Sırrı Sakık 'ın ataları

bekkain

diyâr-ı gurbet
Süper Moeratör
#1
Her konuda bilgi ve haberleri izleyen biri olarak, o gün tv nin birinde sırrı denen bdp li şahsın konuşmasını dinledim. Halk okumayınca ,söylenenlerin doğruluğunu araştırmayınca ne yazık ki kim ne söylerse hemen inanır hale gelmiştir.Rabbimizin bir çok ayette niçin, "akıllarını kullanmazlar mı?, düşünmezler mi?" ayetleride daha bir manidar oluyor...
Benim bu yazıyı yazmakta ki muradım, bu konuyu iki kişide okusa bilgi sahibi etmektir. Bir çok namaz kılan insanların pkk ya ve bdp ye verdiği oylar beni üzmekte ve halkımızı bir nebze de olsa da uyarmaktır.
Sırrı bey ne demiş. Bizi kürtçülük konusunda , mücadelemizde kimse korkutamaz. Bizim atalarımız şeyh said ,,said nursi dir.. ..
diye devam ediyor.
Ben bu konuşmayı duyunca, Ey kendini bilmez adam. Aç bir oku şeyh saidin isyan sebebinde kürtçülük mü vardır ? Bu şahıs nasıl yaşamıştır. Yaşada sizin gibi insanlara ne kadar sahip çıkar, arkanızda ne kadar durur du acep...Şeyh said hakkında çeşitli yorumlar olmakla beraber ben sizlere bir kaç tarihçinin yorumunu sunmak ve pkk ve bdp ten ayrı bir fikir yapısı olduğunu sunmak isterim..
1 – Necip Fazıl Kısakürek (Yazar):
“Şeyh Said’in Ingilizlerin adamı ve müstakil Kürtlük ideali peşinde olduğu şeni [çirkin] bir yalandır. Öyle olsaydı ilk başarılarının ardından cenup [güney] istikametinde sınıra doğru sarkar, Irak Kürtleri ve Ingilizlerle irtibat kurar ve davasına, gerilerini ve yardım kaynaklarını sağlamış olarak bellibaşlı bir çevre içinde girişirdi. (…) Bütün bu hadiselerin seyri de gösterir ki, Şeyh Said dış ve yabancı desteklerle alakalı olmaksızın sırf kendi başına ve sadece inancı uğrunda hareket etmektedir.”[1]
***
2 – Feridun Kandemir (Yazar):
“Şeyh Said’in peşine taktığı adamlarla ayaklanması suretiyle başlayan bu isyan, asla bir `Kürt isyanı´ değil, memlekette, bilhassa o devirlerde sık sık görülen mevzii ayaklanmalardan biri idi.”[2]
***
3 – Mahmut Goloğlu (Yazar):
“Islam dininin en bağnaz ve tutucu olanlarını içinde toplamış olan Nakşibendi tarikatının en çok etkili olduğu Doğu bölgesinde; hükümetin dinsizliği, milletin dinsizliğe götürüldüğü, dinin kaldırılmak istenildiği, dinin yitirilmekte olduğu, bunu önlemek gerektiği gibi söylenti ve propagandalarla devrim tepkilerinin belki de en büyüğü denebilecek olan ayaklanma başladı.”[3]
***
4 – Metin Toker (Gazeteci-Yazar):
“Şeyh Said, bir Kürt lideri gibi davranmaktan ziyade bir `karşı ihtilal´in ilk darbecisi gibi hareket ediyordu ve açtığı bayrak, hilafet bayrağıydı, şeriat bayrağıydı.”[4]
***
5 – Uğur Mumcu (Gazeteci-Yazar):
“Şeyh Said ve yargılanan diğer şeyhler, amaçlarının `Kürtlük´ olmadığını, `din uğruna kıyam ettiklerini´ söylemişlerdi. Gerçekten de ayaklanmanın kökeninde dinsel duygular yer almaktaydı. Türk-Kürt çelişkisi söz konusu bile değildi. Çelişki, laik devlet ile Nakşibendi tarikatı arasındaydı.”[5]
***
6 – Ismail Beşikçi (Yazar):
“Doğudaki aşiret reisleri, çok çeşitli görevleri bir arada yürütüyorlardı. Bazı aşiret reisleri sadece aşiret reisi olarak kaldıkları halde, bazıları aşiret reisliği ile birlikte dinî reisliği, yani şeyhliği de beraber yürütüyorlardı. Bazıları ise, hem aşiret reisi, hem dinî reis, hem de milli liderlik fonksiyonlarını benimsemişlerdi.. Şeyh Sait, böyle bir liderdir. Şeyh Sait, Palu ve Hınıs’taki çesitli medreselerin kurucusu, yani Palevi Tarikatı’nın da başı olduğu gibi, çevredeki aşiretlerin de reisidir. Bu üç fonksiyonun onda birleşmesi kendisini çok güçlü kılmış ve merkezle meydana gelen en büyük çatışmanın liderliğini yapmıştır. Fakat şurası muhakkak ki, Şeyh Sait hareketinin ulusal bir niteliği yoktur.. Şeyh Sait isyanı merkezin yetkilerine karşı yapılan ilk büyük çıkış olmuştur. Bu isyanda tamamen dinî sloganlar kullanılmış ve hareket tamamen irticai mahiyette bir hareket olmuştur. Bu hareketin geniş kapsamlı oluşunun en önemli sebebi, isyanın lideri olan Şeyh Sait’in yukarda söz konusu ettiğimiz fonksiyonlara (aşiret liderliği ve tarikat liderliği) sahip olmasıdır.”[6]
***
7 – Ilhan Selçuk (Gazeteci-Yazar):
“Şeyh Said ayaklanmasında, cumhuriyetçiler ile şeriatçılar çarpıştılar. Çatışmadaki `etnik´ renk, olayın toplumbilim açısından özünü saptıramaz. Bilimsel yaklaşım, etnik ayrımın da altını çizmekle birlikte, tarihsel dönüşümün cumhuriyetçi-şeriatçı çelişkisini öne çıkarmak zorundadır.”[7]
***
8 – Yavuz Bahadıroğlu (Yazar):
“Şeyh Said, Islam Dini adına ayaklandığını söylüyor ve herkesi `şeriatı savunma´ya davet ediyordu. Bu anlamda yayınladığı bildirilerde, `Şeriat için savaşanların lideri´ anlamına gelen bir mühür kullanıyordu. Yani bu ayaklanma resmi ağızların yansıttığı gibi, bir `Kürt ayaklanması´ değildi.”[8]

**********

KAYNAKLAR:
[1] Necip Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları, 10. Baskı, Istanbul 1990, sayfa 53, 54, 56.
[2] Feridun Kandemir, Şeyh Said Isyanı, Inci Dergisi, Sayı: 16 (28 Haziran 1952), sayfa 20.
[3] Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri (1924-1930), Başnur Matbaası, Ankara 1972, sayfa 101.
[4] Metin Toker, Şeyh Said ve Isyanı, Akis Yayınları, Ankara 1968, sayfa 17.
[5] Uğur Mumcu, Halklar Kardeştir, Milliyet Gazetesi, 03 Mart 1992, sayfa 7.
[6] Ismail Beşikçi, Doğu Anadolu’nun Düzeni, Sosyo-Ekonomik ve Etnik Temeller, E Yayınları, Istanbul 1969, sayfa 210, 212.
[7] Ilhan Selçuk, Kıyam!.., Cumhuriyet Gazetesi, 07 Ağustos 1991, sayfa 2.
[8] Yavuz Bahadıroğlu, Şeyh Said isyanı neden çıktı?, Yeni Akit Gazetesi, 23 Ocak 2011.



Said nursi hz. lerine gelince. kur an ı esas alan bir yaşantısı vardı. Irkçılık gibi düşünceleri yoktu. Kardeşlikten yaşatmaktan yana bir insandı.
said nursiyle ilgili de şu yazıyı paylaşmak isteriz...

Bediüzzaman ülkemizdeki ırk temeline dayalı sorunları da analiz etmiş, özellikle “Kürtçülük” yapanlara, şiddetle karşı çıkmıştır. Bu hususla ilgili bir hatırasını şöyle anlatır Bediüzzaman:
“ Ben Van’da iken Hamiyetli bir Kürt talebeme:” Türkler İslamiyet’e çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun? Dedim. Dedi: “ben Müslüman bir Türk’ü, fasık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alakadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyorlar.”
Bir zaman geçti, o talebem ben esarette iken, İstanbul’da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden gördüğü aks-ül amel ile o da Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bu kez bana dedi ki:” Ben şimdi gayet fasık, hatta dinsiz de olsa bir Kürt’ü salih bir Türk’e tercih ediyorum.”
Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki; Türkler, bu millet-i islâmiye’nin kahraman bir ordusudur.”
Bediüzzaman, bu görüşleriyle sanki bu günleri görür gibidir. Gerçekten de bu düşünceleri analiz ettiğimizde gerek etrafımızdaki İslam ülkelerinin, gerekse içerideki bir takım anlamsız çekişmelerin tek sebebinin sen-ben davası olduğunu görürüz. Türkiye gibi bin yıllık bir imparatorluk tecrübesi olan, islamın bayraktarlığını yapan, islamın en büyük savunucusu olan bir ülkeye kim ardını dönmüşse, kim arkadan hançerlemişse, kim kazan devirmişse bugün en acı bir şekilde bedel ödemektedir ve ödemeye de devam edecekler gibi görünüyor. İşte Filistin, Irak, Mısır, Libya, Suriye…
Tarih iade-i itibar yapıyor sanki!
Bediüzzaman’a göre İslam birliği ve ortaklığı ve dahi kardeşliği tek çaredir, reçete bellidir. Emirdağ lahikası’nda, bu konudaki görüşlerini daha açık bir şekilde ortaya koyar:
“Irkçılık fikri, Emevî’ler zamanında büyük bir tehlike verdiği ve hürriyetin başında “klüpler” suretinde büyük zararı görülmesi ve birinci Harb-i umumî’de yine ırkçılığın istimali ile mübarek kardeş Arapların kardeş Türk’lere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiye’ye karşı istimal edilebilir ve istirahat-ı umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeye çalıştıklarına dair emareler görülüyor.”
Bediüzzaman ırkçılık gibi mezhepçiliğe de karşıdır. Zira ırkçılık ve mezhepçilik ayrıştırır, uzaklaştırır, küçültür, azaltır ve zayıflatır ona göre. Ehl-i Sünnet ile Alevileri, Şiileri birbirine düşürerek İslamiyet’in hakimiyetine engel olmayı düşünen gizli münafıkların varlığından söz eder.
İslam coğrafyasında düşman olarak üç unsuru dile getirir, bunlar;
Cehalet, zaruret ve ihtilaftır.
Ancak bu üç zararlı ayrıştırıcının panzehiri olarak da;
Sanat, marifet ve ittifak gibi yapıcı, birleştirici, iyileştirici unsurları tavsiye eder.
Bediüzzaman, hiç kuşkusuz son yüzyılın en büyük din alimi ve mütefekkiri. Görüşleriyle kitleleri zihni seferlere revan eyleyen, ortaya koyduğu fikirleriyle kendisinden çok sonra bile bugün reçete mahiyetinde değer bulan Bediüzzaman’ın milliyet ve mezhep konusundaki görüşlerini tatbik etme noktasında nerede olduğumuz açık ve net bir şekilde orta yerde duruyor.
Bediüzzaman Said Nursi, ırk ve mezhep argümanlarının nasıl bir zehir olduğunu gerek eski ve gerekse yeni Said dönemlerinde de şiddetle tekrar eder ve en ufak bir çelişkiye düşmez.
Muhabbetle…
Meryem Aybike Sinan
 

bekkain

diyâr-ı gurbet
Süper Moeratör
#3
Bisi degil kardes. Unutmamak lazim tarihimozde iki said var .biri seyh daid..digeri bediuzzaman said nursi
. Bir kere daha hatirlatalim. Ha bunlarin bdp yle ilgileri yok....