Medine'nin Gülü

#1
Anladım yine her şey yâdımdan silindi
Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi
Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi
Andım yine Seni her şey yadımdan silindi

Anlasam vuslata ne zaman ferman gelecek
Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek
Anlasam vuslata ne zaman ferman gelecek

Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam
Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam
Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam
Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren Gül
Gel o o bayıltan renklerinle gönlüme dökül
Vaktidir ağlayan gözlerimi içine gül
Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül

Mecnun gibi arkanda koşan kulun olayım
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım
Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım
Mecnun gibi arkanda koşan kulun olayım

Son demde hiç olmazsa gurubum tulû olsun
Gönlün ufkunun en taze renkleriyle dolsun
Her yanda tamburlar çalınsın neyler duyulsun
Ne olur hiç olmazsa gurubum tulû olsun

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta
Ruhuma sisli – dumanlı bir kasvet yaymakta
Göster çehreni ki, Güneş guruba kaymakta
Aklım uzaklarda kaldığı günleri saymakta EY MEDİNE'NİN GÜLÜ..!!!



O yeryüzüne ayak basmadan önce –ayağı başlarımızın tâcı- her tarafta ziyâ-zulmet iç içe, çirkin-güzel yan yana, gül dikene takılı, şeker kamışta saklı, arz semâya inat kapkaranlık, semâ ürperten korkunç bir boşluk, metafizik fiziğin dar mülâhazalarına bağlı, mânâ maddenin arkasında renksiz ve silik, ruh içi boş kuru bir unvan, gönül de cesedin gölgesindeydi. O’nun basiretlerimize çaldığı ziyâ ile, bütün eski dünya ve eski düşünceler bir bir yıkıldı.. zulmetler ışık karşısında bozgunlar yaşamaya başladı.. ve bir kere daha zimam, ruh ve mânânın eline geçti. O’nun, insan, varlık ve Allah adına ortaya koyduğu yorumlar sayesinde, kâinat, muhtevalı ve okunaklı bir kitaba dönüştü.. bir baştan bir başa bu koskoca âlem, bir meşher hâlini aldı.. eşyâ ve hâdiseler de âdeta birer bülbül kesildi.. Hakk’ı söyleyen, Hakk’a çağıran, Hakk’ın ibdâ ve inşâ destanlarını haykıran birer bülbül..."7 Bu bülbüller birer muhabbet fedaisi âşık, bu muhabbetin güzeller güzeli o yüce gönül de güneşlere taç giydiren kâinat gülzarının gül-i ra’nâsı, Sonsuz Nur, Hz. Muhammed aleyhisselâmdır. Medinemizin, gönlümüzün gülüdür.

"Şâirleri, varlık, varlık ötesi mânâ ve muhtevanın bülbülleri" sayan8 Kırık Mızrap şâiri, hakikî şiiri, "ilham ağaçlarının dallarında cennet çiçekleri gibi gelişen bir meyve" olarak görür. "Öyle bir meyve ki; meyveyi derenin niyet ve düşüncelerine göre, derilenlerin yerlerinde benzerleri oluşur. Derken, hep bir farklılaşma ve temâdî içinde bu büyü sürer gider. Öyle ki, şiir ağacına uzanan eller her defasında ondan bir şeyler koparır; koparır ama, koparılanlar hep misliyet çerçevesinde kalır.. evet, ne duyulup hissedilenlerde, ne de yeni tomurcuklarda ayniyet kat’iyen söz konusu değildir. Zira ona, gerçek rengini, tadını, şivesini duygular, düşünceler, niyetler, bakış zâviyeleri ve kültürler kazandırır. Evet, şiir, şuur ve idrak potalarında kaynatılan bir düşünce ve dil enstrümanlarıyla seslendirilen bir nağmedir ama, ona gerçek derinliğini kazandıran ve hakikî rengini veren, şâirin inanç, kanaat, kültür ve düşünce ufkudur. Potasında kaynaya kaynaya tam kıvama gelmiş bir söz; inanç, kanaat ve kültürle de kanatlanmışsa, artık o aşkınlaşmış ve rûhânîlerin muhaverelerindeki derinliğe ulaşarak bir hikmet çağlayanı hâline gelmiştir ki, uğradığı her yerde bir büyü tesiri icra eder.. ifade edeceği nükteyi yakalayıp da sesini yükselttiğinde, sözden anlayanların ruhlarında sur sesi gibi yankılanır."9
Kırık Mızrap şiirlerine bu mülâhazaların ışığında baktığımız zaman aynı ilham ağacının meyveleriyle karşılaşırız. Bölüm başlıkları, şiirlerin nasıl bir ruh ikliminde çiçeklendiğinin ipuçlarını verir: IŞIK ORDUSU, Sonsuz Nur’un sevdalılarının ruh ve emel kaynağını; SOLUKLAR, Işık Ordusu’nun hayat kaynağını; ZÜMRÜT TEPELER ve SOYUMUN ŞARKISI, ideal ufkunu; GÖLGELER, HİCRAN ve SİTEMLER ise fetret dönemi duygularını dile getirirler.

İkinci kitaptaki bölümler de benzer ruh atmosferini gösterir: RUH UFKU’ndan MEDİNE’NİN GÜLÜ’ne uzanırsanız bir HÜZÜN İKLİMİ’ne girer, orada Aşk’ı, ölü ruhlara diriliş üfleyen kaynağı bulursunuz. ZAMAN HELEZONU’nda gezerken de Kırık Mızrap’ın hicazkâr, hüzzâm ve hüseynî makamlarında yükselen nağmeleriyle titrer; aşkı, hicranı, vuslatı, inkisar ve sitemle birlikte daha çok ümidi soluklarsınız.

Kırık Mızrap şiirlerinin tamamının ilham kaynağını Sonsuz Nur; yani Medine’nin Gülü oluşturur.

Şâir, Sonsuz Nur kitabında, "Ne zaman Medine-i Münevvere’ye gitsem, O’nun kokusu beni o derece sarar ki, neredeyse bir adım ötede bizzat kendisine kavuşacak ve diriltici sesiyle ‘Merhaben, ehlen ve sehlen!’ dediğini işitecek gibi olurum."10

"Cenâb-ı Hak, o mübarek topraklara yüzümü sürmeyi nasip ettiği zaman, bana Allah Resulü’nün köyü öyle parlak, öyle parlak geldi ve orada bulunmaktan öyle rûhânî bir haz aldım ki, eğer o anda, farz-ı muhal cennetin bütün kapılarından davet edilseydim, inanın hiçbirine gitmez, orada kalmayı tercih ederdim."11 der.

MEDİNE’NİN GÜLÜ, "Kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül"e bir davetiyedir. O Gül, yeniden bütün gönüllerde açarsa, psikolojik, sosyolojik ve tarihî diriliş gerçekleşir. Çünkü, "Gönlümün Gülü" şiirinde, "Seni görmek mü’minlerin en büyük rüyâsı, / Seni görense Hak nurudur Yâ Resûlallah!"12 diyen şâir, O’nsuz dirilişin olmayacağına inanır.

MEDİNE’NİN GÜLÜ, Kırık Mızrap-2’nin ikinci bölümünün adıdır.13 Bu bölümde "GÖNÜL SULTANIM"14 şiirinde, "Gözde nûrum, tende cânım, cânânım Efendim." der. DOĞ GÖNLÜMÜN İÇİNE15 şiirinde, "Doğ gönlümün içine, onu ney gibi inlet.!" derken, İNSANLIĞIN EFENDİSİ’nde16 "Gel vur mızrabını kalbimi söylet!" diye inler.

Medine’nin Gülü, ikinci bir "Seniyyet’ül-veda" türküsünün özlemiyle biter:

"Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..
Ne olur, hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!"17 der.

Zaten şâir, her gün bu davetini tazelemekten geri kalmaz. O, dilinden düşmeyen bir duadır. Çünkü, "...Melekut âleminin bahçeleri O’nun cemalinin çiçekleriyle güzeldir; ceberut âleminin havuzları O’nun nurlarının feyziyle dolup taşmaktadır."18 Çünkü O, Allah’ın nurlarının denizi, esrarının madeni, inayetinin gözdesi, hidayetinin güneşi, hazire-i kudsün nişanlı gözdesi, huzurundakilerin imamı, mahlûkatının en hayırlısı, en sevimlisi, kulu, habibi, resûlüdür.19 Esrar semasının güneşi, nurların mazharı, celal yörüngesinin merkezi ve cemal feleğinin kutbudur."20 Bu sırra ermeyen bir ruh ölü, bir toplum da cesetler yığınıdır. Bu gül’ün diriltici kokusuyla dolmak ve olmak isteyen ruhun, O Sonsuzluk Gülü’ne kilitlenmiş kalbin duası şöyle devam eder:

"Allah’ım, beni O’nun soyuna ilhak eyle, O’nun sahip olduğu şerefe beni lâyık kıl. O’nu bana öyle tanıt ki, bununla cehalet kanallarından kurtulup fazilet pınarlarından kana kana içeyim. Bana O’nun yolu üzerinde, inayetinle kuşatılmış olarak huzuruna doğru giden yolda yardım et." 21

"Yâ Rabbi! En büyük perdedâr olan Hz. Muhammed aleyhisselâmı ruhumun hayatı kıl. O’nun ruhunu hakikatimin sırrı eyle..."22

Sonsuz Nur eserinde, "Beş yaşından beri başını secdeye koyan ve O’nun boynu tasmalı, kapısının ‘kıtmir’i olduğunu söyleyen23 şâir, "İnsan sevdiğini, bildiği ölçüde severken, bilmediğinin de hep düşmanı olagelmiştir."24 diyerek O Gül’ü sözle, yazıyla; nazım ve nesirle tanıtmayı, sevdirmeyi hayatının gayesi görmektedir. O biricik Gül, "Hz. Muhammed Aleyhisselâm, sahâbe, tabiîn, tebe-i tabiîn ve onlardan sonra gelen, kıyamete kadar da gelecek olan en büyük insanlar, ruhlara nüfuz eden bütün sofî ve mistikler, evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrebîn hepsi bir kefeye konulsa, yine o Gönüller Sultanı ve gözlerimizin ziyâsı ağır basacaktır. Çünkü varlık O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır."25

MEDİNE’NİN GÜLÜ, Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde, "İnsan-ı Kâmil"26 aynasında görülen Sonsuz Nur’dur ki bu da ayrı bir yazı konusudur; Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde bestelenen Sonsuz Nur nağmeleri ise Kırık Mızrap’tır. Hicazkâr, hüzzâm ve daha çok da Hüseyni...

Medine’nin Gülü şâirini, böylesine kolu kanadı kırık, kalbi kafesinden fırlayıp gidecek bir güvercin gibi çırpındırıp duran duyguların merkez üssü, O’ndan miras kalan ruh, O’nun bıraktığı insanlık şuuru ve sorumluluğudur. İnsanlık, O Gül’e ulaştığı zaman, O Gül, insanlığın gönül bahçelerinde açtığı, ruh iklimine bir güneş gibi doğduğu zaman, kısaca insanlık O’nu anlayıp, O’na teslim olduğu zaman şâirin feryadı bitecek, vuslatı gelecek, gurubu tulû’ olacaktır.
 
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
bekkain Nasihatler 0
C Nasihatler 6
D Nasihatler 8

Benzer konular

#2
Kalbimin sesi;136820 Ey kupkuru çölleri cennete çeviren Gül Gel o o bayıltan renklerinle gönlüme dökül Vaktidir ağlayan gözlerimi içine gül Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül [B' Alıntı:
ALLAH RAZI OLSUN CANIM ÇOK GÜZEL BİR ŞİİRDİ...[/B]
 
#4
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta
Ruhuma sisli – dumanlı bir kasvet yaymakta
Göster çehreni ki, Güneş guruba kaymakta
Aklım uzaklarda kaldığı günleri saymakta EY MEDİNE'NİN GÜLÜ..!!!


:aynen:çok güzel bir paylaşımdı :))


tesekkur kalbimin sesi:))
 

sessiz fırtına

Acemi Üye
Silver
#5
allah razı olsun gerçekten güzel bi paylaşımm bi de benden olsun

Yâ Rasûlallah

Seni sevmek dü âlemde saâdet yâ Rasûlallah
Ona vuslat da sendendir bu âdet yâ Rasûlallah

Seni sevmekle eşyayı yarattı Kadir-u Hallak
Bu sırra ermeye senden şefâat yâ Rasûlallah

Buna şâhid ve bürhandır hitabı Rabbimin "levlâk"
Senin şanın dü kevneyne seyâdet yâ Rasûlallah

Dedi Allah "Habibim, rahmeten li'l-âlemînsin sen"
Bu rahmetten kime olmaz meserret yâ Rasûlallah

Harîm-i "kabe kavseyne" eren yoktur cüdâ senden
Ulüvv-i kadrine eyler şehâdet yâ Rasûlallah

Sana derse "Habîbim" bir şerîki olmayan Allah
Habîb olman bize eşsiz keramet yâ Rasûlallah

Gönül ister ki hubbun bahrine dalsın fenâ bulsun
Kerem et âh n'olur artık, murâd et yâ Rasûlallah