yalan söylemek çok büyük günahtır

urfalımatematikçi

Tecrübeli Üye
Silver
#1
*** Doğru sözlülüğün karşıtı yalancılıktır.***
*** Yalancılık ise kötü bir huy ve nifak belirtisidir.***
***Mü'min yalan konuşmaz ve yalanla iş yapmaz. ***

Bir gün Peygamberimize sorulmuş:

Mü'min korkak olur mu? Peygamberimiz cevap vermiş:

Olabilir. Mü'min cimri olur mu? diye sorulunca, Peygamberimiz:

Olabilir, buyurmuş.

Mü'min yalancı olur mu? denilince, Peygamberimiz:

Hayır, olamaz, buyurmuş (iman ile yalanın bir arada bulunamayacağını bildirmiştir.)13

Yalan, insan için en kötü sıfat olan münafıklık alâmetidir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

"Dört şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa o kimse katıksız münafık olur. Kimde bunlardan bir şey bulunursa -onu bırakıncaya kadar- kendisinde nifaktan bir haslet var demektir. (Bunlar): Konuştu mu yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, va'dederse va'dinden döner, bir dava ve duruşma esnasında haktan ayrılır:"14

Müslim'in bir rivâyetinde şu dikkat çeken ilâve yer almaktadır:

"Bu kimse isterse oruç tutsun, namaz kılsın ve kendini müslüman saysın."15

Peygamberimiz, çocukları yatıştırmak ve oyalamak için onlara yalan söylemenin de günah olduğunu, bundan da sakınılması gerektiğini bildirmiştir.

Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor: "Peygamberimiz evimizde bulunduğu bir günde annem beni yatıştırmak için:

- Yavrum, gel sana bir şey vereceğim, diye beni çağırdı. Peygamberimiz anneme:

- Çocuğa ne vermek istedin? diye sordu. Annem:

- Hurma vermek istedim, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz:

- Eğer bir şey vermeseydin (de çocuğu aldatmış olsaydın) sana bir yalan günahı yazılırdı, uyarısında bulundu.16

Yalanın her çeşidi günahtır. Hele yalancı şahitliği, yalanın en çirkini ve en zararlısıdır. Herhangi bir çıkar için yahut hatır için mahkemede yalan şahitliği yapmak büyük günahtır.

Yalancı şahit, başkasının dünyasını yapacağım, gönlünü alacağım diye kendi ahiretini yıkmış olur. Sonra da yaptığı yalan şahitlikle hakkın kaybolmasına ve günahsız insanların eziyet görmelerine, mağdur olmalarına sebep olur. Bakınız Kur'an-ı Kerim'de ne buyuruluyor:

"Erkek ve kadın mü'minlere işlemedikleri bir günah yüzünden eziyet edenler muhakkak bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir"17

Evet, bir mü'minin işlemediği bir günah yüzünden eziyet görmesi, buna sebep olanı rahatsız etmeyecek mi? Bunu düşündükçe içi sızlamayacak mı? Kendisine böyle bir muamelenin yapılmasını nasıl istemiyorsa kendisi de başkasına böyle muamele yapmamalıdır.

Bakınız Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de ne buyuruyor:

"Ey mü'minler, adâleti titizlikle ayakta tutun; kendiniz, anne babanız ve akrabalarınız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, yoksul olsunlar, Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. (Şahitliği) eğer, büker, yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır."18

Peygamberimiz de:

"Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi? buyurdu. dinleyenler:

- Evet, bildir, ey Allah'ın Resûlü, demeleri üzerine, Peygamberimiz:

- Allah'a ortak koşmak, anne ve babaya karşı gelmek, buyurdu. Sonra da yatmakta olduğu yerden doğrulup oturdu ve:

- İyi dinleyin, bir de yalan şahitliğidir, buyurdu. Bu sözü durmadan tekrar ediyordu. Orada bulunanlar:

- Keşke sükut buyursalar, dediler.19

Yalan şahitliği yapan kimse üç çeşit günah işlemiş olur:

Birincisi, yalan konuşuyor. İkincisi, haksız olan kimseye yardım ediyor. Üçüncüsü de haklı olanı kötü duruma düşürüyor.

Yalan şahitliği yapmak nasıl günah ise bildiğini ve gördüğünü söylememek de aynı şekilde günahtır. Çünkü bu durumda haksız olanın bilinmesi, suçlunun cezalandırılması örtbas edilmiş olur.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

"Şahitliği gizlemeyin. Her kim şahit olduğu gerçeği gizlerse, şüphesiz ki onun kalbi günahkârdır."20

Şahitliği gizlemek, bildiğini söylememek öyle dış organların işlediği günah gibi değildir. Bizzat imanın karargahı olan kalbin işlediği bir günahtır. Bundan dolayı da en büyük günahlardandır.

2. Özde Doğruluk

Müslümanın sözü gibi özü de doğru olmalı, içi kötü duygu ve düşüncelerden arınmış bulunmalıdır. Daha açık bir ifade ile müslüman düşündüğü gibi konuşmalı, konuştuğu gibi olmalıdır. Sözü ile özü arasında ayrılık olmamalıdır. Böyle olduğu takdirde olgun mü'min olur. Böyle olduğu takdirde çevresine güven vermiş olur. Şu hadis-i şerif bunu ne güzel ifade ediyor. Peygamberimiz buyuruyor:

"Kişinin imanı doğru olmaz kalbi doğru olmadıkça. Kalbi doğru olmaz dili doğruları söylemedikçe. Kişi cennete giremez komşusu kötülüğünden emin olmadıkça.''21

Peygamberimiz dilin ve kalbin uyum içerisinde olmasını ve her ikisinin de istikamet üzere bulunmasını tavsiye etmektedir.

Bazı kimseleri zaman zaman duyarız, şöyle derler: "Sen benim söz ve davranışlarıma bakma, benim kalbim doğrudur, içimde fenalık yoktur.'' Bu sözler, yukarda mealini sunduğumuz hadis-i şerife göre bir değer taşımaz. Esasen bir kapta ne varsa o kabın ağzından o dökülür. Bir kapta bal şerbeti olduğu halde ondan sirke dökülmesi nasıl mümkün değilse, iyi duygu ve düşüncelere sahip olan kimsenin diline ve organlarına yansıyacak olan da iyi söz ve davranışlardır.

3. işde Doğruluk

Müslümanın sözü ve özü doğru olunca işi de doğru olacaktır. Müslümanın işinde hile ve haksızlık olmaz. Kendi işini sağlam ve hilesiz yaptığı gibi başkasının işini de aynen kendi işi gibi yapacaktır. Nasıl yapmasın ki yüce Peygamberimiz, kendisine reva gördüğü bir muâmeleyi, din kardeşine reva görmedikçe, kişinin olgun imana sahip olamayacağını bildirmiştir. Esasen Hakka inanan ve bütün yaptıklarından bir gün hesaba çekileceği muhakkak olan bir insan, başkasına nasıl haksızlık yapar?

Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayete göre, şöyle demiştir: "Peygamberimiz bir gün bir ekin yığınına uğramış; mübarek elini onun içine daldırmış da parmaklarına ıslaklık dokunmuş. (Yani ekinin üstü kuru altının ise yaş olduğunu görmüş) Bunun üzerine ekin sahibine:

- Bu ne? diye sormuş. Ekin sahibi:

- Onu yağmur ıslattı, ey Allah'ın Resulü, deyince, Peygamberimiz:

- O ıslak kısmı insanların görmesi için onu ekinin üstüne koysa idin ya. Bizi aldatan bizden değildir, buyurdu.22

Müşteri ekinin tamamının üstü gibi kuru olduğunu sanarak ekini satın alması halinde aldanmış olacaktı. Çünkü ıslak ekin kuru ekinden daha ağır gelir.

Bazı satıcıların buna benzer hileler yaptıkları görülmektedir. Mesela; üzüm, incir, elma, portakal ve armut gibi meyveleri sepete veya sandığa korken iyilerini sandığın veya sepetin üzerine; çürük ve küçük olanları görülmeyecek şekilde sandığın veya sepetin altına yerleştirir ve satışa sunarlar. Müşteri bununla aldatılmış olur. Aslında bir müslüman böyle yapmaz, yapmamalıdır. Çünkü her yapılan şeyi Allah görmekte ve bilmektedir. Allah'tan saklı olarak hiçbir şeyin yapılması mümkün değildir. Değil yaptıklarımızdan, düşünüp de yapamadıklarımızdan bile sorguya çekileceğimiz Kur'an-ı Kerim'de bildirilmektedir.

İşte Kur'an-ı Kerim böyle sözünde, özünde ve işinde dosdoğru olan mü'minler için korku ve üzüntü olmayacağını ve bunların cennetle mükafatlandırılacaklarını bildirmektedir. Şair de güzel söylemiş:

"Müstakim ol, Hz. Allah utandırmaz seni.''

Ne mutlu böyle bir müjdeyi hakedenlere.

Allah hepimizi inanan ve istikamet üzere yaşayan kullarından eylesin. Amin.

DİPNOTLAR

1 Fussîlet, 30.

2 Müslim, İman, 13.

3 Nûr, 39.

4 Saff, 2.

5 Saff, 4.

6 İbn Kesîr, c. IV, s. 385.

7 İbn Hişam, c. I, s. 299.

8 En'am, 33.

9 Şiblî,İslâm Tarihi, Asr-ı Saadet, c. II, s. 937.

10 Buhari, Bed'ü'l-Vahy, 1.

11 el-Münzirî, et-Tergîb ve't-Terhîb, c. 3, s. 590 Hadisi İbn Ebi'd-Dünya rivâyet etmiştir. Râvileri sikadır.

12 Buhari, Edeb, 69; Müslim, Birr, 29.

13 Suyûtî, Tenviru 'l-Havalik, c. II, s.154.

14 Buhari, İman, 24; Müslim, İman, 25.

15 Müslim, İman, 25.

16 Ebû Davud, Edep, 88.

17 Ahzap, 58,

18 Nisâ, 135.

19 Buhari, Şehâdet, 10; Müslim, İman, 38.

20 Bakara, 283.

21 el-Münzirî, et-Tergîb ve't-Terhib, c. III, s. 353. Hadisi Ahmed rivâyet etmiştir.

22 Müslim, İman, 43