7 mi yıl olduğu yönündeki dayatmaları artık millete yapamayacaklar. Cumhurun kararını sindiremeyenler çoğunluğa sürekli baskıyla hükmederlerdi. 12 Haziran 2011 seçimlerinin sonucunu sindiremeyenler terör olaylarını arttırmıştır. Seçimlerden sonra terör olayları tavan yapmıştır. Çünkü bozguncular terörden ve istikrarsızlıktan kazanıyorlar.
· Eski Türkiye de yüksek faizle, yüksek zamla; garibin üzerinden kazanırlardı. Devlet borçlandırılır faturası masum ve fakir halka kesilirdi. Birileri devleti hortumlardı. İstikrarsızlık yaratırlardı. Kötü kazancı benimseyenlerle kazancını sermaye olarak kullanıp temiz kazananlar bir olur mu? Halkı sömüren faizcilerin kazandığı ile sermaye ortaklığı yapan şirkete yatırım yapanın karı bir midir? Kötülerin düzeniyle iyilerin düzeninde adalet farkı vardı.
· Eskiden borsada spekülasyon yaparak kapkaççılık yaparlardı. Şimdi bunlarla da mücadele ediliyor ve o eski kötü dönemler artık bitiyor. Yatırımcı güvenliği arttırılıyor.
· Meclis iç tüzüğü teklifine göre genel kurulda söz kesmek şahsiyetle uğraşmak döviz ve pankart getirmek herhangi bir materyali genel kurulda bulundurmak ve bu türden hareketlerde bulunmak yasak olacaktır. Ancak meclisi şov yerine çevirenler taşkınlıkla bu karara karşı çıkıyorlar.
· Yasa değişiklikleri için kurulan komisyonların çalışmasını engellemek için bağırarak bastıranlar, uzun konuşarak başkalarının haklarını gasp edenler, komisyonlarda şiddet gösterenler ardından demokrasi yok diye yalan söylüyorlar. Türkiye’de demokrasi ile dikta çarpışıyor.
· Türkiye İran’a döner, Afganistan’a döner. Şeriat geliyor velvelesini yapanlar gördüler ki Avrupa uyum yasalarını en çok uygulayan Türkiye’dir. Şeriatı çok kötü tanıtanlar bu paronayaya kendileri düştüler.
· Devlette mümkün olduğunca gerekli sınırlara kadar özelleştirilme devam etmelidir. Bir daha kimse devlette kadrolaşmamalıdır. Seçilenler sadece halka hizmet etme derdinde olmalıdır. İnsanlığa hizmet etmelidir. Devletin sahip olduğu çok az şey olmalıdır.
· Türkiye de gelir uçurumu ortadan kalkıyor. Bazı yasalarla yüksek maaşlıya az zam veriliyor. Düşük maaşlıya yüksek zamla sorunlar gideriliyor. İntibak yasasıyla da haksızlık giderildi. Askeri ücrete belirli dönemlerde fazla zam yapılarak gelir uçurumu gideriliyor.
· İnançsızlar, kendi krallıklarına Cumhuriyet diyorlar. Azınlıklar, halkın egemenliğine Tayyip diktası diyorlar. Zulmedenler kendilerini doğru yolda görüyorlar. Çoğunluğun yönetimine sivil dikta diyen arsızlar kendi yönetimlerindeki baskıcılığı görmüyorlar. Geçmişte başörtüsü kısıtlamalarına, katsayı engeline, devlet kadrolarına girişleri engelleniyordu. Onların döneminde krizler, banka hortumlamaları vardı. Terör güç kazanıyordu. İrtica diye özgürlükler kısıtlanıyordu. Cunta ile paslaşmalar ve zenginlere kölelik gibi dönem yaşandı. Zulmedenlerin yönetişinde demokrasi yoktur. Azınlık baskı ile şiddet ile mazlum halkı sindirdi. Demokrasiyi engelledikleri gibi özgürlükleri de kısıtladılar.
· Türkiye genç bir nüfus, tüketim toplumu, yeni pazarlar arayan yatırım göçü gelen ülke oldu. Nedeni ise barışın ve insanlığın merkezi olmaya aday görünüyor. İstikrar ve güven dünyaya Türkiye’den yayılacaktır.
· Türkiye enerjide dışa bağımlı olduğunun farkındaydı. Bunun için son yıllarda petrol ve doğal gaz arama çalışmaları ve anlaşmaları bir hayli arttı. Sürekli çabalayan, sondajlar vurduran, borular döşettiren, anlaşmalar yenileyen, depolar inşa eden bir ülke var. Türkiye’nin bu hızlı adımları geleceği inşaa ederken gelecekte yaşanacak esenliğin resmidir.
· Türkiye’de TOKİ’ler ve kentsel dönüşümler Türkiye ile sınırlı kalmayacak. Ortadoğu, Asya, Afrika tüm dünya yeniden imar edilecek. Teneke evler yıkılacak. Eski yapılar kalkacak. Yeryüzünde modern evler yapılacak. Esenlik yeryüzünün uçlarına kadar yayılacak.
· Eski düzenin savunucuları zulmederek kazandıklarından reformlara, yeniliklere ve halka hizmete karşı çıkmaktadırlar. Eski düzenin sahipleri vesayetleşmiş devlette halkı sömürürlerdi. Kötü düzende kaynakları kendilerine akıtır çok kazanırlardı. Devletin gelirlerini paylaşırlardı. Eski düzenin değişmesini istemeyenler mecliste yaygara çıkartmaktadırlar. Halkı sindirerek ve halkı aldatarak haram yiyen anlayış cumhura hizmeti kötü görmektedir. Kim hakkın kim batılın yanında her şey açıkça görülmektedir.
· Sırf Rabbin kralına kıskançlıklarından ve inatlarından hakkın bile karşısındalar. Muhalefet olsun diye muhalefet edenler batılı ve zulmü desteklerken hangi kefede olduklarını görmediler. Her ne olursa olsun, hangi güzel işleri yaparsa yapsın. Doğru yolda olsa dahi yemin ederiz ki biz onun karşısında olacağız anlayışıyla hareket edenlerin tavrı Şeytan’ın Tanrı’ya kuru inadından farksızdır.
· İnançsızlar, Türkiye meclisinde eşkıyalık yapmaya çalışıyorlar. Kaba kuvvetle ve faşist anlayışla hareket ediyorlar. Meclisin çalışmasını engelledikleri gibi meclisi şov yerine çevirdiler. TBMM de iç tüzük değişikliğinde taşkınlık çıkartıyorlar. Meydanda şov yapmayı sevenler uzaktan atıp tutanlar kavgacı ilkesiz ve kanunsuz tavırlarıyla çirkefliği marifet zannetmektedirler.
· Türkiye’de bozguncuların siyasi uzantıları mecliste kargaşa çıkartıyorlar. Meclisin çalışmasını engelliyorlar. İyi düzeni istemeyen ve kaostan beslenen bozguncular her türlü faydalı ülke yönetiminin önüne geçmeye çalışıyorlar. Mecliste gereksiz tartışmalar yapılıyor. Seviyeyi düşürüyorlar. Kötü sözlerle çirkefçe tavırlar sergileniyor. Meclisi şov yerine çevirenler meclis TV yi kurallara bağlayan sistemi eleştiriyorlar. Meclis iç tüzüğü yenilenmesini engellemek için komisyon basıp kavga çıkartıyorlar. Bir tarafta ülkeye ve halka hizmet etmeye çalışanlar. Bir tarafta halkı ezmeye çalışanlar ve devleti kullanmak isteyenler. Zulmedenlerle mazlumların mücadelesinde hak ile batıl açıkça görülmektedir.
· Türkiye, son on yılda rekor düzeyde büyüdü. Artık AB’ye umutsuzca girmeye çalışan ülke değildir. 1.1 Trilyon dolar ekonomisi olan, güçlü ordusu ve bölgeyi kendi vizyonuna göre şekillendirebilecek evrensel değerlere sahip çıkan güçlü bir Türkiye var. Çünkü bu ülkede Tanrı’nın desteği var. RTE Rabbin tuttuğu kral var.
· Türkiye, aktif dış politikada açılan 33 yeni diplomatik temsilcilikle digalog ve çözüm bağlantısı sağlanmıştır. Uyuyan dev uyanırken tüm iletişim kanalları faal olacaktır.
· Türkiye’de her alanda yenilikler oldu. Adalette, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda, kalkınmada ve akla gelecek her konuda büyük reformlar yaşandı. Tüm bozuk sistemler iyileştirildi.
· Türkiye’de ve dünyada adalet işlemelidir. Suçlular cezalandırılmalıdır. Yapılması gereken şeyler yapılmazsa yine inançsızların egemenliği ve insanlığa zulmü hortlayacaktır. Yasalar insanlığı koruyan en evrensel haliyle yapılmalı ve hukukun üstünlüğüne sıkı sıkıya bağlı kalınmalıdır. Böylece Rabbin yasalarına bağlılık sağlanmalıdır.
· Özgürlükleri ve eşitlikleri arttıran temel hak ve özgürlükleri koruyan anayasa çalışmaları Rabbin yasalarıyla aynıdır.
· Türkiye’de MİT tasarısında, 4+4+4 yasasında, meclis tüzük değişikliğinde kuru inatla her şeye karşıyız anlayışı yatmaktadır. Çalışmayı engelleyici ve taşkınlık çıkarma çabalarıyla tüm olumlu süreçleri tıkıyorlar. Kaba kuvvet zihniyetiyle sokak kültürüyle özgürlükleri engellemek isteyenler yalanla tehditle ve iftirayla iş yapıyorlar. Rabbin kralına sırf inatla diplomasi dışı yöntemleri seçenler gittikleri yolda başarıya ulaşamazlar. Zaten hakkı batıl deviremez. Deviremeyince taşkınlık şiddet ve kargaşa ister. Zalimlerin çabası da bundandır.
· Türkiye’de darbelerin yargılanmasıyla ileri demokrasiye geçiş yapılmış oldu. Darbelerin yargılanmasıyla Türkiye’nin üzerindeki ABD ve İsrail eli kırılacaktır.
· Allah, Türkiye’de her olayı yerli yerinde gerçekleştiriyor. Tüm olayların zamanlaması mükemmeldir. Kademeli, dengeli ve düzenli olarak Türkiye düzelmektedir.
· Türkiye’de 1 Mayıs gerçek rengine kavuşmuştur. Slogan atılıp taşkınlık çıkartılan bir bayram olarak görenler işçi değillerdi. TÜSİAD’ın öncülük ettiği burjuvaların yanında olmayan bir hükümet işçi bayramını resmi tatil etmiştir. İşçilerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi çalışma ve sosyal güvenlik yasalarında devrimler olmuştur. İşsizlik maaşlarının düzenlenmesi, ücretlerin arttırılması, tazminatların garanti altına alınması faaliyetlerle işçinin yanında olan adil bir sistemin varlığını görmekteyiz.
· Rabbin kralı, kadına şiddetin önlenmesi ve kadın haklarının artırılması yönünde yapıcı yasalar çıkarttı. Kadının korunması, kollanması, çaresiz durumdakilerin maaşa bağlanması gibi çalışmalar yaptı ve faaliyete geçirdi. Kadınların sosyal sıkıntılarını gidermede her türlü desteği verdi.
· Rabbin kralı kendi ülkesinde gelir uçurumunu azalttı. Yaşam standardını yükseltti. Dar gelirli bile türlü nimetlere kolayca ulaşır oldu. Onunla ülkeye bir bereket geldi.
· Türkiye’de ki inançsızların amacı aynen şöyledir. ‘Biz çözüm istemiyoruz. Eski bozuk sistemi istiyoruz. Terörün olmasını, darbeleri, krizleri hortumlamaları mafyaları ve çeteleri istiyoruz. Biz sivil inanan halkı sindirmek ezmek kaynakları kendimize akıtmak istiyoruz.’ Anlayışı yatmaktadır. Ve ‘Biz çözümler istemiyoruz. İyi şartlar demokrasi özgürlükler ve eşitlik istemiyoruz. Biz egemen olalım. İstiyoruz. Büyük ülke olmak istemiyoruz. Biz siz inananlara karşıyız. Sizi yok etmek istiyoruz.’ anlayışıyla hareket etmektedirler.
· Şeytanın yandaşları, aklı kullanmadan geçmişte yaptıkları zulümleri doğru görerek haklı olduklarına kendilerini inandırmışlar. Suçlu olduklarını biliyorlar ama yine de kuru inatla Rabbin egemenliğine karşı koyuyorlar. Bunlar doğru yola gelmezler. Şeytan defalarca iyi yola itaate ve barışa davet edildi. Ancak o karşı gelenlerden oldu.
· Muhalefet olmanın verdiği inatçılıkla mantık sınırının dışında hareket edenler sadece menfaatleri için çalışmaktadırlar. İnsan sevdiği kişinin hatalarını görmez ve kabul etmezmiş. Sevmediği kişinin başarılarını reddeder sürekli hata ararmış. İşte bu anlayışla Rabbin kralına karşı kuru inatla hareket edenler doğruluğu, barışı ve insani tüm hakların savunulmasını reddettiğinden yani Rabbin evrensel dinini reddettiğinden şeytanın tarafında olmanın etkisiyle cehenneme gidecektir.
· Eski, seçkinlerin egemenliğine karşı yeni anayasa denildiğinde inançsızların içleri daralıyor. Yüzleri kararıyor. ‘Yeni anayasa yapalım, ileri demokrasi’ denildiğinde öfkeleniyorlar. Çoğulcu cumhuriyet zalimlerin hiç hoşlarına gitmiyor. Azınlıktakiler yıllarca aldatarak bunlarla ülkeyi yönetmişlerdi. CHP zihniyeti sırf menfaat için hak ve hukuka karşı çıkıyor. 1982 anayasası referandumu değişikliğine hayır diyenler yeni anayasaya varız yalanıyla fazla gidemezler. Dine düşman inançsızlar insan haklarına, temel hak ve özgürlüklere, demokrasiye ve eşitliğe karşıdırlar ancak açıkça hayır diyemediklerinden önce varız deyip sonra engel çıkartıyorlar.
· Bozguncular, kendi medyalarında tuttukları bazı dini hocalarla insanların kafasını karıştırıyorlardı. Dini saptırıyorlardı. Yine bir hocaya tezgah kurup hem hocayı, hem cemaati, hem dini karalayarak kendi krallıkların devamını sağlıyorlardı. Bu kirli planlarla inananların ve genel halkın üzerine giderek baskı kuruyor ve saltanatlarını devam ettiriyorlardı.
· Bozguncular, Türkiye’yi misyonerler işgal etmiş deyip halkı gayri Müslim vatandaşlara kışkırtırken diğer yandan bak Türkiye İran oluyor. Eksen değişiyor. Şeriat geliyor. Diye de batıya şikayetleniyorlar.
· Yeni Anayasaya karşı çıkamıyorlar. Faydasını inkar da edemiyorlar. Yine de ayrıntılarda mücadele ediyorlar. Bütünde inkar edemeyenler detayda pürüz çıkartıyorlar. Özgürlüklerin artmasına, temel hakların kazanılmasına, her insanın insan gibi yaşamasına karşı çıkıyorlar. Cumhuriyeti biz kurduk diyenler çoğulculuğa da sivil dikta diyorlar.
· Yüz yıllık anti laik darbeci modernleşme artık yıkılmaktadır. Kurdukları baskıcı düzende hukuksuzlukla korku krallığını yönettiler.
· Yeni Anayasayı da taşkınlıkla, kaba kuvvetle, yalanlarla, iftiralarla, yaygara çıkartarak çığırtkanlıkla tıkayacaklar. Artık çözümsüzlüğün olduğu ve her şeyin tıkandığı kötü bir noktaya gitmekteyiz. Dünya da ve Türkiye’de her şey tıkandığında ve savaş sözleri ve naraları atıldığında İnananların ve Rabbin kralının duasıyla Rabbin büyük kıyımı gelecektir. Ancak öncesinde kıyı kentlerine azap uğramış olacaktır. Rab tanrı, şeytana darbesini vurmak için belirlenmiş bir noktaya doğru gündemi yönetmektedir. Yeryüzündeki herkes bu gerçekleri ve Rabbin varlığını görecek ve kimse çevresindekilere veya çocuklarına Tanrını tanı ve ona itaat et diye uyarmayacak. Çünkü herkes Tanrıyı görecek. Bu görme gözle değil yaşanan olaylarla olacak.
· Türkiye’nin %66 sı yeni anayasa istiyor. Halkın 2/3 ü barış, özgürlük ve eşitlik istiyor. Diğer 1/3 ü eski egemenlere, seçkinlere hizmet ediyor. Onlardan besleniyorlar. Üstünlerin hukukunu ve darbe anayasası sürsün istiyorlar. Ülkenin gelirleri eskisi gibi bize aksın, eski bozuk düzen devam etsin istiyorlar. Sadece menfaatçiler ve mal hırsıyla hareket edenler yeni anayasayı istemiyor. Aynı dünya da böyle olacak. 3/1 i insan haklarını istemeyecek ama diğer 2/3 ü adalet, özgürlük ve eşitlik isteyecek. Küresel arenada şeytanın taraftarlarıyla Tanrı’nın taraftarları saflarını belirleyecektir.
· Türkiye de terör eylemleri hükümeti yıpratma amacı taşıyordu. Ülkede belirli güçler bu durumu kullanıyorlardı. Dış destekli güçler de yıllarca ülkeye yön vermişlerdi. PKK konusunda hiçbir şey yapmayanlar bugün terör olaylarıyla hükümete saldırıyorlar. Sanki terörün arkasındaki güçlere çalışıyorlar. Teröre karşı çıkarken hükümete yüklenenler terörü yaratanların yanındalar. Hükümete terör konusunda sataşanlar terörle etkin mücadelede şehit olmayacağını mı sandılar. Büyük bir tezatlık içindeler. Hükümete PKK ile anlaştı diyorlar. Anlaşsaydı terör olayları dinerdi. Ancak daha da artmıştır çünkü onları yıpratan bir hükümet vardır. Zenginlere ve egemenlere karşı duruyor. Haksızlıkla ve sömürüyle mücadele ediyor.
· Topluma kaos pompalanmaya çalışılıyor. Türkiye günleri terör eylemleriyle sıcak geçiyor. Tahrik edici ve ortalığı karıştırıcı olaylar oluyor. Kirli tezgahlar dönüyor. Türkiye’yi karıştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
· Yıllarca yanlış uygulanan ve devlet çetelerinin işine gelen uzun tutukluluk süresi artık değiştirildi. Yıllarca içerde tutuklu kalanlar vardı. Bilerek sonuçlandırılmamış davalar vardı. 1.2.3. ve 4. yargı paketleri meclisten geçirildi. Yargıda çok büyük ve olumlu değişimler gerçekleşti. Yargıda büyük reformlar yaşıyoruz. Bu zamana kadar hukuksuzluk vardı. Bağımlı yargı bağımsızlaştırıldı.
· PKK’nın arkasına Kürtler yoktur. Bu savaş ta Kürtlerle Türkler arasında değil, inananlarla inanmayanlar arasında olmaktadır.
· PKK terörü çıkarcıların kulübüydü. Neden PKK terörü arttı, çünkü bu hükümet istenmiyordu. Son yirmi yılda beslenmiş ve büyütülmüş PKK geçmişin eseridir. Birileri düğmeye bastı. dış güçlerden gelen işaretle bu hükümetin gitmesi istendi. Artan terör olayları devleti yöneten karanlık güçlerin işiydi. Şimdi neden bu hükümeti suçluyorlar. Zalimlere ve eski egemenlere boyun eğilmeyecek.
· İmansız zalimlerin Türkiye’de yaşattıkları hukuk facialarına herkes şahit olmaktadır. Diyarbakır, Tunceli ve güneydoğuda pek çok illerde kazılar yaptırılıyor. Daha önce kazı bile yaptırılmıyordu. Dava bile açılamıyordu. Şimdi Tüm zulüm ve haksızlıklar Rabbin kralı ile ortaya çıkarılmaya çalışılıyor.
· Ey bozguncular, Kürtleri kullanarak Kürt halkını yanınıza çekemeyeceksiniz. Bunlarla Türk halkını kışkırtamayacaksınız. Sizin oyunlarınız tutmuyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkesi için her iyi adımı ve hizmetine öfkelenip ülkeyi karıştırmak istiyorsunuz. İyi bilin ki zalim egemenlerin krallıkları devriliyor. Terörü ondan artırıyorlar.
· Hükümet bir taraftan ikna ile müzakereciliği, bir taraftan terörle silahlı mücadeleyi yine diğer taraftan yeni anayasa çalışmaları ile özgürlükçü ve eşitlikçiliği sağlayarak çok isabetli adımlar atmaktadır.
· Devlet içinde pek çok kurumda eski ile yeni çatışması var olsa da bu değişim kaçınılmaz aydınlığa doğru gitmektedir.
· PKK’ya İran destek veriyor tezgahını kuranlar ancak kendilerini kandırırlar. PKK’nın ardındaki cunta İran ile Türkiye’nin arasını açmak istiyor. Çünkü Cuntanın hizmet ettiği ABD ve İsrail yönetimi İran’a saldırmak üzeredir. Türkiye’yi taraflarında görmek için PKK ile bazı kirli tezgahlar kurup İran’ın PKK ya desteği varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Türkiye bu oyunlara gelmeyecektir.
· Türkiye’de ve dünyada taraftar gibi habercilik yaptılar. Takım tutar gibi siyasi parti tuttular. Doğruluğu önemsemediler. Biz babalarımızın yolundan yürüyeceğiz dediler.
· Irkçılar terörü durdurmak yerine gençlere dağı gösteriyorlar. Silah Kürtlerin güvencesidir diyenler vicdansızdır. İşte sırf menfaatleri için barışı reddediyorlar. Baskı uygulayarak örgütten ekmeğini yiyenler karnına ateş dolduruyor.
· Türkiye de Uludere olayının ardında cuntanın parmağı vardı. AKP’nin terörle mücadelesini baltalamak ve Rabbin kralı hakkında olumsuz ortam sağlamak için kaçakçıları terörist diye öldürmüşlerdi.
· TÜSİAD, zenginler kulübüdür. Dünya egemenlerine bağlı Ergenekonvari anlayışla sanki İsrail ve ABD yönetimine bağlılık yemini etmişler. Rabbin kralı TUSİAD’ ın öncülük ettiği burjuvaların yanında değil işçi ve emekçinin yanındadır.
· RTE okul sütü dağıttı. Kıskançlıklarından okul sütünü kötüleyerek çocukların sütüne el uzattılar. Bu inançsızlar her iyi işi kötüleyecek bir şey bulurlar. Kuru inatla menfaat penceresinden bakanlar her şeyi renksiz görürler. Eğer bir insanı severseniz o’nun yanlışlarını görmezsiniz. Eğer bir insanı sevmezseniz iyi işleri çok da olsa sadece eksikliklerini bulmaya çalışırsınız. İşte bu tarafçılık insanoğlunun eşine, annesine ve çocuğuna da yaptığı şeydir. Önce insan Allah’a inanmalı ve doğruluk ekseninde hareket etmelidir.
· Barışı ve kardeşliği sağlayan, birleştirici, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasaya karşı çıkıyorlar. Bu anlayış insan haklarına ve insan sevgisine karşı çıkmaktadır. Kendi çıkarları ve dünya egemenlikleri için insanlığa zarar vermektedirler. Bu anlayış son yüzyılda dünyaya egemen olmuştur. Dünyada bu bozuk anlayış yıkılmaktadır. Yeni anayasayla iyi dünya düzenine karşı çıkanlar sadece menfaatleri derdindedir.
· Askeri teşkilata egemen olan cuntacılar halkı aldattılar. ‘Siyasiler menfaatini düşünür Biz ise halkı ve vatanı düşünürüz.’ diye aldattılar. Asker ocağını peygamber ocağı gibi gösterip halkın inanç değerleriyle oynadılar. Diğer taraftan da halka ve inanca saldırdılar. Vatanı düşünen ve milleti için çabalayan ülkesine sadık imajı veren Askeri cuntacılar bizzat ülkeyi sömürdüler. Kaynakları gelirleri kendilerine akıttılar. Devletin giderlerinin çoğu Askeri kuruma akmaktaydı. Kendi krallıklarını kurmuşlar zevk sefa içinde halkı sömürüyorlardı. Diğer taraftan halk yokluk içinde sıkıntılar çekmekteydi. 1960, 1971, 1980 darbelerinde durum hep böyle olmuştur. Siyaseti yönetirler, ülke kaynaklarını kendilerine akıtırlar, terörü tırmandırıp Ohal ile iki-üç maaş alırlardı. Uyutarak, oyalayarak, medya ile aldatarak diledikleri kötülükleri yapmışlardı.
· Hakkın doğrunun ve gerçeklerin yanında olmayan avukatlar olabilir mi. Suçun ve suçlunun yanında olan İstanbul barosu darbeci, vesayetçi taraflı bir anlayışla kendi öz varlıklarını inkar edercesine yanlış yerde durmaktadır. Bara yönetimi 1960 dan sonra cuntacılara hizmet eden ve adaleti saptıran anlayışla menfaat odaklı hareket etmiştir. Türkiye’de demokratikleşme sürecine engel olan İstanbul Barosu Özgürlük ve eşitliğin karşısında durmuştur. Hukuki değil siyasi anlayışla hareket ederek doğruluk çizgisinden çıkan BARO insan haklarına temel hak ve özgürlüklere karşı olmuştur.
· İktidarın sivillere geçmesini sindiremeyen zorba zihniyet, hükümetleri daima kontrol altında tuttular. İktidar olanlar muktedir değillerdi. Devletleri hükümetlerden çok geri planda gizlenen güçlüler yönetmişti. Aslında durum dünyada da böyleydi.
· Darbelerin yargılanmasıyla ve PKK’nın gücünün zayıflatılmasıyla Türkiye’nin üzerindeki İsrail ve ABD’nin gücü de azalmaktadır. Dış güçlerin elinin iyice zayıfladığını görecekler.
· Türkiye geçmişiyle yüzleşiyor. Gerçeklerin açığa çıkmasıyla kendilerini haklı sayan suçlular; ikilem, akıl tutulması, gerçeği fark etme veya çarpıtma gibi şeyler yaşayacaklardır. Suçlu olduklarını bile bile ısrarla doğruluğun karşısında durup mücadele edeceklerdir. Çünkü Şeytan onca barış eline ve davete rağmen Rabbin davetine dönmedi.
· Zalimlerin egemenliğinin kaybetmesinin açık göstergesi darbelerin yargılanmasıdır. Artık ülke üzerindeki güçlerini iyice yitirecekler.
· Türkiye’yi birileri çıkarı için yönetti. Ülkenin kaynaklarını sömürüp inançlı halka baskı uyguladılar. Rekabet gücü oluşmadı. Her şey devletleştirildi. Devlete sahip olanlar devleti sömürdü ve varlık sahibi oldular. Devlet kadrolarında da onlar oldu. Devletin hazinelerini yediler.
· Takım tutar gibi taraftarlık zihniyetiyle siyaset yaparsak o zaman doğruluk ve adalet çizgisinden ayrılırız. İyi ve faydalı olan işleri övmeli kötü ve zararlı şeyleri de yermeliyiz. Muhalefetin anlayışında iyi ve doğru olan şeylere bile muhalefet ettiğinizde o zaman itibarınız zedelenir ve sürekli oy kaybetmeye başlarsınız.Menfaatler doğrultusunda sırf kuru inatla muhalefet yapma mantığı hiçbir başarıya ulaştırmaz. Siyasi liderlerin var olma mantığının temelinde insanlığa fayda sağlamak vardır. Eğer bir lider çeşitli konularda halkına fayda sağlar muhalefette bu faydanın karşısında durursa elbette ki itibarsızlaşır.
· Bu dünya kimseye kalmaz ve hiçbir ekol ebedi değildir. Ebedi olan bir şey vardır ki o da insan hakları ve evrensel değerlerdir. Tarih boyunca kim bu değerlere sahip çıkmışsa dünya liderliğine oturmuştur.
· Adaleti, eşitliği, özgürlüğü, temel hak ve hürriyetleri, insani değerleri, cumhuriyeti ve milli egemenliği bu güne kadar koruyamayan ve sahip çıkamayan anlayış bu gün bu değerlere sahip çıkanlara neden tepki gösteriyor.
· Türkiye’de son 50 yılda demokrasinin gücünün kaybolmasıyla meydanı boş bulan inançsızlar hemen suç işlemişlerdir. İstikrarsız ortamda dilediğini yaptılar.. Darbeler, çeteler, mafyalar, banka hortumlamaları, terör, kriz her şey vardı. Düzensiz bir ülke, yarı kaosta bir Türkiye vardı.
· Halkın egemenliği geldiğinde, ülkenin eski egemenleri (vesayetçi anlayış) tepki gösteriyor. Devlete sahip olmuş eski güçler halkın egemenliğine sivil dikta diyecek kadar ileri gitmektedirler. Sahiplendikleri değer olan milli egemenliğe ve cumhuriyete karşılar.
· Türkiye halkı eski dönemleri yaşayıp ardından yeni dönemi görünce gerçekleri daha iyi anlamıştır. Geçmişin yozlaşmışlığını ve yeninin verimliliğini görmüştür. İnsanlarımız artık uyandı ve gerçeklerin farkındadır. Kimin doğrulukla çalıştığını kalkınmayı ve adaleti sağladığını ve halkına hizmete koştuğunu görmüştür. Kimlerin de yalanla yönettiğini, halkını sömürdüğünü düzensizliği ve adaletsizliği görmüştür.
· Irkçılık, din ve mezhep ayrımcılığı hiçbir zaman yeryüzünde hüküm sürememiştir. Yeryüzünde barışı koruyan ve evrensel değerlere sahip çıkan liderler ve onların ardındaki halklar esenlik görmüş ve dünyaya esenlik dönemi yaşatmıştır.
· Eskiden devlette kadrolaşmalar çok oldu. Bunlar hala ülkenin nimetlerini yer ancak vatana hainlik ederler. Ülkenin büyümesine ve Rabbin kralına karşı çıkarlar. Aslında onların durumları da sorgulanmalıdır.
· Eski devletin yapısıyla ile şimdiki hükümeti ayırt edemiyorlar. Uludere olayının örneklerini eski devlet anlayışı sürekli yapmaktaydı. Çünkü eskiden devlet katı ve düşmanca baskıcı bir tavırdaydı. Şimdi ise barışçı bir devlet yapısı vardır. Yıllarca kendi yaptıkları siyaseti Uludere ile Rabbin kralının hükümetine atmaya çalışan zihniyet sadece şeytana hizmet etmektedir.
· Muhalefet halk için doğrulukla hareket ettiğinde ve faydalı işlere destek verdiğinde şahlanacaktır. Batılın peşinde koşanlar hakka yöneldiğinde değer bulur.
· Muhalefet insan haklarını ve demokrasiyi kendi çıkarlarına göre yorumluyor. Vesayetçiler eski egemenliklerini kaybetmemek için mücadele ederken insani değerleri savunduklarını zannediyorlar. Onlar ne insanlıktan haberdardır ne de demokratik özgürlüklerden. Geçmişte yaptıkları baskılar ve sömürüler açıkça ortaya çıkmasına rağmen onlar insan sevgisinden ve evrensel değerlerden bahsedemezler.
· Ulusal bozguncular aynı anlayıştaki küresel bozguncuların bir koluydu.
· Türkiye’de Rabbin kralına muhalif anlayış büyük bir oyun kuruyor. Siyasi uzantıların tabanıyla tavanı birbiriyle aynıdır. Siyasi parti liderleri meşru siyaset yaparken birtakım uzantıları da şiddet ve terör olayları gerçekleştiriyorlar. Bu sadece BDP için değil diğer siyasi partiler için de geçerlidir. Demokratik yollar dışında siyaset yapan terörle hareket eden bir takım güçlerde vardır. Bunların siyaseti şiddet üzerindendir. Devlet içindeki çeteler yıllarca yapılanmış ve bir anda devletten temizlenemiyor. Elbette zaman alıyor. Devlet içindeki bu muhalif çeteler birtakım eylemler gerçekleştiriyorlar. İşin garip tarafı bu gerçekleştiren muhalif anlayışların siyasi parti liderleri de bunlar üzerinden hükümete yüklenmektedirler. Kötü işleri ve birtakım şehir terörlerini yapanların bağlı oldukları siyasi liderleri de Rabbin kralına yükleniyorlar. Bu nasıl bir çelişkidir. Bu nasıl bir oyundur.
· Türkiye çağ atlasa da hala eskide kalanlar var. Ey haksızlıkla yaşamayı yol edinmişler. Eski günleriniz geri gelmeyecektir. Suçlulardan medet umanlar hiçbir şey elde edemeyecektir.
· Haksızken ısrar edenler gerçekleri kabullenmiyor. BDP’lilerin isyan havası oluşturarak sokakları savaş alanına çevirmesiyle spor taraftarlarının da sokakları savaş alanına çevirmesi farksızdır. Sırf taraftarlık zihniyetiyle doğruyu reddedip başarılara tahammül edemiyorlar.
· Türkiye’de ve devlet içindeki bozguncuların ve cuntacıların gücü tam olarak kırılmış değildir. Muhalif taşkıncılar hala fitnelerine devam ediyorlar. Küresel bozguncuların küçük bir örneği olan ülkemizdeki bu ekol kaybedecektir.
· Uludere olayında BDP, MHP ve CHP bir safta olmuştur. Bozguncular temelde Uludere suçlularıyken Uludere üzerinden hükümete yüklenmektedirler. Terörü var edenler terörle mücadeledeki aksaklıkları eleştiremezler.
· Genç kızlarımıza üniversitelerde başörtüsü takmamaları için ikna odaları kuranların ne yaptıklarını gördük. İkna odası değil tamamen tehdit ve korkutma odasıydı. Resmen okulu bıraktırma odasıydı. Bütün bunlar ‘Okuyup ne yapacaksın, git evine koca bekle.’ senaryosuydu. Böylece yönetim inançsız bozguncularda olacak sömürü, baskı ve zulüm devam edecekti. İnsanlara ve insanlığa zarar vereceklerdi. Okula girerken saçlarını çekenlerin peruk mu yoksa gerçek saç mı diye kontrol edenleri gördük. Yozlaşmış anlayış, halkın yaşam tarzını kısıtlamıştı.
· Darbelerin yargılandığı, yeni anayasanın yapıldığı, özgürlüklerin arttığı, eski anlayışın köhneleştiği bir dönemden geçmekteyiz. Yeni bir dünya inşa ediliyor. Bunu yakın zamanda tüm dünya hissedecektir. İnsanlık adına çalışma anlayışı küreselleşecektir.
· Tüm devletler anayasalarında din ve vicdan hürriyetini sağladığını söyler. Türkiye’de din hürriyeti sağlansaydı toplum daha bir barışık ve tek vücut olurdu. Birileri din hürriyeti sağlıyoruz derken dinin gerekliliklerini kısıtlayarak insanların özgürlüklerini engellemişlerdir. Laiklik din hürriyetine karşı olmadığı gibi bilakis dini özgürlüklerin savunucusu bir kavramdır. Ülkemizde laiklik dini faaliyetleri kısıtlayan ve özgürlükleri engelleyen bir havaya büründürülmüştü.
· Başörtüsü çağdaşlığa da, bilime de karşı değildi. Belki de birileri başörtüsünü ötekileştirerek rant peşindeydi. Başörtüsünde bugüne kadar baskısal bir mücadele yürütülmesi halkın tepkisine neden olmuştur. Başörtüsü meselesi üzerinden insanların sosyal yaşamlarına müdahale edilmiştir. Kişisel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasıyla beraber dini özgürlüklere de el uzatılmıştır.
· Türkiye’de özgürlüklerin arttırılması, vesayetçilerin egemenliğinin kırılması anlamına geliyor. Çünkü nerede demokrasi özgürlük ve eşitlik adına bir fayda olsa ona karşı bir tepki doğuyor.
· Başörtüsünü sorun haline getirenler Türkiye’yi iki kutuplu hale getirdi. Vesayetçi yapı, bizzat başörtüsü ve irtica üzerinden ayakta duruyordu. İnançsızlık dünyaya egemen iken din ile mücadele ederlerdi. Yönetimlere egemen baskıcı ve tehditkar yapılar halkı sindirirdi.
· Bu ülkede eşitlik ve özgürlüğün tam olarak sağlanabilmesi için yeni anayasa, başkanlık sistemi ve başörtüsü meselesi belli zamanlarda gündeme gelmeye devam edecektir. Çözümlenememiş bu ana sorunlar her seferinde gündemi yoklayan temel konular olacaktır.
· Ergenekon sanıklarını aday gösteren CHP nasıl terörün çözümünde bulunacak. Ergenekon’a destek vermekle teröre destek vermiş olmuyorlar mı? PKK, Türkiye’de ki terörün bir ayağı Ergenekon’da diğer ayağıdır. Ergenekon dan tutuklanan İşçi partisi lideri Doğu Perinçek’in ilk dönemlerde PKK’yı yönettiği ortaya çıktı. Ergenekon ile PKK’nın birlikteliği gayet açıktır. PKK, Ergenekon, cunta birlikteliği çok örnekle teyit edilmiştir.
· Faizciler, krizciler, Ohalciler sırf kendi menfaatleri için halkın sırtına binerlerdi. Halk borçlandırılır vergilerle tüm yükü halk çekerdi. Her şey halkın cebinden çıkardı. Bir gecede zengin olanları da gördük, bir saatte sefil kalanları da. İstikrarsızlıktan bankalar hortumlandı, mafyalar hortlamıştı. Kapkaç haberleri gündemden düşmezdi. Çetelerin arttığı ve hukuksuzluğun yaşandığı kaosta bir ülke durumuna düşmüştük. Bozguncuların egemenliğinde karanlık yıllar geçirdik.
· Kılıçtaroğlu, çelişkilerle doludur. Basireti kapalı, doğruluğun karşısında, adaletin düşmanı ve menfaatçilerin hizmetkarıdır. Bir taraftan açılımı engellediler, bir taraftan yeni anayasaya ‘gelirler bir çayımızı içerler.’ edasıyla yapıcı bakmadılar. KCK operasyonlarını desteklemediler. Terörle mücadeleye destek vermezken Uludere’yi kullanarak çözümcülere yüklendiler. Şimdi de kalkıp tüm bu davranışlarına çelişkili bir hareketle hadi bu terör sorununu çözelim demesi tezatlık oluşturmaktadır.
· Terörle mücadelede hem müzakere, hem de askeri operasyon yöntemi kullanılmaktadır. Hem TRT şeş, hem seçmeli ders Kürtçe olurken diğer taraftan KCK operasyonları ve gerek kuzey Irak’ta gerek ülke içinde etkin olarak terörle mücadele edildi. Bir taraftan referandum, yeni anayasa çalışmaları, bölgesel yatırımlar ve teşvik destekleri arttırılırken diğer taraftan Cudi’de, kandil’de operasyonlar yapıldı.
· Terörü fikren desteklemek çökmüştür. Eli silahlı terör hiyerarşisi çatışmadan beslenmektedir. Dağ kadrosu terörün bitmesini istemeyecektir. Halbuki Terörü bıraksalar kardeşliğin sağladığı istikrarlı ortam onlara daha çok şey kazandıracaktır. Ancak onlar insan öldürmekten eşkıyalıktan kazanmayı tercih etmişler.
· Hükümete yüklenenler teröre destek veriyor. Her koldan bu kadar etkili ve özverili mücadeleye rağmen neden hiçbir çözüm üretmeyip hükümetin yapıcı politikalarına karşı çıkılıyor.
· Ülkemizdeki terörün analizini yaparsak gerçekleri daha iyi görebiliriz. İktidar ve muhalefetler arasındaki mücadele açıktır. Terör olayları olduğunda muhalefetler hükümeti suçlarken, hükümette devlet içindeki vesayetçi güçleri suçlamaktadır. Aslında vesayetçi güçlerde muhalefetlerin tabanıdır. Hükümet olmak, devlete tamamen egemen olma anlamına gelmez. Bu nedenle de terör olaylarıyla hükümeti suçlayanlar kendi taraflarına bakmalılar. Elli yıldır devlette yapılanmış atanmışlıkla gelmiş vesayetçi yapı eski saltanatlarını sürdürmek istiyor. Vesayetçiler adil bir ülke düzenini, sosyal devleti ve halkın egemenliğini istemiyor. Bu nedenle hangi siyasi cepheden hakkı savunduğumuza iyi bakmak gerekir.
· Sizce ak parti hükümeti mi terörü arttırdı yoksa ak partiyi istemeyen devlet içindeki karanlık güçler mi terörü arttırdı. İşte bu soru önemlidir. Birileri hükümete karşı bilinçli olarak bu terör olaylarını gerçekleştiriyor. Çünkü devlet içindeki egemenliği kaybeden Ergenekon ve Cunta, terörü arttırıyor. Doksanlı yıllarda yaşanan siyasi olaylar ve faili meçhullerden bunu açıkça söyleyebiliriz.
· Siyasi ve toplumsal alanda önemli değişimlerde terör olayları artmıştır. Anayasa referandumu, Cumhurbaşkanlığı seçim krizi gibi önemli olayların yaşandığı dönemlerde uyarı ve tehdit anlamı taşıyan Aktütün, Uludere ve Dağlıca baskınlarının zamanlaması da çok önemlidir. 4+4+4 ve başkanlık sistemi ve yeni anayasa gibi çalışmaların olduğu bu dönemlerde de önemli terör olaylarının olması muhtemeldir. Terör olayları artıyorsa bilin ki terörün ardındaki uzantılar hükümetin politikalarından hoşnut değildir.
· Terör olaylarıyla hükümete yüklenen anlayışla terörün ardındaki anlayış aynıdır. Devletin ardındaki kötü güçlerle Rabbin kralına karşı mücadele eden güçler aynı güçlerdir.
· Ülkemizde menfaatleri için halka baskı ve zulüm uygulayan terör kulübü vardır. Bu kulüpte Faiz lobisi, Cunta, Ergenekon, birtakım baronlar, dış güçler gibi Türkiye’nin büyümesini istemeyen ve bizzat kötü ortamdan kazanan zihniyet vardır.
· Terör denince hemen akla PKK geliyor. PKK ülkemizde terörün genel adıdır. Ülkemizde istikrarsızlığı isteyenlerin terör kulübü var. BDP ve PKK bu terör kulübünün küçük bir ayağıdır. Büyük düşman kendi içimizdedir. Dışa bağlı, kanunsuz, kazanma arzusuyla halka sıkıntı çektiren bozguncu bir anlayış vardır. Doğu halkını aldatılmışlar ve bu oyuna alet etmişler. Doğu halkı masum olsa da onlara kendi içlerinde baskı kuran, PKK’dan nemalanan bir yapı vardır. Bu yapı doğu halkı içinde azınlık olsa da güçlüdür. Çünkü PKK şirketinden beslenenler kötü kazançlarına sıkı sıkıya tutunmuşlar. İnsan öldüren şebekenden beslenenler ekmek arası kan yemektedirler. Ve onlar asla muktedir olamazlar.
· 1980’li yıllarda Kürtçülüğün ve Türkçülüğün somut olarak ortaya çıktığını görürüz. 1980’li yıllar, öncesi ve sonrasıyla darbe dönemidir. Bu dönemde bir tarafa Albay Türkeş, diğer tarafa Abdullah Öcalan atanmış. Irkçılık ve düşmanlık bu dönemde oluşturulmuş. Acaba kimler böyle bir ortamı istemişti.
· AKP hükümeti, terörün ardındaki güçlerin hoşuna gitmiyor. Bu hükümetin insancıl politikaları terörden beslenenlerin çıkarlarına ters düşüyor. Terörü bitirmeye yönelik en doğru adımlar hem iç siyasette hem de dış siyasette atılıyor. Ülke değişim geçiriyor. PKK terörünün direği olan KCK gibi önemli yargılama gerçekleşiyor. PKK ile hem müzakere hem mücadele gerçekleştiriliyor. Irksal bir temele dayandırıp kitlesel bir destek bulmaya çalışsalar da doğu halkımız bu yalana inanmıyor. Doğu halkımızın bilinci de değişiyor. PKK tarafından baskılanan doğu halkı barışçıl ve sahiplenen halka hizmet eden hükümeti görünce PKK’ya karşı tepkileri artıyor.
· Hükümetin doğru adımları birilerinin canını acıtıyor. Bozguncuların egemenliğinde ki dönemlerde menfaatlerine uymayan hükümetlerde terör azmıştır. Menfaatlerine uyan hükümetlerde terör dinmiştir.
· Şu anlaşıldı ki terörün arkasında ırkçılık ve kökencilik yoktur. Otuz yıldır devlete yerleşmiş hukuksuzlar ve uzantıları cunta, bizzat terörün ardındaki güçlerdi. Heron görüntüleri, dinlemelere takılan ses kayıtları, somut deliller devlet içinde terörü besleyen bir yapı olduğunu ortaya çıkarmıştır.
· Doksanlı yıllarda doğudaki köyler basılmış, doğu halkı bizzat cunta ve devletin hatalı tavrıyla ötekileştirilmişti. Doğu halkı için kötü devlet algısı bitmiştir. Artık açılım ve yeni anayasa sunan, özgürlükleri arttıran, halkına sahip çıkan, barış elini uzatan dost devlet vardır. Buna rağmen hala eski anlayışta kalarak aşırı ırkçılıkla teröre destek veren zihniyet var. Bu zihniyet dağ kadrosu ve sadece kendi çıkarlarını düşünüyorlar. Bu bozguncu ve eli silahlılar doğu halkımızın tepkisiyle her geçen gün eriyecektir.
· Terör ülkemizin en büyük sorunudur. Otuz yılda yapılanmış ve günümüze güçlenmiş olarak gelmiştir. Terörün en çok doksanlı yıllarda büyüdüğü ve güçlendiği bilinmektedir.
· Biz Türkiye’de terör olaylarının hepsine PKK diyoruz. Aslında Türkiye’de ‘TERÖR’ vardır. PKK bunun yalnız bir ayağıdır. Türkiye’nin büyümesini istemeyenler terör birlikteliği yapmaktadırlar.
· Terör olaylarının artmasını ve sürekli böyle haberlerin yayınlanmasını isteyen anlayış gerçekte teröre destek veren anlayıştır. RTE ülke yönetimine gelirse terörün yanında oluruz zihniyeti kaybedecektir. Bu zamana kadar insanlığa sahip çıkıp adaleti ve huzuru sağlayamayanlar şimdi bunları sağlayan biri kendi içlerinden çıkmayınca neden bozguncu oluyorlar. Onlar zaten yıllarca bozguncuydular. Halkı aldatır türlü tezgahlarla ülke yönetirlerdi. Hukuksuzluğu yol edindiler ve hep böyle krallıklarını süreceklerini zannettiler.
· Türkiye’de Balyoz Davası sonuçlanmaya yakın terör olayları tavan yaptı. 8 asker şehit edildi. 9 polis şehit edildi ve Türkiye’nin pek çok yerinde terör olayları çok arttı. Her gün birkaç terör olayları yaşadık. Balyoz davasında generallere 20 şer yıl hapis verildi. Terörün ardında Balyozcuların da olduğu anlaşıldı. Zaten 1 Mart tezkeresi çıkmayınca dış güçlerin emriyle balyoz darbe planı yapmışlardı.
· Balyoz davası sonuçlandı kararı eleştirenler ve yargılamayı itibarsızlaştırmak isteyenler suçluların kurduğu düzenden besleniyorlardı. Ergenekon davası da sonuca yaklaşırken terör olayları tavan yapacaktır. Ey suçluları destekleyenler kötü düzenden beslenirken hiç mi ‘Bir gün bizden hesap sorulur.’ Demediniz. Ve vicdan muhasebesi yapmadınız. Hak gelince batıl devrilir. Ve batıl o zaman batıl olduğunu fark eder ancak gururundan dolayı ısrar eder.
· Türkiye’de bozguncular ve birtakım karanlık güçler kendilerine hizmet edecek birisi gelmeyince onu halkın nazarında silmek için her türlü oyunu kurmaktadırlar. Halka hizmete koşan birisi gelince onu düşman ilan ediyorlar ve onunla mücadeleye kalkışıyorlar. Adaleti, kalkınmayı ve barışı isteyen birine düşmanlık yapanlar sadece menfaatlerinin derdindedirler. O bizden değil deyip de kuru inatla hareket edenler gerçeği bile bile hak ile mücadele ediyorlar.
· Türkiye’de yaşanan süreçlere bakıldığında aşama aşama terörün arttığını görmekteyiz. Çünkü sürekli birileri Tayyip Erdoğan’ın insanlık ve barış siyasetinden zarar görmüştür. Bu da terör birlikteliğini ve düşman güçlerini yine bir araya getirmiştir. Türkiye’nin karşısındaki karanlık güçler büyüyen ve doğru siyaset yapan Türkiye’yi tehdit görmektedirler. Mesela Irak savaşındaki tezkere krizi, Çuval olayı, 2003 krizi, Referandum ve askeri vesayetin kırılması, Mavi Marmara olayı sonrası, Fransa ile gerilen ilişkiler, Esad karşıtlığı gibi tüm nedenler terörü arttırmıştır. Türkiye’nin tüm siyasetine bakıldığında doğru ve adil bir yerde durduğu ulusal menfaatlerden çok insani odaklı hareket ettiği görülmüştür.
· Daha önce sokakları savaş alanına çevirmeye çalıştılar, Nevruzla yine sokaklara döküldüler, cezaevlerini de kullanarak böyle bir arayış içine girdiler. Arap baharını kendilerine örnek gösterip insanları sokağa ve taşkınlığa davet edenlerin ardı hep boş çıkıyor. Çünkü onlar hak adına doğru yolda değildirler. Kışkırtma siyasetiyle yaptıkları oyunlara sadece kendileri kanmaktadırlar. Ses getirme amaçlı yaptıkları provakatif eylemde amaç bellidir. Bir isyan ateşi çıkarmak ve bunu tüm Türkiye’ye yaymaktır. Ancak Türkiye halkı gerçekleri görmektedir. Ve hakkın yanında olmaktadır.
· BDP, bugüne kadar PKK ile beraber şiddetin ve terörün bayrağını sallamıştır. Bugün Zana ile Kürt aydınlardan oluşan yeni bir anlayış ortaya çıkmaktadır. Kürt halkının gerçekten kendilerini temsil edecek, taleplerini dile getirecek şiddetten uzak uzlaşıcı ve çözümcü yeni bir siyasi partiye ihtiyacı vardır.
· Çözüm, BDP zihniyetiyle imkansız diyebiliriz. Zaten doğu halkını temsil eden bir siyasi parti yoktu. BDP baskı ile tehdit ile varlığını sürdüren meşruluğunu yitirmiş kendi hiyerarşisinden başkasını düşünmeyen yapıdaydı.
· Ülkemizin doğusunda ötekileştirilmiş Kürt halkında bir değişim yaşanmaktadır. Devletin barışçıl tavrı, kimliklerine saygısı, yaşam standartlarının artması, açılım ve yeni anayasa, son yapılan icraatlar ve etkili Kürt liderlerden PKK’ya aykırı çıkışlar tüm dengeleri değiştiriyor. Kürt halkının devlete bakışı iyimserleşmiştir.
· Türkiye’de terör arttıkça hükümete tepki gösteriyorlar. Halbuki iyilerin ve mazlumların yönetimi var diye bozguncular terörü arttırıyorlar. Menfaatçilerde, güçlü egemenlere ve bozgunculara boyun eğseydiniz de terör olayları olmasaydı diyorlar. Hepsi kötü düzenden besleniyorlar. Çıkarcılar, Rabbin kralına bozguncuların kazançlarına dokunmasaydınız doğruluk ve barıştan vazgeçseydiniz diyorlar. Onların durumu Mısırdaki İsrail halkının Musa’ya çekişmesine benziyor. Senin yüzünden sıkıntılar yaşıyoruz dedikleri gibi Tayyip Erdoğan’a da böyle çekişenler oluyor.
· Ülkemizde terörün çözümünün barış ve uzlaşıdan geçtiğini herkes bilmektedir. Herkes barış için bir şeylerden vazgeçmelidir. Kuru düşmanlık ve kan davası oluşturanlar kaybedecektir. Zaten barış çok şey kazandıracaktır. Ötekileştirmeyi bırakıp birbirlerini anlayan ve kimliklerine saygılı kardeşlik ortamı yakalanmak isteniyor. Ancak birileri bu havanın oluşmasını istemiyor.
· Bir tarafta çözümü isteyenler ve bunu için mücadele edenler var. Diğer tarafta hiçbir çaba sarf etmeyen, çözümü tıkayan, sorunun bir parçası olan, kuru düşmanlıkla öfkeli olanlar var. Bir zamanlar bu düşmanlıklar birileri tarafından oluşturulmuşsa bugün devam etmemelidir. Hala neden kan davası güdülsün.
· Birileri bu barış havasını baltalıyor.. Yine büyük terör olayları görüyoruz. Bunlara hazır olmalıyız. Çünkü ne zaman çözüm ve iyi şeyler olsa beraberinde hemen bir terör olayı ile karşılaşıyoruz. Bu ülkede ne zaman iyi şeyler olmaya başlansa olumlu hava terörle dağıtılıyor. Kötü bir olayla düşmanlık kışkırtılıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Dağlıca baskını, Referandumda Aktütün baskını, Ergenekon’un ilk dalgalarında sokakları ateşe verenler, Şemdinli, Reşadiye olayları. Türkiye’de ne zaman iyi işlere kalkışılsa terör olaylarıyla çözümler baltalanmıştır.
· Türkiye’de terör biterse dünyanın yeni küresel gücü ortaya çıkacaktır. Birileri Türkiye’nin büyümesini istemiyor. Birileri Türkiye düşmanlığı yapıyor. Bu düşmanlıkla terör birlikteliği kuruyorlar. Kürt sorunu, sürekli kanayan bir yaramızdır. Birileri bu sorunun çözülmesini istemiyor. Kürt sorunu terör sorununun sadece bir parçasıdır. Bu ülke büyüdükçe ve adil bir düzen kuruldukça terörün ardındakiler zayıflayıp bitecektir.
· MHP sadece terörü görüyor. Yani eli silah tutan ve eylem yapan teröristleri görüyor. Doğuda Kürt halkını görmüyor. Yıllarca baskılanmış ve çifte standart uygulanmış doğu halkını ötekileştiriyor. Ve teröristlerin safına katıyor. Milli birlik ve kardeşlik projesiyle, uzlaşı arayışıyla bu halkın gönlü alınabilir. Eli silahlıların hiyerarşisi kırılabilir. MHP sorunun bir parçasıdır. Çözümün bir parçası değildir. Doğu halkını PKK safına katamazsınız. Onlarda yıllarca PKK’dan çok çektiler. Doğu halkının kazanılması ve kardeşliğin sağlanması şarttır.
· Tüm bu süreçlerin başlamasında MHP’nin rolü çok önemlidir. Eğer MHP çözümün bir parçası olursa terör sorunu çözülmeye başlayacaktır. Ancak hala uzlaşıda ve çözümde ben yokum diyorsa terörün devam etmesini sağlayan taraf olacaktır. Bu durumda anaların ağlamasını sürdüren taraf olacaktır.
· Peki soruyoruz. Sizce teröristlerle mi anlaşma yani uzlaşı aranıyor yoksa yıllarca ötekileştirilip baskı uygulanan kesimle mi anlaşılıyor. İşte bu ikisi çok farklıdır. Başbakan BDP ile müzakere PKK ile mücadele ederiz derken bu ayrıntıyla hareket ediyor. BDP, PKK’ya destek vermekle siyasi çözüm yollarını tıkamaktadır. Aslında doğu halkını siyasi yönden temsil edecek İmralı’ya ve kandile bağlı kalmadan gerçekten halkın taleplerini dile getirecek yeni bir partinin kurulması gereklidir.
· MHP ve BDP ye ülke dışından bakan yabancı bir kişinin göreceği şudur. İkisi de ırkçı, birbirlerine düşmanlık besleyen iki uç kesim. Aslında birbirlerine düşman görünen ancak aynı bulvarda bulunan ve birbirlerinden beslenen anlayıştır. İkisi de düşmanlıkla şiddet istiyor. İkisi de kan davası güdüyor. Köktencilik boş bir mücadeledir. Sonu yoktur. Evrenselliğe karşıdır. Ayrımcılık yapanlar adalet sağlayıcı olamazlar.
· Türkiye’de MHP anlayışı, Kürtlerin varlığını kabul etmelidir. Onlarında hakları olduğunu, kardeş halk olduğunu bilmelidir. BDP anlayışı da Devletin baskı kuran eski devlet olmadığını, cuntacıların yargılandığını görmektedirler. Yeni anayasa ile özgürlüklerin arttırıldığını, Rabbin kralı ile barışçıl bir devlet yapısı olduğunu görmüşlerdir. Kürtçülük ve Türkçülük yapanlar ve düşmanlığı sürdürenler kuru inatla başka bir amaca hizmet etmektedirler. Bu amaç bozgunculuktur. Ve bundan beslenmektedirler. İçten ve dış güçlerden destek almaktadırlar.
· Bütün peygamberler gibi ırkçılığı lanetliyoruz. Köktencilik, sülalecilik, ırkçılık ayrımcılığın yani fitnenin ta kendisidir. Kan davası güdenler ırkçılık sapkınlığından vazgeçmelidiler. Irkçılık temelsizdir. Kuru taraftarlıktır. Bölmektir. Irkçılığın sonu yoktur. Ardı boştur. 1980’lerde bu düşmanlığı bilinçli olarak oluşturanların oyununu bugün devam ettirenler sadece menfaat hesaplarındadır. Halbuki kardeşlik ve barış daha çok şey kazandıracaktır.
· Irkçılık düşmanlığıyla terör yaşamaya devam ediyor. Terörün de arkasında birilerinin menfaatini görürsünüz.
· Devletin eski sahipleri ve onların kurduğu düzenden beslenenler demokrasiye, adalete, hukuka doğruluğa direniyorlar. Eski düzenin çeteleşmiş yöneticileri ülke yönetimini bırakmak istemiyorlar. Ergenekoncular, darbeciler, balyozcular ve siyasi uzantıları partiler. İnsanların bir kısmı onların kurduğu düzenden beslendiklerinden düzenimiz bozulmasın diye zalim vesayetçilerin ardında duruyorlar. Haksızlıkla haram yiyorlar ve terörle ellerine kan bulaşmış. Kazançlarından memnun oldukları için eski düzenin devam etmesini isteyenler kötü düzeni benimsemiş. Halbuki yeni düzen çok daha fazla fırsatlar ve bereketler sunmaktadır.
· Sermayenin, yatırımcının ve özel sektörün olmadığı yerde her şey devlet eliyle olmaya başlar. Bütün bunlar olurken zaman içinde kadrolaşma başlamış ve birileri devlete yerleşmiş ve yerlerini sahiplenmişlerdi. Devlete yerleşen güçler sefalarını sürerken kalıplaşmış dünyalarında halka kaba davranırlardı. Devlete kim egemen olursa onların saltanatını gördük. İşte bugün de kurtulamadığımız vesayetin temeli buradan geliyor.
· Her şeye devlet sahip olsun gibi anlayışlar devlete sahip olanların veya bundan fayda sağlayanların istekleridir. Amerikanın devleşmesinde tek neden küresel sermayedir. Hem yerli hem de küresel sermaye ülkeye teşvik edilmeli ve ülkemizde özelleştirme en geniş halini alabilmelidir.
· Devletten beslenenler düzenlerinin bozulmasını istemediler ve sefalarının devam etmesi için özelleştirmenin karşısında oldular.
· RTE, ahlaki, manevi ve insani değerlerle hareket etse de muhalif inançsızlar onu anlayamıyor.
· Darbe isteklileri umut bağladığı zorbalıktan vazgeçsinler. Zaten böyle egemenlik ebedi yaşayamaz. Kriz tutkunları da batıl yollardan beslenmeyi bıraksınlar. Temiz ticaret varken kötü yol edinmişler.
· Her şey devletin olsun demek devlete sahip olanların kazancına hizmet etmek demektir. Bir kısım toplum bundan kazanç sağlarken çoğunluk olan halk ezilecektir. Asıl mesele de buradan çıkıyor. Azınlığın çoğunluğa hükmedişi buradan gelmektedir. Atanmışlar seçilmişleri yönetirdi. Bu saltanatın yıkılması özelleştirmeden geçmektedir. Kimse krallık yaşamamalıdır. Türkiye halkı eşittir ve eşit haklara sahiptir.
· Daha önce her şey devletindi ne oldu. Neden büyüyemedik. Neden sömürüldük. Sadece kendi çıkarları için yaşayan ve yerlerini bırakmayan bugünün vesayetçilerini doğururdu. Devleti ekmek kapısı gibi gördüler ve devlete yerleşenler, halkı kendilerine bağımlı hale getirdiler.
· Özelleştirme tekelcilikten kurtardı. Rekabeti, başarıyı ve yükselmeyi getirdi. Rekabetin olmadığı yerde tekdüzelik, saltanat, krallık gibi bir durum oluşuyor. Rekabet ortamı, hem insana saygıyı hem de hizmeti getiriyor. Bugün özelleştirmeyle gelen rekabetin sosyal hayatın kalitesini arttırdığını görmekteyiz. Bu ülkede kadrolaşma saplantısından kurtulmalıyız. Bunun için de özelleştirme şarttır. Büyük ülkelerde özelleştirmenin ve yabancı sermayenin gücünü görmekteyiz.
· Başörtüsü sorunu ile kız çocukları okutulmadı. Özel sektörlere dahi alınmadı. Ayrıca katsayı problemi, askeri sınavlardaki ağır torpil sistemi gibi halkın çocuklarının devlete yerleşmeleri engellendi. İsimle, imzayla, telefonla devlet kadrosuna yerleşenler oluyordu. İş ehline verilmiyordu. Büyük bir ayrımcılık vardı. Devlete birileri sahiplenmiş dilediklerini yapıyordu. Artık bu dönemlerin geride kaldığı ve hak edenin ve ehil kişinin görevlendirildiği bir döneme girilmiştir. KPSS sistemi, otomatik atama yöntemi, en küçük ve en büyük puanların yayınlanması devlet içindeki kurumlarda eskiye göre ne kadar adil bir yöntemin uygulandığını göstermektedir. Vesayetin süremeyeceği anlaşılmıştır. Bu durumu fark edenler birtakım asılsız yalan ve uydurma fikirlerle ülkede kadrolaşma oluyor gibi sözler söylüyorlar. Hak eden her kesimden insan devlette görev alacaktır. İşin ehline verildiği dönem yaşanmaya başlamıştır.
· Devlet içindeki ulusalcı devletçi ve vesayetçi anlayış bu değişime direnmektedir. İlerlemenin ve büyümenin karşısında büyük bir engel olarak durmaktadırlar. Büyümeyi sağlayan demokratik ve adil sisteme sadece vesayetçiler karşı çıkmaktadır. Ancak hakkın ve adaletin karşısında durmak zordur. Çünkü batıl hakkı deviremez.
· Ülkede resmi siyaset yapanlar ve onların bir kolu olan gayri resmi siyaset yapanlar vardı.
· Bozguncuların döneminde hesap verebilirlik sağlanamamıştır. Devleti sömüren ve halka baskı kuran bozguncuların döneminde tüm suçlar ve günahlar açıkça işlenmiştir. Haksız kazançlar artmış, suçlular cezasız kalmıştı. Herkes kötü yollara haksız kazançlara başvurmuştu.
· Türkiye son on yılda Rabbin kralı ile büyük bir değişim yaşadı. Şimdi aynı değişimi dünya yaşamaya başladı. Türkiye on yılda büyük çalkantılar yaşasa da bu günlere güçlü olarak gelmiştir. Yalan ve haksızlık yenilgiye uğramıştır. Aldatmaca ve eski kirli tezgahlar gün yüzüne çıkmıştır. Gerçekler halk tarafından anlaşılmıştır. Halkına sahip çıkan ve büyümek için çalışan bir devlet anlayışı ortaya çıkmıştır.
DÜNYADA TÜRKİYE ETKİSİ
  • Türkiye büyüyor. Misaki milli sınırları artık yetmiyor. Misaki külliye sahip çıkıyor. İnsanlığa sahip çıkan Osmanlı anlayışı doğdu.
  • Dışarıdan Türkiye’ye bakanlar önceleri Türkiye’yi kullanılıyor olarak gördüler. ABD ve Batı’nın maşası olarak gördüler. Sonra baktılar ki durum öyle değil. Türkiye doğruları yapınca, hakkı söyleyince, bölgedeki mazlumları fikren destekleyince, adaleti savunduğunu gören İslam dünyası ve Hristiyan batı dünyası Türkiye’yi bir tarafa oturtmakta kararlı olamıyorlar. Çünkü İslam dünyasına göre Türkiye batı maşası, Hrıstiyan dünyasına göre İslam dünyasına liderlik edecek kuvvetti. Türkiye insanlığın, demokrasinin, barışın yanında oldukça her geçen gün destekçileri her yerden artacaktır. Her ne kadar Türkiye’yi bir eksene veya bir tarafa oturtmaya çalışsalar da bunu başaramayacaklardır.
  • Türkiye’de ve dünyada insanlık artık demokrasiden geri adım atmayacaktır. Artık doğruluğun ve adaletin tadını alanlar bir daha hak ve hukuku bırakmayacaklardır.
  • Türkiye uğradığı şiddet ve küresel teröre (Mavi Marmara, Suriye’nin uçağımızı düşürmesi, Somali’de Türk iş adamının öldürülmesi) karşı diplomatik temaslarla hareket etmesi kendiliğinden bir küresel bilinç oluşturmaktadır.
  • Modernleşen Türkiye’nin yeniden doğuşunu gördük. Herşey bir anda oldu.Türkiye, İnsanlığa ve demokrasiye sahip çıkarken hızlı bir büyüme ve gelişme gösterdi. Adaletin ve barışın bayrağını sallamakla küresel hakem durumuna gelmiştir.
  • Türkiye etkisi her yerde görülecektir. Dünyadaki tüm ülkelerde imar çalışmaları başlayacaktır. Bu ilk işaretler Ortadoğu’da başlamıştır. Türkiye bölgeyi yeniden İmar etmektedir. Yol, köprü, yapı gibi her hangi bir şey mutlaka bir ulusta görürsünüz. Yeryüzü imar edilmeye başlandı. Türkiye her alanda olduğu gibi bölgesel ve küresel aktör olma yolunda devasa projeler geliştirecektir.
  • Türkiye, dünyada referans verilen ülke haline geldi. Tüm bunlar rabbin kralıyla gerçekleşiyor. Yıllarca yükselebilir Türkiye den korktular. Sürekli kötü planlar uyguladılar. Ve sürekli Osmanlı’yı karaladılar. Osmanlı’nın yeniden doğması zalimlerin en kötü senaryosuydu.
  • NASA’nın İstanbul ile ilgili fotoğrafları yayınlandı. 1975, 1999 ve 2011 yılında çekilmiş fotoğraflar karşılaştırılmış. Uydudan çekilen fotoğraflar İstanbul’un inanılmaz bir hızla büyüdüğünü göstermektedir. Türkiye hızla büyüyor. Kimse bu hıza yetişemez kimse de bu hızı durduramayacaktır.
  • 2000 den önce hasta adam olan Türkiye Rabbin kralıyla 2000 yılından sonra Tabip adam olarak ortaya çıktı. Türkiye son on yılda dünyadaki algısını çok olumlu yönde değiştirdi. Şüphe ve düşmanlıkla bakanlar artık emin bir şekilde bakmaya başladılar. Türkiye hiçbir ülke tarafından tehdit olarak algılanmayacak. Her ulusa yardım eden yardıma koşan barışçıl ve yardımsever bir ülke olmuştur. Her ülkenin güvendiği ve tehdit olarak algılamadığı bir ülke olmuştur. Dünyaya güveni, huzuru, barışı ve adaleti dağıtacak olan ülkenin başında Tanrının kıralı vardır. Devir, mehdi devridir. İyilerle kötüler mücadele etmektedir.
  • Mavi Marmara ve Suriye’nin uçağımızı düşürmesi gibi içerden ve dışardan Türkiye halkına yapılan saldırılara karşı Türkiye neden güç göstermiyor diyorlar. Hayır, artık savaşla ve güçle üstünlük kurma dönemi geride kalmıştır. Artık doğruluk ve haklılığın zafer getirdiği bir dönemdeyiz. Bundan sonra doğrulukla, barışla, hakkı söylemekle, öğüt vermekle, doğru yolu göstermekle, insani değerlere sahip çıkmakla önder olunacaktır.
  • Küresel vesayetçiler Türkiye’nin hakkı savunuculuğundan korksunlar. Öldürerek küresel hazineleri sömürenler tahtlarından olacaktır. Her ne yapmaya kalkarlarsa kalksınlar Tanrı Türkiye halkıyla beraberdir.
  • Türkiye’yi tehlikeli görenler bu yükselişinden korkuyorlar. Halbuki Türkiye insanlığa sahip çıkar haliyle peygamberi bir ülke konumundadır. Doğruluğun yanında olmasıyla hakkın savunuculuğunu yapmaktadır. Türkiye’nin bu hali küresel vesayetçilerin ve onların kurduğu düzenden beslenenlerin hoşuna gitmemektedir. Yalanın ardı arkası kesilmiyor. Her bir taraftan Rabbin kralını ve Türkiye’yi karalıyorlar. Doğruluk, barış ve adaletin yanında olanlarla menfaat kavgasında olanlar küresel bir mücadele vermektedirler.
  • Gün gelecek hukuksuz menfaatçiler Türkiye’ye karşı bir silahlı müdahale birliği oluşturmaya çalışacaklar. Eğer Türkiye’ye bir müdahale düşünürlerse Rab buna izin vermeyecek. Eskiden kendilerine uymayan ülkeleri ekonomiyle, ambargoyla yıpratırlardı. Güçle, silahla ülkeleri sustururlardı. Kitle imha silahlarıyla göz korkuturlardı. Yönetimlere müdahale eder yönetimleri değiştirirlerdi. Bölgesel bazı halkları katlettiler. Bilindik çok katliamlar gördük. Mazlum halkları hem yönetir hem de sömürürlerdi. Dünyanın çok yerinde bu zalimleri gördük. Hala eski kaba kuvvet anlayışındalar. Dünya değişiyor ve Allah yeryüzünü düzeltirken buna direniyorlar. Tanrı onlara çok sabretti, onların saldırılarına Tanrı artık izin vermeyecek. Tanrı kralının yanında olacak. Tanrı, kralın ülkesinde ve dünyada ona tabi olanlarla beraberdir.
  • ABD nabza göre şerbet veriyor. Kabinesinde PKK’yı nasıl yöneteceğini görüşen bir devlettir. Hem PKK’ya bir terör örgütüdür diyor hem de gizliden destek veriyor. İsrail’in en büyük destekçisi ABD, terör örgütünü kınarken İsrail PKK’ya her türlü desteği veriyor.
  • Suriye, Rusya, ABD, Fransa ve bazı Avrupa ülkelerinin yönetimleri ve bunların uluslar arası istihbarat örgütleri Türkiye’de ki terörü desteklediler.
  • Milli güvenli Kurulu toplantılarında artık dış gündem daha ağırlık kazanıyor. Son MGK toplantılarında Arap baharı, Ortadoğu, Irak, Suriye İran konuları ele alınmıştı. Artık MGK toplantılarında dış gündem öncelikli oluyor. Değişen bir dünyada olduğumuz ve çevremizdeki ülkelerde yaşanan çatışmalar Türkiye’yi bölgesindeki düzeni sağlama çabasına itiyor.
  • Rabbin kralıyla Türkiye herkesi aydınlatan bir Türkiye olacak. Türkiye bir güneş gibi herkesi aydınlatan, yol gösteren ülke olacak ve herkes bundan istifade edecek. Bir kutup yıldızı gibi herkes yolunu bulacak.
  • Türkiye İMF ye para sağlamakla artık İMF ’de söz sahibi bir ülke durumuna gelmiştir. Yakın zamanda dünya bankasını doğru ve adil yönetecek ülke olacaktır. Rabbin kralı ile zalimlerin sömürü bankası doğru bir zemine oturacak ve kalkındıran küresel bir bankacılığa dönecektir. Modern sömürü yöntemi olan faizcilikle dünya bankacılığını yürütenler artık küresel kurumlarda barınamayacaklar. Doğruluk ve adalet yeryüzüne dalga dalga yayılacak. Böylece yalancılar ve kirli tezgahçılar gün geçtikçe eriyeceklerdir.
  • Dünya bankası, dünya ekonomik formu, AB, gibi küresel tüm faaliyetlerde olumlu mücadele veren ve öncülük görevi üstlenen insanlığa sahip çıkan bir Türkiye görülmektedir. Türkiye dünya liderliğine doğru giderken aslında insanlığın yıllarca beklediği adil bir küresel düzenin sinyalini vermektedir. Gelecekte Türkiye düşmanlığı yapan ülkeler dahi Türkiye’nin adil yönetiminden memnun kalacaklardır.
  • Türkiye yi engelleyebileceklerini sanıyorlar. Amaçlarına ulaşamayacaklar. Ve dünya barışını durduramayacaklar. Bozguncular menfaatleri için her şeyi yapıyorlar. Türkiye’nin büyümesinden dünyada etkin olmasından rahatsızlık duyan iç ve dış güçler Türkiye içine fitne sokmayı başaramayacaklar. Türkiye ülke halkına, bölge halkına ve dünya halkına huzur veren birlik sağlayan ülke olacaktır.
  • Türkiye’de yaşanan gelişmelerle demokratikleşme hareketleri, özgürlükler, ifade ve basın özgürlüğü, reformlar ve faydalı gelişmeler görülmektedir. Yeni çağda yükselen Avrupa’nın Rönesans ve reformuna benzer gelişmeler olmaktadır. 2008 küresel kriziyle batı çökerken doğu yükselmektedir. Tanrı dengeleri değiştirdi. Dünya eski Osmanlı merkezinden yönetilecektir. Yehova, bazen kötülerin dünyayı yönetmesine bazen de iyilerin yönetimine izin vermektedir. Gün tamamlanmak üzeredir. Adem peygamber sabah dünya yaşamına başlamıştı. Dünya sabah, öğle, akşam, gece geçirdi. Yeryüzü tam bir gün yaşadı. Gecenin son karanlığında son saniyeler 1999-2008 olarak yaşandı. Gecenin son karanlığından çıkış 21 Aralık 2012 dir. Güneşin ilk ışıkları görülecek ve yeryüzü tekrar sabaha giriş yapacaktır. Bu çağ Altın çağdır. Huzur ve bereket çağıdır. Rabbin kralı Recep Tayyip Erdoğanla yeryüzü ikinci sabaha girecektir. Allah, öğlen olmak üzereyken varlığa son verecektir. Allah haricinde hiçbir şey kalmayacaktır. Evren çökecek ve yok olacaktır. Sonra Allah her şeyi tekrar yaratacak ve yaşanmış her şeyi yargılayacaktır.
  • Türkiye her geçen gün daha da güçlenerek dünya uluslarıyla kaynaşacaktır. İnsanoğluna lider değil hizmetkar bir yönetim olacaktır. En güçlüsü olma yarışında değil birlikte güçlü olmak için çalışacaktır. Gücü doğruluktan alacaktır. Başarıyı kardeşlikten alacaktır. Tanrı kendini gösterdiğinde insanlar birbirini sevecek hiçbir kötü niyet taşımayacak.
  • İran’a karşı yerleştirilen füze kalkanı aslında Türkiye’yi korur hale gelecektir. Suriye ve başka ülkelerden nükleer tehdide karşı bir güven olmuştur. Allah’ın işine bakın ki füze kalkanı ne amaçla kuruldu hangi duruma hizmet eder oldu.
  • Türkiye’nin çevresinde sıcak problemler var. Bölge her gün daha da ısınıyor. Türkiye’nin gücü ve kapasitesi var. Ortadoğu da İnananların desteğiyle anında organize olabiliyor. Türkiye çözümde diplomasiyi iyi kullanıyor. Doğru siyaset ve temiz amaç güdüyor. Ortadoğu dahil dünyanın büyük bir kısmı aynı düşünceye inanca ve kültüre sahiptir. Tüm dünya zalimlerin yönetişinden bıkmış durumdadır. Dünya adaleti, barışı kardeşliği ve adil düzeni özlemiştir. Mazlumların zalimlere karşı isyanında Türkiye mazlumların yanında olmaktadır. Dünya yönetimlerinin yol edindiği ulusal çıkarlar saçmalığını devirecek ve kardeşliği getirecektir.
  • Komşularımızla ve dünya ile aramız bozuluyor. Diyenler. Dış politikada sıkıntılar yaşıyoruz diyenler. Bütün bunlar için Rabbin kralını ve dış politikasını eleştirenler insanlık namına konuşmuyorlar. Menfaatçiler adına konuşuyorlar. Doğrulu, barış ve insanlık siyasetini eleştirenler kaybedeceklerdir. Bize dokunmayan yılan bin yaşasın diyenler zulme destek vermektedirler.
  • Rabbin kralıyla büyük Türkiye algısı artıyor. Dünya egemenliğini elinden kaybedenler Türkiye ye karşı düşmanca tutum izleyecekler. Küresel arenada barışa, sevgiye ve dinsel özgürlüklere karşı çıkanlar eski baskıcı zihniyetleriyle hareket etmektedirler. Müslümanlara baskı kurmak saldırmak ve öldürmek istiyorlar.
  • Türkiye’de olumlu gelişmeleri olumsuz lanse edenlerin kötü çabaları küresel boyuttadır. Türkiye’yi sürekli karalamaya çalışanlar, fitne ve fesat tohumları ekenler ülkeyi kaosta göstermeye çalışanlar amaçlarına ulaşamayacaklardır. Dün Osmanlı karşıtlığı yapanların günümüzde Türkiye karşıtlığı yapması gayet doğaldır. Osmanlının yıkılmasıyla adalet ve barış sarsılmış ve dünyayı hukuksuzlar yönetmiştir. Baskı ile başkasının topraklarını sömürenlerin devri yaşanmıştır.
  • Kim bilebilirdi ki on yıl içinde Türkiye büyük bir ülke olacaktır. Ve kim bilebilirdi ki on yıl sonra Türkiye ne hale gelecektir. Şu gerçek ki Tanrı ve onun defteri Astroloji gerçekleri söylüyordu. Türkiye 2023 hedeflerini 2018 yıllarında yakalayabilir. Yeryüzü 2071’de ilk huzura erebilir.
  • Nobel ödüllü ABD eski Başkan Yardımcısı Al Gore, Türkiye'ye övgüler yağdırarak, 'Keşke küresel ekonomi de Türkiye ekonomisi kadar iyi gitseydi. Şu an asıl AB Türkiye'ye katılmak istemeli' diyor . Portekiz Başbakanı Passos Coelho, 'Keşke Türk Hava Yolları bizim hava yollarını almak için talip olsaydı, bunu çok isterdik' diyor. Dünyaca ünlü uluslararası ilişkiler uzmanı ve jeo-stratejist George Friedman'a göre; Türkiye 21. yüzyılın süper güçlerinden birisi olacak. 2020'de Türkiye ilk 10 ekonomi arasına girecek; 2040'larda süper güç olacak. Bu arada Friedman bir noktada uyarıyor: 'Bütün bu senaryo, ancak ülkenin iç istikrarını koruması durumunda gerçekleşebilir'. ABD'li ünlü fütürolog James Canton, 'Türkiye, atacağı adımlarla ilk modern Müslüman süper güç olarak tarihî açıdan önemli bir rol üstlenecek' diyor. Ayrıca Canton, çok yakında Türkiye'nin liderliğinde herkesi kucaklayan ve tüm dünyaya barış getiren büyük bir Türk-İslâm Birliği'nin kurulacağını söylüyor. New York Times gazetesi, 2016'da ABD'nin eski gücünü kaybedeceğini ve Türkiye'nin AB'nin süper gücü hâline geleceğini yazıyor. Den Haag'ın yayınladığı '2041'de Türkiye: Geleceğe Bakış' raporuna göre 30 yıl sonra Türkiye'de kişi başına düşen gelir 35 bin doları aşacak, deniliyor.İsrail Başbakan Yardımcısı Mofaz’da 'Türkiye'nin bölgesinde bir süper güç hâline geldiğini artık anlamalıyız', diyor. Komşumuz Yunanistan'da yayınlanan yazılar arasında, 'Eskiden olduğu gibi bizi Türkiye ve Erdoğan idare etsin' diyenlerin olduğunu görüyoruz.
  • Yeryüzü daima iki kutbun mücadelesine şahit olmuştur. Farklı dönemlerde iyilik ve kötülük yeryüzüne egemen olmuştur. Türkiye iyilerin kutbudur. Bu merkez güçlenirken kötülük yanlıları ellerinden geleni yapacaklardır. Bu nedenle Dünyada Türkiye düşmanlığı yapan ülkeler ve insanlar vardır. Çeşitli alanlarda Soykırım, Kıbrıs, Barbar Türkler imajı’nı uydurma bilgilerle tarih derslerine sokmuşlardır. İslam ve din düşmanlığı temelinde yapılan Türkiye düşmanlığı Osmanlının adil düzeninin bir sonucudur. Dünyada adil düzeni ve kardeşliği istemeyenlerin birlikteliği açıkça anlaşılmaktadır. Osmanlının gelmesinden korkanlar Türkiye hakkında olumsuz propaganda yapmaktadırlar.
TERÖR
  • Yeniçeri ayaklanmalarıyla darbeci cuntacılar silsile ile günümüze kadar geldi. Halkın seçtiği halka hizmet ederdi. Ancak askeri güce sahip olanlar darbelerle yönetimi ele geçirip atanmışlıkla yönetiyor ve halkı eziyordu. Küresel cuntacılarla aralarında bir bağ vardı. Amaç ülke karışık ve kaosta olsun. Silah satalım ve birbirlerine kırdıralım. Böylece güçlü olamasınlar ve zamanla bitsinler. İstiyorlardı. Bozguncular istikrarsız ortamdan kazanıyorlardı. Küresel bozguncular dünyada aynı amaçla hareket ettiler.
  • Yıllarca var olan ayrılıklar daha da uç hale gelmiştir.1980 darbesi sonrasında insancıl bir merkezi otoritenin olmayışı farklı etnik gurupların birbirleriyle mücadelesini daha da arttırmıştır. Din düşmanlığı, etnik ayrışma ve egemenlik mücadelesi ve inancını yaşayabilme mücadelesi ortaya çıkmıştır. Dış güçlerin isteğiyle İstanbul’da kurdukları ayrımcılığı tüm kırsala ve ülkeye yaymayı zamanla başarmışlardı.
  • Türkiye’yi 1890’dan beri cuntacılar yönetmektedir. Bu cuntacılar sırasıyla 1914, 1923, 1940, 1960, 1980 darbeleriyle en etkili hallerine ulaşmıştı. Halk ile cuntacıların mücadelesi son iki yüz yıl sürmekteydi. Ancak cuntacıların zirve yaptığı dönem son zaman 1980-2001 yılları arasında olmuştur. 1980 cuntacıları ABD ve İsrail anlayışına askeri alanla tamamen bağlı durumda idiler. Aldıkları destekle darbe yapanlar bir tarafa Abdullah Öcalan’ı diğer tarafa Albay Alparslan Türkeş’i atadılar.
  • 1990'lı yıllarda doğuda 5 bin köyü vatandaşların başına yıktılar. Etnik düşmanlığı yarattılar. Kürtlerle Türkleri birbirine düşürmeye çalıştılar. Terör üzerinden beslenenler ayrılığı refah olarak nitelediler. Halkları aldattılar. Aldatırken bile baskı uyguladılar.
  • Kürt meselesi Kürtlerle çözülür, Kürtleri temsil ettiğini söyleyen yanlış kişilerle değil. Öldürmek ve inkar etmekle netice alınmaz.Birliği ve kardeşliği bozanlar ziyana uğrayacaklar. Bu sorunun çözmesi için devletin görüşme davetine şiddeti isteyenler icabet etmediler. Davete içabete terör üzerinden beslenenler değil de Kürt halkının haklı taleplerini savunan legal siyasilerle olmalıdır.
  • Ülkenin doğusunda kurdukları çeteleri yönetiyorlar. Onlara ırkçılıkla etnik bir devlet sözü vererek bir ekol yaratmışlardı. Karşı bir tepkiyi de kendileri yaparak amaçlarına ulaştılar. 3 maaş için OHAL şartlarını oluşturanlar da PKK’yı yönetenler de onlardı. Doğudaki ve orta Anadolu’daki halk, batıdaki halkın bozguncuları desteklemesinden çok çekti.
  • PKK, çocuk kaçırarak ve tehditle işlerini yapıyordu. Dağ kadrosunu oluşturmuşlardı. Bundan beslenen dağ kadrosu silahlı üstünlüğün ve çeteciliğin verdiği etkiyle hem zorla hem de maddi destekle bölge halkını aldatıyordu. Ülke yönetiminden askeri cuntaya terörün başından her alanda bozguncular hakimdi. Ayrımcılık çıkartanlar. Silahlı askeri mücadeleden ve bunun sağladığı pek çok alandan kazanacaklardı. Böylece devletin gelirlerinin çoğu savunma giderlerine harcanacak ve bu kaos ortamından kazananlar cuntacılar olacaktı.
  • Terör için tutulan silahlı adamlar varlıklı egemenlerin emrinde insan öldürürken bu hayatı bir oyun zannetmişlerdi. Halka, ülkeye ve nesillere zarar veren halleriyle büyük suç işlediler. Cahil çocukları silahlı mücadelede kullanan güçlü egemenler şeytanın kardeşleridir. Kendi saltanatları için insanları harcayan halleriyle zulümde ileri gitmektedirler.
  • Türkiye’de halkın kazanmasını ve iyi düzeni istemeyenler terör oluşturmaktadır. Recep tayyip Erdoğan’a savaş açanlar PKK’yı kullanmaktadır. Zalimlerin çıkarlarına hizmet etmeyen bir adama karşı savaşmaktadırlar. O’nu destekleyen halkını öldürmek istemektedirler. Yıllarca sahiplendikleri Türkiye’de gayri meşru yöntemlerle halkı sömürerek kazanıyorlardı. Şimdi bizzat terör olup Rabbin kralıyla mücadele ediyorlar. Zalimlerin bu haksız ve batıl mücadeleleri elbette bir yere kadardır.
  • Irk ayrımcılığını çıkartan ve bunun üzerinden kazanan anlayış Kürt ve Türk düşmanlığını 1980’lerde kurmaya başlamışlardı. Doğu halkına baskı kuran, ötekileştiren ve devlete düşman eden anlayışla mütevazi inanan insanları asker yapıp doğuya gönderen ve kardeş halkları birbirine kırdıran anlayış aynıydı. Düşmanlığı kışkırtan anlayış istikrarsızlık istiyordu.
  • Türkiye’nin büyümesini ve gelişmesini istemeyen anlayış vardır. Bu anlayış inançsız ve menfaatçidir. İnsan merkezli ve evrensel değerlere sahip çıkan, adalet ve barış için çalışan bir merkez, usulsüz kazananların hoşuna gitmez. Onlar insanlara hizmeti ve adaleti anlamsız ve monoton görürler. Türkiye halkı Osmanlı kalıntısı olduğundan ve yakın çağın merkezi olduğundan tehdit olarak görülmektedir. (ABD, İsrail ve Avrupa’da yaygın anlayış; Türkiye, kötü ve barbardır.) Küresel saltanatını süren inançsızlar tarafından Türkiye halkı tehlikeli ve kötü bir halk olarak görülmektedir. Dünya’da Türkiye’nin gelişmesini istemeyen anlayış Türkiye’de ki muhaliflerde de vardır. Bu anlayış Türkiye’yi daha doğrusu inanan halkı bir tehdit olarak görmektedir. Zaten bu anlayış kazancını bozgunculuktan sağlamaktadır. Bu nedenle Türkiye’yi ayağa kaldıracak kişiler geçmişte öldürülmüştür. Menderes, Özal ve daha nice şahıslar Türkiye’nin gelişmesi ve halkı kalkındırma yolunda adımlar atmışlardı. Bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan’a karşılar ve terörü tırmandırıyorlar.
  • Türkiye’de teröre Maliki yönetimindeki Irak, Esad yönetimindeki Suriye gibi komşu ülkeler destek vermektedir. Bunların da ardında İsrail ve Rusya açıktan destek verirken ABD ve bazı Avrupa ülkeleri gizliden destek vermektedirler. Ermenistan, Kıbrıs Rum kesmi, Yunanistan gibi ülkeler de teröre destek vermektedirler.
  • ABD ve İsrail’in TSK da ki elleri kesilmelidir. Bu güçlerle PKK’yı da yönlendiriyorlardı. İsrail, Türkiye’nin istikrarsızlığı için PKK eylemleri, taş atan çocuklar gibi pek çok yöntemlerle Türkiye’nin karışmasını istemişti. Türkiye için Ermenistan’ı, PKK’yı, Kıbrıs Rum kemsini, Yunanistan’ı, Aleviler gibi tüm ayrımcı yöntemleri kullanmaktadırlar.
  • PKK, Türkiye’de terörün genel adıdır. Taşeron bir çetedir. Küresel menfaatçilerin Osmanlı anlayışının doğmasını engellemek için bozguncuların birlik yaptığı bir kulüptür. Terörün ardında Türkiye karşıtlığı vardır. Amacı dünyaya yeni bir düzenin gelmesini engellemektir.
  • Dünya, çetelerin ve birtakım menfaatçilerin yönetimindedir. Dünyanın bu durumdan kurtulup adalet ve barışla yönetilmesini istemeyenlerin silahlı direnişi terörü doğurmuştur. Eskiye sahip çıkan anlayış, evrensel değerlerin ve insani hakların artırılmasına karşı çıkmaktadırlar. Eski düzenin yozlaşmışlığını adil düzen sananların siyasi çaresizliği ve kirli günahları açıkça anlaşılmaktadır. Kötü tasarılarla aldatarak yönetenlerin devri bitmiştir. Türkiye’de PKK, dünyada el-kaide gerçekte mazlum halklara değil zalim egemenlere hizmet etmektedir. İşte bu terörlerle makul ve haklı mücadelede bulunduğunu iddia eden vesayetçiler terörden beslenen asıl egemenlerdir.
  • Türkiye’deki terör Dünyadaki terörün küçük bir numunesidir. Küresel güçlerin uzantılarıyla oluşan terör Türkiye’de 2012 yıllarında iyice tavan yapmıştır.
  • Zalimler diyorlar ki: ‘Siz inananlar, halkın temsilcisi ve sağcılar olarak yönetime gelirseniz biz terör oluruz ve silaha sarılırız.’ Diyorlar. Nitekim terörün ardından da hep onlar çıkmaktadır. İyilerle kötülerin savaşı devam etmektedir. Bunun bir de küresel boyutu vardır.
  • Terör olayları arttıkça Türkiye sesini küresel güçlere yükseltecektir. Terör arttıkça gerçekler daha da açığa çıkacak ve terörün ardındaki büyük patronlar görülecektir. Türkiye’de ki muhafazakar halka karşı oluşturulan terör kaybetmeye yüz tutmuştur.
  • Türkiye’de terörün arkasında eski saltanatları için mücadele eden egemenler var. Onların da arkasında RTE’ye muhalif olan siyasiler var.
  • Türkiye’de terör olaylarını yapan ve terör üzerinden Rabbin kralına ve hükümetine yüklenen siyasi uzantılar, karanlık amaçlarına ulaşamayacaklardır. Terör olaylarını yapan anlayışla ve terör üzerinden hükümete suçlama yapan siyasi partiler yoldaştırlar. Türkiye’de Rabbin kralına muhalif anlayışlar terör destekçileridir. Bir ayağı siyasi mücadele olan muhalefet partilerinin bir ayağı da terördür. Muhalif partilerinin tabanındaki aşırılar terörü yönetmektedir. Bunlar güçlü, varlıklı devletin eski sahipleri vesayetçilerdir. Sözü geçen ve dışa bağlı kişilerdir. Recep Tayyip Erdoğan’a karşı terör birlikteliği yapıyorlar çünkü onların menfaat birlikteliğinden başka amaçları yoktur. Devlet yönetime sahip olmak ve eski düzenin sürmesini sağlamayı istemektedirler. Çünkü devlete sahip olan hem sömürüyor hem de yönetiyordu. Tam bir saltanat sürüyorlardı. Mazlum ve çoğunluk halk onların sefaları altında eziliyordu. Şimdi topyekun refah seviyesi artmaktadır. Yaşam standardı herkese yükselmektedir.
  • Türkiye’de inançlı büyük bir halk tabakasına karşı eski egemenler ve onların kulları mücadele etmektedirler. Hakla batılın mücadelesinde güçlü olan değil doğru ve iyi olan kazanacaktır. İnançsız menfaatçilerin mücadeleleri hem siyasi hem de terörle devam etmektedir.
  • Muhammet döneminde Evs ve Hazreç kabilelerinin kan davası günümüzde Kürt ve Türk arasında oluşturulmuştur. Muhammet yıllarca devam eden husumeti bitirmiştir. RTE’de Kürtler ve Türkler arasındaki husumeti bitirecektir.
  • Türkiye’nin doğusunda AKP-PKK çatışması vardır. PKK AKP’nin karşısında illegal silahlı bir örgüt olsa da kaybedecektir. Çok kanaldan beslenen PKK küresel bozguncuların silahlı birliği olmuştur.
  • Türkçülüğü ve Kürtçülüğü kullanarak kan davası güdenler beslendikleri düzeni bozmak istemiyorlar. Barış onların işine gelmiyor. Düşmanlıktan ve çatışmadan çok beslenenler var. Konumlarını kaybetmek istemeyenler ve dış destekçileri var.
  • Türkiye’nin doğusunda özgürlüğü, barışı, kalkınmayı, adaleti kısacası huzuru sadece terör engellemektedir. Doğu halkının teröre tepkisi zamanla daha da artacak ve birlikte yaşama isteği daha net ortaya çıkacaktır.
  • BDP hakkını barışçı yollardan arayacaksa ve gerçekten hak ve özgürlükler için mücadele ediyorsa neden çözümün bir parçası olmuyor. BDP bilerek çözümü tıkayan ve şiddetten nemalananların kulübüdür. Bu taşeron terör örgütü, küresel barışa ve Osmanlıcılığa karşı küresel güçlerin kullandığı bir örgüttür. Etnik yapıda olmayan ve bir ülküsü olmayan bir terör birlikteliğidir.
  • Cezaevlerinde yangın çıkarmalar, açlık grevi yapmalar, cezaevlerinde isyan çıkarma girişimleri boşa çıkmıştır. Çünkü Kürt halkı dağ kadrosuna destek vermemektedir.
  • Türkiye büyüdükçe, halkın yaşam standardı yükseldikçe dünyaya barış ve adalet yayıldıkça terörde şiddetlenecektir. Hem Türkiye’de hem de dünyada mazlum ve inanan halklara karşı terör ve zulüm artacaktır. Çünkü birileri yani inançsızların önderleri adil bir düzeni ve kardeşlik dünyasını istememektedirler. Çünkü onlar dünyayı bozgunculuktan kazanıyorlar.
  • BDP, Kürt halkının haklarını aramıyor. İmralı ve kandil arasında kalmış dağ kadrosunun önderliğini yapan bir siyasetle hareket etmektedirler. Batıl yolda olan ve zulmeden bir anlayışla insan öldürmekten kazanların kulübünü yöneten bir yapıdadır. Kürt halklarının hakkını arayacak yeni bir siyasi yapının da önünü tıkayan tek parti baskıcı rejimidir. BDP safını belirlemiştir. Barışın değil savaşın yanındadır. Çözümün değil sorunun bir parçası olmaktadırlar. Terörü isteyen ve bundan nemalananlar er yada geç mutlaka kaybedeceklerdir.
  • Saltanatlarını bırakmak istemeyenler gençlere taşkınlık çıkartın, ölün öldürün diyorlar. Varlıklarını şiddetle sürdürmek isteyenler, haklı olduklarını insanlara anlatamazlar. Cezaevlerindekilere açlık grevi yapın, ölüm orucu tutun diye emir veriyorlar.
  • Terör, şiddetle artarak devam edecek. Ta ki tanrı yeryüzüne müdahale edene kadar. Bir tarafta insanlığı kurtarmaya çalışan barışçı bir anlayış diğer tarafta menfaatleri için terörden nemalanan menfaatçi siyaset. Hangisi adil ve daha doğrudur.
  • Rabbin kralının her iyi niyetine, olumlu çalışmalarına muhalefet eden ve taşkınlık eden anlayış şeytanın asiliğidir. Şeytanın insanlar üzerindeki görünür yansımasıdır. İnsanlara faydalı işlere muhalefet edenler eski kötü düzeni isterken krizler çıkartarak istikrarsızlığı oluşturmak hedefindedirler.
  • Yeryüzünde inananlara, mazlumlara, halklara, insanlığa karşı baskı ve zulüm var. Her yerde terör olayları ile insani değerler ve insanlık hedef alınmıştı. Dünya, şeytanın egemenliğinden kurtulacak.
  • Darbeciler Balyoz davası ile yargılanmış ve cezaları netleşmişti. Karar verildiğinde Darbelere karşıyız diyen CHP ve MHP darbecilerin destekçisi seklinde birtakım açıklamalar yaptılar. Zaten darbelerin, terörün ve hukuksuzluğun ardından CHP/MHP/BDP bileşkesi çıkacaktır. Bu siyasi anlayışlar hakkın savunucusu değildirler. Bunların vesayet kardeşliğini Anayasa değişikliğinde, referandumlarda, ülke yararına alınan kararlarda hep görmüşüzdür.
  • PKK ile CHP bağlantısı çok örnekle ve belge ile ortaya çıkmıştır. Ergenekon’un avukatı olan CHP Ergenekon’un PKK’yı yönettiğini bilmiyor muydu. İnanan halkın başına PKK saranlar inançsız zalimlerdir. Doğu halkına baskı kuran, köyleri basan, Kürt halkını ötekileştiren askeri vesayet CHP bağlantılıydı. Ergenekon’un önderlerinden İşçi partisi lideri Doğu Perincek Apo’yu ve PKK’yı yönlendirdi. Mustafa Balbay ‘Selam Kürdistan dağlarındaki kardeşlerime derken doğu halkını’da inanan Anadolu halkını da güdülecek sürü olarak gördü. Onlar terörün, fitne ve bozgunculuğun aktörleriydiler.’ Sayılamayacak kadar çok olay CHP-PKK birlikteliğini kanıtlamıştır. Pek çok delil, mahkeme kayıtları, gizli tanıklar CHP-PKK kardeşliğini açıkça ortaya dökmüştür. Yaşanan bütün bu olayların ardından CHP’nin de teröre desteği anlaşılmaktadır.
  • Türkiye’de terörün adı PKK’dır. PKK ırkçı ve Kürt devleti kurma tabanlı bir terör örgütü gibi gösterilse de gerçek öyle değil. Türkiye’de menfaat şebekesi var. Terörün ardında devletin eski sahipleri, cuntacılar, varlıklı kişiler, dış güçler var. Türkiye’de terörün ardında Ergenekoncular var. Ergenekoncuların da ardında CHP var. Türkiye’de terörün ardında balyozcular var. Balyozcuların yani ulusalcı komutanların da ardında MHP var. CHP ve MHP’nin ruh ikizliğini küresel bozguncular kuşatmıştır. Hepsi aynı anlayıştır. Amaç hukuksuz yönetmek ve eski saltanatlarını sürmek.
  • Türkiye’de Rabbin kralı insanlığa sahip çıkmaktadır. O’ barışı tesis ettikçe ve doğruları dile getirdikçe Türkiye’ye karşı saldırılar artacaktır. Türkiye’de kardeşliği sağlama çalışmaları ve ülkenin sürekli büyümesi vesayetçilerin hoşuna gitmemektedir. Hakkı yenemeyince teröre sarılmaktadırlar. Türkiye büyüdükçe saldırılar da büyüyecektir. PKK adı altındaki tüm terör olayları bir savaş hali gibi artarak devam edecektir. Çünkü dış güçler ve iç güçler Türkiye’nin bu barışçı, adil, paylaşımcı, güçlü Türkiye halinden hoşlanmamaktadırlar. Allah, zalimlere müdahale edene kadar Türkiye halkına karşı terör şiddetlenerek artacaktır.
  • Devletle hükümeti ayırt edemiyorlar. Hükümet, devlete tam sahip değildir. Hala vesayetçilerin ve cuntacıların karanlık planları devreye giriyor. Eski vesayetçilerin yaptığı bazı kötü işler hükümete atılmaktadır. Uludere’de buna örnektir. Devlete yerleşmiş vesayetçi karanlık güçler ile Rabbin kralının hükümeti mücadele ederken bazen güçlünün ve egemenin kim olduğu karıştırılmaktadır. Etnik ve dini ayrımcılık yaparak halkı oyaladılar ve birbirine düşürdüler. Fitne üzerinden devlete egemen oldular. Elli yıldır devlette yapılanan bozguncu Ergenekon terörü bir anda yıkılamıyor. Çünkü ardında bir halk kitlesi bulunmaktadır. Menfaatleri için halka zulmeden egemenlerin elinden beslenen CHP zihniyeti zulümle kazanmayı ve hukuksuzluğu yol edinmiş. Yalçın Küçük’ün ve Haberal’ın kendilerini kurtaracaklarını sanıyorlar. Suçluları kurtarmaya çalışıyorlar ve onlardan medet umuyorlar. Nemalandıkları eski bozuk düzenin tekrar gelmesini arzuluyorlar. Cuntacılardan medet umuyorlar. Onlar iyi bilsinler ki Artık halkın askerleri vardır. Baskı şiddet ve kirli tasarılardan beslenenlerin devri bitmiştir. 2012’ de aydınlanma çağına girerken global değişim yaşanacaktır.
  • Ak parti hükümetine karşı, hem dışarıdan hem de içerden var güçleriyle teröre destek veriyorlar. Son zamanlarda terör tırmandırılmış resmen bir savaş hali gibi mücadele devam etmektedir. Bir tarafta adalet, doğruluk ve insanlık taraftarları diğer tarafta bozguncu, menfaatçi, çete ve kötü egemenlerin mücadelesi yaşanmaktadır. İnananlarla inanmayanların mücadelesi devam etmektedir. Hak ile batılın savaşında Elbette ki tanrı kazanacaktır.
  • Recep Tayyip Erdoğan’a muhalif olanlar O’nu kendileri gibi sanıyorlar. Bozgunculuk anlayışıyla yalanla, aldatmaca ile ve kirli tezgahlarla halkı sömürenler, kralın da bunları yapacağını düşünüyorlar. Baskı ve şiddet uygular ve özgürlükleri kısıtlar sanıyorlar. Halbuki herkese özgürlükleri arttıran adımlar atılmaktadır. Yersiz korkulara kapılanlar mantıksız tepki göstermektedirler.
  • Tayyip Erdoğan hep iyilikle onları doğru yola davet etti. Barışı istedi ve kardeşçe çağırdı. Ancak onlar anlamadılar ve sürekli taşkınlığa devam ettiler. Terör üzerinden beslenenler hesap verecekler ve onlar tarihe utanç olarak yazılacak.
  • Uludere olayına sevinip fırsat bilenler Rabbin kralının terörle barışçıl mücadelesini baltalamak istiyorlar. Yine bozguncuların birlikteliğini gördük.
  • Çocuklara taş attırıyorlar. Taşkınlık çıkarttırıyorlar. Toplayıp güç gösterisi yapmaya çalışıyorlar.. Ülkeyi kaosta göstermeye çalışıyorlar. Zavallılar güçsüz oldukları halde küçük çocuklarla güç gösterisi yapıyorlar. Terör olayları için terörist bulmakta bile zorlanıyorlar. Kendi taşkınlıklarını bölge halkının iradesi gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu terör kulübü dağılıyor da can havliyle son taşkınlıklarını yapıyorlar. Tasarladıkları hiçbir oyunları tutmadı. Ne Türk halkı ne de Kürt halkı bu oyunlara gelmedi. Terörcüler hiçbir destek bulamıyorlar.
  • Öcalancılıkla tutucu ve baskıcı tutumun altında Kürt halkı ezilmektedir. PKK doğu bölgesinde yıllarca Kürt katliamı yaptı. Türkiye’nin doğusunun gelişmemesine neden olan, halkı göçe zorlayan, dengesiz evliliklere neden olan terördür.
  • PKK bitirilmeye çalışılırken birtakım Dağlıca baskını gibi büyük terör olayları yapıyorlar. Öldürmeyi gündemde tutarak varlıklarını devam ettiren anlayışlar var. Eski düzenin sahipleri terörle varlıklarını korumaya çalışıyorlar. Terör yaptırıyorlar ki haklılıklarını ve varlıkları meşru kılınsın. Terörün bizzat nedeni ve sahipleridirler.
  • Son yıllarda PKK ile mücadelede her yol kullanıldığından Uzlaşma yöntemi, Kürt açılımı, Yeni anayasa çalışmaları ve silahlı operasyonlarla PKK ayakta duramaz hale geldi. PKK iyice kan kaybetti ve artık can çekişiyor. Zaten güçlü değillerdi. Medya ile şişirmişlerdi. Terörün arkasında terör şebekesi var. Terör lobisi amaçlarına ulaşamayacaktır.
  • Türkiye’de inançlı halka karşı oluşturulan PKK gün geçtikçe zayıflarken dünyada İslamafobya algısının yarattığı küresel devlet terörleri dönemi sonlanacaktır.
  • Talimatları dağdan alanlar, siyaset yapmaktan aciz olanlar, İmralı’ya danışmadan hiçbir adım atamayanlar ne ülke yönetebilirler ne de mücadelelerinde haklı olabilirler. BDP dağ kadrosundan nemalanmaktadır. Dağ kadrosunun hakkını savunmaktadır. Çeteci ve silahlı eşkıyalığı savunan anlayışla sosyal yaşamlarına zarar verdiği Kürt halkından çok büyük tepki göreceklerdir.
  • RTE, ‘Terör örgütleriyle mücadele ederiz. Temsilcileriyle müzakere ederiz.’ Dedi. ‘Kim illegalliğe bulaşırsa ve hak hukuk tanımazsa onun karşısında oluruz.’ Diyor. Rabbin kralının defalarca çözüm çağrılarına bilerek karşı çıktılar ve kardeşliğin karşısında oldular.
  • Sosyal hakları, özgürlüğü, yeni anayasal tüm hakları, ekonomiksel refahı sunan ve rayına oturmuş güçlü bir Türkiye’de yaşamak Kürt halkının isteğidir.
  • Geçmişte ötekileştirilmiş doğu halkına bugün sahip çıkan bir başbakan var. Diline, dinine kimliğe değer veriyor. Kardeşliği savunurken düşmanlığı ortadan kaldırmaya çalışıyor. Yaşam standardını yükseltiyor. Doğuya yatırım yaptırıyor ve tüm halkı kucaklıyor. Doğu halkımız, kardeşliği mi düşmanlığı mı tercih edecek.. Bu zamana kadar istedikleri tüm haklar, onlara sunulmasına rağmen arkasını dönenleri samimi değillerdir. Doğu halkımız gerçeği fark etse de dağ kadrosu ve Terörün yöneticileri sadece kendi menfaatlerini düşünüyorlar. Yoksa kimsenin hakkı, yaşam kalitesi ve hukuku onların umurunda değildir. Onlar doğu halkını ve yeni bir devlet kurmayı değil sadece terör olmayı ve bundan beslenmeyi seçmişlerdir.
  • Nuh’un oğlu, İbrahim’in oğlu, İsmail’in torunları olan Kürt ve Türk iki öz kardeştir. Zamanla kötülerin baskılarından kaçıp kuzey Irak’tan 1071 de Anadolu’ya beraberce gelmişlerdir. Allah bu iki öz kardeşi sevmektedir. Çünkü bu kardeşler dünya’da insanlığa sahip çıkmaktadır. Mazlumun yanında ve paylaşımcı halklardır. Yeryüzüne zulmü yayanlar bu kardeşleri birbirine düşürmenin tüm yollarını denemiştir. Tanrının İsrail halkları İşte bu halklardır. Dünyada barış ve kardeşlik için çalışan insanlar için adil düzeni isteyen halklar doğru yoldadır.
  • Kürtler ve Türkler kendi topraklarında ve kendi ülkelerindedir. Hepsi de bunu benimsemiştir. Türkiye hiçbir ayrım olmadan Türkiye’lilerindir. Biz bu topraklarda inançsız bozgunculara karşı beraber ölüm kalım savaşı verdik. Gerçekten de kurtuluş savaşı küresel bozguncuların soykırımına karşı bir kurtuluş, özgürlük ve hayatta kalma savaşıydı. Türkiye halkı Allah’ın Tevrat’ta sahip çıkacağı İsrail halkıdır. Çok karma halktır ve Nuh’un oğullarından oluşmaktadır. Ve hiçbir ırkın üstünlüğü yoktur. Gel gör ki tarih ve tüm bu yaşananlar gerçekleri doğrulamaktadır. Fitne çıkartanlar ve ayrımcılık yapanlar şeytana kulluk etmektedirler. Kürtlerle Türkleri birbirine düşman etmeye çalışanlar ve terörü devreye sokanlar şeytan’ın evlatlarıdır.
 

cihadir

Acemi Üye
Silver
#2
· Beklenen kurtarıcı kim diyorlar. Mehdi aralarında yıldız gibi aşikar. O gözaydınlığıdır.
· Onun bilgisi tüm kutsal kitaplarda var. Hepside O’ na uyuyor.
· Mehdi doğruluk, esenlik ve Kutsal Ruh’ta sevinçtir.
· RABBİN Ruhu, hikmet ve anlayış ruhu, öğüt ve kuvvet ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu onun üzerinde olacak.
· Ve onun zevki RAB korkusunda olacak.
· Gözlerinin gördüğüne göre hükmetmeyecek, ve kulaklarının işittiğine göre karar vermeyecek;
· Fakirlere adaletle hükmedecek, ve memleketin hakirleri için doğrulukla karar verecek;
· O insanların en güzeli, lütuf saçılmış dudaklarına, üzerine celal ve haşmet konulmuş.
· Adil kurtarıcı ve alçakgönüllü,
· Anlayışlı, hoşgörülü, yardımsever,
· Akıllı, sağlam karakterli. O Rabbin Kralıdır.
· Akılcı, yenilikçi, ileri görüşlü,
· Yapıcı, Kucaklayıcı, birleştiricidir.
· Dürüst, vicdanlı, insanların iyiliğini ister. Harika öğütçüdür.
· O bilgili gözlerle yaratılmışlara baktı.
· İyi düşünen, iyi konuşan ve iyi davranandır.
· Dili ile verdiği sözü tutar. Kötü düşünceyi iyi düşünceyle yener.
· Yalan sözleri doğru sözlerle mağlup eder.
· Sözleri hikmetli ve etkili, Hakkı tutar. Batılı devirir.
· Her cahili, yalancı ve kafiri sözleriyle öldürür.
· Kötüyü soluğuyla eritip iktidardan düşürür.
· Kınayıcıların kınamasından korkmaz. Düşmanlıkla geleni yumuşatır.
· O baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Sabretti.
· Barışı ve kardeşliği ister. Yol gösterir, tavsiyelerde bulunur. İyi ve güzeli Öğütler.
· Faydalı ve iyi işlerle sürekli dua alıyor.
· Davranışları ve niyeti örnek olacak.
· Sevgiyi iyiliği ve Merhameti öğretiyor. İnsanlığı kucaklıyor.
· Rabbin yollarını ve Günahlardan sakınmayı öğretiyor.
· Davranışının temeli adalet ve sadakattir. Doğru ve adil oldu.
· Doğruluğu sever, kötülükten nefret eder.
· Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek. Mazlumlara hakkını verecek.
· Yoksulu, yoksulların çocuklarını, dayanağı olmayan düşkünü kurtaracak, adaletle yargılayacak.
· Yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek.
· Rab için malını ve canını önemsemedi. Ondan başkasından Korkmadı.
· Yüceler yücesinin sevgisi sayesinde sarsılmaz. Ümitsizliğe düşmez.
· Kendisinden emin olunandır. Bozgunculuğu ve savaşı sevmez.
· Krallara baş eğdirecek, bellerini gevşetecek ve kapılarının açılmasını sağlayacak.
· Dünyaya ağzının deyneğiyle vuracak; kötüyü dudaklarının soluğu ile öldürecek.
· Ve belinin kuşağı adalet, ve kalçalarının kuşağı sadakat olacak.
· Doğudan adaleti harekete geçiren, Hizmete koşan kim?
· Ulusları önüne katıyor, krallara baş eğdiriyor.
· Ayak basmadığı bir yoldan esenlikle geçiyor.
· Bunları yapıp gerçekleştiren, Kuşakları başlangıçtan beri çağıran kim?
· Her taraftan görülen şimşek gibi her iş için uluslara, kentlere gidiyor.
· Her işe yönelen, Çalışkan, Azimli, çözümleyici, mücadelecidir.
· Sürekli çalışıyor. O her işinde başarılı olacak.
· Güçlülere, egemenlere boyun eğmiyor. Doğruluktan şaşmıyor.
· Sistemleri değiştiriyor. Tüm yanlışlıkları düzeltiyor.
· Doğru ve isabetli karar veriyor. İyi ve güzel olanı yapıyor.
· Rabbin hoşnutluğu için insanlara hizmete koşuyor, İyilikte yarışıyor.
· Yorulmak nedir bilmez. Şikayetlenmez.
· Doğruluğu, güzel ve faydalı işleri insanların sevgisini alıyor.
· İnsanları rahatlatan, teselli edensin. Acılarına katlandın ve dertlerini taşıdın.
· Soyguncular gibi çalmadı. Helali tutar. Haramı iter.
· O istikrar ve güven verir. Rab için çabalar.
· Ulusunu güçlendirdi, esenlik getirdi. Esenlik serpilip yayılacak.
· Mazlumları baskıdan kurtaracak.
· Güçle kuvvetle değil, ancak Rabbin Ruhuyla başaracak.
· Kör gözleri açacak. Tutsakları özgür kılacak.
· İnsanları sever. Onlara çok değer verir.
· Yaradılanı sever, yaradandan ötürü.
· Başarılı olacak; üstün olacak, el üstünde tutulup alabildiğine yüceltilecek.
· Herkes ona bakıyor. Hayranlıkla izliyor. Ne diyecek? ne yapacak? diyorlar.
· Dünyanın gözü üzerinde. Herkes ondan bahsediyor.
· Dünya, yalandan temizlenecek. Bütün krallar ona uyacak.
· Dünyanın Kralı olacak ve dünyayı zulümden temizleyecek, adaleti hâkim kılacak.
· Doğru ve adil oldu. Uluslara barışı duyurdu.
· Barışı sevgiyi ve Huzuru getirecek.
· Herkes, ‘O nun gibisi bir daha gelmez.’ diyor.
· ‘Ondan sonra ne olacak.’ diyorlar.
· Rab onunla kendini gösterdi.
· Herkes Rabbi tanıyacak. Egemenliğini görecek.
· Onunla başlayan Rabbin egemenliği sona dek sürecek.
MEHDİ ÖNCESİ
· Batıda bir bulutun yükseldiğini görünce siz hemen, ‘Sağanak geliyor’ diyorsunuz, ve öyle oluyor. Yelin güneyden estiğini görünce, ‘Çok sıcak olacak’ diyorsunuz, ve öyle oluyor. Yeryüzünün ve gökyüzünün görünümünden bir anlam çıkarabiliyorsunuz da, şimdiki vaktin anlamını nasıl oluyor da çıkaramıyorsunuz?”
· Göklerde ve yerde alametler gösterildi. Ulus ulusa, devlet devlete savaş açtı.
· Şiddetli depremler, yer yer kıtlıklar ve salgın hastalıklar, korkunç olaylar ve gökte olağanüstü belirtiler gözlendi.
· Savaş gürültüleri, savaş haberleri gördük. Bunlar Mesih in gelişinin doğum sancılarının başlangıcı oldu.
· Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa, neden boş düzen kurar bu halklar.
· Kıyı kentlerindeki Gog ve magog dünyayı arzuladıklarından her yere yöneldiler. Her kıtaya gittiler her ulusa girdiler, önlerine çıkan her şeyi yediler içtiler.
· Gog magog çıkar için her şeyi yaptı. Tüm kötülükler onlardan çıktı. Bozgunculuk çıkarttı.
· Dünyadan barışı kaldırma yetkisi verildi. Bunun sonucu olarak insanlar birbirlerini boğazladılar.
· Gog magog yeryüzünün hazinelerini gaspettiler. Fitnelerle kazançlarını arttırdılar.
· Dünyayı isteyenler çıkarları için her türlü kötü işi ve taşkınlığı yaptılar.
· Rab be ve ahirete inanmadılar. Rab ‘Sadece Benden isteyin’ demişti.
· Şeytan, rızkının Rab den istemenin bir şey kazandırmadığını telkin etti.
· İnsanlar kazançlarını kendilerinden ve güç sahibi egemenlerden zannettiler. Rabbe eş koştular.
· Birçok sahte peygamber türedi ve çok kişiyi saptırdı. Dünya için kötü kararlarını uyguladılar.
· Yeryüzünün nimetlerine sahip oldular. İkiyüzlülük ve küfür her yere yayıldı.
· Yeryüzü kötülükle doldu. Tüm devletler dinsizliği benimsediler.
· Yeryüzünde inanılmaz bir kafirleşme görüldü. Krallar da insanlar da köpekler gibiydiler.
· Devlet yönetimleri delalete düştü. Dini ayaklar altına aldılar. Onları kınayacak kimse olmadı.
· Rab bin yetkisini hiçe sayanlar gizlice aranıza yıkıcı öğretiler soktular.
· Kulaklarını gerçeğin sesine tıkadılar, dönüp efsanelere daldılar.
· Gerçeği gizlediler ve karıştırdılar. Gerçek bulunamadı.
· Kulaktan duyma zanlara inandılar. Sağlam öğretiye dayanmadılar. Batıl içinde batıla daldılar.
· Allah yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkar ettiler.
· Yalan söyleyenlerin ikiyüzlülüğü ile vicdanlar dağlandı.
· Sürekli yeni belalar ve şeytani kararlar yürürlüğe kondu; her yeni kötülük, bir diğeri bitmeden hızla geldi.
· Fitne üzerine fitne çıktı. Şeytana uyup taşkınlık ettiler. Yeryüzünde güven ve huzur kalmadı.
· Günah ve kötü işler sevildi. Günahtan korkanlar hor görüldü. Çekinenler kınandı.
· Dünya için kötülüğü ve zulmü makul gördüler. Haksızlıklar, zulümler, savaşlar, feryatlar oldu.
· Kendi tutkularının ardından giden alaycı kişiler türedi.
· Bunlar, ‘Rab’bin gelişiyle ilgili vaat ne oldu? Dediler.
· ‘Her şeye güç yetiririz. Yerdekileri de Göktekileri de yendik.’ diye alay ettiler.
· Güce sahip egemenler, doğru yolda olduklarını sandılar. Her gelen peygambere yalancı dediler. Kendilerini dinin temsilcisi saydılar.
· Bunların küfrünü sürekli gördük. Her türlü taşkınlık onların elinden çıkıyordu.
· Büyük deccal, mahvolacak olan o yasa tanımaz adam ortaya çıktı ve yeryüzünü zulümle doldurdu.
· Şeytan ona ‘Kimse sana saldıramaz. Senin her şeye gücün yeter. Hem dünyanın nimetlerini ye, hem de yönet.’ dedi. O, Şeytanın kralı oldu.
· Şeytanın etkinliğiyle gelen O yasa tanımaz adam George Bush büyük ve korkunç bir plânla insanları aldattı.
· Her türlü yanıltıcı belirtilerle insanları mahvetti. Her şeyi tahrip etti. Kralları devirdi.
· Şeytan İnsanlara ‘O olmazsa yeryüzünde kargaşa çıkar. O nun varlığını ve egemenliği sürmeli.’ Dedi.
· Şeytan ‘Herkes onun sayesinde ekmek yiyor, su içiyor. Bollukla yaşatıyor.’dedi.
· Böylece dünyaya tapanlar Deccal in ardına düştü.
· Dünyayı isteyenler, dünyanın mirasçısı olmak için güçlerine güvenip egemenliklerini artırmak istediler. Uluslara girildi. Evler yağmalandı, İnsanlar öldürüldü.
· Şeytan Deccali büyüttü. İnsanlar Deccal in Egemenliğinin hiç bitmeyeceğini, gücünün yıkılmaz olduğunu zannetmişlerdi.
· Krallar köpeklere döndüler. Deccalin gücüne güç kattılar. Fesat çoğaldı.
· Şeytanın yetkisiyle gelen deccal yalancı mucizeleriyle insanları Aldattı.
· Birbirlerini savaşa çağırdılar. Savaşmak için toplandılar.
· Araçlarıyla uzak bir ülkeden, dünyanın öbür ucundan bütün ülkeyi Koca kent Babil (Irak) i yerle bir etmek üzere geldiler.
· Evleri yağmaladılar, kadınların ırzına geçtiler. Silahlarıyla Gençleri parçaladılar, bebeklere acımadılar, çocukları esirgemediler.
· Babil (Irak) atıldı ve bir daha yüzüne bakılmadı.
· Sonuncu Deccal Obama inananların ve mazlumların tarafında gibi göründü.
· Kuzu gibi iki boynuzu vardı. Ejderha gibi ses çıkarıyordu. Bütün yetkisini onun adına kullanıyordu.
· Yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu.
· Batılı seçenlerde kuşku vardı. Rab be inanmadılar. O’na güvenmediler.
· Kutsal Ruh’tan habersizler şeytana uydular. Şeytan sürekli kötülüğü telkin etti.
· Kötülüğü tutanlar birbirlerini sevdiler. Dünya için temelsiz çıkar dostlukları kurdular.
· Şeytanın takibine uyan ve azgınlardan olan kimseler dünyaya saplandı.
· Mal ve hevesleri için yaşadılar. Heveslerinin peşine düştüler.
· Zengin daha zengin, yoksul ise aç kaldı. Bir yerde kıtlık, bir yerde bereket vardı.
· Kime mal verdiysek kendinden zannetti, kendini güçlü hissetti ve Rab be asi oldu.
· İnsanlar, para ve lüks düşkünü, övüngen, kibirli, nankör oldular. Dünya için yarıştılar.
· Yalancı, iftiracı, özünü denetlemeyen, sevgiden yoksun ve iyilik düşmanı oldular.
· Anne ve babaya asi oldular. Baba ayıpladığında oğlu utanmadı.
· Kötülük ve günah alenen yapıldı. Kimse kimseyi umursamadı. Hiçbir şeyi duymadılar.
· Kimse kendini başkasının yerine koymadı. Çaresize, kimsesize acımadılar. Vicdanlarını dinlemediler.
· Kötü insan takdir gördü. Zulüm yayıldı. Zalim sevildi. Zulüm alkışlandı.
· Kötü arzuların yol açtığı yozlaşma yaygınlaştı. Tapınaklarda bile kötülükler görüldü.
· Şeytanın telkinlerine uyarak İnsanları kötülüğe yönlendirenlerin düzenleri bozulacak.
· Yeryüzünde menfaatleri için şiddeti ve terörü teşvik ettiler. Son günlerde çetin anlar gördük.
· Soyguncular ve soyguncuların soyguncuları oldu. Haksızlıkla mazlumun hakkını yediler.
· Kazanç için ulusları karıştırdılar. Leş neredeyse, akbabalar oraya üşüştü.
· Yeryüzü kötülükle doldu. Ne onları kınayan olabildi ne de güç yetirebilecek olan çıktı.
· Kahredici zalim idareciler, istilâlar, sürgünler, baskılar döneminde sevgi yeryüzünden kalktı.
· Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövündü. Yeryüzünün en kötü dönemlerini gördük.
· Şeytana tabi olanların kurduğu bozuk düzen yıkımdan başka bir şey getirmedi.
· Rabbin sözlerini beğenmediler. Öğütlerden yüz çevirdiler.
· Dünya ideolojisi inananları çaresiz bıraktı. İnananlara büyük baskı kuruldu.
· Birbirlerini ele verdiler ve birbirlerinden nefret ettiler.
· Anne babalarınız, kardeşleriniz, akraba ve dostlarınız bile sizi ele verdi.
· Rabbin adından ötürü herkes sizden nefret etti. Kralların ve yargıçların önüne çıkarıldınız.
· Ölümü arayanlar oldu ama ölüm onlardan kaçtı.
· Rabbin yardımını bekleyenler ümitsizliğe düştüler.
· Kötülüklerin çoğalmasından ötürü birçoklarının sevgisi ve imanı söndü.
· Sevinç ve dünyanın coşkusu bitti. Ümitler tükendi.
· Zamanının daraldığını fark eden şeytan azgınlıkta ileri gitti.
· Şeytan vaatleriyle aldattı. İnsanları yoldan çıkardı
· İnsanlar kötülüğü benimseyince yeryüzünde yaşanmaz oldu.
· Doğruyu söylemenin yararsızlığına inananlar, yalana tenezzül edip kötü düzenlerini kurdular.
· Basit ve kısa dünya hayatına aldandılar.
· Şeytana tabi olanlar dünyayı isteyip Ahireti reddettiler.
· Rablerine kötü zanlarından dolayı doğru yoldan saptılar.
· Çıkarları için yaşayanlar Rabbe bağlılığı reddettikleri gibi Rabbe karşı mücadele ettiler.
· Dünya için kötülüğü ve zulmü yaydılar.
· Ey insanlar vakit geldi.
· Kötülüklerden dönülecek. Göklerin Rabbinin hükümranlığı geldi.
· Yalnız ona tapınacak ve sadece ondan isteyeceksiniz.
· Israrından, kuru inadından vazgeçenler bağışlanacak ve doğru yola iletilecek.
· İnsanlığı mahvedenler dönmezlerse azabı hak edecek.
· Ey inananlar keder ve belalarla yoruldunuz. Ümitsizliğiniz giderilecek.
· İnsanlık karanlıktan aydınlığa çıkarılacak. Gerçekleri görüp yargılayacaksınız.
· Adaletsizlikler kalkacak yeryüzünde vaat edilen Rabbin krallığı kurulacak.
· Rabbin kralı sürekli dua alıyor. Zalimleri destekleyenler Rabbe dua edemezler.
· Hesap günü herkes liderleriyle gelir. Zalimlerin destekçilerinin vah haline.
· Şeytan´in etkinliği ile gelen o yalancı yasa tanımaz adam dipsiz derinliklere atılacak.
· Mühürlenecek ki bir daha yeryüzünde böyle günler görülmesin.
· Ulusları bir daha saptıracak birileri çıkmasın.
· Yeryüzünde kötülüğü organize eden, insanları din ahlakından uzaklaştıran, kargaşa ve bozgunculuğa neden olan Deccal ‘in azabı pek şiddetli olacak.
· Öldürerek kazanç sağlamakta ısrarcı olanlar hesap verecekler.
· Her yerde Ateşin fitilini yakanlar kargaşa savaş istediler.
· İnsanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız taşkınlık edenlere acıklı bir ceza vereceğiz.
· Kralınızın kuvveti sürekli arttırılacak. Rabbin yolunda toplanacaklar.
· Toplananlar doğru yola eriştirilecek. Vaad edilen altın çağı görecekler.
· Rab’ bi sever yollarında yürür O’na bağlı kalırsanız sizden daha büyük daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz. Ayak basacağınız her yer sizin olacak.
· Allah yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. İnsanlar yoldan çıkmıştı.
· Rab ’bin kendisi, bir emir çağrısıyla, baş meleğin seslenmesiyle, gökten inecek.
· Böylece habersiz ölü inananlar gerçeği haberciden öğrenince dirilecekler.
· Rab, Münadiye ‘Kendi lisanında namaz kıl.’ , ‘İşte şu Mesih dir.’ , ‘Oku, Senin kim olduğunu biliyorum.’ Dedi.
RABBİN SESLENİŞİ

· Ben RAB, ilkim; sonuncularla da yine Ben olacağım.
· Egemenliğim geldi. Benim izzetimi görecekler.
· İşte tüm işaretlerimi gösteriyorum.
· Ey Davut oğlu, Meryem oğlu, Muhammet oğlu Recep Tayip Erdoğan, ben seninleyim.
· Tüm kavimlerin beklediği, hepsinin lideri olarak özümsettiğim sen benim değerli dostum.
· Deden Abraham sadık bir dostum idi. Kendini bana adamıştı.
· Sen en gayretli, en mücadeleci kulumsun. Seni de kendim için varettim.
· Her yerde kötülük isteyenler var diye üzülme.
· Bütün bunlarla nasıl mücadele edeceğim diye yılmadın.
· Sadece benim için çalıştın ve rızamı aradın.
· Benden korktun. Bende lütuf buldun. Geçmiş ve gelecekteki günahlarını sildim.
· Barış için çabalarını, Rabbine olan korkunu, Boyun eğişinin güzelliğini gördüler.
· Benim sana sevgimi ve onlara nasıl üstün tuttuğumu da görecekler.
· Seni seçtim ve sevdim. Kutsadım. Kalbini parmaklarımla tuttum.
· Seni sıvazladım, korunmuş ve yüceltilmiş yaptım. Hidayete eriştirdim.
· Seni seveni seveceğim. Senden nefret edenden nefret edeceğim.
· Kendini bana teslim ettiğinden, güvendiğinden, güçlü ve yürekli olduğundan gittiğin her yerde seninle birlikte oldum.
· Kulum Erdoğan sana büyük bir makam hazırladım.
· Seni ben vefat ettireceğim. Katıma yükselteceğim. Nimetini tamamlayacağım.
· Düşmanlarını utanca bürüyeceğim, İyilikte oturacaksın.
· Soyunu ışık olarak sürdüreceğim. Taç ın sürekli parıldayacak.
· Uluslara Seni ışık yapacağım. Adını dünyanın sonuna kadar yaşatacağım.
· Büyük şöhret kazanacaksın ve ünün milletler arasında Kral Süleyman’dan daha fazla olacak.
· İşte vaad edilen geldi. Yeryüzüne indim.
· Halkımın üzerindeyim, ve mazlumların yanındayım.
· Senin yolunu hazırladım. Egemenliğimi kuracağım.
· Bak yazan habercimi senin önünden gönderiyorum.
· O na İletilen tüm bilgiler baş meleğim Cebrailledir.
· Kendisine ilim verdiğim bir kulum size ayetlerimi okur da hepinizin boynu eğile kalır.
· Haberciye gökten sesimi duyur. Borozanı çal. Meleklerimi gönderiyorum. Dedim.
· Melekler benim seçtiklerimi dünyanın dört bucağından toplayacaklar.
· Benim bu sözlerime öfkeleniyorlar. Bütün bunları kim yazdı diyorlar.
· Ben Rab.Yazdırttığım sadık kulum Yahya benim emrimden çıkamaz.
· Şeytanın kabullerinden dolayı gerçeği anlamamakta ısrarcı olanları mahvedeceğim.
· Batıla sapanlar bu yazılanların benden olduğunu inkar ederler. İnkarcıların vay haline.
· İşte her şeyi yeniliyorum. Egemenleri ve yöneticileri çekip alıyorum. Yeni bir yaşam hazırlıyorum.
· Seninle mücadeleyi oyun ve eğlence sanıyorlar. Onlar benimle mücadeleye kalkışıyorlar.
· Senin bozuk sistemleri düzeltmen, bozguncuların hoşuna gitmiyor.
· Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün.
· Kazançlarını engellediğinden taşkınlıklarını iyice arttırıyorlar.
· Sana geliyorlar. Seni tehdit ediyorlar. Teklifler sunuyorlar. Ayrıcalık göster diyorlar.
· Doğruluktan ve adaletten ayrılmadın. Benden korktun.
· Seni kendime dost seçtim. Şerefli kıldım. Şanını yücelttim.
· Bana güvendin, sevgim sayesinde sarsılmadın.
· Çıkarları için batılı ve Kötülüğü isteyenler her şeyi yaptılar.
· Yaşamı, tüm ahlaki değerleri, düzeni bozdular.
· İstikrarsızlaştırdılar. Sömürdüler. Bozgunculuk çıkartıp taşkınlık ettiler.
· Kazanç ve kibirlerinden dolayı barışı reddediyorlar.
· Onlar cahiller ve mühürlü kalpleriyle gerçekleri göremezler.
· Suçluların hoşuna gitmese de gerçekleri açığa çıkaracağım.
· Onlar Bana inanmazlar. İnandıklarını sanırlar. Akılsızlıklarını herkes görecek.
· Barışı sevgiyi ve iyiliği reddettiler. Dünya ve arzuları için bozgunculuğu istediler.
· Katılaşmış kalpleri ve yozlaşmış gönülleriyle sana saygısızca davranıyorlar.
· Sana yalancı diyorlar. Büyülenmiş diyorlar. Seni öldürmeyi çok arzuluyorlar.
· ‘Ölsek de seni ve Rabbini desteklemeyiz.’ Diyorlar.
· Yeryüzü onlarsız daha güzel.
· Allah bozgunculuğu arzulayanları sevmez.
· Allah a eş koşanlar daha ileri gidemeyecekler.
· Kötülüğü isteyenleri ve ısrarla destekleyenleri gördünüz.
· İyiliği isteyenleri ve mazlumları da gördünüz.
· Kibirli inatçılarla, vicdanının sesini dinleyenleri ayırdım.
· Gerçekleri ve kalplerin kararını ortaya çıkarttım.
· İyiler ve kötüler; inananlarla inanmayanlar ayrıldı.
· Onların doğru yola gelecekleri yok. Artık fırsat verilmeyecek.
· Fakat Benim geldiğim güne kim dayanabilir. Göründüğüm zaman kim durabilir.
· Gök gürlemesiyle, zelzele ile ve büyük gürültü ile, kasırga ile ve sağanakla ve yiyip bitiren ateş aleviyle yoklama yapacağım.
· Kulum Erdoğan bulunduğun yerden başını çevir de batıya ve güneybatıya bak nasıl kıyı şehirlerini sular altında bırakıyorum.
· Yeryüzünde uluslar denizin ve dalgaların uğultusundan şaşkına dönecek, dehşete düşecekler.
· Dünyanın üzerine gelecek felaketleri bekleyen insanlar korkudan bayılacak.
· Felakete uğrayan çocuklar doğurmayacaklar.
· Halkı iyi olduğu halde Rabbin haksızlıkla memleketleri helak etmez.
· Dünya ya tapanlar, zulüm de ısrarcı olmalarından dolayı belayı hak ettiler.
· Egemenliklerini kaybetmenin öfkesiyle her türlü taşkınlığı yapıyorlar.
· Onlara yeteri kadar mühlet verildi. Her türlü uyarı yapıldı.
· Tam tersi azgınlıkları ve ısrarları arttı.
· Bana ve kralıma karşı durmak için ant içtiler.
· Kulum Erdoğan; seni, inananları, mazlumları ortadan kaldırmayı istiyorlar.
· Dünyanın kralları saf bağlıyor ve birleşiyor Bana ve kralıma karşı.
· “Koparalım onların kayışlarını” diyorlar, “atalım üzerimizden bağlarını’’ diyorlar.
· Mazlumlar ve inananlar ‘Rabbimiz bizi bunlardan kurtar.’ Diyorlar.
· Senin dualarını kabul edeceğim. Düşmanlarınızdan kurtuluşunuzu sağlayacağım.
· Her şey esenlik ve güvenlikte dedikleri bir anda, gebe kadının sancılarının aniden bastırması gibi, ani bir yıkıma uğrayacak ve asla kaçamayacaklar.
· Onları her yandan kuşatan düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağım.
· Ağzından çıkan duayla hepsini kılıçtan geçireceğim.
· Meleklerimle geleceğim ve herkese, yaptığının karşılığını vereceğim.
· Oklarım sivridir, kralımın düşmanlarının yüreğine saplanır.
· Daha sağken bedenleri, gözleri, dilleri çürüyecek.
· Her Şeye güç yetirdiğimi görecekler.
· Böylece büyüklüğümü kutsallığımı gösterecek pek çok ulusun gözünde kendimi tanıtacağım.
· O zaman benim Rab olduğumu anlayacaklar.
· Gösterdiğim güce sevineceksin. Verdiğim zaferle sevinçten coşacaksın.
· Ağzından çıkan dileği geri çevirmeyeceğim. Gönlünün istediğini vereceğim.
· Sağladığım zaferle büyük yüceliğe erişeceksin, Seni görkem ve büyüklükle donatacağım.
· Üzerine sürekli bereket yağdıracağım, varlığımla seni sevince boğacağım.
· Yeryüzünü sana ve sana uyanlara miras verdim.
· Tüm uluslar seni kralı bilecek. Şefkat göstereceksin. Her ulusa kendi ulusum diyeceksin.
· Böylece seni sadece dünyanın değil çağların, insanlığın kralı yaptım.
· Ve sizler sevdiğim kulum Tayip Erdoğan ın sağımda oturduğunu ve gökten tarafımca büyük güç ve görkemle geldiğini göreceksiniz.
· Zihinlerine işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Hiç kimse yurttaşını, kardeşini, Rab ‘bi tanı diye eğitmeyecek. Çünkü küçük büyük hepsi tanıyacak beni.
· Buyruklarımı izleyecek, kurallarımı uygulayacaklar.
· Korku içinde yatmayacaksınız. Savaş yüzü görmeyeceksiniz.
· Bol bol yiyecek, Barış ve güven içinde yaşayacaksınız.

MEHDİ SONRASI
· Kralının adı sonsuza dek yaşasın, Güneş durdukça adı var olsun,
· Onun aracılığıyla insanlar kutsansın, bütün uluslar “Ne mutlu ona” desinler.
· Rab kralını büyük zaferlere ulaştırdın, sonsuza dek sevgi gösterdin.
· Başına saf altından taç koydun. Görkem ve büyüklükle donattın.
· Senden yaşam istedi, O’na uzun ömür verdin.
· Sade elbisesiyle, alçakgönüllülüğüyle bulunduğu yerden yönetecek.
· Seninle doğruluk serpilip gelişecek, Ay ışıdığı sürece esenlik artacak.
· O zaman adalet çöle dek yayılacak, doğruluk meyve bahçesinde yurt bulacak.
· Rab onlara ışık verecek ve sonsuza dek egemenliği sürecek.
· Bundan sonra inananlara baskı olmayacak, ibadetleri engellenmeyecek. Öldürülmeyecekler.
· Ne mutlu barışı sağlayanlara, Çünkü onlara Allah kulları denecek.
· Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere, Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
· Kötülerin kökü kazınacak ama Rab ‘be umut bağlayanlar, alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak
· Derin bir huzurun zevkini tadacak.
· O zaman Kral Erdoğan destekçilerine, “Sizler Allah’ın kutsadıkları, gelin!”
· ‘Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın.’ diyecek.
· Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.
· Artık acıkmayacak, susamayacaklar.
· Ulusların görkemi ve zenginliği oraya taşınacak.
· Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.
· Onların olacak coşku ve Sevinciniz sonsuz olacak.
· Topallar geyik gibi sıçrayacak, sevinçle haykıracak dilsizlerin dili.
· Artık budalaya soylu, alçağa saygın denmeyecek. İnsanların gururu, kibri kırılacak.
· İnsanlar, yalan söylemeyecek, aldatmayacak, haksızlık etmeyecekler.
· Rab İnsanları ıslah edecek.
· Bundan sonra uluslara kötülükten uzak bir konuşma dili verilecek,
· Böylece hepsi O’na bir olarak kulluk etmek için Allah’a yönelecekler.
· Bilgi, hakikat ve akıl; sevgi merhamet ve iyilik dünyada artacak.
· Taş gibi katılaşmış kalpleriniz vücudunuzdan söküp alınacak.
· Ruhen arınıp temizleneceksiniz.
· Körlerin gözleri, sağırların kulakları açılacak.
· Tüm dünyanın tek meşguliyeti Allah’ı bilip tanımak olacak.
· Gerçekleri kavrayacaklar ve insanın kapasitesi elverdiğince Yaratıcı ‘nın aklını idrak edecekler.
· Yer Rab bilgisiyle dolacak. İnsanlar halis peygamberler gibi ibadet eder olacaklar.
· Rab, kadın erkek tüm kullarının üzerine Ruhunu dökecek.
· Peygamberler gibi ahlaka sahip olacaklar.
· Doğruluğun ürünü esenlik ve güven sağlayacak. Onları korkutan olmayacak.
· Tüm gözyaşlarını silinecek. Selamet şahlandırılacak. Kalplerin tüm istekleri verilecek.
· Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ızdırap olacak.
· Yüzlerinde sonsuz sevinç olacak. Üzüntü ve inilti kaçacak, Coşku ve sevinç onların olacak.
· Karanlıkta kalmış hazineleri, Gizli yerlerde saklı zenginlikleri,
· Yeryüzünün tüm hazineleri Rabbin kralına verilecek.
· O dönemde açlık ya da savaş, haset ya da düşmanlık olmayacak.
· Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.
· Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık.
· Ne kıtlık ne de savaş olacak, ne kıskançlık ne de rekabet olacak.
· Çünkü iyi olan şeyler bolca olacak ve tüm memnuniyet verici şeylere toz kadar rahat ulaşılacaktır.
· Dünya kralları, servetlerini oraya getirecekler.
· Rab, buğdaya seslenecek ve onu çoğaltacak. Ağaçların meyvesini, tarlaların ürününü çoğaltacak.
· Çölde sular fışkıracak, ırmaklar akacak bozkırda. Kızgın kum havuza, susuz toprak pınara dönüşecek.
· Herkes kendi asmasının, incir ağacının altında oturacak. Kimse kimseyi korkutmayacak
· Onları korkutan olmayacak. Bol esenlik ve güven içinde yaşamaları sağlanacak.
· Orada coşku, sevinç, şükran ve ezgi olacak.
· Uluslar kentin ışığında yürüyecekler. Kentin kapıları gündüz hiç kapanmayacak, orada gece olmayacak.
· Yeryüzüne doğruluk, hak, adalet, barış ve bereket verildi.
· Rabbin egemenliği bir denizden bir denize, Fırat’tan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak.
RABBİN YARGISI
· Şeytan Rabbe güç yetiremez. O sadece kibrinin esiri oldu.
· İyilerle kötülerin mücadelesinde kazanan daima iyiler olur.
· Rab İyileri kötülerin elinden kurtardı.
· Günahkârlar Rabbin Krallığına mirasçı olamayacaklar.
· O gün yalnız Rab yüceltilecek. Putlar tümüyle ortadan kalkacak.
· Rab bi tanımayanlar tanıyacak ve tüm tabular yıkılacak.
· Sadece Rabbin dini yaşayacak.
· Rabbin büyük bir güçle geldiğini, değişimi gerçekleştirdiğine şahit oldular.
· Rab tüm insanları eğitecek. Yasalarına ve sözlerine itaatsizlikleri düzeltecek.
· Tüm dünya Rabbe birlikte kulluk etmeleri için ıslah edildi.
· Bütün milletler, dinler ve diller bir olacak.
· Rab dinsizliği, fesadı, acıyı ve zulmü, kökten yok edecek,
· Krallığını gösterecek. Kesin iman edecekler. Allah fazlından merhamet edecek.
· Yerlere göklere var olmuş ve var olacak her şeye gücünün kolayca yettiğini görecekler
· Yaşam senaryosunu nasıl idare ettiğini görecekler.
· Her şeyin sahibinin Rab olduğunu, Yüceliğini, egemenliğini görecekler.
· Rabbi arayanlar, Rabbin görkemini gördüler.
· Rabbin insanlara olan sevgisini anlayacaklar.
· Rab büyük kraldır. O gün yalnız Rab, yalnız O’nun adı kalacak.
· Yeryüzünün dört bucağı anımsayıp Rab’ be dönecek
· Ulusların bütün soyları Rab ’bin önünde yere kapanacak.
· Çünkü egemenlik Rab ‘bindir.
· Rabbin egemenliği her şeyi kapsayacak.
· Sizlere yeni bir şey söylenmiyor.
· Eski söylenenlerin aynısı söyleniyor.
· Rabbin merhametiyle şeytanın egemenliği yıkıldı.
· İnsanlığa rahmet edildi.
· Tasarlanmış tüm olayları gerçekleştirdi.
· Dünya ya, olanlara ve yaşamın özüne şahitlik ettiler.
· Melek ejderhayı yakalayıp bin yıl için bağladı.
· Her şeyin gerçek sahibinin, her olayın ardındakinin Rab olduğunu anladılar.