Ya Şehit Ya Şahit

ZiLaN_21

Tecrübeli Üye
Silver
#1
Ümmü Varaka, “Benim ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbi Allah içindir” ayetini kendine düstur edinmişti. O “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir” ihtarını kulak ardı edip de malını ve servetini koruma hevesine kapılmamıştı.
Allah’ın adıyla!

Sevda; Rümeysa’nın imanı, Sümeyra’nın sadakati, Esma’nın ahdi, Varaka’nın şehadetiydi. Şehadet sinelere yangın, sinelere hasretti. Hasret, aşığın maşuka özlemi, maşukun aşığa intizarıydı.

Ve intizar… Beklenmedik zamanda çalınan kapının tebessüm ettiren neticesiydi.

Âşıktı Ümmü Varaka (R. Anha). İntizarıyla hasret içinde yanan bir âşık. Bir haber bekliyordu. Bir müjde… Gelmişti işte sinesini kavuran hediye. Adım atmıştı Nebi onun diyarına. Ay doğmuştu Yesrib`in üzerine. Onun şerefine Medine-i Münevvere olmuştu bu diyar.

İman etmişti Resullüğüne, eminliğine. Ahd etmiş, ahde vefa göstermişti. Artık ensar kadınlarındandı o da. Kalbini, evini açmıştı imanın soluğunu taşıyan müminlere. Abdullah b. Haris’in kızı Ümmü Varaka…

Diğer sahabeler gibi o da insanlığın mesajını sinesine kazıma çabasındaydı. Her ayeti öğrenip, ezberlemeye adamıştı kendisini. Adeta içine çekmek istiyordu her bir öğretiyi. Aşk ile gecesini gündüzünü ibadetle geçiriyordu. Resulullah (AS) onun bu azmini, şevkini ve samimiyetini ilk günden anlamıştı. Zaman zaman sahabesi ile birlikte onu ziyarete gidiyordu. Bu ziyaretler onun tevazu ve alçakgönüllülüğünü arttırıyor, azaltmıyordu. Dini konularda geniş bilgi edinmiş, bu bilgisini kadınlara aktarıyordu.

Ümmü Varaka (R.Anha) zengin bir hanımdı. Varlığının ortasında iki hizmetçisiyle yaşıyordu. Başka kimsesi yoktu. Ne anne, ne baba, ne eş…

İçini yakan bir arzusu vardı Ümmü Varaka’nın. “Allah için yollara düşüp, O’nun için can verir miyim” diye düşünür dururdu…

Bir gün Hz. Peygamber, Müslümanların mallarını yağmalayan müşriklere karşı savaşmak üzere ashabını topluyordu. Bunu duyan Ümmü Varaka yerinde duramadı ve Resulullah’ın yanına vardı. “Ya Rasulallah! Bana da izin ver, sizinle geleyim. Yaralılarınızı tedavi edip hastalarınıza bakayım. Belki Allah bana şehitlik nasip eder” diye talepte bulundu.

Malı mülkü olan bu hanımın dünya adına hiç mi endişesi yoktu acaba? Ya da bizim ki gibi uzun vadeli emelleri? Bizden farkı neydi biliyor musunuz?

O “Benim ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbi Allah içindir” ayetini kendine düstur edinmişti. O “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir” ihtarını kulak ardı edip de malını ve servetini koruma hevesine kapılmamıştı. “Faniyim fani olanı istemem” demiş ve baki olana kavuşmak için adım atmıştı.

Bedir Savaşı’na kadınları götürmüyordu Nebi. Ancak bu sadakat sahibi gönlü de mahzun edemezdi. “Allah sana şehadeti nasip edecek ey şehide! Sen evinde kal” diye cevap vermişti Allah Resulü…

Ümmü Varaka (R.Anha) evine dönmüş ve ilim yuvasına çevirmişti evini. Onun lakabı artık ‘şehide’ idi…

Peygamber (AS)’in vefatından sonra da yaşadı bir süre. Hz. Ebubekir (RA) döneminde Kur’an-ı Kerim’in Mushaf halinde toplanması çalışmalarında öncülük edenlerden birisiydi. Bu önemli işte Ümmü Varaka’ya başvurulması onun ilimdeki derinliğinin göstergesiydi.

Evet, artık zaman gelmişti. Hasret son bulacak, Peygamber’in müjdesi gerçekleşecekti. Bir ihanet gerçekleşecek ve Ümmü Varaka arzusuna kavuşacaktı.

İki köle ve bir hanım! Şefkat ve merhametini kendilerinden esirgememiş bir hanım… Nefis bu ya, galip gelmişti sadakate. Köle kalma korkusu ile dünyevi mal elde etme arzusu onları Varaka’ya ihanete sürüklemişti. Oysa Varaka (R.Anha) vefatından sonra kölelerin azad edilmesini vasiyet etmişti. İki köle özgürlüklerini erken elde etmek ve mal sahibi olmak için onu bir gece vakti odasında öldürdüler.

Hz. Ömer (RA) döneminde gerçekleşen bu olay tüm Müslümanları hüzne boğmuştu. Köleler yakalanıp, yargılandıktan sonra idam edilmişlerdi. Medine’de idam edilen ilk suçlular bunlar oldu.

Allah’a verdikleri sözde durmayıp ihanet eden insanoğlunun elbette birbirlerine karşı vefa göstermeleri beklenemezdi. Ümmü Varaka artık lakabı gibi bir şehideydi. En çok arzuladığı makama ulaşmıştı.

Hayatımızı imanımıza şahit kılmalıyız. İşte o zaman ölüm nasıl gelirse gelsin şehadete müstahak olunmuş olur. Müslüman ya şehit olmalı ya da şahit…

Bu ikisinden biri olmak umuduyla… Vesselam. Rüveyda Önen / Nisanur Dergisi