• Teşrik tekbiri getirmeyi unutmayınız

Yahudilik

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#1
Tevrat ve Musevi hukukunun gelisimi Ibraniler

Merkezi Babil sehri olan ve Sami irkindan Keldaniler, aya, günese ve yildizlara tapinmaktaydilar. Bunlari temsil eden cesditli putlar yapmislardi. Hazret-i Nuh´un oglu Sam´in neslinden gelen ve tek tanriya inanan yari göcebe bir kavme mensub Hazret-i Ibrahim, kendilerine peygamberligini teblig etmeye baslayinca, O´na inanmadilar ve hayli baskilar neticesi Misir´a hicrete mecbur ettiler.

Hazret-i Ibrahim bilahare Filistin´e yerlesince, Miladdan önce 2300 yillarindan itibaren, kavmi de gelip burada yurt tuttu. Filistinliler bunlara Ürdün nehrinin karsi tarafindan geldikleri icin Ibrani adini vermisti. Heb-ru karsi taraf, Hebruni (Ibrani) karsi tarafin adamlari manasina gelir. Sam´in soyundan Eber´in torunlari oldugu icin, ona nisbeten bu isimle anildiklari da rivayet edilmektedir. Hazret-i Ibrahim´e on sahife inmistir. Kendisinin müstakil bir seriati vardi.

Sünnet (hitam), kurban, silahla cihad, ganimet malinin taksimi gibi bazi hükümleri, torunu Hazret-i Muhammed tarafindan ihya ve tatbik edilmistir. Hazret-i Ibrahim, Kabe´yi yeniden insa ettigi gibi; vefat etmeden önce Filistin´in Halil (Hebron) sehrindeki arazisini vakfedip mahsülünden gelen gidenlere ziyaret verilmesini de vasiyyet etmisti. Bu, tarihin en eski vakiflarindan birini kurmus olan vasiyyet, yakin zamana kadar tatbik edilmekteydi.

Israilogullari
Hazret-i Ibrahim´in iki oglundan Hazret-i Ismail Mekke´ye yerlesmis; digeri Hazret-i Ishak babasinin yaninda kalmistir. Daha babalarinin sagliginda Hazret-i Ismail Hicaz ve Yemen, Hazret-i Ishak da Sam havalisine peygamber olarak gönderilmistir. Hazret-i Ishak´in oglu Hazret-i Yakub da dedisinin sagliginda Sam ile Kudus arasindaki Kenanilere peygamber olarak gönderilmistir. Hazret-i Yakub´un diger ismi Israildir. Bunun icin, Hazret-i Yakub´un on iki oglundan cogalan insanlara, Beni Israil, yani Israil ogullari denir. (Israil, Allah´in kulu manasina gelmektedir). Artik bu adi alani Ibrani cemiyeti, ayni soydan gelen ferdlerden tesekkül etmeye baslamis; bu on iki kabile disindakiler zamanla yok olmuslardir. Hazret-i Yakub´un oglu Hazret-i Yusuf zamaninda Hazret-i Ishak´in soyundan Hazret-i Eyyub Sam ahalisine davette bulunmustur. Daha sonra Filistin´e yakin Medyen ve Eyke ahalisine yine bu soydan Hazret-i Suayb gönderilmistir. Hazret-i Yakub´un ogullarindan Hazret-i Yusuf, basindan pek cok macera gectikten sonra Misir´da maliye naziri oldu.

Babasi Hazret-i Yakub´u ve kardeslerini Kenan diyarindan yani Filistin´den Misir´a getirdi. Böylece, rivayete göre o zaman yetmis iki kisiden olusan Israil ogullari, Misir´a yerlesmis oldular. Hazret-i Yusuf´un hikayesi Kur´an´da müstakil bir sürede anlatilir ve ahsenu´l-kisas (kissalarin en güzeli) oldugu bildirilir. İslam hukukculari kissa nev´inden oldugu halde, bu süreden pek cok hukuki hüküm cikarmislardir ki bunlar tabiatiyla eski seriatlerin hükümleridir.
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#2
Filistin´deki Yeni Hayat
Israil ogullari dörtyüz yil kadar yasadiklari Misir´da önce rahat bir hayat sürmüs, sonradan büyük bir zulüm ve sIKInti görmüsler, kölelige düsmüslerdi. Onlari bu Sıkintilardan kurtaran ve Arz-i Mev´ud, yani va´ad olunmus topraklara (Filistin´e) götüren, Hazret-i Musa oldu (M.Ö.1220). Yolda uzun bir süre gecirdiler. Bu arada Hazret-i Musa, kardesi Hazret-i Harun´u yerine vekil birakip, Tur dagina gitmis,orada kendisine Tevrat ve On Emir inmistir. Bu esnada Israil ogullari altindan bir buzagi yapip ona tapmaya baslamislar; Hazret-i Musa geri döndügünde ise pisman olup tevbe ettikleri icin hidayete gelen manasina Yehudi diye adlandirilmislardir.

Rivayete göre nüfuslari iki milyona ulasmisti. Hazret-i Musa onlarla Lut gölünün güneyine gelmis, Seri´a nehri dogusundaki yerleri ele gecirmistir. Eriha sehri karsisindaki daga cikmis, Kenan ilini uzaktan görmüstür. Yerine Hazret-i Yusa´yi birakip, bir rivayete göre, miladdan 1605 yil önce yüzyirmi yasindayken orada vefat etmistir. Eriha sehrini, sonra da Kudus´u, Hazret-i Yusa Amalika´dan almistir. Bu tarihten Ismoil peygambere kadar Israil ogullarini hakimler idare etmistir.

Hazret-i Musa´nin hususiyetlerinden birisi de sudur ki, kendisinden sonra Hazret-i Isa´ya kadar Israil ogullari´na gelen peygamberler, müstakil bir seriat getirmeyip, hep O´nun seriatiyle hareket etmislerdir. İlya Peygamber´in kücük kitabi diye bilinen ve Hazret-i Isa´nin,Ferisilere okudugu kitabta “Simdi Allah´a kulluk icin Allah´in Musa kanaliyla sana verdigi kanuna göre bunlari yap” sözünden (Barnabas: Bab 145, s: 267) Hazret-i Ilya´nin Hazret-i Musa´nin seriatinde oldugu anlasilmaktadir. Zaten Hazret-i Ilya, Beni Israil peygamberlerindendir ve nebidir.

İsmoil peygamberden itibaren melikler devri baslamistir. Hazret-i Davud ile oglu Süleyman, peygamberlikle melikligi uhdelerinde birlestirmislerdir. M. Ö.1020´de, Hazret-i Davud hükümdar olmus, Kudus´u tekrar ele gecirmistir. Böylece, Israil ogullarinin en parlak zamani baslamistir. M. Ö. 973´de vefat edince yerine gecen oglu Hazret-i Süleyman, babasinin hazirlattigi yere ünlü Mescid-i Aksa adindaki mabedi yaptirdi. Hazret-i Süleyman, icinde Tevrat, On Emir ve diger emanetler bulunan Tabutu-i Sekine´yi, yani mukaddes sandigi, bu mabedin bir odasina koydurtmustur. Daha önce on iki kabileye (sibta) ayrilmis olan Israil ogullari, Hazret-i Süleyman´in ölümünden sonra iki devlete bölündüler. On kabile Israil devletini, diger ikisi Yahuda devletini kurdu. İsrail devleti M. Ö. 721 de Asuriler,sonra da Yahuda devleti M. Ö. 586 da Babilliler tarafindan yikildi. Asuriler Babil devletini isgal etti. 587 de Asuri hükümdari Buhtunnasr Kudus´u yakip yikti. Yahudilerin cogunu öldürdü, kalanlarini da, Babil´e sürdü. Bu karisiklikta Tevrat nüshalari yakildi, ortadan kayboldu. Hakiki Tevrat, kirk cüz kadardi. Her cüz de bin süre, her süre de bin ayet vardi. Bu muazzam kitab, o esnada Hazret-i Uzeyr´den baska kimsenin ezberinde degildi. Tevrat´i Yahudiler yeniden talim ettiler. Zamanla bir cok yerleri unutuldu, degisiklige ugradi. Muhtelif kimseler, hatirlarinda kalan ayetlerini yazarak, Tevrat isminde cesitli risaleler meydana geldi. Miladdan takriben dörtyüz yil önce yasamis olan Ezra ismindeki bir haham bunlari toplayarak, simdi eldeki Ahd-i Atik denilen Tevrat´i yazmistir.

İran hükümdari Sireveyh, Asurileri yenince (M. Ö. 539), Yahudilerin tekrar Kudus´e dönmelerine izin verdi. Yahudiler, M. Ö. 520 den sonra Mescid-i Aksa´yi yeniden tamir ettiler. Önce Perslerin, sonra da Makedonyalilarin idaresi altinda yasadilar. Bu devrede Israil ogullari kesif bie Helenizasyona maruz kalmislardi. M. Ö. 63 yilinda Kudus, Romali kumandan Pompeus tarafindan alindi. Pompeus, Yahudileri dagitti; sehri ve Mescid-i Aksa´yi yakip yikdi. Böylece Yahudiler,Roma hakimiyetine girdiler. M. Ö. 20 yilinda Romalilarin Filistindeki Yahudi valisi Herodes, mabedi tekrar yaptirdi. Yahudiler daha sonra, Roma hakimiyetine bas kaldirdilar. Fakat miladin 66. yilinda Romali kumandan Titus, Kudus´u tamamen yakip yikti. Sehri viraneye cevirdi. Beyt-i Mukaddes de yandi. Sadece bati duvari kaldi. Bu duvar, Aglama Duvari diye bilinir. Titus´un, katliam ve zulümden sonra Yahudiler bölük bölük Filistin´i terk ettiler. Kudus ve cevresinden kovuldular.

Yahudi esirler, Romalilarin emrinde calistirilmak üzere, Misir´a sevk edildiler. Bu seneden itibaren, Yahudiler dünyanin her yerine yayildilar.
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#3
Tevrat
Yahudilerin tatbik ettikleri hukukun esasi, Hazret-i Musa´ya vahy olunduguna inanilan Tevrat´a dayanir. Tevrat, Ibranice bir kelimedir, ögretmek, seriat manasina gelir. Tevrat, Hazret-i Musa´nin Tur dagina üc gidisinden ikincisinde Evamir-i Asere (on emir) ile beraber nazil olmustur. Tevrat aslinda kirk cüz idi. Her cüz bin süre ve her süre bin ayetten mürekkebdi. Simdi elde bulunan Tevratlarda bukadar ayet bulunmamaktadir. İslam inancina göre Tevrat ve Incil sonradan insanlar tarafindan degisiklige ugramistir. Kaynaklarin bildirdigine göre, Tevrat´in tamamini tarih boyunca sadece Musa, Harun, Yusa, Uzeyr ve Isa peygamberler ezberlemisti. Asur hükümdari Buhtunnasr´in Kudus´u isgalinden ve Yahudileri Babil´e sürüsünden (M. Ö. 587) sonra Tevrat unutulmus, daha sonra Yahudi din adamlari tarafindan, hatirlarinda kalan kisimlar pek cok ilavelerle yeniden yazilmis ve bugünkü Tevrat meydana gelmistir. Tevrat (Torah),Yahudilerin yazili hukuk kaynagidir. Bugün elde bulunan Tevrat nüshalarinda üc ayri kanun mecmusinin varligi hissedilir. Bunlardaki hukuki hükümlerin de bazisi mükerrerdir, bazilarinin arasinda tenakuzlar görülür ve birbirini hükümsüz birakir. Dolayisiyla bunlar ilk bakista mütecanis olmayan ve gelisi güzel bir manzara arzeder. Bunlari düzeltmeye de kimse cesaret edemedigi icin,Yahudi din adamlari ve hukuksinaslar bilahare Talmud adinda ictihadlar külliyatini meydana getirmek zorunda kalmislardir. Ancak bu, isi daha da icinden cikilmaz hale getirmistir.

Bugün Hiristiyanlarin da okudugu ve Kitab-i Mukaddes (Holy Bible) adini verdikleri kitabin ilk kismi olan Tanah (Ahd-i Atik=Eski Atik) üc kitabtan olusur: Tevrat, Neviim (peygamberler) ve Ketubiim (kitablar). Tevrat da bes kitabtan olusur: Tekvin, Huruc (cikis), Levililer, Sayilar ve Tesniye. Enteresandir ki Tesniye´de, Hazret-i Musa´nin ihtiyarligi, yasi, ölümü, defni ve Yahudilerin ona matem tuttuklari yazilidir (bab 34). Bu da eldeki Tevrat´in Hazret-i Musa´dan sonra yazildigini hatira getirmektedir.

Tarah icin Ahd-i Atik (=Eski Ahid= Old Testament) tabirini kullananlar Hiristiyanlardir; tabiidirki Yahudiler bu tabiri kabul etmezler. Yahudilerin cogunun inanmadiklari bir Tevrat daha vardir ki, buna Somranim Tevrat´i(=Tora Ha- Somranim) denir. Buna inananlar (Samiriler), yazicilarin Tevrat´a aciklamalar ve ilaveler yapmalarina, hatta harflerini bile degistirmelerine karsi cikmislardir. Yahudilerin ellerindeki Tevrat ile Somranim Tevrat´i arasinda altibin kadar ihtilaf bulundugu bildirilmektedir.

Öyle ki Samiriler Tevrat´i teskil eden otuzsekiz kitabtan ancak yedisini kabul ederler. Katoliklerin esas aldiklari Kıtab-i Mukaddes´de ki Eski Ahid kisminin birkac bölümü,Yahudiler ve Protestan Hiristiyanlarin Kitab-i Mukaddeslerinde yeralmaz. Demek ki günümüzde Tevrat´in üc ayri nüshasi bulunmaktadir: Bunlar birincisi Yahudi ve Protestanlarin kabul ettikleri Ibranice nüsha; ikincisi Katolik ve Ortodokslarin kabul ettikleri Yunanca nüsha ve Samirilerin kabul ettikleri nüsha.

Yahudiler Filistindeyken Miladdan önce birinci asirda, Yunan-Roma hakimiyeti sirasinda, kendi cemaatlerinin Tevrat´a tam uymalarini saglamak icin Yetmisler(Synhedrion/Sanhedrin) Meclisini kurmuslardir. Bu, Tevrat´ta gecen Rabbin Musa´ya “Kavmin ihtiyarlarindan yetmis kisiyi bana topla, onlari toplanma cadirina getir, orada seninle dursunlar” mealindeki emrine (Sayilar 11/16) kadar uzanan bir gelenektir.Yüksek bir dini ve adli merci olan Sanhedrin, arami dilinde meclis,divan manasina gelmektedir (=Ibranice yesiva). Bu meclisin baskanina Baskahin (=haham basi) denir. Yahudi genclerine dinlerini ögreten veTevrat´i aciklayan din adamlarina Yazicilar denilir.

Bunlarin, Tevrat´a yaptiklari aciklamalarin, ilavelerin bir kismi, sonradan yazilan Tevratlara karistigi zannedilmektedir. İncillerde gecen yazilar iste bunlardir. Bunlarin bir diger görevi de, Yahudilerin Tevrat´a uymalarinisaglamaktir. Yahudiler mabedlerine mukaddes metinlerin yazili bulundugu knesset adinda bir oda bulunurdu. Kullanilamayacak kadar eskiyen metinler imha edilemediginden buralarda saklanirdi. (Knesset kelimesi, Yunanca toplanmak manasina sinagog´dan gelir.) Bunlardan bilhassa rutubeti az olan Misir´dakiler sonralari hukuk tarihi arastirmalari icin önemli kaynak teskil etmistir. (Türklerin daha cok Ibranice havra demeyi tercih ettikleri bu mabedlere, Arablarin verdikleri kenise adi buradan gelmektedir. Enteresandir ki, bugün Israil parlametosunun adi da knessetdir. Bu belki de vaktiyle Yahudilerin en yüksek mercii sayilan Senhedrin´in hem dini, hem siyasi, hem adli, hem de ilmi bir meclis olmasinin tesiriyledir.)
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#4
Ikinci Hukuk Kaynagi: Talmud
Yahudi din ve hukukunun bir de sözlü hukuk kaynagi vardir ki bu da Talmud´dur (=Ibranice, inceleme). Hazret-i Musa´nin Tur-i Sina´da Allah´tan isittigine inanilan ve Hazret-i Harun´a, Hazret-i Yusa´ya ve Hazret-i Suayb´in oglu olan Eliazar´a bildirdigi hususlar -sözlü kanunlar- nesilden nesile nakledilerek nihayet Yahuda (Judah ha-Nasi) adli bir din adami tarafindan miladin ikinci asrinda kirk sene kadar bir calismadan sonra bir kitab haline getirilmistir, buna Misna (=Ibranice, tekrar) denir. Miladin ücüncü asrinda Kudus´de ve altinci asrinda Babil´de Misna´ya birer serh yazilmis, bu serhlere Gamara(=Ibranice, tamamlayici) denilmistir. Misna ile beraber bu iki Gamara, Talmud´u meydana getirir. Talmud da meydana geldigi Gamara´nin ismine göre Kudus ve Babil Talmud´u olarak adlandirilir. Yahudilerin bir kismi, sözgelisi Rusya´da yasayan Karaim Yahudileri Talmud´u kabul etmezler.

Misna, sözlü emirlerin, kanun haline getirilmis ilk halidir. Yahudi inancina göre, Allah Hazret-i Musa´ya Tur daginda Tevrat´i (Yazili emirleri) verdigi gibi, bazi bilgileri, yani sözlü emirleri de söylemistir. Hazret-i Musa bu bilgileri Hazret-i Harun, Hazret-i Yusa ve Eliazar´a; bunlar da, kendilerinden sonra gelen peygamberlere bildirmislerdir. Bu bilgiler, nesilden nesile, hahamlardan hahamlara rivayet edilmistir. M. Ö. 538 ve M. S. 70 yillarinda cesitli Misnalar yazilmistir. Bunlara Yahudi gelenekleri, kanun müesseseleri, hahamlarin bir konudaki münazara ve sahsi görüsleri de karistirilmis; böylece Misnalar, hahamlarin görüs ve münazalarini ifade eden kitablar durumuna gelmistir.

Talmud´un hukukla dogrudan ilgili prensiplerine halaka (=Ibranice, gidis tarzi, sünnet),Talmud´un hikaye ve efsanelerden tesekkül eden folklorik kismina da agada denir. Hahamlarin Tevrat´i tefsir usulune de midras (=Ibranice, arastirma) adi verilir. Talmud´da Tevrat´in yeterince acik olmayan hükümleri izah edilir; birbiriyle tenakuz icinde görünen yerleri telife calisilir. Bu bakimdan Islam alemindeki tefsirlere benzemektedir.

Yahudi hahamlarindan Akiba, bunlari toplamis ve kisimlara ayirmistir. Talebesi, haham Meir, bunlara ilaveler yaparak basitlestirmistir. Daha sonraki hahamlar bu rivayetlerin te´lifi ve tasnifi icin cesitli usul ve sartlar koymuslardir. Böylece pek cok rivayet ve kitablar ortaya cikmistir. Nihayet bunlar Mukaddes Yahuda´ya (Judah ha-Nasi) ulasmistir.Yahuda, bu karisikliklara son vermek icin, miladin ikinci asrinda, bu kitablarin en saglam kabul edilenini yazmistir. Yahuda, eldeki nüshalardan, bilhassa Meir´in yazdigi nüshadan faydalanarak, kirk yilda bir kitab meydana getirmistir. Bu kitab, digerlerini icinde toplayan, en son ve ünlü Misna olmustur. Yahudilik (Judaism), bir rivayete göre, bu Mukaddes Yahuda´ya nisbetle verilmis bir isimdir.

Misna´nin yazilmasina istirakeden, fikirleri Misna´da yazili olan, miladi birinci ve ikinci yüzyilda yasayan Yahudi hahamlara Tannaim (muallim) derler. Yahuda, en son muallimlerdendir. Hakim diye de taninirlar. Gamara´nin toplanmasina istirak eden hahamlara Amoraim (izahcilar) derler. Bunlar muallimlerin fikirlerinin yanlisini cikaramaz, ancak izah edebilirler. Miladdan sonra altinci ve yedinci asirlarda, Talmud´a serh ve ilave yapanlara Saboraim (akillilar veya münakasacilar) denildi. Talmud´u serh ve tefsir eden hahamlardan, Yahudi konsillerinin baskani olanlarina Geonim (fetva veren) denir. Konsil baskani olmayanlara ise Posekim (karar verenler, tercih edenler)denir. Yahuda´dan sonra gelen hahamlar Misna´ya ilave ve serhler yapmislardir. Misna´nin dili, kendisinde Yunanca ve Latincenin etkisi görülen Yeni Ibranice (Neo Hebrew)dir.

Misna´nin yazilmasindan maksad,yazili emir kabul edilen Tevrat´i tamamlayici sözlü emirleri tanitmaktir. Yahuda´nin yazdigi Misna´ya almadigi ve diger hahamlarin yazdigi Misnalardaki bilgiler sonradan toplanmis; bunlara ilaveler (Tosefta) denilmistir. Misnalar, Tevratlardan daha basittir. Kelime ve cümle sekilleri onlardan cok farklidir. Emirler, genel kurallar seklinde bildirilmistir. Dikkat cekici misaller verilmistir. Bazen vaki olmus hadiselere rastlanilir. Emirler beyanedilirken, kaynak olarak Tevrat ayetleri verilir. Misna alti kisimdan mütesekkildir: 1- Zeraim (=Tohumlar. Takdis, takdime ve ünvanlarla alakali), 2- Moed (Mübarek günler, bayram ve oruc günleri gibi), 3- Nasim (=Kadinlar. Aile hukukuyla alakali), 4- Nezikin (=Zararlar. Ceza hukuku ve adliyeyle alakali), 5- Kedosim (=Mukaddes seyler.Kurbanlar ve mukaddes seylere karsi islenen kabakatler), 6- Tehera (=Taharet, Temizlik ve dini ayinlerle alakali) dir. Bunlar atmisüc risaleye, risaleler de cümlelere taksim edilmistir.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#5
Gamara´ya gelince: Yahudilerin Filistin ve Babil´de iki önemli dini mektebleri vardi. Bu mekteblerde, Amoraim (izahcilar) denilen hahamlar, Misna´nin manasini aciklamaga, tezadlari düzeltmege, örf ve adetlere dayanarak verilen hükümlere kaynak aramaga, olmus veya olmamis, yani teorik meseleler üzerinde hükümler vermeye calistilar.

Babil´deki hahamlarin yaptiklari serhlere Babil Gamara´si denildi. Bu Gamara, Misna ile beraber yazildi. Meydana gelen kitaba Babil Talmud´u denildi. Kudus´deki hahamlarin yaptiklari serhlere de, Kudus Gamarasi denildi. Bu Gamara da Misna ile beraber yazildi. Meydana gelen bukitaba Kudus Talmud´u denildi. Filistin Gamara´si, bir rivayete göre miladi ücüncü asirda tamamlandi. Babil Gamara´si ise, miladin dördüncü asrinda basladi ve altinci asirda tamamlandi. Gamaralar da Islam dünyasindaki fikih kitablarina benzemektedir.
Daha sonra, Kudus ve Babil serhleri ayrilmaksizin Misna ve Gamara´ya Talmud denildi. Babil Talmud´u, Kudus Talmud´unun üc misli daha uzundur. Yahudiler,Babil Talmud´unu Kudus Talmud´undan daha üstün tutarlar. Misna´nin bir-iki cümlesi, bazen Talmud´da on sahife anlatilir.Talmud´un anlasilmasi, Misna´dan daha zordur. Her Yahudi, dini egitiminin ücte birini Tevrat, ücte birini Misna, ücte birini de,Talmud´a ayirmak durumundadir. Bunun icin kurulan hukuk akademilerinde (gaon) profesörler, yerlere oturmus sayisi ikibine varan talebeye ders verirler; Talmud´u ögretirlerdi. Sözlü olarak verilen ders, ama münadiler vasitasiyla talebeye tekrar edilirdi. Bu bakimdan müslüman üniversitelerindeki hukuk fakülteleriyle ayni metod tatbik edilmekteydi.

Babil Talmud´u, ilk defa miladi 1520-1522 de, Kudus Talmud´u ise, 1523 senesinde Venedik´te basildi. Babil Talmud´u, Almanca ve Ingilizceye, Kudus Talmud´u da, Fransizcaya tercüme edilmistir. Babil Talmud´unun % 30´unu, KudusTalmud´unun % 15´ini hikayeler ve kissalar teskil eder. Bu hikayelere (Hagada) derler. Yahudi edebiyatinin esasini bu hikayeler olusturur. Talmud´da Hazret- Isa ve annesi Hazret-i Meryem ile ilgili kötü ifadeler bulundugu icin Hiristiyanlar bu kitaba siddetle karsidirlar; hatta Talmud sebebiyle Yahudileri agir takibat altinda tutmuslardir.

Ancak 1520´de Papanin izni ile Babil Talmud´u, üc sene sonra da Kudus Talmud´u basilabilmis, bundan otuz yil sonra Yahudiler icin felaketler zuhur etmistir. 9 Eylül 1553 de Roma´da ele gecirilen bütün Talmud nüshalari yakilmistir. Bu, diger Italya sehirlerinde de tatbik edilmistir. 1554 senesinde Talmud ve diger Ibranice kitablara sansür konulmustur. 1565 de Papa, Talmud kelimesinin kullanilmasini dahi yasaklamistir. 1578-1581 seneleri arasinda Talmud, Basel sehrinde yenidenbasilmistir. Bu baskida, bazi risaleler cikarilmis, Hiristiyanligi kötüleyen bircok cümleler kaldirilmis, bircok kelimeler de degistirilmistir. Bu tarihten sonra, Papalar yine Talmudlari toplatmislardir.

Endülüs Emevi Sultanlarinin dokuzuncusu Ikinci Hakem (ölümü 976), haham Joseph Ben Mases´a emrederek, Talmud´u Arabcaya tercüme ettirmistir. Okunduktan sonra, müslümanlar arasinda öylesine menfi reaksiyon dogurmustur ki, bu tercümeye (Keseye konan pislik) adi verilmistir.

Ancak esas infial Hazret-i Isa ve annesi hakkindaki hakaretamiz ifadeler sebebiyle, hiristiyanlar arasinda dogmus ve günümüze kadar da antisemitizm cereyani seklinde artarak devam etmistir.

Talmud´da, Yahudi olmayanlar icin kullanilan agir ifadeler zamanla baska kelimelerle kamufle edilmis; bu kelimelerin asillarinin ne oldugu da Talmud Zuhülleri adli kitablara yazilarak gizlice elden ele dolasmaya baslamistir. Aslen Polonya Yahudisi olup bugün Kudus´de yasayan ve Israil hükümetinin totaliter tavirlarini siddetli tenkid etmesiyle taninan Profesör Israil Shahak, Moses Hadas´dan alarak, “Talmud bilginlerince kurulmus olan klasik Yahudiligin kaynaginin Platon etkisine dayandigini ve özellikle de Platon´da görülen Sparta imajina yaslandigini” söylemektedir. Talmud öylesine asiri dogmatik hükümlerle doludur ki, bunlari bertaraf etmeden zamanin ihtiyaclarina cevap verebilmek icin bir takim hileler ihdas edilmistir. Bunlar Islam hukukundaki hukuki carelere benzer. Su kadar ki, Islam hukukundakiler, hukuk kaidelerini bertaraf etmemek icin tatbik olunur. Yahudiliktekilerde ise tam tersine, hukuk prensiplerinin asiri dogmatikligini bertaraf etme maksadi vardir.
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#6
Sebt yasagindan kacinmak icin Yahudi olmayan Sebt iscisi (Sabbath-goy) tutmak ve kendilerine yasak olan isleri ona yaptirmak; yedi yil sonunda nadasa birakilmasi Tevrat´in emri olan tarlalari muvazaa ile birisine satip tekrar geri almak gibi. Kur´an´da Yahudilerin Sebt yasagini ihlal etmek icin ittihaz ettikleri hilelerden bahsedilir. Kur´an´in Ehl- Sebt (=cumartesi ehli) diye andigi bu topluluk imtihan ederek cumartesi günleri, diger zamanlardan daha cok balik gönderiyordu. Bunlar cumadan denize ag sermek ve pazar günü toplamak suretiyle Sebt yasagini delmeye yeltenmisler; ancak Rableri bundan razi olmayarak onlari maymun haline meshetmisti. (Araf: 163-166).

Zebur
Hazret-i Musa´dan sonra, Israil ogullarina Hazret-i Davud´a indirilen ve yüzelli ayetten
mütesekkil Zebur´da elli ayet Beni Israil´e Babillilerden gelecek sIKIntilari, elli ayet Romalilardan gelecek SIKIntilari haber vermekte, elli ayet de va´z ve nasihat ihtiva etmekteydi. Zebur´da seriate ait hükümler yoktu.

Yahudi Hukukcular
Hazret-i Harun´dan önce din adamlari sinifi yoktu. Aile reisleri ayinleri icra ederdi. Hazret-i Harun, Yahudi din adamlari sifininin atasi sayilir. Levi, Hazret-i Yakub´un ücüncü oglu ve Levililer kabilesinin de atasidir. Böylece Levililer Israil ogullarinin oniki kabilesinden biridir. Tevrat´in bir bölümünün basligi Levililer´dir. Hazret-i Davud´a gelinceye kadar Beni Israil peygamberleri (bu arada Hazret-i Musa, ve Harun) hep Levi soyundandi. Hazret-i Davud ve Süleyman´dan sonra gelen, Hazkiya, Ilyas, Ismoil, Sa´ya, Ermiya, Uzeyr, Danyal,Zekeriyya, Yahya gibi peygamberler de yine Hazret-i Harun soyundan,dolayisiyla Levililerdendi.

Yahudilerde mabedlerin hizmetine bakandin adamlari (Eski Ahid´deki ismiyle kohen/kahinler, Islam gelenegindeki tabirle hahamlar) hep Levililerdendir. Bunlarin topraklari olmadigi icin, diger kabileler bunlarin ihtiyaclarini karsilarlardi. Vergiden muaftilar. Baskahin, Levililerin esrafindan secilirdi. Zamanin Kudus Yahudi dinin merkezi durumuna gelince, rahiblik görevi bizzat Hazret-i Harun soyundan gelenlere inhisaretti; diger Levililer ise daha alt seviyede din adami olarakkaldilar. Miladdan önce birinci asirda Sanhedrin´in kurulusuyla hahamlik müessesesi ortaya cikmistir. Bunlar kahinlerden farkliolarak din talimiyle, dini metinlerin tefsiriyle mesgul olurlardi. Zamanla kahinlerin yerini almislardir. Aksenazlar haham yerine rabitabirini kullanirlar.

Yahudi Mezhebleri
Incil´de de haber verildigi üzere Yahudiler arasinda Saduki, Hasidum, Esseni ve Ferisi gibi aralarinda önemli itikadi, ameli ve siyasi farklar bulunan mezhebler/tarikatlar vardi.
Yahudiler arasindaki ilk bölünme Hazret-i Davud zamaninda Kudus´e mabed yapilmasina karsi cikan kuzeylilerin kurdugu Rahabilerle basladi.

Büyük Iskender´den sonra bölgeye hakim olan Selefkilerin, Yahudileri Elen kültürüne baglamaya calismalarina karsi cikan ve Makabi adinda soylu bir Yahudinin liderlik ettigi ayaklanmadan (Miladdan önce 167) sonra baska mezheb/tarikatlar belirmistir. Saduki mezhebinin kurucusu Sadok adinda bir kohendir. Daha ziyade din adamlarinin toplanip baglandigi bu mezhebde Tevrat ve kohenlerin tefsirleri muteber sayilir; ahiretin ve meleklerin varligi inkar edilir. Sadukiler, Filistin´i isgal eden yönetici güclerle her zaman yakin münasebet icinde olmus ve Hazret-i Isa´ya siddetle karsi cikmislardi. Miladdan önce ikinci asirda ortaya cikan bu mezheb Kudus ve Mabed yangininda sonra (M. S. 70) kaybolmaya yüz tutmustur.

Sadukilerle ayni zamanda ve onlara zit olarak ortaya cikan Hasidim mezhebi, Makabi isyaninin ardindanki en büyük güc olan alimler tarafindan kurulmustur (Hasidim=Ibranice alimler). Hasidim mezhebinin telakkilerini Ferisiler sürdürmüstür (Ferisi=Arimice perusim=ayrilmis) Bu mezhebde ahiret inanci vardir ve meleklerin varligi kabul edilir. Bunlarda dine samimi baglilik, agirbaslik ibadet, Sebt gününün kudsiyeti gibi geleneklere rivayet vardir. Bunlar Tevrat disindaki dini metinlere de cok itibar etmislerdir. Din adamlarina münhasir mezheb sayilan Sadukilerin aksine Ferisiler halk tarafindan cok tutulmus ve bu mezheb ragbet görmüstür. Bu sayede Yahudi dini din adamlarinin kontrolünden cikarak“demokratiklesmistir”.

Bu mezheb sayesinde Yahudi dini, Hiristiyanligin aksine ruhbaniyyetin bulunmadigi bir din haline gelmistir. Nitekim Kudus´un ve mabedin yakilmasindan sonra Ferisi mezhebi de tarih sahnesinden silinmekle beraber; din adamlarinin yerini Ferisilerin getirdigi ilahiyat telakkisi aldi ve dini metinlerin tefsirine verdikleri ehemmiyet sayesinde Yahudilik devam edebilme imkani buldu. Bunlar Musevi dinin ibadetlerin ancak mabedlerde yapilabilecegini savunan Sadukilerin aksine, mabed disinda da ibadet yapilabilecegini kabul etmekteydiler.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#7
Bir de yine Hadisim mezhebinden cikma Esseniler vardir. Basarisizliga ugrayan Makabi isyanindan sonra Suriye´ye müstakil prenslerden mütesekkil ruhanimahiyette Hasmonean hanedeni hakim olmustu (M. Ö. 134). Iste Essenilik, bunlarin kurduklari rahiblik kurumuna karsi cikanlardan meydana gelmistir. Bunlar Kumran cölüne yerlesmisler ve diger insanlardan tamamen ayri bir hayat sürmüslerdir. Cemaatin bütün mallari ortakti, el emegiyle gecinirlerdi ve günlük hayatlarini idarecileri tanzim ederdi. Bu yüzden sayilari fazla artmamis; ama cileci telakkileri ilk Hiristiyanlari etkilemistir. Bunlar da Sadukilerin aksine Ferisiler gibi ahirete ve ruhun ölümsüzlügüne inanirlar; ancak farkli olarak hasri, yani insanlarin bedenleriyle dirilecegini kabul etmezlerdi. Sebt gününe ve Yahudi seriatinin hükümlerine titizlikle uyarlardi. Ekseri mabed disinda ibadet ederlerdi. Bu mezhebe girmek, ciddi deneme ve imtihanlari gecmeye bagliydi ve iki sene kadar sürerdi. Esseniler, kendilerini seckin bir cemaat olarak görür ve Israil´in düsmanlarina karsi mücadele edip zafer kazanacak Yahve´nin sonsuza dek hüküm sürecegine inanirlardi. Bu firkalar zamanla neredeyse kaybolmustur.

Sihristani, zamaninda (hicri VI/miladi XII. asirda) yasayan Yahudilerin birbirine muhalif alti ana firkaya ayrildigini; hadiste gecen yetmis bir firkanin hep bu firkalardan ciktigini bildirir. Bu heretik gruplardan birincisi Inadiyye firkasidir. Sebt günü ve dini bayramlar bakimindan diger Yahudilere muhaliflerdir. Kus, geyik, cekirge ve balik eti yemezler. Hayvanlari ensesinden keserler. Hazret-i Isa´nin Beni Israilden ve peygamber olmadigini; Musa seriatine bagli ve insanlari Tevrat´a davet eden bir veli oldugunu; Incillerin de ilahi degil; Hazret-i Isa´nin hayatini anlatan kitablar sayilabilecegini söylerler.

İkinci firka, Iseviyye firkasidir (tabiatiyla bunlarin Hazret-i Isa ile bir alakasi yoktur; Abbasi halifesi Mansur zamaninda Isfahanli Ebu Isa adinda birisi tarafindan kurulmustur).Tevrat´ta bulunan hükümlerin cogunda Yahudilere muhalefet etmislerdir. Tevrat´ta yenilmesine izin verilen hayvanlari, hatta genel olarak hic bir canliyi yemez; günde on vakit namaz kilarlar.

Ücüncü firka Hemedan´da dogan Mugaribe ve dördüncü firka da Burganiyye (Yuz´aniyye) firkasidir. Bu dördüncüler ücüncüden ayrilmistir. Tevrat´in bir zahiri (acik) bir de batini (gizli) manasi oldugunu ileri sürerek-pek cok hükmü inkar etmislerdir (Tipki müslüman dünyasindaki Batiniler gibi). Besinci Yahudi firkasi Müskaniyye firkasidir. Kum nahiyesinde yayilmis olan bu firkadakiler, Hazret-i Muhammed´in peygamber oldugunu kabul ederler; ancak zaten Ehl-i kitab olan Yahudilerin disindaki insanlara gönderildigine inanirlar.

Altinci firkayi Samiriler teskil eder. Samiri, Hazret-i Musa Tur dagindayken altindan bir buzagi yapip kavmini buna tapmaya davet eden kimsedir.

Kur´an´da ismi gecer. Hazret-i Musa cömertlik gibi bazi iyi hasletlerinden ötürü Samiri´yi affetmis; bunun soyundan gelenler Samira´ya yerlesmis ve digerlerinden farkli bir yol/mezheb tutmuslardir. Samira (Samiriyye), Filistin´de Nablus´a yakin bir kasabadir. Samiri, bu kasaba havalisinde yasayan Ibraniler icin kullanilan bir tabirdir. Bunlarin elinde diger Yahudilerden farkli bir Tevrat nüshasi vardir; buna Somranim Tevrati denir. Daha önce de zikredildigi üzere, Samiriler, yazicilarin Tevrat´a aciklamalar ve ilaveler yapmalarina, hatta harflerini bile degistirmelerine karsi cikmislardir.

Yahudilerin ellerindeki Tevrat ile Somranim Tevrat´i arasinda altibin kadar ihtilaf bulundugu bildilmektedir. Öyle ki Samiriler Tevrat´i teskil eden otuzsekiz kitabtan ancak yedisini kabul ederler. Samiriler Hazret-i Musa, Harun ve Yusa´dan sonra gelen Beni Israil peygamberlerini kabul etmez; hatta Hazret-i Davud´a Allah tarafindan Mescid-i Aksa´nin Nablus´a yapilmasi emrinin geldigini, ancak bunu dinlemeyerek Ilya´ya (Kudus) yaptirdigini; böylece zalimlerden oldugunu söylerler. Taharete (dini temizlik)diger Yahudilerden daha az ihtimam gösterirler. Bunlar da Elfaniyye ve Küsaniyye adiyla iki gruba ayrilmistir. Kudus´un ve mabedin yakilmasindan sonra dünya yüzüne dagilan Yahudiler, yakin zamana kadar bulunduklari ülkenin dil ve kültürünün tesirinde kalarak ayri birer ictimai grup teskil etmislerdi. Askenaz (=Almanyali) adiyla taninan Dogu avrupa Yahudileri, vaktiyle sayica en cok olan ve 2ci. Dünya Savasi´ndaki jenositten de en cok etkilenen bir gruptur.İbranice, Slavca ve Almanca karisimi Yidis denilen bir dil konusan bu grupun büyük cogunlugu bugün Israil´e göc etmistir. İspanyaY ahudileri ise Sefarad (=Ispanyali) olarak bilinir. Kastilya ve Aragon kralliginin tek tac altinda birlesip 1492 yilinda Endülüs´deki son müslüman devleti olan Beni Ahmer devletini yikarak hemen tüm Ispanya´ya hakim olusundan sonra burayi terkederek büyük cogunlugu Türkiye´ye yerlesmislerdir. Ladino denilen Ibranice-Ispanyolca karisimi bir dil konusurlar. Bugün Yahudilerin yaridan fazlasini teskil ederler.

Anadolu´da bunlardan önce de Bizans hakimiyeti altinda yasayan Yahudiler vardi ve bunlar Romanyot olarak bilinirdi. Yemen havalisindeki Yahudiler de ayri bir sosyal cemaat teskil eder. Bu gruplarin inanc ve ibadet esaslarinda ufak tefek farkliliklar bulunmaktadir. Söz gelisi din adamlarina Sefaradlar haham, Askenazlar rabi derler. Bir de Karayit veyaKaraim ya da Karay olarak bilinen bir grup vardir.

Eski Hazar imparatorlugunun kalintisi ve bir kismi Türklerle ayni asildanYahudiler, bu mezhebdedir. Bunlarin digerlerinden önemli bir farki vardir; bu da Talmud´u kabul etmeyerek yanliz Tevrat ile amel etmeleridir. (Tevrat disinda, din adamlarinca meydana getirilen dini mukaddes metinleri de muteber kabul eden gelenege rabinik denir.)Musevilik Israil ogullarina has milli bir din halini aldigi icin, Israil devleti bunlari ve Habesistan´da yasayan zenci Falasalar ile Hindistan Musevilerini Yahudi olarak kabul etmekte cekingen davranmaktadir. Bir de XVII. asirda mesihligini ilan eden Sabatay Zevi´ye bagli ve cogunlugu Türkiye ve Arnavutluk´ta yasayan Sabetayistler vardir. Ancak Yahudiler, inanc ve amele dair dini hükümlerde cok serbest fikirleri olan bu grupu heretik (=bid´at ehli) görmekte ve kendi cemaatlerine kabul etmemektedir.
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#8
Gurbetteki Hukuki Hayat
Yeryüzüne dagildiktan hemen her memlekette Yahudilerin adli ve hukuki otonomileri vardi ve bet din denilen kendi mahkemelerinde dayyan adi verilen hakimler tarafindan Eski Ahid hükümleri tatbik edilmekteydi. Buna ragmen bulunduklari her yerde, bilhassa yabancilarla faizli muamele yapma serbestisinin verdigi imkanlardan istifadeyle büyük servet edinmeleri, bilhassa Avrupadaki diger insanlarda büyük bir Yahudi aleyhdarligi dogurdu.

Yahudiler her yerde asagilanmaya ve ezyet görmeye basladilar. Bu da onlari bulunduklari ülkeye intibak icin kendilerini zorlamaya ve din/hukuk prensiplerinde bazi degisiklikler yapmaya itti. Bazilari vaftiz olup Hiristiyanligi kabul etmis görünerek hayatlarini devam ettirebildiler. (Ispanya´da bunlara marrano deniyordu.) Nitekim Eski Ahid ´de yer alan bir menkibeye göre, Ester, saraydaki amcasi Mordekay´in tavsiyesiyle gercek dinini düsmanlardan gizlemisti. (Ester 2/20). Hiristiyanlarin Papa´si gibi müsterek bir otoritenin birlestiriciliginden mahrum olduklari ve hemen yerde gizli sakli yasamak zorunda kaldiklari icin, giderek dinlerinin hükümlerini gelecek nesillere aynen nakl etmekte zorluk cektiler.

Miladin onikinci asrinda Endülüs´de dogan (1135), bilahare Misir´a yerleserek orada Yahudi cemaatinin reisken ölen (1204) haham Musa ben Meymun (Maimonides, halkin deyisiyle Rambam), Talmud´u yeniden tefsir etmis; buradaki bazi tenakuzlari izaha calismis ve bugüne kadar intikal eden Yahudi ilahiyatina dair bilgileri telif etmesiyle taninmistir. Dedesi bir Senhedrin reisi olan bu haham, Yahudi hukuk tarihinde bu bakimdan cok ehemmiyetli bir mevki isgal eder.

Maamafih daha M. Ö. ikinci asirda Yunan hakimiyetinin tesiriyle Musevilikte reform tesebbüsleri baslamisti. Bilhassa XVIII. asirda sonra Yahidi seriati kademeli olarak mühim degisikliklere ugradi ve zamanla bilhassa Amerika, Almanya ve Fransa´da yasayan Yahudiler arasinda dinlerini reforme etme arzusunu duyan cemaatler ortaya cikti. Bu cemaatler, ibadetlere mahalli dilin sokulmasi; Sebt gününün Pazar´a kaydirilmasi; bazi Sebt yasaklarinin kaldirilmasi; sünnetin kaldirilmasi; eskiden en az on hür erkegin toplanmasiyla yapilabilen ibadetler icin kadinlarinda cemaatten sayilmasi; ibadet esnasinda erkek ve kadinlarin baslarini acmalarina izin verilmesi gibi yenilikler getirdiler.

Bu arada, Islam ülkelerinde yasayanlari daha iyi durumdaydi ve adli/hukuk otonomilerini sürdürebildiler. 1948 yilinda sonra Yahudiler tekrar bir devlete sahip oldular. İsrail devleti, 1950 tarihli Geri Dönüs Kanunu geregi, Yahudi bir anneden dogan veya Yahudiligi kabul eden ve baska bir dine mensub olmayan herkesivatandas olarak kabul etmeye basladi. Ancak Birlesik Milletlerce teokratik hüviyet tasimamak kaydiyla kurulmasi kabul edilenIsrail´de, Yahudi seriatinin prensiplerinin tam manasiyla tatbik edilip edilmemesi hususunda ihtilaflar dogdu. Bugün Mirzahi ve Agudist denilen gruplar Israil hükümetini bu seriatin hükümlerinden uzaklasmakla itham etmektedir. İsrail devleti, Siyonizmin zaferidir ve dini olmaktan ziyade milli bir devlet sayilir. Ancak Yahudi dini tek bir kavme mahsus oldugu icin, bu milliyetcilik oldukca dini karakter tasir.

Yahudi Seriatinin Hususiyeti
Nisancizade Mir´at-i Kainat adli tarihinde diyor ki: “Tefsirlerde yazdigina göre, Israil ogullari sert, hasin bir millet oldugu icin Hazret-i Musa´nin seriati de siddetli ve zordu.

Hatta sözgelisi, elbiseden ve insan bedeninden necaset bulasmis yeri kesmeyince ser´an temiz olmazdi. Günah isleyen uzvu kesmek farzdi. Mesela yalan söyleyenin dili; zina edenin zekeri kesilirdi. Günah isleyen, helal yiyeceklerden birini kendisine yasaklamak zorundaydi. Cumartesi (Sebt) günü ibadetten baska bir isle mesgul olmak haramdi. Mabedden baska yerde namaz kilmak, ibadet etmek caiz degildi. Kasden ve hataen adam öldürmede diyet vermek, yahud afv etmek caiz degil, kisas lazimdi. Hergün elli vakit namaz kilmak, malinin dörtte birini zekat vermek farzdi.

Hayizli hanimla ayni yatakta yatmak yasakti. Eski seriatler hususunda müstakil bir calismasi olan Abdurrahman Dervis de, Museviligin agir hükümler ihtiva ettigini söyleyerek Sebt günü yasaklarini, kadinlarin temizligi ile alakali hükümleri, deve ve tavsan etinin yenilememesini, adam öldürmede diyetin bulunmamasini buna misal veriyor. Öte yandan Iseviligin de, bu hükümleri hafifleterek son derece müsamahali hükümler getirdigine; Islam hukukunun ise mütevassit bir yol takib ettigine dikkat cekiyor.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#9
Yahudi Hukuku´nun Mensei
Yahudi hukukunun mensei ve bunun Hamurabi kanunlariyla olan münasebeti hakkinda bir kitabcik kaleme almis olan Ankara Hukuk Fakültesi hocalarindan Hamide Topcuoglu diyor ki: “Umumi hukuk tarihinde, muayyen bir kültür seviyesinde bulundugu malum olan bir cemiyetin hukukunda, bu cemiyetin irki ve milli vasiflarindan mücerred olarak ayni seviyedeki diger cemiyetlerle, müsterek veya sabit bazi karakterler tesbit edilebilecegi neticesine varilmistir.

Kadim hukuk sistemlerinin birbiriyle mukayeseli bir sekilde tedkiki,
umumiyetle hukuk tarihcilerini benzerliklere varmaya meylettirir”. Bu kanaatte büyük bir dogruluk payi vardir. Bundan dolayidir ki insanlari mizac ve yasayis olarak birbirine cok benzeyen Akdeniz hukuklari hep biribirinden nes´et eden sistemler olarak kabul edilmis; Islam hukukunda Musevi, Musevi hukukunda da Babil etkisi aranmistir.

İsrail hukukunun mensei hakkinda yapilan bir takim ilmi arastirmalarda basvurulan birinci metod, mukayese metodu olmustur. İki hukuk sisteminin hükümleri arasinda mukayeselerde bulunup benzerlikler ortaya konarak Tevrat´in Hamurabi kanunnamesinden alinma oldugu neticesine varilmistir. İkinci olarak basvurulan filolojik inceleme ve sekil veya tür bakimindan tarihi arastirma metodlari ile de, Tevrat hükümlerinin ya kazuistikya da kesin emir seklinde oldugu; Israil diline yatkin olmayan birincilerin Kenan hukukundan alinma; ikincilerin de Israil ogullarinin kendi öz hukuku, bunun da örf adet veya Hazret-i Musa´nin sözleri oldugu neticesine varilmistir.

Miladdan önce 21. asirda hazirlanmis olan Hamurabi kanunnamesinin önsözünde, bu hükümlerin Tanri Marduk tarafindan dikte ettirildigi söylenerek kanunnameye ilahi bir mense temin edilmeye calisildigi; böylece Hamurabi´nin kendi otoritesini Tanri´nin tasvibine mazhar ettirmek uyanikligini gösterdigi görülüyor.

Hamurabi kanunnamesi, o zamana kadar mevcud örf-adet veya iptidai bir metin halindeki hukuku islah maksadini güden bir tedvin eseridir. Bunun icin kagit üzerinde kalmaktan öte gidememistir. Elde de tatbikatina dair bilgi ve belge yoktur.

Hamurabi kanunnamesinin,Tevrat´a örnek teskil edip etmedigi hususunda birbirinden ayri üc görüs vardir: Birinci görüs: Hamurabi kanunu Tevrat´a örneklik etmistir. Bu hükmü de mukayese metoduyla varilmaktadir. Her iki hukuk sistemindeki hükümler biribirinin aynisidir, Hamurabi kanunuTevrat´tan önce olduguna göre, ona örnek teskil etmistir. İkinci görüs: Hamurabi kanunu ile Tevrat müsterek bir örnekten istifade etmistir. Bu örnek de henüz elde olmayan eski bir metindir. Tevrat, Hamurabi kanunnamesinden seviye itibariyle geridir. Bununla beraber bazi hükümler incelendiginde, Tevrat´ta her ikisi icin müsterek olan iptidai bir metin islah ruhu hissedilir. Sözgelisi, cezalarin sahsiligi prensibi Tevrat´ta benimsenmistir; ancak Hamurabi kanununda yoktur. Ücüncü görüs: Her iki kanunname birbirinden tammen müstakildir. İki cemiyet birbirinden bünye ve seviye itibariyle o kadar farklidir ki, bu kanunlarin birbirinden alindigi veya birbirine örneklik ettigi hükmüne varmak hayli güctür.

Sözgelisi Babil´de sosyal siniflar cok güclüydü; Israil´de ise sadece yerli- yabanci ayrimi vardi. Babil´de ticaret cok ileriydi; Israil´de ticaretten söz etmek mümkün degildi, bunu Kenaniler yapiyordu. Babil´de ziraat ileriydi, yüzlerce kölenin calistigi büyük ciftlikler vardi. İsrail´de böyle büyük ciftlikler olmadigi gibi, araziyi de sahibi islerdi. Kölelerin durumu Israil´dedaha iyiydi. Aile hukuku hükümleri de cok farkliydi; kadinin durumu Babil´de daha ileriydi. Öte yandan Tevrat, sadece hukuk kaidelerinden ibaret olmayip, bunlarin yani basinda ictimai ve ahlaki kaideler de vardi. Bu itibarla Babil kanunu tamamen dünyevi, Tevrat ise teokratik mahiyettedir. Bir arkelojik kazida müsterek eski metin(archetype) bulunsa bile; Tevrat´in bundan Hamurabi kanunu vasitasiyla degil, müstakilen istifade ettigi düsünülmelidir.

Topcuoglu, su neticeye varmistirki, mesele henüz münakasa edilebilecek olgunluga gelmemistir.Vesikalar kittir. Her iki sistemin de birbirinden müstakil oldugu fikri, digerlerinden daha fazla hakikate yakin gibi görünmektedir. Hamurabi kanununda Sümer kanunlarinin tesiri vardir; ancak Sami irkina has sertlik alametlerini tasimaktadir; Tevrat ise tamamen Sami ruhun hakim oldugunu bir metindir. Görülüyor ki Hamurabi kanunnamesinden tamamen müstakil olsa bile, Tevrat´in eski bir metinden istifade etmis olabilecegi kaziyyesi mevcuddur. Halbuki Tevrat ilahi oldugu iddiasiyla ortaya konmus bir metindir. İnsan eliyle tahrife ugramis bile olsa.

Nitekim Ortadogu´da eski peygamberlere ait izler cok derindir. Kitablari kaybolsa, sözleri unutulsa bile; bunlardan tek-tük bazilarina, sonraki metinlerde veya halk arasinda örf-adet seklinde rastlana bilmektedir. Hamurabi kanunnamesinde bunlarin etkisi oldugu kuvvetle muhtemeldir. Su halde hakiki Tevrat, tamamen ilahi menseli bir metin olmakla beraber; Hamurabi kanunda da beser iradesinin yani sira, ilah iradenin izileri oldugu inkar edilemez.​
 

ALI25

Çalışkan Üye
Silver
#10
Hamurabi kanununun da büyük ölcüde Sümer hukukunu kaynak ittihaz ettigi bilindigine göre, Sümer, Babil, Israil ve hatta Islam hukuku pespese birbirini etkilemistir, denilebilir mi? Bu görüste olanlar vardir. Gercekten Hamurabi kanunnamesinde ve Tevrat´ta bulunan pek cok hükmün benzerine Sümerlerde de rastlanmaktadir. Muhtemelen Turan asilli bir kavim olan Sümerler, Mezopotamya´da yasayan en eski medeniyetlerden birini kurmuslardi (M. Ö. 3500). Sadece Sümerler degil, onlarin takipcisi olan Asur ve Babillilerde de, hatta eski Misir ve Hititlerde pekcok dini hikayeler, Eski Ahid´deki hikayelere benzemekte ve insani tabiatiyle ikincilerin birincilerden alinma oldugu kanaatine sürüklemektedir. Bilhassa Yaratilis ve Hazret-i Adem, Tufan ve Hazret-i Nuh, Hazret-i Yusuf, Hazret-i Eyyub ve Danyal peygamberle ilgili kissalar, bu eski milletlerde de baska isimlerle ama hemen hemen ayni muhtevayla mevcuddur. Gerci Tevrat´in eldeki nüshasinin Hazret-i Musa´dan cok sonra yazildigi bir hakikattir.

Ancak Yahudi hukukunun Sümerlerden muktebes oldugunu söylemek de pek kolay degildir. Sümer hukukuna hakim bulunan prensipler, yukarida Hamurabi kanunnamesinde oldugu gibi Tevrat´takilerle mukayese edildiginde benzerlikten cok farklilik ortaya cikaracaktir. Sümerlerden önce de hukuk sistemi vardi. Üstelik Mezopotamya, semavi dinlere göre insanlik tarihinin basladigi ve büyük peygamberlerin yasadigi bölgedir.

Bilindigi kadariyla, Sümer efsanelerinin yazildigi tabletlerdeki civi yazisi onyedinci asirda cözülmeye baslamis ve ondokuzuncu asrin ortalarinda tam manasiyla okunabilmistir. Bu tabletlerin önemli birkisminin bulunusu ise yirminci asir baslaridir. O halde Babildeki Yahudilerin veya Arabistan Arablarin bu tabletlerden eski Sümer efsanelerini ve hukuk kaidelerini ögrenip bunlari Tevrat´a oradanda Kur´an´a aktardiklari kolayca söylenebilir mi? Yarin Sümerlerden daha eski bir medeniyete ait kalintilar bulunursa,bunlarin muhteviyatinin da Sümerlerinkine benzedigi görülürse, Sümerlere ilham kaynagi olduguna mi hükmedilecektir? Öyleyse Sümer hukukunun da etkilendigi bir kaynagin bulunmasi lazim gelir. Bu, gerek Sümer, gerek Babil ve gerekse Yahudi hukukun orijinini teskileden müsterek bir kaynaktir: O da muhtemelen ilahi vahydir. Nitekim Hamurabi kanunnamesinin önsözünde bu kanunnamenin ilahi bir mense´e atfedildigi görülmektedir.

Su kadar ki Sümer ve Babil hukukunda beseri iradenin rolünün daha fazla oldugu söylenebilir. Bu da esasli farkliliklari izah etmektedir. (Islam Hukuku ve Önceki Seriatler Sf.36-63/Doc.Dr.Ekrem Bugra Ekinci)